Bugün defterime içimi dökmek istedim. Derya ismini taşıyan eşim, yetim olarak büyümüş, çocukluğunu bir devlet yurdunda geçirmişti. Henüz on sekiz yaşındayken evlendi. Aile ortamının ne demek olduğunu, nasıl bir eş olunacağını pek bilmiyordu; çünkü evli yakın çevresi yoktu, arkadaşları hep öğrenciydi. Eşimin evine ilk girdiğinde, adeta bir sünger gibi her bilgiyi çekip aklında tutmaya çalışıyordu. En büyük rehberi ise kayınvalidesiydi.
Derya, kayınvalideler hakkında anlatılan kötü hikâyeleri defalarca duymuştu ama içten içe, öz annesi olmadığı için, kayınvalidesinin ona annelik edeceğine ve iyiliğini isteyeceğine inanıyordu. Doğrusu, kayınvalidesi kötülük peşinde değildi, ama işte, işler bazen yolunda gitmiyor Kayınvalidesi ona adeta hayata dair kurallar öğretmeye girişti ve bir gün, Eşini aldatan kocanın suçlusu aslında eşidir, diyerek başını salladı.
Oysa, Derya her zaman aldatmanın sorumluluğunu, bunu yapan kişide görürdü. Fakat kayınvalidesi başka bir bakış açısı sunuyordu: Kocanın aldatmasının nedeni, eşin kendini ihmal etmesiymiş; eşinin gözünde kadın olarak cazibesini kaybetmesiymiş. Kayınvalidesi, Deryaya yaşlanınca bile ince bir beli olmasını öğütledi. Derya da defterine kilo alma! diye not etti ve bir spor salonuna üye oldu.
Derya zaten zayıf ve güzel vücutlu biriydi, ancak fazla kilo almaktan korkup iyice zayıflamaya başladı. O özeni gösterdikçe, kayınvalidesi ona yeni bir hayat dersi verdi: Normal bir ailede herkes çalışır.
Derya da buna itiraz etmedi, çünkü zaten çalışmayı çok istiyordu. Her işi kabul etmeye hazırdı. Bir gün, kayınvalidesine doğum iznindeyken çalışma hakkında fikir sorduğunda, O izin senin sorunun, nasıl çözersen öyle olur! dedi.
Bu sözü defterine yazmadı, ama birkaç yıl sonra çocuk sahibi olunca, yarı zamanlı olarak hem çalıştı, hem de bakıcılık yaptı. Mutluydu, ama kayınvalidesiyle kocası, artık kazandığı paradan şikayet etmeye başladılar; Çok az kazanıyorsun!
Derya, kuaföre gitmek için parasından harcamak istese de, yeni bir öğütle karşılaştı: Doğum iznindeysen, süslenmeye harcayacak paran yok! İşe başlayınca saçını yaptırırsın, şimdi tasarruf et!
Derya, tüm kazandığını kocasına verirdi. Yıllar boyu kayınvalidesinin bir başka sözü hep kulağında yankılandı: İyi bir eş, bütün ev işlerini tek başına halledebilir!
Ve gerçekten, Derya evin her işini kendi yapıyordu. Yorgunluktan sık sık uyuyakalıyordu ama ne olursa olsun, işlerin üstesinden geliyordu. Neredeyse bayılmak günlük rutin olmuştu. Akşam dokuzda çocukları uyuttuktan sonra, mutfağa girip ertesi gün için yemek hazırlıyordu. O saate kadar kocası genellikle çoktan onuncu uykusunu almış olurdu; Para kazanmak adamı yorar, diyordu.
Deryanın hastaneye gitmesi son derece normaldi aslında; vücudunda çıkan ağrıları önemseyecek zamanı yoktu, bir hastalığın başladığını da ilk başta anlamadı. Hastanede iki haftadan fazla kaldı, kocasıyla kayınvalidesi ziyaretine dahi gelmedi. Neyse ki yanında telefonu vardı, hastaneye gittiğinde eski bir dostunu aradı; dostu ona ihtiyacı olan her şeyi getirdi. Taburcu olduğunda Derya, hiç zaman kaybetmeden boşanma davası başvurdu.
Bir gün defterime, Deryanın hikâyesini yazarken, kendi hayatımda sınır çizmenin, kimseye kendimi feda etmeden önce kendi sağlığıma ve ruhuma sahip çıkmanın ne kadar önemli olduğunu kavradım. İnsan bazen, kendisine iyi bakmayı ve kendi değerine sahip çıkmayı unutabiliyor. Deryanın hayatı bana sınırlarımın kıymetini öğretti.




