Baba, köy yoluna adım attığında ben hep haklıyım özgüveniyle ilerliyordu, öyle böyle değil, bildiğin buz gibi bir kararlılıkla.
Üç ay… Üç ay insanı şımartan hayatı kırıp geçirmeye, lüksün alışkanlığının öfkeye, küskünlüğe ve kaybedilene duyulan hasrete dönüşmesi için fazla fazla yeter. Adam kafasında tabloyu çizmişti: Oğlusakallı, omuzları düşük, bakışları donuk; yanında yorgun, umutlarını kaybetmiş bir genç kadın… Mecbur kalmış bir evlilik, sürekli tartışmalar, soğuk bir sessizlik. Aslında bu bir ders olmalıydı; acımasız ama adil bir ders.
Köye yaklaştıkça içini kemiren bir huzursuzluk vardı ki, sanki planladığı gibi gitmeyecek bir şeyler vardı.
Ev uzaktan belli oluyordu, büyük değil ama bakımlıydı. Yeni çit, temiz bir avlu. Kapı taptaze boyanmış. Çiçekler var. Otlar değil, gelişigüzel bırakılmışlık değil; gerçekten özenilmiş çiçekler.
Babadan bir kaş çatması geldi.
“Herhalde komşular el atmıştır,” diye homurdandı arabadan inerken.
Ama kapı açılınca, öylece kalakaldı.
Oğlu karşısına çıktı. Ne pahalı bir takım elbise içinde, ne de köhne köylü kıyafetleriyle; sade ama tertemiz bir gömlek, kot pantolon, iş botları. Yüzü hafif yanık, dik duruşlu, bakışları dinç ve netti.
Baba dedi, eski alaycı tonu olmadan. Geldin.
Sesinde korku ya da öfke yoktu. En tedirgin edici olan da buydu işte.
Beni beklemiyor muydun? dedi baba, mesafeli.
Bekliyordum, sadece ne zaman geleceğini bilmiyordum, diye başıyla tasdikledi oğlu.
Evden o çıktı. Süt sağan kız.
Ama baba ilk başta hemen tanıyamadı.
Üç ay önce karşısındaki genç kızda alçakgönüllülük, hatta silikleşmiş bir hal vardı; gözlerini yere dikerdi. Şimdi ise kendinden emin bir kadın olmuştu. Saçları özenle toplanmış, abartısız ama capcanlı bir yüzü vardı. Kucağında minik bir yavru köpek tutuyordu, bir o yana bir bu yana koşturuyordu hayvancık.
Dikkatli ol, dedi gülerek. Daha çok aptal, çok ufak.
Baba, kendini ne kadar uzun süre baktığını önce anlamadı.
Hoş geldiniz, dedi o genç kadın sakince. Yol yorgunusunuzdur mutlaka. Buyurun, içeri geçelim.
Ne bir yağcılık ne de savunma; sadece doğal, güvenli bir duruş.
Evde fırından yeni çıkmış ekmek kokusu vardı. Masada yemek hazırdı. Her şey sade ama özenliydi, titizlikle hazırlanmıştı. Gösteriş yoktu ama düzen, ilgi, samimiyet vardı.
Baba oturdu. Gerginlik, öfke, zorlama bir sohbet bekledi. Ama öyle bir şey yaşanmadı.
Nerede çalışıyorsun? diye sordu sonunda oğluna.
Tamirci dükkanında, dedi oğlu sakinlikle. Baştan maaş almadan başladım, iş öğreniyordum. Şimdi ücret veriyorlar.
Yetiyor mu bari? diye homurdandı baba.
Yetiyor, dedi oğlu net bir sesle. Çünkü niçin para kazandığımı biliyorum artık.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sence… dedi baba bu defa kadına dönerek, Ne yaptığını biliyor muydun gerçekten bu evlilikte?
O da gözlerini kaçırmadan konuştu.
Zengin bir adamın oğlu olduğunu biliyordum, dedi. Ama düğünden önceydi o. Sonra artık sadece kocamdı.
Ve böyle bir denemenin parçası olmak nasıl bir şeymiş? diye iğneledi baba hafifçe.
Oğlu biraz kasıldı, ama kadın küçük bir dokunuşladı omzuna.
Alışmak zaman aldı, dedi kadın. Bazen kolay, bazen zor. Ama en azından dürüst.
Baba yaslandı.
Kaçmalıydın aslında, dedi oğluna, Bir hafta hadi bilemedin bir ay sonra.
Oğlu yorgun bir gülümsemeyle karşılık verdi.
Başta ben de öyle düşündüm.
Peki ne değişti?
Oğlu bir kadına, bir babasına baktı.
Her şeyimi aldığında, dedi, bu bir ceza sanmıştım. Çok sinirlendim. Sana, ona ikinizled de kızdım; çünkü onunla evlilik bir cezaydı gözümde.
Kadın gözünü kaçırmadı.
Sonra ne oldu? dedi baba.
Sonra bir baktım, hayatımda ilk kez kimse beni kaybetmemekten çekinmiyor artık. Param için kimseye gerek yok. Saçmalarsam muhatap bile olmuyorlar. Tembellik edince işlerimi kimse üstlenmiyor.
Derin bir nefes aldı; neredeyse tebessüm etti.
Bir ay berbattım. Bağırdım, suçladım, tehdit ettim. O isebak işte bakarak anlatıyorhayatına devam etti. Erken kalktı, çalıştı, bana müdahale etmedi.
Ben bakıcı değilim, dedi kadın sakince. Kurtarıcı da değilim.
Babanın içi cız etti.
Ve kaldın mı? dedi.
Kaldım, dedi oğlu başıyla. Çünkü ilk defa birinin parası değil, kendimin adamı oldum.
Baba pencereye yaklaştı. Dışarıda oğlu köpekle oynuyordu, genç kadın onunla konuşuyor, gülüyordu. Ne oynama vardı ne gerginlik.
Biliyor musun, dedi baba arkasına bakmadan, Her şey elinden gidince kırılacağını sandım.
Kırıldım, dedi oğlu tekrar o sakince. Ama senin sandığın gibi değil. Sende gördüğüm kırıntılarımı kırdım.
Baba döndü.
Sana parayı tekrar verebilirim, dedi. Evleri. Arabaları. Ne istersen.
Oğlu başını iki yana salladı.
Henüz değil. Belki bir gün. Ama şartla değil… bağ gibi değil.
Kadın yaklaştı.
Gerçekten katkınız olsun istiyorsanız, dedi sessizce, sadece gelin. Şartsız.
Baba uzun süre baktı ikisine. Sonunda en zoru fark etti: Planı işe yaramıştı, ama beklediğinden bambaşka biçimde. Cezalandırmak istemişti, özgürleştirmişti.
Geleceğim, dedi usulca. Rahatsız olmuyorsanız…
Oğlu ilk defa içten bir gülümseme ile karşılık verdi.
Bekleriz baba.
Baba birazdan arabasına oturdu, öylece uzun uzun öyle kaldı, kontağı bile çevirmedi.
Hayatında ilk defa, en ağır dersi oğluna değil; kendisine çıktığını anladı.




