Üç ay süren bir yokluğun ardından eve dönen milyoner, kızını görünce gözyaşlarına boğuldu.
Geri dönüş yolculuğu sanki hiç bitmeyecek gibiydi ama Sinanın heyecanı ona uyku vermiyordu. Tam üç ay Doksan gün boyunca süren anlaşmalar, toplantılar, alınan riskli kararlar; hepsi servetini katlamıştıama ona en kıymetli şeyini, kızına ayırabileceği zamanı kaybettirmişti.
Başarılarının yazıldığı gazeteleri, iş dünyasındaki dedikoduları hiç düşünmüyordu. Sadece Defneyi düşünüyor; onu tekrar görmenin hayalini kuruyordu. Sinan, Defnenin kollarını açıp neşeyle ona koştuğu anı gözlerinin önüne getirdi sıklıkla. Havalimanından çıkmadan önce de, yüzünde mutluluk parlasın diye ona dev bir peluş ayı almıştı.
Sinan Bey, geldik. dedi şoförü.
Evin kapıları açıldı. İçeride tuhaf bir sessizlik hâkimdi: Ne oyuncaklar, ne de çocuk kahkahası vardı. Defne ortalıkta yoktu.
Evin içi soğuk ve yabancı hissediliyordu. Aile fotoğrafı duvardan kaldırılmış, yerine büyük bir Melis tablosu asılmıştı.
Safiye? diye seslendi Sinan.
Gözleri kızarmış yardımcı kapıda göründü. Defne dışarıda, efendim.
Sinanın kalbi hızlandı. Cam kapıyı hızla açıp bahçeye koştu. Gördüğü manzara dizlerinin bağını çözdü.
Güneşin altında, bahçenin ortasında, Defne yaşından büyük siyah bir çöp torbasını sürükleyerek taşımaya çalışıyordu. Elleri titriyor, üstü başı toprak içindeydi.
Az ileride Melis, buzlu kahvesini soğukkanlılıkla yudumluyordu.
Defne!
Küçük kız dizlerinin üzerine çöktü. Babasını görünce korkuyla irkildi. Baba özür dilerim birazdan bitiyor ne olur kızma
Sinan göz yaşlarıyla kızına sarıldı. Sana ne yaptılar canım benim
Defnenin cevabı, Sinanın dünyasını altüst etti.
Defne babasının gömleğine sımsıkı sarıldı, sanki bir daha kaybolmasından korkuyordu. Minik sesi titreyerek çıktı.
Melis abla dedi ki, yardım etmem gerekiyormuş Şımarık çocuklar bu evde yeri yokmuş. Eğer iyi çalışırsam, belki sen de bana daha çok bağrına basarsın, dedi
Sinanın içi cız etti.
Çalışmak mı? Bir çocuk, babasının sevgisini hak etmek zorunda mı?
Defne başını öne eğdi.
Bir de senin sırf benden dolayı eve dönmediğini söyledi. Yüküm diye Ben de faydalı olmaya çalıştım ki, belki sen dönersin diye.
Kızının bu sözleri, Sinanın bugüne kadar yaşadığı tüm kayıplardan daha çok canını acıttı. Defneyi küçük bir çocukken kucağına aldığı gibi yeniden havaya kaldırdı.
Sen benim her şeyimsin, Defne. Hiçbir şey hiçbir şey senden daha önemli değil.
Sinan, yüzü kararlı ve soğuk bir ifadeyle içeriye girdi. Melis, Sinanın gözlerindeki öfke karşısında şaşkınca ayağa kalktı.
Eşyalarını topla. Şimdi bu evden gidiyorsun.
Sesindeki kararlılık buz gibiydi.
Ardından Safiyeye dönerek, Bir daha bu kapıdan girmesin! dedi.
O akşam Sinan tüm iş görüşmelerini iptal etti. Defnenin yatağının kenarında otururken, gerçek zenginliğin banka hesaplarında değil, Defnenin minik kollarında olduğunu ilk kez tam anlamıyla anladı.
Hayatta asıl önemli olanın, parayla alınamayacak sevgi ve beraberlik olduğunu o an gerçek anlamda kavradı.



