Yeni eve krediyle mi çıktınız? diye sevinçle bağırıyor Nevin Hanım. Ah ne güzel, kızım! Gerçekten harika!
Elifin telefondaki sesi neşeli, arkadan damadı Kürşatın bir şeyler söylediği duyuluyor.
Anne, niye öyle bağırıyorsun, komşular duyacak…
Duyarlarsa duysunlar! gülümseyerek karşılık veriyor Nevin. Ne zaman geliyorum bakmaya? Bugün mü, yarın mı? Elmalı o meşhur kurabiyeden yaparım, Kürşatın en sevdiği.
Bir an duruyor Elif.
Cumartesi gel, tam eşyaları yerleştirmiş oluruz.
Cumartesi günü Nevin Hanım yeni apartman dairesinin ferah salonunda tam ortada duruyor, yüksek tavanlara, geniş pencerelere, yeni boyalı duvarlara çevresini döne döne bakıyor. Binada taze boya ve ahşap kokusu hakim.
Mutfak kocaman, düşün! anlatıyor Elif annesine. Balkon kapalı, ilerde bebek arabasını koyarız oraya.
Ne güzel olmuş, Nevin duvara dokunuyor. Kürşat, harika iş başarmışsınız!
Kürşat başını hafifçe eğip gülümsüyor.
Ne yapalım, çalışıyoruz işte Nevin Hanım.
Öğlen yemeğinde Nevin Hanım ikinci dilim elmalı kurabiyeyi tabağına alıp, sabahtan beri dilinin ucunda gezinen konuyu açıyor:
Çok merak ediyordum sizi, bilseniz ne kadar. Elif yedinci ayında; kiralık evde oturuyordunuz, ev sahibi ne zaman isterse çıkaracak sizi, olur mu öyle şey?
Elifin gözleri Kürşatla buluşuyor. Nevin fark ediyor, kızı dudaklarını belli belirsiz büzüyor.
Anne, biz idare ettik.
Ettiniz tabii, Nevin çatalla tabağına vuruyor. Ama ben geceleri uyuyamıyordum. Aklım sizdeydi. Ya bir şey olursa diye. Çocuğun huzura ve kendi evi olmasına ihtiyacı var!
Kürşat sessizce öksürüyor, tabağını itiyor.
Taksit az değil tabii Ama hesabımızı yaptık.
Çok mu yüksek? Nevin tedirgin.
Orta, Elif araya girip cevaplıyor. İstanbul için gayet uygun.
Nevin, kızının gergin omuzlarına, Kürşatın masa örtüsündeki deseni inceleyişine bakınca, ikisinin de aslında endişeli olduğunu anlıyor. Ama belli etmek istemiyorlar.
Bakın, diyor Nevin ciddi şekilde, yardım edeceğim, bu konu kapalı. Kürşatın ailesi de destek olacak, değil mi?
Söz verdiler, başını sallıyor Kürşat. Annem her ay güçleri yettiğince vereceklerini söyledi.
Bak işte! Nevin arkasına yaslanıyor. Hep birlikte altından kalkarsınız. Tek başınıza değilsiniz.
Elif hafif bir tebessüm ediyor ama gözündeki kaygı sönmüyor…
Martta Mert doğuyor; tombul, sağlıklı, bağıran bir bebek. Nevin Hanım her hafta geliyor, çorba pişiriyor, bez yıkıyor, yeni bebek arabasında torunu Merti apartman bahçesinde gezdiriyor.
Hayat rayına oturuyor. Kürşat işte terfi alıyor, Elif ikinci çocuktan bahsetmeye başlıyor.
İki yıl sonra, Defne dünyaya geliyor; daire yine çocuk kahkahaları, oyuncak yığını ve uykusuz gecelerle doluyor. Nevin kızının gözlerindeki mutluluğa bakıyor; demek ki her şey olması gerektiği gibi gitmiş.
Sonra Kürşat işten çıkarılıyor.
Nevin bunu hemen öğrenemiyor. Elif lafa dolanıyor, iyiyiz sadece yorgunuz diyor. Gerçek ise Nevinin birdenbire uğrayıp, kızını kağıt yığınları başında ağlarken yakalamasıyla ortaya çıkıyor.
Anne, yetişemiyoruz, diyor Elif sessizce. Üç aydır taksitleri ödeyemedik. Banka her gün arıyor.
Nevin elinden geleni yapıyor, akrabadan, dosttan para topluyor, ama yine de yetmiyor. Kürşatın ailesi de artık zor durumda; kayınpeder hastaneye yatmış.
Yarım yıl sonra ev bankaya geçiyor…
Nevin, arkadaşı Zeynepin evinde oturuyor, elindeki çayı içemiyor.
Şimdi bir odalı evdeler, Nevin kupayı sıkıyor. İki çocuk, Zeynep. Mert dört, Defne iki yaşında. O evde büyüyemezler! Hep üst üste, dört kişi bir odada!
Zeynep başını sallıyor.
Aman Allahım Nevin, çok kötü bu!
Ben halledersiniz dedim, Nevin gözyaşlarını siliyor. Yardım edeceğime söz verdim. Ama ne yapabilirim? Emekli maaşıyla, arada ufak tefek işler… Onları ben cesaretlendirdim, her şey güzel olacak dedim!
Bunu bilemezdin ki, hayat bazen böyle, diyor Zeynep.
Bir şey değişiyor mu sence? Nevin bardağı kenara bırakıyor. Bu çocuklara, Elife kolay mı geliyor?
Nevin başını ellerine gömüyor. Kızının sonunda düzene girdiğini sanıyordu, ama işler daha da sarpa sardı. Eskiden tek başlarınaydı kirada; şimdi iki çocuğuyla daha kötü…
Zaman geçiyor…
Elif ve Kürşat sonunda borcu bankaya kapatıyor. Aylar sonra gelen bu haber hepsi için moralleri yükseltiyor.
Şimdi ne yapacaksınız? diyor Nevin.
Yeniden ev biriktiriyoruz, diyor Elif. Bu kez daha küçük bir şey alırız belki.
Olsun, onaylıyor Nevin. Yeter ki kendinizin olsun.
İki yıl daha geçiyor. Mert altı yaşına giriyor. Doğum günü için kocaman bir kutu alıp geliyor Nevin. Oyuncak dükkanında üç saat dolaşıyor, arabaların ve garajın olduğu, Mertin kıştan beri hayalini kurduğu o seti bulana kadar.
Babaanne! diye koşuyor Mert, boynuna atlıyor. Bu bana mı?
Sana tabii, Nevin torununu öpüyor. Bak, bir şey daha var.
Nevin çantasından bir zarf çıkarıp Merte uzatıyor. Çocuk içine bakıyor, gözleri şaşırmış kocaman açılıyor.
Kaç para var ki?
On bin lira, eğiliyor yanına Nevin. Yeni telefon istemiştin ya, başla biriktirmeye. Babaannen yanında olacak.
Mert zarfı göğsüne bastırıp, Defneye hediyelerini göstermeye koşuyor. Elif mutfakta kapı eşiğinde olanları izliyor; ama yüzündeki garip ifadeyi Nevin fark etmiyor.
İki hafta sonra Nevin, torununu arıyor. Mert üçüncüde telefona çıkıyor.
Alo, babaanne!
Canım benim, nasılsın, neler yapıyorsun?
İyiyim! coşkuyla anlatıyor Mert. Bana yeni yazlık kıyafetler aldılar, şort, tişört, ışıklı spor ayakkabı bile var!
Nevin bir an şüpheleniyor.
Hangi kıyafet? Parayı nereden buldular?
Annem senin verdiğin parayı aldı, umursamazca söylüyor Mert. Telefonu sonra alırız, önce kıyafetler lazımmış.
Nevin elinde telefon, kalbi daralarak kala kalıyor.
Anneni çağır bana, diyor kısık sesle.
O şimdi meşgul.
Tamam, Nevin buruk gülümsüyor. Hadi hoşça kal, canım.
Daha sonra on dakika boru gibi kalıyor. Sanırım yeniden Elifin aklını başına getirmesi gerekecek!
…Ertesi gün Nevin sabah erkenden Elifin evinin kapısını çalıyor.
Bunu nasıl yaparsın? kızgınlıkla soruyor Nevin. O parayı ben Merte verdim! Ona, sana değil!
Elif yorgun bir şekilde gözlerini kapatıyor.
Anne, lütfen sakin ol.
Ne sakin olacağım? karşılık veriyor Nevin. Çocuk telefon hayali kuruyordu! Parayı özellikle ona verdim, biriksin diye! Sen kalkıp harcamışsın!
Elifin yüzü taşlaşıyor.
Anne, ben gerekli olanı yaptım.
Gerekli mi? Nevin iyice sinirleniyor. Başkasının parasını şorta harcamak mı?
Çocuğun yazlık kıyafeti yoktu, sakince karşılıyor Elif. Başka paramız yoktu.
Bana sormak aklına gelmedi mi? Nevin bir adım yaklaşıyor. Konuşmak?
Hayır anne, başını sallıyor Elif. Kendi evimde parayı nasıl harcayacağımı ben bilirim. Bu seni ilgilendirmez.
İlgilendirmez mi? Nevin bağırmaya başlıyor. Parayı kullanmayı bilmiyorsunuz, krediye girdiniz evi kaybettiniz! Belli ki ikiniz de beceriksizsiniz!
Elif bembeyaz kesiliyor, sesini çıkarmıyor.
Şimdi de çocuğun parasına göz diktin, Nevin duramıyor. Yazıklar olsun, ayıp bu!
Çıkar mısın anne, Elif kısık sesle söylüyor. Lütfen git artık.
Nevin dönüp kapıyı hızlıca kapatıyor, ne bir hoşça kal ne bir sarılma. İçindeki öfke kabarıyor. Tamam, kızı yanlıştı, ama şimdi de kapı dışarı etti! Nasıl olsa Elif döner özür diler! Onun bana ihtiyacı var!
Ama bir ay geçiyor, Elif aramıyor, mesajlara dönmüyor.
Nevin, yine Zeynepin mutfağında oturuyor, elindeki peçeteyi buruşturuyor.
Kızım benden uzaklaştı, Nevin başını sallıyor. Evlat ya, torunlarımı göremiyorum, telefon açmıyor.
Zeynep çay dolduruyor.
O zaman ona ne dedin?
Doğruyu söyledim! Nevin dikleniyor. Paradan anlamıyorlar dedim, beceriksiz dedim! Yalan mı?
Zeynep sessizce pencereye bakıyor.
Nevin, parayı torununa hediye etmedin mi?
Ettim tabii.
Hediye verdiysen o onun hakkıydı, Zeynep dönüp bakıyor. Artık senin paran değil.
Ama telefon alması içindi!
Onlar kıyafet aldı, Zeynep omzunu silkiyor. Çocuğun yazlık giysiye ihtiyacı varmış, telefon önemli miymiş?
Nevin itiraz edecek oluyor ama Zeynep sözü kesiyor.
Bir de kredi meselesini dile getirmen hoş olmadı. Yıllarca borç ödeyip, çalışıp çocuk büyüttüler. Sen kalkıp beceriksiz dedin.
Ben iyilik istedim, Nevin diz çöker gibi oluyor. Yalnızlar diye üzülüyorum.
Üzülüyorsun, başını sallıyor Zeynep. Ama onları kırıyorsun. Belki önce sen arasana? Özür dilesen?
Nevin dudaklarını büzüp yüzünü çeviriyor. Yok öyle. Ben büyüğüm, iyi niyetle söylemişim diye düşünüyor.




