Kerim, sevgilisi Elif’e inat olsun diye Asuman’la evlenmişti. Onun kendisini terk etmesinden sonra perişan olmadığını kanıtlamak istiyordu. Oysa Elif’le neredeyse iki yıl boyunca çıkmışlardı. Kerim, Elif’e öylesine âşıktı ki, uğruna dağları delmeye, yer gök hareket ettirmeye hazırdı. Evliliğe doğru gidiyorlar diye düşünüyordu. Gerçi Elif bazen kaçamak konuştu mu, Kerim’in içine hafif bir burukluk giriyordu:
Şimdi evlenmemizin ne alemi var ki? Daha üniversiteyi bitirmedim, senin iş yerin de tam oturmuş değil. Güzel bir arabamız yok, kendi evimiz yok. Zeynep tabii ki en iyi arkadaşım ama her sabah mutfakta onunla burun buruna gelmek istemem. Evi satmasaydın, orada yaşardık
Bu sözler Kerimi üzse de Elifin haklılık payı vardı. Ablası Zeyneple, anne-babalarından kalan dairede yaşıyorlardı ve o da aile şirketini idare etmeye henüz yeni yeni alışıyordu. Kim bilebilirdi ki üniversite bitmeden tüm sorumluluğu eline almak zorunda kalacağını? Yine de Kerim, iş yerinde şirketi düzeltmek ve bir yandan da diploma almak için kendini yırtıyordu.
Evi, Zeyneple birlikte, ortak kararla satmışlardı. Şirketi ayakta tutmak daha önemliydi. Miras işlemleri altı ay sürdü; o sürede birikmiş borçları kapatmak ve mağazaya ürün almak için satışı yapmışlardı. Biraz da kenarda para kalmıştı.
Elif ise, her zaman anı yaşamaktan yanaydı, geleceği dert etmezdi. Ailesinin yanında, pamuklara sarılmış halde yaşayan birinin halini yaşamak kolaydı elbette. Ama bir anda evin reisi, kardeşinin umudu ve dayanağı olunca insan başka düşünmeye başlıyor. Şirket düzeldi mi, arabası da olurdu, evi de, bahçesi de.
Her şey yolundaymış gibi görünüyordu. Bir akşam Elif’le sinemada buluşacaklardı. Elifin evinden almasını istememişti hiç. Kerim şaşırmıştı, çünkü Elif toplu taşımadan hoşlanmazdı. Onu dolmuştan inerken bekliyordu ki, Elif lüks bir cipte geldi.
Kusura bakma, artık görüşemeyiz. Evleneceğim, dedi Elif, Kerimin eline bir kitap tutuşturup arabaya bindi ve gitti.
Kerim bir süre orada öylece kalakaldı. Sadece üç gün şehir dışındaydı. Ne olmuştu da her şey değişmişti?
Kerim eve gelince Zeynep ona şefkatle baktı:
Öğrendin mi?
Başını salladı sessizce.
Paralı bir tip bulmuş. Yirmi beşinde evleniyormuş. Beni nedime yapmaya çağırdı da gitmedim. Arkamızdan fırıldak çevirmiş, Zeynep gözyaşlarını tutamadı.
Üzülme, Kerim küçük bir çocuk gibi kardeşinin başını okşadı. O mutlu olsun, biz de ondan bile güzel günler yaşayacağız.
Kerim neredeyse yirmi dört saatini odasında geçirdi. Zeynep kapıda mırıldanıyordu:
Bari bir şeyler ye, krep yaptım.
Gün iyice kararmışken Kerim odasından ateşli bir bakışla çıktı:
Hadi hazırlan, dedi kız kardeşine.
Ne yapacaksın?
Karşıma çıkan ilk kadına evlenme teklif edeceğim, kim kabul ederse onunla evleneceğim, dedi Kerim.
Böyle saçmalık olur mu? Hem kendi hayatınla oynuyorsun, hem başkasınınkiyle, dedi Zeynep, ama nafileydi.
Sen gelmezsen, tek başıma giderim.
Parkta insan kaynıyordu. Kerimin evlenme teklifini duyan ilk kadın deli sanıp güldü. İkincisi korkuyla kaçtı. Üçüncüsü ise gözlerinin içine uzun uzun bakıp kabul etti.
Adınız nedir, güzel hanım? diye sordu Kerim.
Asuman, diye yanıtladı genç kadın.
Nişanı kutlayalım, dedi Kerim ve hem Asumanı hem Zeynepi bir kafeye götürdü.
Masada tuhaf bir sessizlik oldu. Zeynep ne diyeceğini bilemiyordu. Kerimin kafasında ise sadece intikam vardı. Düğünü de Elifle aynı tarihte, yirmi beşinde yapmakta kararlıydı.
Sanırım ciddi bir sebebiniz var, dedi Asuman sessizliği bozarak. Eğer bu bir anlık kararsa, ben hiç gücenmem, gidebilirim.
Hayır, söz verdin. Yarın nikah başvurusuna gideceğiz ve aileni tanıyacağım, dedi Kerim göz kırparak. Önce birbirimize sen diyelim tabii!
Bir ay boyunca her gün buluştular, konuştular, birbirlerini tanımaya çalıştılar.
Bana doğruyu anlatmaz mısın? diye sordu bir gün Asuman.
Herkesin bir sırrı vardır, diye geçiştirdi Kerim.
Yeter ki hayatımıza engel olmasın, dedi Asuman.
Sen neden kabul ettin?
Kendimi masal kahramanı gibi hissettim. Padişah, kızını ilk karşılaştığı adama verir ya, sonunda da Onlar ermiş muradına olur. Ben de sonucunu görmek istedim.
Aslında hayatı pek de toz pembe değildi. Büyük bir aşk, kırık bir kalp ve azıcık kaybedilen birikimlerle sonuçlanmıştı. Ama bu da ona insan sarraflığı öğretmişti. Etrafında dönen tipleri rahatça savuşturabiliyordu.
Hayatındaki doğru adamı özel olarak aramasa da, ne istediğini biliyordu: Akıllı, kendi ayakları üstünde durabilen, cesur bir adam arıyordu. Kerimde bu kararlılığı ve pratikliği görmüştü. Yoksa bir kız kardeşiyle değil de arkadaş grubuyla olsaydı, Kerimin yanından fark etmeden geçip giderdi.
Peki, hangi masal prensesisin sen? diye sordu bir gün Kerim. Şahmeran mı, Gülbahar mı?
Öp, öğrenirsin, dedi Asuman gülerek.
Fakat aralarında ne bir öpücük, ne de daha fazlası olmuştu.
Düğün hazırlıklarını bizzat Kerim yaptı. Asuman sadece sunduğu seçeneklerden seçim yaptı. Gelinlik ve duvak alışverişini bile Kerim başkalarına bırakmadı.
En güzel sen olacaksın, diye mırıldanıyordu Kerim hep.
Evlendirme dairesinde, nikah öncesi Elif ve damadıyla karşılaştılar. Kerim yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi:
Tebrik ederim, dedi ve eski sevgilisinin yanağından hafifçe öptü. Kocanla mutlu ol, parası bol olsun!
Şov yapma, diye cevapladı Elif, gergin bir şekilde.
Bakışları Kerimin seçtiği Asumanda gezindi. Hem asil, hem güzel, hem alımlıydı. Kraliçe gibi dik duruyordu. Elif kendini her yönüyle mağlup hissediyordu. İçini bir kıskançlık kemiriyordu, mutluluk yine de yoktu. Sanki yanlış hesap yapmıştı, beklediği her şey elinden kaymıştı.
Kerim döndü Asuman’a:
Sorun yok, diye oynayarak söyledi.
Hâlâ dönebiliriz, diye fısıldadı Asuman.
Hayır, başladık, bitireceğiz, dedi Kerim.
Fakat nikah salonunda, eşinin üzgün gözlerine bakınca ne yaptığını anladı.
Seni mutlu edeceğim, dediği an buna gerçekten inandı.
Ve evlilik hayatları başlamış oldu. Zeynep ile Asuman hızla arkadaş oldular, birbirlerini çok iyi anladılar ve tamamladılar. Aceleci Zeynep, duygularını kontrol etmeyi öğrenirken, Asuman hayatı düzenlemiş ve herkesin nabzını tutmayı başarmıştı.
İyi bir iktisatçı olan Asuman, hem muhasebe hem vergiden anladığı için kısa sürede işlerde düzen kurdu. Altı ay geçmeden ikinci mağazayı açtılar. Sonra büyük bir ekiple tadilat işlerine girdiler. Kârları katlandı.
Asuman gerçek bir masal prensesiydi; projelerini öyle ustaca sundu ki, Kerim bunların kendi fikirleri olduğunu sanıyordu. Dışarıdan baktığında, hayat gayet sorunsuz, keyifli görünüyordu. Ama Kerim içten içe eski, sarhoş edici o aşkı arıyordu. Her şey ölçülü, sakin, tahmin edilebilirdi. Burası bataklık gibi; beni yavaş yavaş içine çekiyor, sevmiyorum rutin hayatı, diye düşünüyordu.
Fakat Asumanın çabasıyla artık büyük ölçekli anahtar teslim villa inşaatlarına başlamışlardı. İlk evi de kendilerine yaptılar.
Her şey yoluna girdikçe Kerim eski aşkı Elifi daha fazla düşünmeye başladı. Biraz daha dayansaydı, şimdi hangi arabaya bindiğimizi görseydi, ev desen ev değil, saray! diye kendine övünüyordu. Ya olur da
Asuman, kocasının huzursuz olduğunu çoktan anlamıştı. Her şeyiyle sevilmek istiyordu ama bir başkasının gönlüne mecburen hükmedemezsin. Her masal gerçeğe dönmez, diye için için düşünüyordu ama adının hakkını verip, umudunu kaybetmiyordu.
Zeynep de abisini izliyordu.
Düşündüğünden fazlasını kaybedersin, dedi Kerimi Elifin sosyal medya hesabında yakalayınca.
Karışma bana! diye tersledi Kerim.
Zeynep gözünde birikmiş öfkeyle bakıp:
Salak! Asuman sana gerçekten âşık, farkında değilsin, dedi.
Daha neler, çocuk bana akıl veriyor, diye hiddetlendi Kerim. Ama Elife çekilmekten kendini alamıyordu ve ona yazdı.
Elif, özel hayatının altüst olduğunu yazdı. Kocası onu evden kovmuş, elinde avucunda hiçbir şey kalmamış. Ne üniversite ne iş; ailesine dönmemiş, büyükşehirde kiralık evde tek başına yaşıyormuş.
Kerim günlerce ikilemde kaldı: Gidip gitmemek? Bir de tesadüf; birkaç günlüğüne yalnız kalmıştı, Asuman köydeki hasta babaannesinin yanına gitmişti.
Sonunda karar verdi, Elife haber verip buluşma ayarladı. Arabayla Eskişehire uçarcasına gitti. İçinde kıpır kıpır bir heyecan, Elifi nasıl karşılayacağını, ne diyeceğini hayal etti.
Fakat gerçek çok sertti.
Vay, sen ne kadar yakışıklı olmuşsun, diyerek boynuna atıldı Elif.
Kerimi ağır ter kokusu vurdu. İstemeden uzaklaştı:
İnsanlar bakıyor.
Umrumda mı sanki! Elif kahkahalar attı.
Üzerinde ucuz bir makyaj, kısa etek, garip bir parfüm Her haliyle, Asumanın zarif duruşunun yakınından bile geçemezdi. Meğer hep böyleymiş, nasıl görmemişim? diye Kerim içten içe kahroluyordu, Elif bira üstüne bira içiyordu.
Bana biraz para ver, sana iyilik yaparım, dedi Elif, dudaklarını yalarcasına sarkıntılık etti.
Kerim artık ondan kurtulmak istiyordu.
Kusura bakma, işim var, diyerek kalktı masadan.
Yine görüşürüz?
Sanmam, dedi Kerim, garsona seslendi. Hesabı alabilir miyiz?
Daha oturacaktım, diye sızlandı Elif.
Şu kadar paradan fazlasını harcayamaz, deyip ciddi bir banknot koydu hesap kabına.
Genç garson anlamışçasına başını salladı.
Eve dönüşte hız sınırlarını zorluyordu.
Aptalım ben, diye kendini azarladı, Zeynep haklıymış! Niye bu saçmalık? Ama belki de gerekiyordu
Ben hiç eşime Asumancığım demedim. Halbuki ondan yakınım yok bu dünyada, diye düşündü. Bir anda arabayı kenara çekip, uzun bir süre evlendiğinden beri geçen yılları gözünün önünden geçirdi.
Gözlerinde Asumanın yüzü, o masmavi gözleri vardı. Asumanın ona nasıl sevgiyle gülümsediğini, saçlarını narince okşadığını anımsadı. Ben ona söz verdim, mutlu edeceğim demiştim, diye iç geçirdi. Sonra toparlanıp arabayı tekrar çalıştırdı, yirmi kilometre sonra bir köy yoluna saptı.
Bir hafta fazla bile. Sen olmadan iki gün bile dayanamadım, dedi Asuman, onu babaannesinin evinin önünde gördüğünde.
Deli adam, dedi Asuman gözlerinde yaşlarla gülümseyerek.
Asumancığım, canım, diye fısıldadı Kerim eşinin kulağına, ve ikisinin de başı mutluluktan dönüyordu.



