Köyden beş kişilik akrabamız bir haftalığına bizim tek odalı evimize misafirliğe geldi. Onları villada ağırlamaya alışkın sanıp, benim yeşil beneklerle dolu (sözde su çiçeği olmuşum gibi) halimle karşıladım!

Köyden akrabalar beş kişi hâlinde haftalık misafirliğe bizim minicik bir artı bir evimize gelmeye karar verdiler. Onları karşılayan ben ise baştan aşağı yeşil noktalar içindeydimsözde suçiçeği.

Cumartesi sabahım, kahveyle değil de bir telefonun beklenmedik sesiyle başladı. Ekranda endişe verici bir şekilde Hala Şehnaz yazıyordu.

Ayşecik, hazır ol bakalım! halamın sesi, alarmdan daha enerjik ve yüksekti. Çoktan otobüse bindik, sabah oradayız! Sürpriz yapalım dedik: Hem Ankarayı görelim, hem de sizi ziyaret edelim. Sonuçta akrabayız!

Duyduklarımı idrak etmeye çalışarak yatağa oturdum. Cümlenin en ürkütücü kısmı “biz” kelimesiydi.

Kim bu “biz”, hala Şehnaz? temkinli sordum, aynı anda elimle eşime dürtük atarak bir an önce uyanmasını istedim.
Kim olacak ki! Ben, enişten Vedat, kızım Gülhan, damadı ve torunum Hüseyin. Merak etme, hiç nazımız yok, bize bir geceleme yeri yeter, gündüz zaten dışarıda gezeceğiz!

Beş kişi. Üstüne biz de varız. Toplam otuz dört metrekarelik bir odalı evde, neredeyse boş alan kalan tek yer, antredeki paspas ve koltuğun önü.

Sessizce telefonu kapatıp eşime baktım. Gözlerindeki saf dehşet, anında ülkeden kaçma ya da en azından ekmek almaya çıkıp bir hafta dönmeme isteğiyle karışıktı.

Saflık bazen hırsızlıktan beterdir
Üç yıl önceki ziyaretleri hemen gözümde canlandı. O zaman “sadece” üçtüler ama o hafta uykumda kâbus gibi hâlâ karşıma çıkar. Eniştem Vedat balkonumda sigara içip külü doğrudan çiçeklerime silkeleyerek Böyle toprağı beslersin derdi. Halam ise küçücük mutfağımda bana mercimek çorbası yapmayı öğretiyordu: Evladım böyle doğranmaz, bak şimdi gösteririm. Eşimle ben ise sabahına havası inmiş şişme yatakta yerde uyanırken, misafirlerimiz kraliçe gibi kanepede yatarlardı.

Şimdi beş kişilerdi. Gülhan ve damadı gürültücüdür, oğulları Hüseyin ise yedi yaşında yıkım ekibi gibi, yasak kelimesi onun için adeta meydan okuma demek.

Kesin söylememiz lazım, gelmesinler, dedi eşim gözünü tavana dikip.
Nasıl olacak ki? iç çektim. Çoktan yoldalar. Dönün mü demeliyiz? Hem sen de bilirsin hala Şehnazı; bir yığın ahbap akraba muhabbeti, Sen akrabalığı unuttun, Ben seni küçükken büyüttüm vs Sonra tüm köy arkamdan konuşacak, annem de üzüntüden tansiyonu yükseltecek.

Diplomasi işe yaramazsa
Mutfakta oturup kahve içerken, her seçeneği düşündük: Onlara ev kiralamak hayal, arabanın tamirinden sonra bütçe epey sarsıldı. Onları eve bırakıp biz arkadaşlara mı kaçsakkim bizi bir hafta alır? Kapıyı hiç açmasak? Saatlerce kapıda beklerler, yetmezse muhtarı çağırırlar.

O sırada aklıma bir fikir parladı. Herkesin kaçacağı ve asla tartışamayacağı bir şey gerekiyordu.

Suçiçeği, fısıldadım.
Ne? dedi eşim anlamayarak.
Suçiçeği, karantina. Yetişkinlerde korkunç, ateşi yüksek, iz bırakıyor!

Eşim şüphelendi:
Ya daha önce geçirdilerse?
Halam ve eniştem kesin geçirmemiş, annem anlatmıştı. Gülhanı bilmiyorum ama çocuğunu riske atmazlar.

Yeşil kamuflaj
Otobüslerinin varmasına dört saat kalmıştı. Eski bir batikon bulup eczaneden aldığım yeşil boyayı yüzüme döktüm.

Cömertçe sür, dedim eşime, yüzümü uzatarak. Alın, yanaklar, boyun, eller, ne kadar korkutucu olursa o kadar iyi.

Eşim gülmemek için zor tuttu; yeşil yeşil benekler yaparken aynada tanıyamadığım bir yaratık vardı karşımda. Üzerime bol bir sabahlık geçirdim, boğazıma renkli bir fular sardım, saçları iyice dağıttım.

Ben ne olacağım? dedi eşim.
Sen temaslısın, bulaştırıcısın. Daha da korkunç.

Hikâyemizi prova ettik: Bir gün önce ateşim çıkmış, doktor gelmiş, mutasyonlu virüs, karantina şart, herkese bulaşır demiş.

“Bir çayımızı için bari?”
Zil tam vaktinde çaldı. Kapının önünde valizler, cümbüş ve ağlayan Hüseyin. Ben ölü taklidiyle nefes alırken eşim kapıyı az bir aralık bıraktı, geçit vermeden.

Eniiiiştee! Karşılamaya gelmeyecek miydiniz? Eniştem Vedat aradan sıyrılmaya çalışıyor.
Durun! dedi eşim. İçeri girmeyin, başımıza iş geldi.

O anda ben de ağır adımlarla göründüm; terliklerimle sürünerek, duvarlara tutunarak, soluk soluğa.

Merhaba kısık bir sesle. Affedin… Ben çok hastayım, suçiçeği en ağırından Doktor, sadece nefes alarak bile bulaşıyor dedi.

Merdivenlerde bir anda derin bir sessizlik oldu. Herkes gözünü benim yeşil lekelerime dikti.

Suçiçeği mi?! Gülhan hemen oğlunu sakladı. Otuz yaşında?

Bağışıklık dedim bitkin bir şekilde. Ateş izler

Tam halamın kafasında, beleşe konaklama ister misin yoksa sağlık korkusu mu üstün gelir, ikilemi yaşanıyordu.

Vedat, sen geçirdin mi?
Hatırlamıyorum… Sanmam eniştem asansöre doğru geri çekildi.
Ben de geçirmedim! Gülhan panik halinde bağırdı. Anne ya, otele gidelim hemen!

Ya eşin? dedi hala Şehnaz kuşkuyla.
Ben sıradayım, dedi eşim boynu bükük. Beraber yatıyoruz, mesele zamanla ilgili

Bu kadarı yetti. Bir arada hasta iki kişiyle bir odayı paylaşmak misafirlere uzaktan bile cazip gelmedi.

Geçmiş olsun, dedi eniştem, asansör butonuna basıp. Getirdiklerimizi de alalım, otelde lazım olur.

Asansör indikçe valizler, kavanozlar ve en önemlisi sorunlarımız onlarla birlikte uzaklaştı.

Bıçak gibi kesildi
Kapıyı kapatınca eşim kahkahadan sırılsıklam yere oturdu. Ben de aynadaki halime bakıp katıla katıla güldüm.

Oteli çabuk bulmuşlar. Paraları da varmış meğerama niye kendi ceplerinden harcasınlar ki, bedava ev varken?

İki gün sonra annem aradı:
Ayşe, niye haber vermedin? Hala Şehnaz, yemyeşil olmuşsun, ölecekmişsin gibi anlatıyor!
Atlattım bile anne, dedim sevinçle. Allaha şükür, yeni ilaçlar harika!

Gerçeği anlatmadım. Zayıf bağışıklıklı bilineyim de, kötü kalpli demesinler.

Yeşil boyayı sildik, hafta sonunu eşimle baş başa, pizzalar söyleyip her santimini özgürce kullandığımız evimizde huzurla geçirdik.

Rate article
Lifequest
Köyden beş kişilik akrabamız bir haftalığına bizim tek odalı evimize misafirliğe geldi. Onları villada ağırlamaya alışkın sanıp, benim yeşil beneklerle dolu (sözde su çiçeği olmuşum gibi) halimle karşıladım!