Günlük 15 Mayıs
Bugün hayatımı anlatmaya nerden başlasam bilmiyorum ama en başından yazmak en doğrusu galiba. Zannederdim ki insan bazen yanlış kararlar vermez, ama sırf kırılmış bir egoyu onarmak için verdiğim karar yüzünden her şey tersine döndü Fundayı unutmak için Ayşe ile evlendim. Onun beni terk ettiğini göstermem gerekiyordu. Oysa gerçekte, kendi ruhumdan kaçıyordum.
Fundayla iki seneye yakın beraberdik. Ona öylesine vurulmuştum ki, dünyaları önüme serseler, onun saçının teline değişmezdim. Sanki her şey düğüne doğru gidiyordu. Ancak onun Şimdi evlenmek ne gereksiz Ali? Daha okulu bitirmedim; senin işlerin de şirkette tam rayına oturmadı. Ne düzgün bir araban var, ne de başını sokacak bir evin. Hilal iyi kız, en yakın arkadaşım ama onunla mutfakta her sabah karşılaşmak istemiyorum. Keşke evi satmasaydın da orada yaşasaydık! deyip durması tuz biber oldu.
Hak verdim ona ama üzülüyordum da. Çünkü biz ablam Hilalle rahmetli anne-babamdan kalan evde yaşıyorduk ve aile işini yeni yeni çözmeye başlamıştım. Kim derdi ki üniversite bitmeden şirketin başına geçeceğim? Borçlar sırtımıza binmişti. Hilal üçüncü sınıfa geçmiş, ben ise son sınıftaydım. Evi satmak tek çıkar yoldu. Bu sayede borçları kapatıp dükkâna mal aldık ve kenarda da biraz para kalmıştı.
Ama Funda, yarını bırak, bugünü yaşa! derdi hep; kolaydı onun için, anne-babasının yanında, her şey önüne serilmişken Oysa bir gecede ailenin yükünü omuzlamış, kardeşine umut olmuşsan, başka düşünüyorsun. Her şey yoluna girince iyi bir araba, güzel bir ev, bahçe hepsi olur diye avunuyordum.
Bir gün sinemada buluşmak üzere sözleşmiştik. Gelme, ben kendi başıma gelirim, demişti. Normalde toplu taşımayı sevmezdi. Merakla baktım, minibüsten mi inecek diye Ama lüks bir arabayla geldi. Arabadan inip, bana bir kitap uzattı. Affedersin, artık beraber olamayız. Evleniyorum, dedi ve sanki hiç tanımamış gibi döndü, arabasına binip gitti.
Bir süre kala kaldım öylece. Ne olabilirdi üç günde? Hilal suratımı görünce anladı:
Haberin var mı?
Başımı salladım.
Zengin birini bulmuş, düğün yirmi beşinde. Beni de şahit olmaya çağırdı, kabul etmedim. Benim için yaptığına inanamıyorum diye gözyaşlarına boğuldu Hilal.
Ona sarıldım, Boş ver Hilal, biz de mutlu oluruz bir gün, dedim. Sonra odama çekildim, kapımı kilitledim, gün boyu çıkmadım. Kapı aralığından Hilalin sesi geliyordu: Ali abi, bari biraz bir şeyler ye. Krep yaptım.
Akşam olduğu gibi çıktım, gözlerim kıpkırmızı:
Toplan, gidiyoruz! dedim Hilale.
Nereye, ne yapacaksın?
Yoluma çıkan ilk kızla evleniyorum, kim kabul ederse!
Akıllı ol, dedim!
Ama kararlıydım.
Gelmezsen yalnız giderim, dedim.
Parkta insanlar dolaşıyordu. Bir kıza teklif ettim, deli sandı. İkincisi korkup kaçtı. Sonraki ise, gözlerimin içine bakıp:
Tamam, deyiverdi.
Adın ne güzelim?
Ayşe, dedi.
Sevinçle kafeye koşturduk. Üçümüz masada sessizce oturuyoruz. Planım belliydi: Düğünümü de yirmi beşe yetiştireceğim! Diyetim bitmeli.
Bir ara Ayşe, sessizliği bozdu:
Sanırım ciddi bir sebebin var bana evlenme teklif etmen için. Eğer yanlışlıkla kabul ettimse sorun değil, vazgeçebiliriz.
Hayır, söz verdin. Yarın nikâh başvurusu, sonra senin aileni ziyarete gideceğiz, dedim. Birbirimize senli benli konuşalım artık!
O günden sonra, nikâha kadar her gün buluştuk, sohbet ettik, birbirimizi tanıdık.
Neden yaptığını anlatacak mısın? diye sordu bir gün Ayşe.
Herkesin dolabında iskelet vardır, deyip konuyu geçiştirdim.
Yeter ki iskeletler huzuru bozmasın, dedi.
Sen neden kabul ettin?
Sanki kendimi eski masallardaki gibi düşündüm. Sultan baba, prenses kızı ilk rastladığı kişiye veriyor ya? O masallar hep mutlu sonla biter. Ben de denemek istedim, dedi.
Büyük aşkı çoktan, artık kalbime gömmüştüm ama insanları tanımayı da öğrendim. Etrafımda eğlenceden başka derdi olmayan adamlara yüz vermedim. Ayşeyi seçerken, onun akıllı ve kararlı oluşu beni cezbetti. Yanında ablam olmasaydı kabul bile etmezdim.
Sen hangi masal prensesisin peki? diye sordum.
Öp de öğren, diye güldü.
Ama aramızda ne öyle bir romantizm ne de fazlası oldu.
Düğün hazırlıklarını ben üstlendim. Ayşe sadece seçeneklerden seçmek zorundaydı. Gelinlik bile ben baktım, kimseye güvenemedim.
En güzeli sen olacaksın, dedim ona.
Nikâh günü, işlemler sırasında Funda ve nişanlısıyla karşılaştık. Güya nezaketle:
Tebrikler, dedim Fundanın yanağına hafifçe öperek. Cüzdanına sarıl, mutlu ol!
Şov yapma, diye fısıldadı huzursuzca.
Ayşeyi süzdü. Ayşe, hem zarif, hem alımlı, hem de tam bir hanımefendi gibiydi; Funda hepten ezildi. Sahtelik yüzünden okunuyordu. O an anladım ki, Funda hiçbir zaman hak ettiğimi vermeyecek.
Dönüp Ayşenin yanına gittim:
Her şey yolunda, dedim gülümsemiş gibi yaparak.
Ayşe kulağıma fısıldadı:
Daha geri dönmek istersen şimdi dön.
Yok, dedim, bu oyunun sonuna kadar gideceğiz.
Ama nihayet salonda göz göze bakınca, içimi tuhaf bir hüzün sardı. Ben ne yapmıştım? Seni mutlu edeceğim, dedim ona ve gerçekten öyle olmak istedim.
Gündelik hayat başladı. Hilal ve Ayşe çok iyi anlaşıyor, ev işleri Ayşeye kalıyor, Hilalin öfkesini bile yatıştırıyordu. Ayşe iyi bir ekonomi okumuş, finans işlerinden anlıyordu; kısa sürede işlerin düzenini sağladı. Altı ayda ikinci şubeyi açtık, sonra inşaat ekibi kurduk, hem malzeme satıyor hem de tadilat işleri yapıyorduk. Para katlanarak büyüdü.
Ayşe bana hep fikirlerini öyle sunardı ki, sanki ben bulmuşum gibi hissederdim. O, adeta Türk masallarındaki akıllı kızlar gibiydi. Ama bir türlü Fundayla yaşadığım o deli dolu aşkı hissedemiyordum. Her şey fazla düzenli, sıkıcı ve tahmin edilebilirdi. Beni boğan bu rutin, aşk diye bir şey yok, diyordum içimden.
Ayşenin sayesinde şimdi TOKİde birkaç daire yaptık, kendimize de villa Funda görse, Biraz daha bekleseydin bak şimdi ne arabam var, ne evim! diye için için seviniyorum. Ama aklımdan hep Ya onunla olsaydım? düşüncesi geçiyor.
Ayşe bunu fark ediyordu tabii. Bana kendini sevdirmek için elinden geleni yaptı ama hislerimin ona yetmediğini bilmek zoruna gidiyordu. Her masal mutlu sonla bitmez, diye düşünüyordu kendi içinde. Yine de umudunu kaybetmedi; adıyla müsemma.
Hilal de farkındaydı durumun.
Abi, kaybedeceğin şey çok, kazanacağın ise hayal, dedi beni Fundanın sosyal medya hesabında yakaladığında.
Karışma, dedim kabaca.
Ah salak! Ayşe seni gerçek kalbiyle seviyor, sen ise hâlâ oyun peşindesin! dedi sertçe.
Ben iyice sinirlendim ama nedense Fundaya bir mesaj yazdım.
Funda kendini mağdur etti. Kocası evi terketmiş, okulu bitirememiş, düzgün işi yok, anne-babaya da dönmemiş. İstanbulun bir köşesinde kiralık evde sıkışmış.
Günlerce düşündüm. Gitmeli miyim, acaba hâlâ bir şeyler var mı? O sırada Ayşe, köydeki hasta babaannesine gitmiş, evde tek başıma kaldım. Fırsatı kaçırmadım, Fundayla buluşmak için Ankaraya yola çıktım.
Gerçekle yüzleşmek acı oldu. Funda kollarıma atıldı ama ter kokusu burnumu yaktı. Sıyrıldım hemen.
İnsanlar bakıyor, dedim.
Umurumda mı sanki! diye kıkırdadı.
Mini eteği, ucuz makyajı, kötü parfümüyle Ayşenin yanında hiçbir şansı yoktu. Eskiden neden göremediğime şaştım kendime, o bira şişesini kafaya diktikçe tiksindim.
Biraz para ver, Ali, borç olarak değil! dedi sırıtarak.
Kalkmanın çaresini aradım.
Kusura bakma, işim var, dedim.
Sonra görüşürüz?
Sanmam, dedim. Garsona seslendim: Hesabı kapatır mısınız?
Cüzdanımdan büyükçe bir banknot (iki bin TL) koydum, Hanımefendi bununla biraz takılır, dedim. Garson anlayışla başını salladı.
Eve dönüşte arabayı resmen uçurdum. Aptal Ali, Hilal haklıydı! dedim kendi kendime. Ama bu yolculuk gerekiyordu belki Ya değildi? Yine de fark ettim ki, karıma asla Ayşoş dememişim. Onun kadar kendime yakın ve sıcak kimse olmamıştı.
Beş dakika direksiyonda sustum, geçen yılları düşündüm. Gözümde Ayşenin masmavi gözleri, gülüşü, bana şefkatle karışık saçlarımı okşayışı canlandı. Ben ona mutluluk sözü vermiştim, dedim. Kontağı çevirdim, köy yoluna saptım.
Babaannesiyle kaldıkları evin önüne vardım, Ayşe beni pencereden görünce sevinçle dışarı fırladı.
Deli misin sen! diye gözleri dolu dolu sarıldı bana.
Ayşoş, güzelim dedim kulağına, birlikte hayatın tadına varmaya başladık o andan sonra.
Ve ben, geçen her hatadan, pişmanlıktan şunu öğrendim: Aşk peşinden koştuğun bir serap, gerçek mutluluk ise yanı başında sana inanan kadında saklıymış. Aldanmış bir gurur asla kayıtsız bir sevgiden büyük olamazmış.



