Görünmez Eş: Kimsenin Fark Etmediği Kadın

Ayşe! diye bir ses duydum, sanki kafede kimse yokmuş gibi. Sonra Melike, parlak kırmızı yağmurluğunu silkeleyip karşı sandalyeye çöktü. Kusura bakma, trafiğe takıldım. Sipariş verdin mi?

Sadece bir Türk kahvesi söyledim, dedim hafifçe gülümseyip. Seni bekledim.

Melike yağmurluğunu astı, beni baştan aşağı süzüp ıslık çaldı.

Kızım, kendine aynada bakıyor musun hiç? Üzerindekilere bak hele! Gri kazak, gri pantolon. Depresyonda mısın, yoksa görünmez mi olmak istiyorsun?

Rahat oluyor, omuz silktim. Elli iki oldum, Melike. O kadar uğraşamam.

Hı hı, dedi Melike, garsona el işaretiyle cappuccino ve kruvasan siparişi verip. Peki, Kadirin nerede? Balıkta mı yine?

Cuma akşamı çıktı, pazar öğlene dönecek. Her zamanki gibi.

Her zamanki gibi, dedi Melike, taklit ederek. Ve sen de her zamanki gibi tek başına evde oturursun, değil mi? Dizi izlersin, kocasına çorap dikersin? Ayşe, Kadir seni en son ne zaman bir yere davet etti? Ne bileyim, bir lokantaya, tiyatroya ya da en kötü sinemaya? Hadi düşün bakalım!

Yanaklarım alev aldı. Utandım.

Temmuzda yazlıktaydık birlikte…

Yazlıkta! Melike güldü. Yani sen bahçede ot yoluyordun, o ise kapı tamir ediyordu, öyle mi? Romantizmin böylesi! Bak arkadaşım, hayat geçiyor Genç kız değiliz belki ama daha yaşlı da sayılmayız. Kendini gömmekten vazgeç lütfen.

Boş ver Kahvemden bir yudum aldım, ekstra acı geldi. Bizim evlilik normal. Yirmi sekiz senedir beraberiz. Bu az mı?

Yirmi sekiz yıl alışkanlık! kestirip attı Melike. Bak, ben ne görüyorum biliyor musun? Sen adeta şeffaf birine döndün. Kadirin gözünde buzdolabı ya da sandalye gibisin. Orada, duruyor, iş görüyor, başka bir derdi yok. Ne zaman sana güzel bir söz söyledi, ya da nasılsın diye sordu?

Cevap vermeye çalıştım ama boğazım düğümlendi. Gerçek şu; akşamlarımız sessizliğe teslim olmuştu. Kadir balık avı videoları izliyor, ben dizi açıyordum ya da örgü örüyordum. O, yalnızca akşam yemeği sorar, ben fatura ödeme hatırlatırım. Konuşmamız bu kadar.

Bak, lafımın gediğine oturdu, biliyorum Melike öne eğildi, gözleri parlıyordu. Şimdi dinle: Geçen gün çok hoş biriyle tanıştım. Fotoğrafçı. İsmi Okan. Gerçekten ilginç adam, konuşmasını biliyor, dinlemesini de. Cumartesi akşamı sergi açıyor Nişantaşında. Benimle gelsene? Şöyle kafanı dağıtırsın.

Melike, ben dedimse de sözümü kesti.

Kaçamazsın! güldü. Kabuktan çıkman lazım. İnsanlar arasına karış, sen de bir görün. Güzel bir şeyler giyersin, sana yardım ederim. Farkını göreceksin; seni gören, seninle gerçekten sohbet eden birileri olduğunda.

İtiraf edeyim, itiraz etmenin anlamı yoktu. Evdeki boşluk bazen ürkütücü derecede derin oluyordu. Biraz kafam dağılsın dedim içimden.

***

Cumartesi akşamı aynada kendimi tanıyamadım. Melike bana bordo, kemerli, sade ama zarif bir elbise getirdi. Aylar sonra ilk defa makyaj yaptım, saçımı güzelce taradım.

Vay vay vay dedim aynaya bakıp. Ben bitmiştim sanıyordum

Kendini ninem sandın belki, dedi Melike, gururla. Ama hâlâ fena değilsin! Sadece kendi ışığını unutmuşsun.

Sergi, yüksek tavanlı beyaz duvarlı küçük sevimli bir mekândı. Eski semtlerde insanlar, yıkık dökük duraklar, yaşlı gözler siyah-beyaz fotoğraflarda. Otuz kişi ya vardı ya yoktu, herkes elinde şarap kadehi fısıltıyla dolaşıyor.

Melike hemen beni uzun boylu, saçlarında ak düşmüş siyah kazaklı bir adama götürdü.

Okan, en yakın dostum Ayşe, tanıttı beni. Ayşe, buradaki tüm işlerin sahibi Okan.

Okan dönüp bir anda göz göze geldik. Gri gözleri, sıcak gülüşü ve çehresindeki hafif kırışıklıkla nazikçe elini uzattı.

Tanıştığımıza sevindim. Umarım beğenirsiniz.

Fotoğrafçılıktan pek anlamam, dedim utangaçça. Eli sıcak ve güven vericiydi.

Anlamaya gerek yok, Okan gülümsedi. Hissetmek yeterli. Hadi favori fotoğrafımı göstereyim.

Beni köşedeki bir fotoğrafa götürdü. Yaşlı bir kadın pencere kenarında, yüzüne vuran ışıkla derin çizgileri hayat hikâyesine dönüşmüş Gözleri büyüleyici bir hüzün taşıyor sanki sonsuza bakıyor.

Bak, görüyor musun? dedi alçak sesle. Komşum bu hanım, seksen üç yaşında. Bir buçuk yıl oldu çekeli. Bana savaştan, kaybolan eşinden, üç çocuğunu nasıl tek başına büyüttüğünden bahsetti. Ama biliyor musun? Gözlerinde asla kendine acıma yoktu. Yalnızca tarifsiz bir hüzün ve vakarlı bir güçlü duruş.

Fotoğrafa bakarken boğazım düğümlendi.

Çok güzel bir kadın, fısıldadım.

Güzellik hep gençlik ve pürüzsüzlük değildir. dedi Okan. Kimi güzellik, yaşadıklarının yüzünde iz bırakmasıdır. Sonra bana dikkatlice baktı. Sizin de gözlerinizde öyle bir hüzün var. Hep bir şeyler düşünüyor ama kimseyle paylaşmıyor gibisiniz.

Biraz utandım. Yıllardır kimse bana bu kadar dikkatle bakmamıştı. Kadir bakar ama görmezdi. Okan ise sanki içimi görüyordu.

Sanırım biraz yoruldum, dedim sessizce.

Neden? dedi Okan, sanki iki eski arkadaşmışız gibi doğal.

Şaka yaparak geçiştirecektim ama kelimeler dökülüverdi.

Hep aynı, nehirde sürüklenir gibi. Sabah kalk, kahvaltı, ev işleri. Kocam işte, sonra balıkta. Çocuklar büyüdü, dağıldı. Ve ben o evde oturup düşünüyorum: Benim gençliğim nerede kaldı? O gezgin, hayal kuran kız nereye gitti?

Bir an durdum, bu kadar açık olunca korktum.

Özür dilerim, ne çabuk açıldım

Hiç özür dilemeyin, Okan hafifçe koluma dokundu, nazikçe. Adı dürüstlük. Ender bulunur oldu. Size bir teklifim var. Küçük bir kulübümüz var, haftada bir fotoğraf, edebiyat konuşuruz, bazen doğaya çıkarız. Çarşamba uğrayın. Eminim hoşunuza gider.

Hayır demek istedim. Yoğunumlar, meşgulüm, bahanesi aradım ama

Tamam, dedim işte, içimden bir sesle.

***

Pazar günü Kadir balıktan dönerken ev balık kokuyordu. Kapıda karşıladım.

Nasıl geçti? Balık var mı?

İki levrek, mutfağa geçti, çantayı yere bıraktı. Eh fena değil. Sen nasılsın?

İyiyim, dedim. Melike ile sergiye gittik.

Hı, güzel. Arada çıkmak lazım, eve kapanma, dedi arkasından, bir yandan dolaptan salam çıkarıp. Düşüncesi başka yerdeydi.

İçimde bir öfke yükseldi.

Kadircim, belki bu hafta birlikte çıksak mı? Restorana ya da tiyatroya mesela?

Şaşkın baktı yüzüme.

Ne gerek var? Zaten pahalı, bir de balıktan döndüm, çok yorgunum. Sonra konuşuruz olur mu?

Yine sonra, hep sonra. Sessizce mutfaktan çıktım. Oturma odasında Melikeye mesaj attım: Kulübün adresini verir misin? Çarşamba geleceğim.

***

Küçük bir apartmanın bodrum katı, sıcacık bir ortam… Rahat koltuklar, kitap rafları, masalarda fotoğraf makineleri. On beş kadar kişi, çoğu kırk yaş üstü. Okan beni kapıda karşıladı.

Geldiğinize sevindim, dedi gülümseyerek. Buyurun, istediğiniz yere oturun.

Akşam hemen geçti. Bir Fransız fotoğrafçıyı konuştular, ardından şiir dinletisi oldu. Ben sadece dinledim, huzurluydum. Kimse benden yemek ya da fatura sormuyordu. Hizmetçi gibi hissetmiyordum.

Çıkışta Okan beni durağa kadar uğurladı.

Beğendiniz mi?

Çok, dedim içtenlikle. Sanki başka bir dünyaya çıktım.

Aslında çıktınız, gülümsedi. Bakın Ayşe Hanım, bence siz bu zamana kadar hep başkaları için yaşadınız. Kocanız, çocuklarınız, ev için Son ne zaman sadece kendiniz için bir şeyler yaptınız?

Durup düşündüm. Cevap gelmedi.

Orta yaşın tuzağı bu işte, devam etti Okan. Bir bakıyoruz ki kendimizi unutmuşuz. Ama asla geç değil, unutma Kim olduğunu tekrar hatırlayabilirsin.

Sözleri içime dokundu. Dinlerken sanki şifalandım.

Cumartesi birlikte eski bir köşke gidelim mi? Doğada, güzel ışıkta çekim yapacağım. Eşlik eder misiniz? Söz, güzel bir gün olur.

Donakaldım. Cumartesi yine Kadir balıkta olacaktı. Ben ise yalnız evde.

Kulağa değişik geliyor, dedim. Bilmiyorum

Yanlış mı gelir? Okan hafifçe gülümsedi. Sadece yeni bir nefes. Hayat sizin de hakkınız, değil mi?

Elbette, dedim fısıltıyla.

Süper. Onda metroda buluşalım. Hava serin, kalın giyinin.

El salladı, yürüdü gitti. Durağa buz gibi otururken içim kıpır kıpırdı, sanki yirmi yaşına dönmüştüm.

***

Cuma akşamı Kadir yine telaşla malzemelerini topluyordu.

Pazar dönerim, ararsan açarım, dedi, çantayı tıkıştırarak.

Ben de seninle geleyim mi, dedim.

Şaşkın döndü.

Niye? Sıkılırsın, üşüyorsun diyordun, sivrisinek de oluyor. Hem, birlikte evdeyiz zaten. Rahat rahat dizi izle.

Yanımdan öylesine geçip öptü ve gitti. Kapı kapanınca öylece kala kaldım.

Beraberiz zaten dedi. Ama gerçekten beraber miydik?

Ertesi sabah erken kalktım. Bayağı uğraşıp kıyafet seçtim. Jean, kalın bir kazak, ceket. Aynada kendime baktım; yanaklarım al al, gözlerimde bir parıltı. Kendime Sadece doğaya gidiyorum, sadece yeni biriyle sohbet diye fısıldadım.

Okan beni iki karton kahve ile bekliyordu.

Günaydın, dedi gülümseyerek. Maceraya hazır mısınız?

Eski bir Vosvos köy aracında şarkılarla yol aldık. Okan gezi hikâyeleri anlattı, ben iki haftadır içime sinen gülüşlerle dinledim.

Köşk haraptı, ama güzeldi. Sütunlar, yapraklarla dolu park, sessiz bir havuz. Okan fotoğraf çekerken ben yerdeki sarı yaprakları topladım.

Oraya geçin lütfen, dedi birden. Sütunun yanına. Uzaklara bakın, kameraya değil.

Birkaç kare çekti, kamerada gösterdi.

Bakın, gerçekten çok fotojeniksiniz. O hüzün de gözlerde bambaşka güzellik katıyor.

Kamera ekranında kendime bakıyordum. Yabancı bir kadın; uçuşan saçlarla, özlemlerle dolu gözlerde

Akşam köy kahvesine girdik. Sıcacık böreklere çay içip sohbet daha da açıldı.

Uzun süredir evlisiniz sanırım, dedi Okan.

Yirmi sekiz yıldır, dedim.

Mutlu musunuz?

Sustum. Mutluluk ne ki? Alışkanlık mı, güven mi?

Bilmiyorum, dedim usulca. Eskiden öyle gelirdi. Şimdi sanki uykuda gibiyim. Her şey yerli yerinde, ama bir eksik var.

Tutku eksik, dedi Okan. Biraz heyecan, hayatta olduğunu hissetmek Sadece birilerinin görevini yapmaktan öte. Kendine ait duyguların olması.

Elimi tuttu.

Ayşe, inan bana, çok akıllı, güzel, derin bir kadınsınız. Mutlu olmaya hakkınız var. Kendi mutluluğunuza.

Elinde, elimi Çekmeliydim. Ama istemedim.

***

Sonraki haftalar rüya gibi geçti. Okan ile daha sık görüşmeye başladık. Kulüpte, sergilerde, bazen sahil yürüyüşlerinde. Kadir aynıydı, balıkta ya da işte, akşam evde, haber izlerken. Ben yemek yapıyordum, makinede çamaşır, rafta çorap Aramızdaki sohbetler iyice azaldı.

Ayşe, yoğurt aldın mı? derdi.

Aldım, diye cevap verirdim.

Güzel. Peki çoraplarım nerede?

Çekmecede.

Okan ise sürekli sordu: Kendini nasıl hissediyorsun, neler hayal ediyorsun? Onun karşısında açıldım, sanki ilkbahar çiçeği gibi.

Melike tabii hemen fark etti.

Eee, aşık oldun galiba, diye göz kırptı. On beş yıldır seni hiç böyle görmedim. Gerçekten mutluluğu hak ettin.

Ama evliyim ya dedim, fısıldayarak.

Ne var ki? Kadir zaten evde yok, balık sevdasıyla yaşıyor. Sen neden hayatından vazgeçiyorsun? Azıcık mutlu ol, kim görecek?

Melikenin sözleri içime dokunuyordu, sanki kendimi ikna etmeye başladım. Ben de biraz neşe görsem fena mı?

Bir kırılma noktası kasım ayında geldi. Okan, beni Ankaraya götürmek istedi. Orada sokak fotoğrafları festivali vardı.

Geceyi de otelde geçiririz, dedi. İki ayrı oda tuttum, için rahat olsun.

Kadire Melike ile alışverişe gideceğiz dedim.

Fazla harcama, tamam mı, dedi, tabletinden gözünü bile kaldırmadan.

Otelde, gerçekten iki ayrı oda vardı. Tüm gün festivali gezdik; akşam şarap içip uzun uzun sohbet ettik. Okan hayata ve anı yakalamaya dair konuşuyordu.

Ayşe, seni uzun süredir gözlemliyorum. Farklı bir kadınsın. İçinde yarım kalmış bir hüzün var, hemen silesim geliyor, dedi elimi tutup. Hiç zorlamak istemem. Bil ki, bana çok özelsin.

Başım döndü Hem sözcüklerden, hem ondan. Odamıza dönerken yanağımdan öptü.

Eğer konuşmak istersen buradayım.

Odamda yatağa uzandım. Ben evliyim; kocam var. Yirmi sekiz yıllık hayatım, ben bunu nasıl yaptım, ne olacak şimdi?

Peki en son ne zaman sadece senin olduğunu hissettin?

Bu ihanet.

Yok canım, hayat bu. Belki de hayatta olduğumu hissetmek için son şansım

Gece iki gibi kalkıp ceketimi aldım, yandaki kapıyı tıkladım. Okan hemen açtı. Belli ki hiç uyumamıştı.

Ayşe, dedi.

Adımı söylediği gibi içeri girdim.

***

Sabah, kafamda gri bir bulut vardı sanki. Okanın yatağında yatıyordum, inanamıyordum. Kıyafetlerimi giyip odaya döndüm.

Kendime naptım? Allahım, ben ne yaptım?

Ama Okan yolda nazik, sıcak, bana güzel şeyler söylüyordu. Suçluluk belki biraz dağıldı, adını koyamadığım bir canlılık hissettim.

Yıllardır ilk defa çok net yaşadım, dedim içimden.

Eve dönünce Kadir her zamanki gibiydi.

Eee, ne aldınız?

Pek bir şey yoktu, gözlerini kaçırdım.

Anladım. Acıktım, ne pişirdin?

Hayat yine rutine girdi. Gündüz eş, ev hanımı; akşamları ise Okana gizli mesajlar, kaçamak buluşmalar Okan yeni yerler gösterdi, kitaplar verdi, şiirler okudu.

Kadir ile konuşmalar neredeyse tamamen bitti.

Yazlıktaki su borusuna bakalım, derdi.

Baharda bakarız, derdim.

Suskunluk O derin, yoğun suskunluk.

Melike zaferle bakıyordu bana.

Gördün mü? Dirildin işte. Hep o çamurda boğulacak değildin.

Kendime fazla bahane buluyordum: Kadir beni yalnızlığa attı. O seçti balığı, ben mutsuz olamam ya.

Ama gece, Kadir yanında uyuduğunda gözüm açık; içimin kırıldığını hissediyordum.

***

Aralık karlı ve ayaz geldi. Okan ile sıklaşan buluşmalar için bilgisayar kursu bahanesi buldum. Kadir sormuyordu bile.

Okan çok nazikti; ancak bazen güzel sözleri tekrar ettiğini, başka kadınlara da söylediğini sezdim. Ama geri dönmek imkânsız gibiydi.

Bir gün eczanede Kadire ilaç almak için cüzdanımı uzatınca küçük bir parfüm kutusu yere düştü. Okanın geçen hafta verdiği Ayışığı Sonatı adlı bir parfümdü.

Kutunun düştüğünü fark etmedim. Akşam Kadir normalden erken geldi, ben mutfakta akşam yemeğiyle uğraşıyordum. Masaya parfüm kutusunu bıraktı.

Bu senin mi? dedi kısık sesle.

Parfüm kutusu orada, kalbim hızlandı.

Evet, benim Yolda buldum, ilk aklıma gelen yalanı söyledim.

Yolda, ha? Beş bin liralık parfümü? Sustu, kokladı kutuyu. Ayşe, beni bu kadar aptal mı sandın? Son zamanlarda çok değiştin. Hep dışarıda, bana yabancı gibi davranıyorsun. Kim o?

Mutfakta köşeye sıkışmış gibiydim.

Kimse Sadece arkadaş

Yalan söyleme! Beni aldattın, değil mi?

Sessizlik, içimi deldi geçti. Kadirin gözleri, yirmi sekiz yılın tüm sıcaklığını kaybediyordu.

Evet, dedim nefesim daralarak. Özür dilerim Kadir. İstemedim, ama

İstemedim! Olmuş işte, acı bir gülümsemeyle. Tamam.

Kapıya yöneldi.

Kadir, dur, peşinden koştum. Konuşalım, açıklayayım

Neyi anlatacaksın? Başkasıyla olduğun için mi? İçimi dağlayan sensin. Evet, belki ben çok çalıştım, çok balığa gittim Ama tek bir defa bile aldatmadım. Çünkü seni sevdim, Ayşe. Hâlâ seviyorum. Ama sen her şeyi yıktın.

Gitme, gözyaşlarımı durduramıyordum. Yeniden deneyelim.

Şu anda kalamam burada, düşünmem gerek. Bir süre Azizde kalacağım.

On beş dakikada eşyalarını topladı. Kapıda arkasından bakarken, Sen beni terk etmedin mi zaten? dedi.

Gitmedi, sadece çekti gitti. İçi boş bir sessizlik kaldı ardında.

***

Evde dört dönüyordum, ne yapacağımı bilmiyordum. Kadiri defalarca aradım, açmadı. Lütfen dön, beni affet mesajıma cevap gelmedi.

Okanı aradım.

Okan, kekeliyordum Kadir her şeyi öğrendi Gitti. Ne yapacağım bilmiyorum.

Üzgünüm canım İstersen buluşalım, konuşursun, biraz rahatlarsın.

Studiosunda buluştuk. Ağladım, anlattım Okan sarıldı, saçımı okşadı.

Her şey güzel olacak. Zaten daha fazla sürdüremezdin. Artık özgürsün. Yeni bir hayat kurabilirsin.

Yeni hayat? gözlerimi sildim. Nasıl bir hayat?

Şey Artık dilediğini yapabilirsin. Gez, yaz, kendin için yaşa.

Ya sen? Biz ne olacağız?

Bir an uzaklaştı bile

Bak Ayşe, ben sana baştan söyledim Sabit bir hayatım yok. Dalgayla yaşarım. Sadece güzel anlar yaşadığımıza inanıyordum. Bence sen de biraz özgürlük istemiştin.

Her şey olduğu gibi önümdeydi. Güzel sözler, ilgi Hepsi bir oyundu.

Yani sadece eğlence mi oldum senin gözünde? dedim.

Hayır, değerliydin. Ama ben biriyle asla uzun süreli olamıyorum. Sen yaşadın, hissettin Bunu istemiyor muydun?

Ayağa kalktım.

Doğru, yaşadım da, şimdi de hayat dediğin şey bende paramparça, dedim. Hem senin yüzünden, hem benim aptallığım yüzünden.

Dışarı attım kendimi. Kar yağıyordu, yaşlarım akıyordu.

***

Ev bomboştu. Işıkları yaktım, kendimi koltuğa attım. Sonra Melikeyi arayıp, Konuşmaya ihtiyacım var, dedim.

Yine o ilk gittiğimiz kafede buluştuk. Melike olup biteni dinledi, kahvesini höpürdeterek.

Gördün mü? Yaşadın işte biraz Yine de rutinde kuruyup kalmadın.

Şaşkınlıkla baktım.

Ciddi misin Melike? Hayatım altüst

Eh, sen seçtin bu yolu. Ben sadece vesile oldum. Sonrası senin hayatın. Ve bence haksız sayılmam: Kadir seni görmüyordu, belki kaybederse anlar kıymetini Ya da anlamaz, hayat bu işte.

Ayağa kalktım.

Sen bana kıskandığın için bu yolu açtın. Hep benim düzenime, aileme imrenirdin Şimdi ben de senin gibi hissettim: Yalnız ve arayışta.

Sakin ol Ayşe, gözlerini devirdi. Drama yok.

Elveda Melike, dedim ve çıktım.

***

Bir hafta geçti, Kadir dönmedi. Aradım, mesaj attım, sadece Zamana ihtiyacım var dedi.

Ev bomboştu, o kadar ki nefes alamıyordum. Uykusuz, eski anıları düşündüm. Kadirin evdeki arızaları tamir etmesini, bana çay getirişini, bahçede fidan dikerkenki sakinliğimizi Bunlar sıkıcı gibi gelirdi. Şimdi hepsini tekrar istiyordum.

Yılbaşından bir gün önce, Kadirin Azizde olduğunu bildiğim eve gittim. Zili çaldım. Aziz açtı kapıyı.

Ayşe, hoş geldin, dedi zoraki. Kadir için geldin değil mi?

Sadece beş dakika, dedim.

Aziz içeriye geçti, Kadiri çağırmaya. Kadir yorgun, çökmüş görünüyordu. Belli ki o da acı çekmiş.

Ne istiyorsun? dedi sessizce.

Sadece özür dilemek istedim. Kadir, büyük yanlış yaptım, başımı kaybettim. O adam o sadece bir hayaldi. Gerçek olan sendin, evimdi. Lütfen bir şans daha ver.

Uzun süre sustu. Sonra başını salladı.

Bilmiyorum, Ayşe. Çok canım yandı Şimdi sana bakınca sadece onunla olduğun anı hatırlıyorum ve aklımdan çıkaramıyorum.

Anlıyorum, ağlıyordum. Şu an ne ben kimim onu bile bilmiyorum. Her şey dağıldı.

Uzun bir duraksama. Koridorda iki yabancı gibi durduk.

Gitmem gerek, dedi sonunda Kadir. Özür dilerim.

Kapıyı kapattı. Merdiven başında öylece kaldım.

Dışarı çıktım. Her yer yılbaşı için süslü, insanlar mutlu. Ben ise o karların içinde yürüyordum, hiç bitmeyecek kadar büyük bir boşlukla.

***

Yılbaşını tek başıma karşıladım. Televizyonda geri sayımı izledim, kendime şampanya doldurdum.

Yeni bir hayat için dedim. Nasıl bir hayat bu, acaba?

Ocak başında Melike aradı.

Ayşe, nolur artık çık şu evden! Bir yoga hocasıyla tanıştım, şahane biri. Mutlaka tanışmalısın! Gidelim mi?

Sustum.

Ayşe, beni duyuyor musun? sesini işittim.

Duyuyorum, dedim sonunda.

Hadi buluşalım, aynı kafede?

Bir an gözlerimi kapadım. Gözümün önüne o kafe, Melike ve yeni plânı Sürekli dönen bir kısır döngü. Sonra;

Hayır Melike, dedim kısık sesle. Yapamam artık.

Ne demek yapamam? şaşırdı.

Yani Yapamıyorum, dedim. Özür dilerim.

Telefonu kapadım.

Birkaç gün sonra yolum o ilk kafeye düştü. Tek başıma kahve içtim, camdan dışarıyı izledim. Kar gökten usul usul iniyordu, insanlar koşuşturuyordu.

Birden kafe kapısı açıldı, Melike içeri girdi. Beni gördü, hemen geldi.

Vay, sen de buradasın Ayşe, hemen yanıma oturdu. O yoga hocası var ya, bence seninle tanışmalı. O kadar huzurlu bir insan ki Biliyor musun, sana çok iyi gelir. Görüşmek ister misin?

Gözlerinin parıltısının ardında büyük bir boşluk vardı. Melike bunun farkında bile değildi.

Neden konuşmuyorsun? dedi, başını eğdi. Ayşe bak, böyle eve kapanmak olmaz. Hayat devam ediyor, anlamıyor musun?

Ağzımı açtım ama kelime bulamadım. İçimde düşünceler dolandı.

Bir kez daha aynı hatalara mı düşeceğim? Başkasında mı arayacağım mutluluğu? Belki mutluluk zaten vardı da ben göremedim?

Ayşe! Beni duyuyor musun?

Uzun, derin bakışla ona baktım. Gözlerimde acı, aniden gelen bir farkındalık. Başkasının ellerinde kukla olmuşum ben. Yanlış cevaplarda kaybolmuşum. Değerli olanı nasıl bir hiç uğruna bıraktığımı yeni yeni idrak ediyordum.

Duyuyorum, dedim sonunda.

Melike bekledi. Ben sustum. Kar yağmaya devam ediyordu; ve o sessizlikte, tek bir kelime bile her şeyi anlatıyordu. Telaş, pişmanlık, acıya rağmen o boşlukta, ilk defa biraz huzur buluyordum.

Rate article
Lifequest
Görünmez Eş: Kimsenin Fark Etmediği Kadın