Oğlum beni kapıda beklettiğinde herkes bir anda sessizliğe büründü.

Oğlum beni kapıda beklettiği o günü hatırladığımda, etrafta birden herkesin nasıl sustuğunu hâlâ unutamıyorum.

Elimde yeni pişmiş sıcak börekle, tam vaktindehatta beş dakika önceonların evine varmıştım. Bir gün öncesinden kızım aramış, torunumun ismi için küçük bir aile toplantısı yapacaklarını, sadece en yakınların davetli olduğunu söylemişti. Büyük bir davetiye ya da tören beklemiyordum. Sadece biri kapıyı açsın, yeterdi.

Bir kez zile bastım. Sonra bir kere daha.

En sonunda oğlum kapıyı ancak yüzü görünecek kadar araladı. Üzerinde ütülü gömleği vardı ve arka taraftan kahkaha, tabak çan sesleri geliyordu. Beni ve elimdeki torbayı süzdü.

Baba, bu kadar erken geleceğini söyleseydin bari, dedi.

Dilimi yuttum sanki. Geldiğim saat, iki gün önce bizzat gelinimin bir kâğıda yazıp verdiği saatti. Kapıda üşüyordum, içeriden de taze ekmek ve börek kokuları yükseliyordu. Vaktiyle o evin kışında kömürünü, odununu götürdüğüm evdi, oğlum daha ayakkabısını kendi başına giyemediği yıllarda.

Erken mi geldim? dedim usulca. Sadece beş dakika etti.

Oğlum, sanki ben ona sorun çıkartıyormuşum gibi derin bir iç çekti.

İçerde misafirlerimiz var. Şu an pek uygun değil, dedi.

Tam o sırada, arkasından biri, takım elbiseli, elinde tabakla bir iş arkadaşı gözüktü. Önce bana, sonra ona baktı. O anda hiç laf söylenmesine gerek kalmadı, her şeyi anladım. Oğlumun kendisi benim geldiğimden utanıyordu.

Eski ceketimden, yıpranmış ayakkabılarımdan, ellerimden utandı. Ellerim hâlâ çalışmaktan kokuyordu çünkü vardiyamı bitirip doğruca gelmiştim.

Adamı içeri davet etmeyecek misin? dedi iş arkadaşı.

Oğlum tuhaf bir tebessümle yanıtladı:

Babam… Sadece başka akraba beklemiyorduk, dedi.

Başka akraba…

O sözler tokat gibi çarptı bana. O an ne babaydım, ne de annesini kaybettikten sonra onu tek başına büyüten adam Ne de dededen kalma tarlayı satıp, o evi alabilmesi için ilk peşinatını veren kişi. Sadece diğer akrabalardan biriydim.

Elimdeki torbayı uzattım.

Börek getirdim. Çocuk için.

Hemen almadı torbayı.

O sırada gelinim koridordan göründü. Beni görünce yüzü bembeyaz oldu.

Aman Allahım, neden dışarıda duruyorsunuz? Buyurun içeri, dedi.

Ama oğlum hemen lafa girdi:

Gerek yok. Babam acele ediyor.

Oğluma baktım. Gözünü bile kırpmıyordu.

O zaman içimde bir şey kırıldı. Gösterişli değil, sessiz Tam anlamıyla bitti bir şeyler.

Torbayı kapının yanına yere bıraktım.

Acelem yok, dedim. Sadece meseleyi anladım.

Merdivenlerden yavaşça indim, kimse bacaklarımın titrediğini görmesin diye. Arkamdan gelinimin oğluma fısıldadığı sert cümleleri ve içeriden bir çocuğun, Dede mi geldi? diye seslendiğini duydum. Ama kimse arkamdan gelip beni çağırmadı.

Otobüs durağı epey uzaktı, ama yürümeyi seçtim. Dışarısı soğuktu, ama içimdeki hava daha soğuktu. Yol boyunca kendi kendime, Büyüttüğün bir insan için göz yaşı dökülmez, deyip durdum. Belki de bu yüzden bu kadar ağır geldi bana.

Ertesi gün aramadım onu.

Bir hafta sonra da aramadım.

Bir ay sonra kendisi aradı. Sıkkın bir sesi vardı.

Ne oluyor sana? Çocuk sorup duruyor, neden gelmiyorsun, diye.

Evvelden olsa yine yutkunur, yine bir bahane bulur, yine elimde torbayla giderdim, aileden bir parça kopmasın isterdim. Ama bu kez oturdum, biraz sustum, sonra sakince konuştum:

Kapısında bekletildiğim eve gitmem.

Sesini çıkarmadı.

Hayatında ilk kez elinde hazır bir cevap yoktu.

Öyle değildi, dedi kısık sesle. Sadece insanlar vardı.

Zaten, dedim, insanın asıl içindekini gösterdiği insanlar arasında kendini belli eder.

Kapatırken öfke yoktu içimde. Sadece kendime saygım vardı.

İki hafta daha geçti. Bir cumartesi günü, kapım çalındı. Açtım, oğlum karşımda. Bu sefer gömleksiz, perdesiz, başı öne eğilmiş. Yalnız. Elinde börek tepsimi, tertemiz yıkamış, üstüne bez sarmış.

Gözleri kıpkırmızıydı.

Baba, dedi, utanıyorum.

Ne kucak açıp koştum, ne de sessizlikle cezalandırdım. Sadece beklettim onu, tıpkı onun beni kapısında beklettiği gibi. Ağırlığın ne demek olduğunu bilsin istedim.

Sonra çekildim yana, İçeri gir, dedim. Ama unutma: Bu evde yeri içerde olan kimse kapı önünde bekletilmez.

O ağlamaya başladı, ben ağlamadım.

Çünkü bazı acılar kolay dinmez. Fakat bazen, insan sükûnetle ve sınırlarını koruyarak asıl dirayetini gösterir.

Şimdi dönüp bakınca, o gün geri çekilmekle doğru mu yaptım, yoksa hemen affetmeli miydim, diye düşünmeden edemem.

Rate article
Lifequest
Oğlum beni kapıda beklettiğinde herkes bir anda sessizliğe büründü.