Aileyle Sınavdan Geçmek

Aileyle Sınanmak

Süreyya, kendini uzun süredir ilk kez bu kadar mutlu hissediyordu! Yalnızlıkla geçen yıllar, birbirinin aynısı günler ardında kalmıştı artık. Hayatına giren Kaan, sanki onun dünyasını bambaşka bir hale döndürmüştü. O daha önce karşılaştıklarından çok farklıydı. İlgiliydi, yumuşak huylu, merhametliydi…

Süreyya onun sadece iyi yanlarını görüyordu. Zor anlarında destek olan, ister ciddi konularda ister küçük şeylerde saatlerce sohbet edebileceği biriydi. Olayları büyütmeyen, tartışma çıkarmayan, kimseye baskı kurmayan bir adamdı Kaan. Sanki Süreyya, sonunda yıllardır aradığı kişiye rastlamıştı.

Fakat çevresindekilerin atlayamadığı bir detay vardı: Kaan, Süreyyadan sekiz yaş küçüktü. Ama Süreyya için bu hiçbir şey ifade etmiyordu. Onun için yaş sadece bir rakamdı; asıl önemli olan birbirlerine verdikleri sevgi ve saygıydı.

Mahalleden kadınlar, özellikle yaşı daha büyük teyzeler bu ilişkiyi sık sık dillendiriyordu. Süreyya ile Kaanı yan yana gören bakışlar, aleni dedikodular, baş sallamalar Bazen ima etmeden de yapamıyorlardı.

Dikkat et, dedi birisi gözlerini kısarak ve başını sallayarak, Allah korusun kötü bir şey olmasın. Zeynep de on beş yaşına bastı, ufaklık da pek güzel, göz alıcı. Emin misin bu adamın ona farklı bakmayacağından?

Süreyya derin bir nefes alır, kendini sakin tutmaya çalışırdı. Biliyordu, söylenenler sıradan mahalle dedikodularından ibaretti.

Boş yere konuşmayın, dedi bir keresinde, sesi sertleşerek. Kaan olgun, aklı başında biri. Asla böyle bir şeyi aklından bile geçirmez. Hem beni seviyor.

Sesinde kararlı bir güven vardı. Süreyya, Kaana ve ilişkilerine bütün kalbiyle inanıyordu. Olan bitende dışarıdakilerin düşünceleri hiç önemli değildi.

Kaan, dışarıda soğukkanlı gözükmeye çalışsa da, komşuların fısıltılarını her defasında duyuyordu. Kaşını azıcık kaldırıp Umurumda değil der gibi davranır, yüzünü hiç bozmazdı. Ama baş başa kaldıklarında, sabrı birden taşardı; elleriyle saçlarına sinirlice dokunarak öfkesini dile getirirdi:

Şuna bir bak! Millet başkalarının hayatının dedikodusunu yapmaya ne kadar hevesli. Sanki dizi filmde yaşıyoruz! İnsanlar neden bu kadar kolay hüküm veriyor?

Süreyya, yumuşak bir elini onun koluna koyar ve sakinleştirmeye çalışırdı. Sesi sıcaktı, güven doluydu:

Boşver, kafamıza takmayalım. Onlar televizyon dizisi zannediyor her şeyi, konuşacak bir şey bulamayınca uydurma laflar çıkarıyorlar. Kimse de seni gerçekten tanımıyor zaten. Gün gelir, pişman olurlar.

Ama başkalarının lafları zamanla Süreyya ve Kaanı alıştırsalar da, Zeynep için bu durum dayanılmaz bir hal almıştı. Her zaman annesinin merkezinde olan, dikkatini sürekli annesinde bulan Zeynep, hayatında yeni birinin varlığıyla sarsılmıştı. Eskiden akşamları annesiyle baş başa çay içer, sohbet eder, onunla rahatça dertleşirdi. Artık ise, annenin vakti ve ilgisi daha çok bu yabancı adama gidiyordu. İşin kötüsü, Kaan onun davranışlarını açıkça eleştiriyordu.

Bir akşam, Kaan ona yaşına uygun olmayan saatte eve gelmemesi gerektiğini söyleyince, Zeynepte sabır taşı çatladı. Kollarını savurarak annesinin yanına koşarken sesi öfkeyle titriyordu:

Anne, bu adamı niye kabul ettik ki hayatımıza? Biz ne güzel iyiydik! Kimse bize karışmıyordu, kimse nasihat vermiyordu. Geldiği gibi kuralları koydu!

Süreyya derin bir nefes aldı, kendini tutmak için sırtını divana yasladı. Kızına dikkatle, ama kararlılıkla cevap verdi:

Kaan haksız değil kızım, on beş yaşındaki biri gece dışarıda gezemez. Sen bize inanmıyorsan aç haberleri dinle, orada her gün neler anlatıyorlar.

Ama ben tek başıma çıkmıyorum ki, arkadaşlarımla geziyorum! diyerek ayağıyla yere sertçe bastı Zeynep.

Senin arkadaşların ne yapabilir, başınıza bir şey gelse? Kimse sizi koruyamaz, diye ısrarcı oldu Süreyya.

Zeynep bir anda susup yüzü kıpkırmızı olarak yumruklarını sıktı, hızla arkasını döndü ve bağırarak:

Aman tamam! Ben odamdayım, yemek de yemeyeceğim!

Kapıyı hızla çekti, evin içinde yankılanan sesi Süreyyayı tarifsiz bir boşluğa gömdü. Neydi yanlış olan, neden kızı böyle davranıyordu? Defalarca aklında bu soru dolanıp durdu. Kendi hayatında ilk defa tekrar kadın, sevilen, değer gören biri gibi hissetmişti. Onca yıl yalnızlıktan sonra taze bir nefes almış gibiydi.

Ama Zeynepin Kaana böylesine karşı çıkmasını bir türlü anlayamıyordu. On beş yaş zordu Belki de annesinin yıllardır yalnız kalıp sadece ona ait olmasından mutlu iken, şimdi arada kalan hissediyordu. O küçük ailenin içine başka biri girmişti; sadece annenin dikkatini çekmekle kalmayıp, kurallar koyup, hayatına karışıyordu.

Sanki hiç anlamıyor ki annenin de biraz mutluluk ve sevilmeye ihtiyacı olduğunu diye içinden geçirdi Süreyya, pencerenin ardında batan güneşe dalıp giderek. Kızı ne kadar üzülse de, ona Kaanın aslında ne kadar iyi ve güvende biri olduğunu göstermek istiyordu. Oysa olan biten hep tartışma, kapı çarpma, dargınlıktı.

Birkaç ay önce, Zeyneple mutfakta çay içerken uzun uzadıya sohbet ettikleri akşamları hatırladı. Artık bunlar uzak bir anı gibi geliyordu. Kızı çoğunlukla odasına kapanıyor, kısa cevaplarla geçiştiriyordu.

Derin bir nefes aldı kadın. İçinde bulduğu gücü toparlayarak uygun kelimeleri bulmaya çalıştı. Kendi kararlarını anlatmak için değil, kızı onu gerçekten duysun diye. Hâlâ annesi olduğunu, hâlâ yanında olacağını, ama artık hayatta bir başkasına da kalbinin açık olduğunu hissettirmek istiyordu.

Ama bu konuşmaya nereden başlanırdı? Kırgınlıklarını nasıl eritirdi? Süreyya cevabı bilmiyordu. Tek umudu, zamanla ve sabırla aralarındaki ilişkiyi güçlendirmekti. Belki bir gün Zeynep, Kaanın onların mutluluğu için ne kadar uğraştığını fark edecekti

******************************

Sabah gri ve sıkıcıydı. Süreyya yeni uyanmıştı ki, Zeynep karşısına dikiliverdi. Saçları darmadağın, gözleri öfkeyle parlıyordu.

Lenanın çiftliğine gitmeme izin vermiyor! diye bağırdı boğazı düğümlü kız, Duydun mu anne? Kaan bana karışamaz!

Kaan kapıdan kolunu göğsünde birleştirerek bakıyordu. Gözlerinde kesin bir kararlılık vardı ama tartışmaya girmedi, uzaktan sahneyi izliyordu.

Süreyya hemen yataktan kalktı, gergin halde saçını düzeltti.

Çok da iyi etmiş, dedi, kızgınlığını gizlemek isterken sesi titriyordu. Ben de seni yollamazdım. Lenanın adı tüm mahallede çıkmış. Sence kızına öyle biriyle vakit geçirmesi uygun mu?

Ben büyüdüm! diye bağırdı Zeynep, ayağını yere vurarak. On beş yaşındayım, hayatıma karışmayın!

Süreyya yavaşça kalkıp sabahlığını omzuna attı, kızına dik ve net bir tavırla döndü:

Önce okulunu bitir, meslek sahibi ol, kendi paranı kazan. O zamana kadar ben bakıyorsam, benim kurallarıma saygı göstereceksin.

Kız bir anda sessizleşti, yüzü kıpkırmızı, dudakları titriyordu.

Senin kuralların ha? dedi kısık bir sesle, sonra acı bir şekilde bağırdı: Bize hayatı zindan ettiniz! Sana o adam yetiyor, bana hayat hakkı yok!

Süreyyanın yüreği cız etti, ama öfkesini dizginlemeye çalıştı.

Zeynep, derdim seni üzmek değil. Kendi güvenliğin için endişeleniyorum! Sen benim çocuğumsun, kötü bir şey olursa acısı bana yeter.

Kendi hayatımı yaşamak istiyorum! diye bağırdı Zeynep, annesinin sözünü keserek. Ama senin umurunda sadece Kaan var. Onun keyfi bozulmasın yeter!

Kaan bir adım atacak gibi oldu ama Süreyya anında gözleriyle Karışma dedi. Erkek sessizce geri çekildi.

Bak yavrum, dedi Süreyya, yumuşak ama kararlı bir şekilde. Hayatı birlikte öğreniyoruz. Ben kısıtlamak istemiyorum, sadece dikkatli olmana çalışıyorum. Hayat, yanlış bir adım da hayatı tepetaklak edebiliyor.

Ben istemiyorum sen karar ver diye! bağırdı Zeynep, Anlamıyorsun ki, hiç de anlamaya çalışmıyorsun!

Bir anda kapıya koştu, geri dönüp arkasından seslendi:

Yine de gideceğim! Sizin izninize ihtiyacım yok!

Süreyya yorgunlukla sandalyeye oturdu. Kaan yanına yaklaşıp omzuna hafifçe dokundu.

Belki peşinden gitmek gerekir? dedi alçak sesle.

Süreyya başını salladı:

Şimdi konuşsak anlamayacak. Biraz yalnız kalsın, sonra konuşuruz. Sakinleşince

Pencereye baktı kadın, gri bulutlar arasından güneş ışığını aralar aralamaz içinden bir umut doğdu. Belki bugün bir nebze olsun huzur girerdi evlerine.

Zeynep odasının kapısını öyle bir çarptı ki, bütün ev ürperdi. Hırsla yatağına uzandı, yüzünü yastığa gömdü. İçinde kavga vardı; öfke, kırgınlık, adaletsizlik birbirine karışmıştı.

Saatlerce yattı öylece, evden gelen sesleri, annenin ve Kaanın konuşmalarını, mutfağa gidip geldiklerini dinledi. Karnı acıktığında bile inat edip dışarı çıkmadı, gururuyla iç içe inançları birbirine dolandı.

Zaman ağır ağır geçti. Akşam olup oda karanlığa gömülene kadar kız bir ileri bir geri döndü, battaniyesini çekiştirdi, telefonunu eline alıp bıraktı. Hep o aynı düşünceler: Niye anlamıyorlar, niye benim adıma karar veriyorlar? Ben çocuk muyum?

Akşam olunca öfke yerini yorgun bir boşluğa bıraktı. Yatağında doğrulup aynaya baktı. Yüzü şişmiş, saçları dağılmıştı. Saçlarını düzeltti, derin bir nefes aldı ve bir anda öfkesinin geçtiğini fark etti.

Usulca kapıyı araladı, koridora çıktı ve mutfağa yöneldi. Ayakları kendiliğinden buzdolabına, oradan ekmek, peynir, sucuk ve bir bardak vişne suyu hazırlamaya götürdü onu. Fısıltıyla önce mırıldandı, sonra melodiyi yükseltti mutfağı küçük bir şarkı sardı.

O sırada kapıda Süreyya belirdi. Bir an kızına bakakaldı; sanki sabahki kavga hiç yaşanmamış gibi Zeynep mutlu gözüküyordu.

Ne güzel moralin yerinde, dedi Süreyya, sesi yumuşak ve sakindi. Hiç pişman olup özür dilemek yok mu?

Zeynep arkasına döndü, annesine alaycı bir bakış attı:

Hayır. Özür dileyecek bir şey yapmadım.

Süreyya dudaklarını ısırarak öfkesini gizledi. Yakına gelerek tezgaha dayandı:

Emin misin kızım? dedi, sesi kararlıydı. Biz Kaanla dışarı çıkıyoruz. Madem hatanı anlamadın, bu akşam evde yalnız kalacaksın.

Zeynep omuz silkti, ekmeğine yağ sürüp cevap verdi:

Hiç umurumda değil. Siz gezin, gezin.

Sonrası fısıltıyla geldi ama Süreyya duydu:

Baksanıza yakında kaçar gider…

Kadın kapıda duraksadı.

Bir şey mi dedin?

Zeynep gözlerini kaldırıp buz gibi bir ifadeyle:

Hayır, bana öyle gelmiş, dedin.

Süreyya bir an baktı, sonra sessizce çıktı. Zeynep ise sandviçiyle baş başa kalınca mırıldanmayı sürdürdü, ama içten içe bir karar aldı: yakında Kaan bu evde olmayacaktı.

Bakalım…

**********************************

Süreyya ofiste evrakları inceliyordu. Ceketinin cebinde aniden telefon titreşince kaşlarını çattı. Kaan gün içinde nadiren arardı, işte olduğunu bilirdi.

Apar topar açıp cevapladı:

Kaan? Bir şey mi oldu?

Hattan tanıdık olmayan bir kadının mesafeli sesi geldi:

Ben İstanbul Devlet Hastanesinden hemşireyim. Bu telefonun sahibi, bir kaza sonucu hastanemize getirildi. Hemen gelebilir misiniz?

Dünya Süreyya’nın başına yıkıldı sanki. Elleri titreyerek telefonu sıktı.

Hemen geliyorum Şu an Tabii

Detayları duymadan fırladı, çantasını kaptı ve telaşla çıktı. Arkadaşlarının şaşkın bakışlarına aldırmadan gözünü kapıya dikti. Kafasında tek bir cümle vardı; Ne olur Kaana bir şey olmasın

Yarım saat sonra hastanedeydi. Kaanın odasına girdiklerinde, karşısında yaralı, gözünün altında morluk, dudağında kan gören Süreyyanın yüreği dağlandı. Ama Kaan baygın değil, hafifçe gülümsemeye çalışıyordu.

Kaan! diye fırladı yanına, elini tuttu. Ne oldu, kim yaptı bunu?

Kaan hafifçe başını yana çevirdi:

Kim olduğunu bile anlamadım; Zeyneple ilgili bir şeyler bağırıyordu. Ne dedi, bilmiyorum

Süreyya göğsünde öfkenin büyüdüğünü hissetti. Kim olduğunu hemen tahmin etti: Rafet Eski kocası, uzun yıllardır uzak durmaya çalıştığı adam.

Merak etme, ben halledeceğim, dedi kararlılıkla. Hemen şimdi gidip öğrenirim.

Kaan ani bir hareketle doğrulmaya çalıştı, canı acıdı ama sesi beklenmedik bir ciddiyeti yansıttı:

Sakın tek başına gitme! Kardeşini ara bari. Böyle şeylerle tek başına uğraşılmaz; tehlikeli olabilir.

Bir an duraksadı kadın, göz göze geldiler. Onun hâlâ kendi canından çok Süreyya’nın güvenliğini düşündüğünü görmek içini burktu.

Tamam, dedi sonunda, Sen yat, ben hemen ararım.

Kardeşini aradı, durumu anlattı. Telefondayken tekrar Kaana baktı, onun gözleri yorgun ama elini hiç bırakmadı.

İyi olacak her şey, dedi kendine, ona değil…

*********************************

Süreyya, eski eşinin evine öfkeyle girdiğinde Rafet salonda sigarasını tutarak karşısında duruyordu. Kadın lafı dolandırmadı bile.

Oturacak mısın yoksa başka bir işin mi var? Sana gününü göstereceğim.

Rafet aniden cinnet geçirip, alnı kırmızıya bürünerek bağırmaya başladı:

Sen hangi akılla o adamı çocuğumun yanına getirdin ha? Hiç aklın yok mu, kızını düşünmedin mi?

Süreyya hiç geri adım atmadı. Böyle hakaretlere çoktan bağışıklık kazanmıştı.

Ben o kızı on beş senedir tek başıma büyüttüm! Sen üç yaşındayken terk ettiğin çocuğun şimdi umurunda oldu öyle mi?

Rafet duvara yumruğunu vurdu, küçük tablonun titremesine neden oldu.

O adam kızıma fena bakıyor! Yemin ederim öldürürüm!

Süreyya kollarını kavuşturdu, bakışları buz gibiydi:

Ne zaman bakacaktı ki? Evde yalnız kalmadılar, işten eve geç geliyor, hafta sonları birlikteyiz zaten. Kızın neden uyduruyorsa artık…

Kızım asla yalan söylemez! diyerek bir adım daha yaklaştı Rafet. Ben onu alacağım, artık benimle yaşayacak!

Süreyya alaycı bir gülümseme takındı:

Sende para mı var da o tüm istediklerini yapacaksın? Bir hafta kalmaz, yine bana döner.

Rafet kurnazca gözlerini kısarak şunları söyledi:

Kaçmayacak. Hem, burnu havada konuştu, Zeynep kendisi istedi gitmek. Dedi ki, aynı evde o adamla yaşamak istemiyor, korkuyor.

Süreyya bir an dondu, ama kendini toparladı; duygularını açığa vurmadan cevap verdi.

Demek öyle Peki. Ne yaparsa yapsın. Ben beklerim; öyle bir gün gelir ki, kendisi geri döner.

Hiç de dönmez, dedi Rafet, ama sesinde inançsızlık vardı.

Süreyya pencereye gidip dışarıdaki çocuklara baktı. Endişesi artıyordu. Zeynepin çocukluk kırgınlıklarını, serseriliğini, isyanlarını bilirdi ama babasını neredeyse tanımayan kızının yanına gitmeye kalkması çok farklıydı.

Farkında değilsin galiba, dedi Süreyya, gözünü camdan ayırmadan. Senin niyetin onun iyiliği değil, bana zarar vermek. Unutma, dert ettiğin her şey on beş yaşında bir insana yaptığın bir kötülük olabilir.

Rafet omuz silkti, umursamazca:

Benim de babalık hakkım var.

Süreyya döndü, gözlerinde çelik gibi bir ışıltı vardı:

O zaman göster, gerçekten baba ol! Yalnızca eski karına inat olsun diye değil, onun iyiliği için uğraş.

Rafet bir şey diyecekken duraksadı. Gözlerinde kısa bir pişmanlık, eksik bir hatıra parladı ama kendini hemen toparladı.

Sen bana ders verme! diyerek sırıttı, Kimin daha çok bozduğunu göreceğiz.

Süreyya derinden bir nefes aldı, kelimelerini yutarak konuşmasını sonlandırdı:

Ben hep düzgün bir hayat kurmaya çalıştım, kendim ve kızım için. Sen ise sadece her şeyi bozmak istiyorsun.

Göreceğiz, dedi Rafet, ayakkabısını giyip hızla çıkarken. Zeynep kimin yanında olmak istediğine kendisi karar verir…

*********************************

Kaan nihayet taburcu olduğunda ıslak, gri bir havaydı. Derin bir nefes aldı, hayatta olmak bile ona mükafat gibi geldi. Süreyya girişte titreyerek bekliyordu; onu görünce koşacak gibi oldu ama çekindi, incitir korkusuyla uzağından usulca gülümsedi.

Neyse, yine özgürüz, diyerek hafif bir şaka yaptı Kaan, onun elini sıktı. Hadi eve, huzura.

Yolda asla suçlayıcı ya da sitemkar olmadı. Süreyyanın öfkesini dindirmeye çalıştı:

Suç sende değil! Sakın kendini sorumlu hissetme.

Kadın itiraz etmek isteyince Kaan susturdu:

Gerçekten, bunda senin bir kabahatin yok. Kimsenin bu halin başına geleceğini bilemezdin.

Polise başvur dediklerinde Kaan sakince Kendi kızım için ben de birine böyle davranabilirdim, o da babalık yaptı diye karşılık veriyordu. Rafete karşı da kin gütmüyordu; olanı olmuş bir olay olarak kabul etmişti.

Birkaç gün sonra Zeynep ellerinde meyve poşetiyle eve geri döndü. Sessizce süzülerek girdi. Bakışları yerde, sesi belli belirsizdi:

Ben konuşmak istiyorum.

Kaan ve Süreyya göz göze geldi; Kaan başıyla onayladı.

Kızım dedi Süreyya nazikçe.

Her şeyi ben uydurdum, diye atıldı Zeynep, Kaana doğrudan bakarak. Baştan sona kadar. Hiç böyle bir şeyin bu hale geleceğini düşünmemiştim. Sadece sadece onun gitmesini istedim. Her şey eskisi gibi olsun istedim.

Sesi titredi, gözyaşlarını tutmak için yutkundu.

Kaana dokunurlar diye düşünmemiştim Sadece babam konuşur sanıyordum. Ama hastaneye düşünce çok korktum. Utandım da.

Kaan yavaşça yaklaştı, kırılmasın diye usulca konuştu:

Kızım, sana kızmıyorum. Sadece korktun, karıştın. Önemli olan gerçeği söylemen.

Zeynep gözyaşlarına boğuldu, şimdi annesine sarılıp ağlıyordu.

Sadece görmemişim Annemin mutlu olduğunu, onun bir kez daha kadın gibi hissettiğini Bunu hiç görememişim.

Süreyya hadi kızına sarılıp sıkıca kucakladı.

Artık her şey iyi olacak, fısıldadı, Beraberiz. Her şeye birlikte göğüs gereceğiz.

Zeynep annesine yaslanırken başını salladı. Akşam olup Kaan uyuyunca Süreyyaya döndü:

Ben babamda kalacağım. Onun da zamana ihtiyacı var. Belki bir arada olmayı başarabiliriz. Hakiki bir aile olmayı

Süreyya elini sıkıca tuttu.

Ne kadar cesur olduğunu biliyor musun? dedi sessizce. Seninle gurur duyuyorum.

Zeynep gözyaşlarının arasında gülümsemeyi başardı:

Sadece anladım ki, annem mutluysa ben de olurum. Eğer onun yanında huzur bulduysan, doğru olan budur.

O akşam, evin içini huzurlu bir sessizlik doldurdu. Uzun zamandan sonra ilk defa sükûnet huzursuzluk yaratmadı. İçlerini ısıtan bir dinginlik vardı her şeyin iyileşeceğine dair bir umut gibiydi. Yaraları zamanla kapanacaktı Ve önlerinde yeni bir hayat başlıyordu.

Rate article
Lifequest
Aileyle Sınavdan Geçmek