Sizden Daha İyi Bir Hayat Süreceğim

Böyle yoksulluk içinde nasıl yaşıyorsunuz? dedi Elif burnunu kıvırarak. Yirmi yılda şu eve daha bir boya badana yaptıramadınız! Bir de bana hayat dersi vermeye kalkıyorsunuz!

Meryem Hanım yorgun bir şekilde omuzlarını düşürdü. Hasan Bey sessizce çayından bir yudum aldı, kızına bakmadan. Elif öfkeyle kızarmış yanaklarıyla mutfağın ortasında dikiliyordu, annesinden ya da babasından bir tepki bekliyordu. Ama onlar susuyordu, bu sessizlik Elifin sinirini daha da çok bozup içine dert oluyordu.

Sinan iyi biri, diye diretince Elif lafı aldı. Siz hayat hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz ki!

Meryem Hanım kızına yorgun gözlerle baktı.

Elifciğim, Sinana karşı değiliz, diye başını iki yana salladı Meryem Hanım. Sadece istiyoruz ki önce okumayı bitir, biraz düzenin olsun, ayaklarının üstüne bas.

Nasıl bir düzen? diye gözlerini devirdi Elif. Sizinki gibi mi? Yirmi yıl aynı evde, doğru düzgün bir şey olmamış!

Daha on dokuz yaşındasın, dedi annesi yumuşak bir sesle. Evlenmek için çok erken, anlamıyorsun.

Hasan Bey bardağını usulca masaya koydu ve sonunda kızına baktı. Bakışında suç yoktu, sadece derin bir hüzün vardı.

Sonra hayatını kur, biz karışmayız, diye devam etti annesi. Ama aceleyle, olur olmaz bir şekilde olmaz.

Benim mutluluğumu istemiyorsunuz! Elif inatla ayağını yere vurdu, tıpkı çocukluğunda olduğu gibi. Hepsi bu!

Elif hızla dönüp koridorda asılı duran çantasını aldı. Meryem Hanım masadan kalkıp koridora doğru bir adım attı.

Elif, bekle elini uzattı annesi.

Elif ise öfke ve kırgınlıkla ceketini giymeye çalışıyordu.

Biz Sinanla çok mutlu olacağız! Hem de sizi inadına! diye bağırdı Elif koridordan.

Hasan Bey kapıya yaslanarak zorlukla kalkıp kızının arkasından çıktı.

Kızım, anlamıyorsun dedi baba ama Elif onun sözünü kesti.

Ben rahat bir hayat yaşayacağım! Param olacak, her şey çok güzel olacak! dedi kapı kolunu kavramışken. Sizin gibi yaşamak yok!

Elif kapıyı hızla açtı, apartman boşluğuna adımlarını attı. Ardında annesinin kısık bir iç çekişi ve sessizce yere düşen bir eşyanın sesi kaldı

Elif kendini haklı görmeye çalışa çalışa merdivenleri indi

Dört yıl sonra Elif yine o kapının önündeydi, boyası dökülmüş kapı, hala aynıydı. Sağ elinde üç yaşındaki oğlu Emirin sıcacık elini tutuyordu. Emir, tanımadığı bir kapıya merakla bakıyordu. Sol elini kaldırdı Elif, kapıyı çalacakken eli havada kaldı. Parmakları çatlamış kapının birkaç santimetre ötesinde asılı kaldı. Çalamadı Emir annesinin elini çekiştirdi, gözlerinde kocaman bir soru vardı.

Anne dedi Emir, yerinde kıpırdanarak.

Elif oğluna baktı, sonra yanındaki yıpranmış valize. Büyükçe, köşe kırık, tekerleği kopuk valiz. Eski hayallerinden, büyük sözlerinden geriye sadece bu kalmıştı. Elif dört senedir ailesinin kapısına uğramamıştı, aramamıştı, yazmamıştı. Kendini her zaman onlardan üstün ve başarılı sanmış, küçücük evlerini ve sade mutluluklarını hor görmüştü. Şimdi ise elinde oğluyla, yüzünde gözyaşı izleri ve yüreği paramparça, kapılarına gelmişti

Elini indirdi, ürkekçe üç kere kapıyı çaldı. Vaktiyle çarptığı gibi değil, utangaç bir tıklama. Kapının ardında hemen ayak sesleri başladı, sanki onu bekliyorlarmış gibi. Kilit açıldı. Kapıyı Meryem Hanım açtı, şaşkın bir ifadeyle kaşlarını kaldırdı. Saçlarının şakaklarına kırlar düşmüş, yüzü eskisinden daha da buruşmuştu.

Annesi, Elifin ağlamaktan şişmiş yüzünü, akmış rimelini görünce hep bildiği gibi bir bakış attı. Küçük çocuğu görünce, ardındaki köhnemiş valizi fark edince gözlerinde bir anlayış kıvılcımı çaktı. Hiçbir şey sormadı, dört yıl önceki sert sözleri hatırlatmadı. Sadece kenara çekilerek kızına ve torununa yol verdi.

Eve girince Elif etrafına bakındı. Her şey eskisinden daha soluk haldeydi. Aynı duvar kağıtları, aynı portmanto, aynı ev kokusuElifin bir zamanlar küçümsediği yuva. Emir, merakla çevresine bakıyordu.

Emirciğim, bak şurada oyuncaklar var. Git, biraz oyna, olur mu? dedi Elif ve eliyle salonu gösterdi.

Emir itaatle uzak odaya yürüdü. Elif ise annesine döndü. Karşısındaki o kadın, yıllardır içine biriktirdiği sözleri ondan beklemiyordu. Elif ne söyleyeceğini bilemeden bir adım attı, sonra bir adım daha Sonra, annesinin kollarına atıldı. İçinde biriken hıçkırıklar bir sel gibi boşaldı gırtlağından, titriyordu. Elif, annesinin omzuna başını gömüp yılların pişmanlığıyla ağladı.

Anneciğim diye hıçkırırken kendini durduramadı. Anneciğim, affet beni.

Meryem Hanım kızını, tıpkı çocukken olduğu gibi, şefkatle okşadı, sarıldı. Elif, geçmişin hayallerini, tanımadan evlendiği adamla yıkılan hayatını, kendini üstün gördüğü için küçümsediği annesini babasını, o an ağlayarak uğurluyordu.

Haklıydın dedi Elif göz yaşları arasından. Her konuda haklıydın.

Annesi cevap vermedi, sadece onu daha sıkı sardı.

Hadi, gel mutfağa geçelim, sana çay koyayım, dedi annesi eliyle tutarak.

Elif başını salladı, gözlerini elinin tersiyle sildi. Mutfaktaki eski yerini buldu, pencere kenarındaki sandalyeye oturdu. Meryem Hanım çaydanlığı ocağa koyup dolaptan iki bardak çıkardı. Elif annesine bakıp, kaybettiği yılları düşündü.

Baba nerede? diye sordu Elif, çevresine bakıp babasını göremeyince.
İşte. Birazdan gelir, dedi annesi, eline ince belli çay bardağını vererek.

Elif boğazına bir şey düğümlendi, eliyle bardağı oyaladı.

Size o gün çok ağır sözler söyledim, dedi yavaşça. Yoksulluğunuz, evin hali için çok söyledim.

Annesi karşısına oturdu, Elifin elini tuttu nazikçe.

Yeter ki sen geldin, dedi Meryem Hanım sessizce. Gerisi önemli değil.

O beni aldattı anne, dedi Elif gözleri tekrar sulanıp. Sonra da resmen kapı dışarı etti.

Annesi elini başına koyup tıpkı çocukluğunda olduğu gibi okşadı.

Ben ona inandım, dedi Elif burnunu çekip. Şimdi nasıl okuyacağım, nasıl çocukla hayat kuracağım?

Annesi Elifi kucaklayıp sırtını sıvazladı.

Hallederiz Elifciğim, dedi. Hep birlikte, zamanla düzene sokarız inşallah

Aylar geçti, Elif ailesinin evine döndüğünden beri. O parlak hayat hayalleri bir avuç toza dönüştü. Bir gün Elif, iki arkadaşıyla köhne bir kafede oturuyordu. Arzu, önünde duran boş kahve fincanını çeviriyordu, yüzü asık. Arzunun sevgilisi geçen yıl gitmiş, bir yığın kredi borcu bırakmıştı.

Her gün avukatlar arıyor, dedi Arzu yüzünü buruşturarak. Adam ise çoktan başka şehre kaçtı.

Elif başıyla onaylayıp diğer arkadaşına baktı. Gülcan ise küçük kızını tek başına büyütüyordu; adamı düğün sözü verdiği halde bir daha görmemişti.

Benimki bari borç bırakmadı, diye acı acı güldü Gülcan. Sadece hazır değilim deyip gitti.

Benimki de hazırdı ya, dedi Elif buruk bir gülümsemeyle, Ama başka kadına

Arzu homurdanıp başını sallayarak o acı ironiyi paylaştı.

Ne hayaller kurmuştuk, dedi Arzu sandalyesine yaslanarak. Prens sanmıştık hepsini.
Elimizde palyaço kaldı, Gülcan ekledi alaycıca bir ifadeyle.

Üç kadın, paramparça umutları ve kırık hayatlarıyla, ucuz bir kafede iç çekerek oturuyordu.

Hadi yeter, dedi Arzu masaya elini vurarak. Bari tatlı söyleyelim.

Elif tebessümle garsona el kaldırdı, gözlerini bozulan düşüncelerden bir an sıyırabildi.

Akşam olurken Elif evine dönerken Ankaranın kenar semtlerinden geçti. Eve girince içeriden gelen sesleri dinledi. Uzak odadan çocuğun kahkahası ve anne babasının cılız sesleri geliyordu.

Elif usulca koridordan geçti, odanın kapısında durdu. Hasan Bey, yerde eski tahta küplerle kule yapıyordu, Emir ise her yükseldiğinde alkışlıyor, seviniyordu. Meryem Hanım koltukta oturup şişle örgüsüne bakıyor, eşine ve torununa gülümsüyordu.

Elif onları uzun uzadıya izledi. Bir zamanlar küçümsediği o düzene, o eve, o küçük mutluluklara gururla kapıyı çarpan kız kimdi? Şimdi ise gözlerinin önünde sevgiyle yoğrulmuş bir hayat vardı.

O zaman fark etti ki; annesi, babası; nice ekonomik sıkıntılardan, işsizlikten, hastalıktan, kayıptan geçmiş ama yıkılmamıştı. Kendi evleri vardı, ufak da olsa başlarını sokacakları bir yuva. Düzenli işleri vardı, aileleriyle bir çatı altında yaşamak bana hayal satan güzel bir hayatın ta kendisiydi.

Her yıl tatile gitmiyorlardı; gösterişli arabalara, marka kıyafetlere de yerleri yoktu. Ama omuz omuza, sevgiyle, hep beraber kalabilmişlerdi.

Oysa Elif, bir çocukla ve buruk bir yürekle baş başa kalmıştı. İçindeki gurur hâlâ fısıldıyordu, Bu geçici, daha iyi olacaksın, diye. Ama Elif artık acı gerçeği görüyordu:

Bu hikâyenin kaybedeni annem ya da babam değil; yitip giden hayallere koşarken, gerçek mutluluğun ne demek olduğunu anlayamayan bendim.

O gün öğrendim ki, aslında huzur kocaman evlerde, lüks arabalarda, şatafatlı düğünlerde değilmiş. Huzur, bu eski apartman dairesinde, annemin şefkatli kollarında, babamın yorgun ama mutlu yüzünde, çocuğumun gülüşünde saklıymış. Bazen insan her şeyini kaybettikten sonra anlıyor en kıymetli şeylerin hep yanında olduğunuElif orada, geçmişin gölgesinden çıkıp şimdiyle buluştuğu o kapının eşiğinde, içini yavaşça bir huzurun doldurduğunu hissetti. Emir, dedesinin dizinde mutluluktan çığlık atarken ona baktı, göz göze geldiler, Elif oğlunun gözlerinde saf bir güven, korkusuz bir sevgi gördü. O an bütün kırık dökük yaşamlar, yıkılmış hayaller anlamını yitirdi; kalan şey aile, inatçı bir dayanışma ve yeni bir başlangıcın tatlı kederiydi.

Meryem Hanım mutfağın kapısından göz ucu ile Elife bakıp hafifçe başını salladı. O onaylayan, her şeyi affeden annelik bakışıyla Elifin içindeki yaraları birer birer sardı. Hasan Bey, torununu omzuna alırken gülümsedi, zamanında içini kemiren endişeler odayı terk etti. Kimse geçmişin kırıcı sözlerini, eski yanlışları bir daha anmadı.

Elif derin bir nefes aldı, en içten gülümsemesini takındı ve odanın ortasına, ailesine doğru yürüdü. Bir kez daha çocukken hissettiği gibi, hayata yeniden başladığını biliyordu. Evi küçük, umutları büyük yeni bir dünya kuracaktı, belki yavaş, belki eksikama gerçek mutluluk beklentiden değil, paylaşımdan doğuyordu.

O akşam Elif, mutfakta annesiyle çay içerken, keskin ama tatlı bir huzur duydu. Kapanan kapıların arkasında açılacak nice pencere olduğunu, her hikâyenin yeniden yazılabileceğini anladı. Ve Elif o gece oğlunun başucunda otururken, kendine sessizce fısıldadı: Hayat, yanlışlardan ders aldığımız, evimize döndüğümüzde hep yeniden bizi kabul eden sevdiklerimizin yanında başladığında, gerçek olurmuş.

Ve bazen, en büyük mucize, affedilmek ve yeniden sevilmekle başlarmış.

Rate article
Lifequest
Sizden Daha İyi Bir Hayat Süreceğim