Boşuna dememişler: “Allah bir evlat verirse, arkasından bir evlat daha verir.”

Biliyor musun, ben de çocukken yetimhanede büyüdüm. Annemle babamı kaybettikten sonra, akrabam da çıkmadı, haliyle beni devlet korumasına aldılar. On sekizime bastığım an, hemen çalışmaya başladım. Okumaya maddi gücüm de yoktu zaten. Çalışkan bir kızdım hep; ne iş verilirse kabul ederdim, korkum olmadı. Sonra bir gün, Baranla tanıştım. Zamanla aşık olduk, birlikte yaşamaya başladık. İlişkimiz güzeldi, kavga gürültü olmazdı, el ele verirdik her işte.

Ama Baran, beni hiçbir zaman eşi olarak görmek istemedi, halbuki ben gerçek bir aileye o kadar çok hasrettim ki Tam dört yıl birlikte yaşadık, sonra hamile kaldım. Hamile olduğumu öğrenir öğrenmez Baran, arkasına bile bakmadan kaçtı. Geride sadece “Ben şu an çocuk istemiyorum. Annemle babam sana para gönderecek, kurtulursun bu işten” yazılı bir not bıraktı.

Evet, ailesi para yolladı; ama ben asla çocuğumdan vazgeçmem dedim. Ne kadar zor olursa olsun, çalışır yine de o yavruyu doğururdum.

Bir gün komşum beni karnım burnumda görünce, işte o anda bana;

Ben sana demedim mi evlenmeden adamla yaşanmaz diye? Şimdi ne yapacaksın, bak ben dedim sana, şimdi tek başına annesin, dedi.

Çok dokundu bana o lafı, bayağı da tekrar etti sağda solda.

Hamileliğimde işler daha da zorlaştı. Ama tek şansım vardı: Müdürüm durumumu anladı, hatta maaşıma üç beş kuruş ekledi. Hiç beklemediğim iyilikler de geldi sonra. Hiç tanımadığım insanlar yardım eli uzattı.

Bir gün evde oturuyordum, kapı birden çaldı. Karşıma elinde çantayla bir kadın dikildi. Meğersem mahalle komşum, sokağa yaymış durumu; herkes bana bir şekilde yardım etsin diye. Anneler, kadınlar; bir sürü kıyafet, oyuncak, bebek eşyası getirdi. Sonrasında cebime para koyan çıktı apartmanımızın yaşlı kapıcısı bile çıktı, bana ve bebeğime destek olmayı alkışladı.

Hayatta hiç düşünmezdim, en muhtaç anımda yabancı insanlar imdadıma yetişecek diye. Allah razı olsun, ev sahibim bile kiramı indirdi. Böylece, bunca insanın desteğiyle hem çocuğumu dünyaya getirdim, hem de büyütebildim. Resmen bütün apartman çocukla büyüdük.

Yıllar geçti, şimdi Baran oğlunu görmek istiyor. Hayatını toparlayamamış. Anne babası da torun diye sorup duruyor. Şimdi arada kaldım biliyor musun, izin versem mi vermesem mi diye düşünüp duruyorum işteAma ben, yıllar önce kapıma bırakılan o parayla değil, bana açılan kalplerle hayata tutundum. Oğlum, başı dik ve seven bir çevreyle büyüdü. O apartmanda, anneliğime sahip çıkan, bana ablalık eden o kadınlarla, her bayram sarılıp gözlerimizi doldurduk. Oğlum büyüdü, bana yaslanmadan önce ben ona yaslandım.

Şimdi Baran kapımı çalıyorsa Bilirim ki oğluma anlatacak bir sürü bahanesi, bana ise geçmişte eksik kalan bir sayfası vardır. Ama ben artık kimsenin yarasına merhem olma telaşında değilim. Oğlumun elini sımsıkı tuttum; birlikte o kapıyı araladık. Gözlerinde sorularla bana baktı. Eğildim, kulağına fısıldadım: Biz eksik değiliz, oğlum. Aile, kan değil, yürekten olur. Bizim yüreğimiz çok büyük.

Baran şaşkın, suskun ve pişman öylece kapıda kaldı. Biz ana oğul arkamızı döndük; içeri, bizimle ağlayan, gülen ailemizin yanına döndük. Dışarıda kalanlar en çok da içlerinde üşür, biliyorum. Ama biz sıcak bir sofranın, paylaşmanın kıymetini çoktan öğrendik.

Ve ben her gece oğlumu uyuturken ona şunu söylüyorum: Hayatta insanı yarı yolda bırakmazlar, oğlum. Asıl yarı yolda yürüyenler, yol boyunca yanında elini sımsıkı tutanlardır.

Rate article
Lifequest
Boşuna dememişler: “Allah bir evlat verirse, arkasından bir evlat daha verir.”