İsmail eve geldiğinde, mutfağa geçti. Masada onu akşam yemeği bekliyordu. Ne garip, Elif nerede acaba? diye düşündüm. Yatak odasına doğru yürüdüm, eşim yerde oturmuş valize eşyalarını yerleştiriyordu.
Bir yere mi gidiyorsun? diye sordum.
Beni devlet hastanesine, büyük şehre sevk ettiler, muayeneye gideceğim. Kötü bir durumdan şüpheleniyorlar, dedi Elif bir anda.
Nasıl yani, kötü bir şey mi var? şaşırdım.
Hani Annenden dolayı kaybettiğin nedeni hatırlıyorsun ya.
Elife öylece bakıp, olanlara inanmakta güçlük çekiyordum.
Günlerdir içime sığamıyordum. Eşim Elif şehirde muayeneden geçerken, ben köyümüzdeki evimizde huzursuz ve haber bekleyerek vaktimi geçiriyordum.
Elif bugüne dek hiç sızlanmamıştı, ben de onun hiçbir sorunu olmadığını düşünmeye alışmıştım. Otuz yıl olmuştu evleneli, iki çocuğumuzu büyütmüştük. Bütün ev Elifin üstündeydi; yemek, temizlik, ütü ne gerekirse Ben de böyle olması gerektiğini sanıyordum. Erkek adam bulaşık mı yıkar, ocakta yemek mi yapar?
Oysaki Elif ev hanımı değildi; aynı fabrikada, muhasebede çalışıyorduk. Ben akşam işten dönünce yorgun olduğumdan yakınır, sonra uzanıp televizyonu açardım.
Elif ise koşuştura koşuştura mutfağa gider, ertesi günün yemeğini hazırlar, tabakları yıkar, evi toplar, çamaşırları ütülerdi Evde hiç iş bitmez ya.
Evimiz hep derli toplu, temizdi. Masada hep taze ve lezzetli yemek olurdu. Ben iki gün üst üste aynı yemeği yemekten hoşlanmazdım; Elif de bu yüzden mutfakta bayağı zaman harcardı. Hiç şikayet etmez, benden yardım istemezdi. Zaten benim de aklıma yardım teklif etmek gelmezdi. Zaten erkek işi değil ya
Bir gün Elif işteki izin hakkından kullanıp, muayeneye gitmeye karar verdiğinde çok şaşırmıştım.
Bir şey mi oldu? Hasta falan mısın? diye sordum.
İnşallah değildir, dedi Elif. Son zamanlarda kendimi iyi hissetmiyorum.
Belki vitamin eksikliğindendir? Bahar geldi ya, dedim.
Belki de, omuz silkti.
Akşam eve gelince Elif şehirde muayene olmasının gerektiğini söyledi.
Nasıl yani? dedim şaşkınlıkla.
Sağlığıma dair endişeleri var doktorun. O yüzden büyük hastaneye sevk ettiler.
Annenden ötürü kaybettiğimiz gibi bir şey mi var? dedim mahzun bir sesle.
Şimdilik sadece şüphe, beni endişelendirmemek için gülümsedi. Aslında sabah evde yalnızken ağlamıştı bile. Otobüs biletimi aldım, sabah sekizde gidiyorum. Sen yemeğini ısıtır yersin, olur mu? Tencerede köfte ve pilav var, masada salata da var. Ben biraz daha hazırlık yapıp hemen yatayım.
Sen yemek yedin mi?
Canım istemedi, dedi ve valizini hazırlamaya döndü.
Gözlerim tuhaf bir biçimde Elifin valizine takıldı. Dört yıl önce deniz kenarına tatile gidecektik, Elif o zaman bu valizi almıştı. Ne kadar sevinçliydi o gezide! Yıllardır tatile çıkmamıştık çünkü, hep izni köyde geçirirdik.
Elif kendine desenli mayolar, zarif elbise ve hasır şapka almıştı. Ama tatile gidemedik. O sırada işyerinde benim yerime bir çalışanı ikame etmemi önerdiler. Müdür güzel bir ikramiye vaat etti ben de kabul ettim. Zaten yatak odasına tadilata ihtiyaç vardı, kazanılan parayla yenileyebilirdik.
O zaman düşünmüştüm, herhalde Elif de bu duruma sevindi, geceleri ise usulca ağladığını duyduğum anlar olmuştu. Bana ise kötü bir rüya gördüğünü söylemişti. Sonradan anladım ki, yıllardır hayalini kurduğu tatile gidilmediğine yanmıştı gönlü.
Bir daha da fırsat olmadı, zamanla Elif o geziyi hiç açmaz, konuşmaz olurdu. Ben ise mutluydum, nasıl olsa gezmek istemezdim. Köyde yazlık bahçemiz vardı, iş bol, misafir gelsin mangal yapılsın, kısa mesafede dere vardı, yüzmeye gidilirdi. Tatile ne gerek var ki, pazarda her şey satılıyor.
Şimdi ise Elif aynı valize eşyalarını koyuyordu ama bir deniz kenarı tatili için değil; hastaneye gitmek için Ya kötü bir şey çıkarsa?.. İçime koca bir taş gibi oturdu bu düşünce.
O akşam yemek yiyemedim, gece zor uyudum. Yan yana yatarken onun ufak ufak hıçkırdığını duydum. Sarılıp teselli etmek istedim ama nedense yapmadım.
Sabah Elifi otogara bıraktım. Otobüse binmeden sıkıca sarıldık, bırakmak zor geldi içime. Otobüs uzaklaşırken gözlerim doldu.
Elif Allahım ne olur iyi olsun… dedim sessizce.
Kendimi bomboş hissettim ama kendime gelip işe gitmek zorundaydım. Ofiste çalışırken bir nebze dalıp unutmaya çalıştım ama eve dönünce yine kasvet bastı. Onsuz ev bomboş, tatsız tuzsuzdu. Kendime dün geceden kalan yemeği ısıttım azıcık yedim.
Biraz rahatlamak, kafamı dağıtmak için televizyonu açtım, bakındım, ilgi çeken bir şey bulamayınca kapattım tekrar.
Yatak odasındaki çekmeceden eski albümleri çıkarıp fotoğraflara dalıp gittim.
İşte burada, evlendiğimiz günkü fotoğraflar… Elif ne kadar zarifmiş, ne kadar güzel bir kadındı! Şimdi bile çok güzel, ama o yıllar Onu ilk görüşümde yerimde duramamıştım.
Doğum günü partisinde tanışmıştık. Elif de kendi arkadaşıyla gelmişti, ben de başka bir kızla oradaydım. Ama Elifi görünce vurulmuştum bir anda. O güne dek “ilk görüşte aşk” bana saçma gelirdi. İnsan kendini böyle bir şeyin başrolünde bulamaz sanırdım. Meğer oluyormuş.
O akşam birlikte geldiğim Sevil de haliyle benim bakışlarımı fark etti, beni dışarı çıkarıp hesap sordu.
Ne yaparsan yap! dedim. Uzun süredir ilişkimizi bitirmek istiyordum, sevgim yoktu.
Daha sonra Sevil başkasıyla evlendi, ben Elifin peşinden az koşmadım. Anında karşılık vermedi, ancak zamanla benliğimdeki samimiyeti gördü, sevgiyle karşılık verdi sonunda.
Fotoğrafları çevirdikçe, Elif ile yaşadığım güzel yılları tekrar yaşar gibi oldum. Bu zamana kadar ona ne kadar az değer vermişim En son ne zaman Seni seviyorum demiştim? Veya bir teşekkür etmiş miydim? Hatırlayamadım. Zaten olması gereken diye düşündüm; eş adamına bakar.
Ama şimdi anlıyorum ki, Elif tüm ev düzenini, yükü sessizce üstlenmiş. Ben ise bana hiçbir şey olmaz sanmışım sanki. Ben hastalansam çorba pişirip ilgilenen oydu, ben dert yanınca dinleyen oydu. O hasta olsa, sessizce ilaç alıp işine giderdi.
Onu kaybetmek korkusu içimi kemirdi… Elif şehirde muayenedeyken, adeta otomatik pilottaydım. Her gün konuşsak da kesin, net bir haber duyamadım. Ben ise evde dört dönüyordum.
Kendime kızıyordum; bunca yıl iyi bir koca olmadığım için, bencilliğim için Keşke zamanı geri alabilsem
Bir akşam telefon çaldı. Elif aradı: İsmail, güzel haberlerim var! Kötüye dair bir bulgu çıkmadı, sağlık sorunum var tabii ama korktuğumuz kadar değil, dedi.
Gerçekten mi? diye sevinçten haykırdım. Elif, dünyalar benim oldu!
Birkaç gün sonra Elifi otogarda karşıladım, elinde beyaz zambaklardan oluşan bir demetle.
İsmail, çiçeğe ne gerek vardı? dedi şaşırarak. Ama çok mutlu oldum, sağ ol!
Senin için çok endişelendim, dedim sarılırken. Seni çok seviyorum, affet beni.
Niye İsmail, niye affedeyim?
Yeterince iyi bir eş olamadım. Hep kendimi düşündüm, hiç yardım etmedim. Şimdi her şey değişecek. Ayrıca sana bir sürprizim var.
Ne sürprizi?
Tatil için bilet aldım, bir ay sonra iznimiz başlayınca deniz kenarına gidiyoruz.
Deniz mi? Ya yazlık?
Kalsın yazlık, elimi salladım. Belki satarız bile. Ne lazımsa pazardan alırız.
Seni hiç böyle görmemiştim İsmail
Ben de kendimi tanıyamıyorum, Elif. Seni kaybetme korkusu bana ders oldu. Bundan sonra seni en kıymetlim olarak koruyacağım Seni çok seviyorum
Ah İsmail, dedi Elif gülümseyerek, Belki de tüm bunlar olmadan bu güzel sözlerini hiç duyamazdım. Hadi eve gidelim Ben de seni çok seviyorumO an Elifin gözlerinde hafifçe parlayan bir damla yaş gördüm. Beraberce otogardan çıktık; sarılırken sanki ilk kez el ele tutuşuyorduk yeniden. Yol boyunca konuşmadık, kelimelere gerek kalmamıştı artık.
Eve vardığımızda Elif mutfağa yönelmek istedi, hafifçe kolundan tuttum.
Bugün çayları ben demleyeceğim, dedim.
Şaşkınlığını gülümseyerek gizledi, yanımda durmuş halime bakarken gülümsedi. Çay demlenirken sessizlikte yalnızca mutfağın camından süzülen ilkbahar sesi ve fincanların tıkırtısı yankılanıyordu.
İlk yudumu aldıktan sonra elini tuttum.
Birlikte yaşlanacağız Elif, ama bu sefer eşitçe, yan yana, omuz omuza Her şeyimizi paylaşarak.
Elif hafifçe başını salladı, parmaklarını benimkilere doladı.
O akşam evimizde ilk kez huzurun ve sevginin gerçek sesi yankılandı. Dışarıda gökyüzü usulca kararırken, ben Elifimin elini bir an olsun bırakmadım. Hayatın kıymetini geç de olsa anlamıştım: Sevgi zaman beklemiyor, emek ve paylaşım istiyordu.
Birlikte geçecek o yeni günlerin hayalini kurarken, tam da o anda biliyordumElifin varlığı bana verilmiş en büyük armağandı. Ve ben onu artık hiç ihmal etmeyecektim.



