AŞKTAN NEFRETE BİR ADIMDA GEÇİLİR

AŞKTAN NEFRETE BİR ADIM

İlkokul birinci sınıftan beri Zeliha Kurtu doğuştan gelen zayıflığından dolayı kıskanıp dururdum. O cılız kız, en yakın arkadaşım olmuştu. Sınıfta iki yıl üst üste kalan, notları berbattı Murat Baran, daha dokuzuncu sınıfta bize lakap takmıştı. Zelihaya Zeliha Hanım derdi; ne zaman o sınıfa girse Murat ellerini birbirine kavuşturup tebessüm ederek:
Beş dakika, beş dakika! Az mı çok mu? diye takılırdı.
Zelihanın yüzü de keyifli bir gülümsemeyle aydınlanırdı. Yavaş adımlarla sıraların arasında yürür, kemikli kalçalarını sallayarak dolaşırdı.
Ben ise zil çalınca sınıfa kimseye görünmeden, sessizce girmeye uğraşırdım. Her zaman da başaramazdım. O zaman Murat,
Hoşgeldiiiiin Zeliha Öğretmeniiiiiim!
diye bağırmaya başlardı.
Ardından sesini açıp şarkı söylermiş gibi:
Ulu çayın suları akar da akar
Benim yüzüm kıpkırmızı kesilirdi. Yaşlar yanaklarımdan süzülür, hiç de kız gibi olmayan göğsüme düşerdi.

Zeliha beni korurdu. Defterle Muratın kafasına vurur, Mal mısın oğlum sen? diye çıkışırdı, arkasından öyle içten gülerdi ki, kadın güzelliğinin verdiği o kendine güvenle herkesin içini açardı. Bütün sınıf bilirdi ki Murat ile Zeliha birbirine vurgundu. Ama kimse Zeliha Kurt nasıl arı gibi tatlı bir kızken benimle in gibi Tuğba Sönmezle arkadaşlık ettiğini anlamazdı. Sönmez de bendim.
Ben de anlamıyordum neden Zeliha benimle arkadaşlık ediyordu. O ise sinirlenir, anlatırken hep sesi yükselirdi:
Aptal mısın Tuğba! Bak, hani çalışkan olabilmişsin ama arkadaşlık vücutla, gözle falan olmaz. Sen iyi bir insansın kızım! Herkes zayıf olmak zorunda mı? Ünlülere baksana, bir sürü şişman var aralarında, yine de hepsini seviyor insanlar!
Ünlüler umurumda değildi. Zaten kimse umurumda değildi, Murat Baran hariç. Murat ise sadece Zelihayı umursuyordu. Onsuz baktığında gördüm; sanki dilenciden kaçınırmış gibi çevirdi benden gözünü. Arada laf sokardı, ya da bana yüzünü dönerdi.
Yeni yıl gelmeden canıma tak etti, anneme yalvarıp başka bir okula geçtim. Annem dilekçeyi yazdı, evrakları aldı, okulla işim bitti. Yeniden bir hayat başlayacaktı bana, geriye bir tek Zeliha kaldı.
En yakın arkadaşım bana çok kızdı. Küsüp hain diyerek gitti, kapıyı çarptı. Ama hemen vazgeçip geri döndü, kapı ziline basmaya başladı.
Kapıyı heyecanla açtım, gülümsemem de yüzümde Donakaldım. Karşımda Murat Baran vardı. Öfkeyle, açılmış montuyla, bere takmamış, üzerinde karlar:
Ne yapıyorsun Tuğba? Okulu yıl ortası niye bırakıyorsun? Beş ay sonra sınav var, kaçıyor musun? Sözüm ona, bak buraya!
Ne dediğini duydum, ama anlayamadım. Sanki büyülenmiş gibiydim karşımda Murat Baran, bizim evin kapısında. Ne kadar yakışıklı olmuş! Yüzü soğuktan kırmızı, gözleri parlıyor. O kadar etkilendim ki, beklenmedik bir cesaretle:
Ne oldu, başka zavallı bulamazsan diye korktun galiba! dedim.
Seni başka kimseye benzetemem Tuğba, tek sensin böyle! dedi. Sertçe kolumdan çekip dışarı çıkardı, sardı beni.
Hayır, sarılmak gibi değildi! Sarılmak nazik olur, bunda ise çaresizlik vardı. Sanki beni bırakmak istemiyor, alıp götürecekmiş gibi. Bir eliyle kafamı, sert yün kazağına bastırdı, kıpırdamama izin vermedi; diğer eli belimdeydi. Hapsolmuştum. Ama korkmadım. Hatta huzurluydum, sanki rüya gibi. Hayalimden mi bildi acaba? Yoksa alay etmek için mi yaptı? Belki de anlamıştır diye korktum, birden ağlamaya başladım. Hıçkıra hıçkıra uzun uzun ağladım. Göz yaşlarım bitince sakinleştim. Birkaç kez burnumu çektim ve Muratın yavaşça, yumuşakça beni sallayarak:
Ağla, Tuğba. İçini dökmek istiyorsan, ağla Annem hep öyle der bana. Bir de der ki, oğlum sen de akılsızsın. Hoşlandığın biri olursa yüzüne söyle der. Ama ben utandım işte. Sen çalışkan, tıp okuyacaksın, bense ancak şansım varsa teknik liseye gireceğim. Ya aileni ikna edemezsem? Kim ister ki kızına böyle düşük notlu damat? Ama ben aptal değilim! Araba tamircisi olmak istiyorum, makineleri seviyorum, seni de.
Peki ya Zeliha?
Zeliha mı, Tuğba? O da yakında nikâh şahidimiz olur! dedi. Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım, fısıldadım:
Senden nefret ediyorum
Güzel! Aşktan nefrete bir adım! Sever de olursun, dedi, gülümseyerek.
Otuz yıl geçti
Evlilik yıl dönümünü kutlamayız, ailemizin başladığı günü kutlarız. Bugün otuzuncu yıldayız. Önce baş başa, sonra kızımla üç kişi, dört yıl sonra oğlum da katıldı aramıza, dördümüz beraber kutladık.
Akşam yine en sevdiklerimizle toplanacağız. Oğlumuz sevgilisiyle gelecek. Canım arkadaşım Zeliha da eşiyle ve oğlu ile katılacak. Sadece kızım olmayacak masada. Çünkü kızım dünden bu yana çok önemli bir şeyle ilgilenmekteydi. Bize geceden bir hediye hazırlıyordu: Bu sabah bir kız çocuğu doğurdu Zeliha adını verdiler. Hem beni hem de Zelihayı babaanne yaptılar.

Hayat insana öyle sürprizler hazırlıyor ki Yıllar önce ailemeselelerini kendine dert eden, gururunu zayıf gören ben, şimdi sevgiyle, dostlukla, aileyle büyüdüm. İnsanın kalbi güzel olduktan sonra, hayat her daim başka bir yolunu gösteriyor.

Rate article
Lifequest
AŞKTAN NEFRETE BİR ADIMDA GEÇİLİR