Hayat Masal Gibi, Gerçekten Masal!

Masal Gibi Bir Hayat

O sabah, Elif gözlerini açar açmaz içinde garip bir his vardı; sanki bugün önemli bir şey olacaktı. İstanbulun pırıl pırıl güneşi camdan içeri doluyor, dışarıda serçeler cıvıldıyordu. Eşi, işe gitmek için kapıdan çıkarken yanağına hafifçe dokundu, Sen benim en değerlimsin, dedi. Her şey olağan, hatta kusursuzdu.

Kusursuz Elifin hayatı hep bu kelimeyle ölçülürdü. Kusursuz eş; iş insanı, başarılı, ilgili. Kusursuz çocuklar; birisi üniversite öğrencisi oğlu, diğeri lisede okuyan kızı, ikisi de uslu, zeki, sorunları yok. İstanbulun göbeğinde güzel bir daire, Egede yazlık ev, son model bir araba… Elifin kendisi de kusursuzdu; bakımlı, fit, kırk beşinde ama otuz beş gibi gösteriyor.

Arkadaşları kıskanırdı: Elif, bak vallahi senin hayatın masal gibi! Elif mütevazı bir tebessümle yetinir, içinden Evet, şanslıyım, derdi. Ama işin aslı şansla pek ilgisi yoktu. O hep biliyordu; nasıl görüneceğini, nasıl konuşacağını, evi nasıl çekip çevireceğini, eşi için nasıl destek olacağını, çocukları nasıl büyüteceğini Kendi benliğinin tamamını bu kusursuzluk için vermişti.

Eşi Murat onun hayatının merkeziydi. Üniversitenin dördüncü sınıfında tanışmışlardı; yakışıklı, akıllı, iyi bir aileden. Tüm kızlar peşindeydi, ama Murat Elifi seçti. Elif, mutluluktan aklını kaçıracak gibiydi o zamanlar.

Bir sene sonra evlendiler. Sonra onun iş hayatında yükselmesi, Elifin muhasebecilikte kurumsal bir firmada baş muhasebeciliğe kadar ilerlemesi, ardından çocuklar derken Her şey kitap gibi ilerliyordu.

Bazen, çok nadir, Elif bir gariplik seziyordu. Murat ansızın pencereden uzun uzun dalar, söylediklerini duymuyormuş gibi davranırdı. İş seyahatinde olduğu zamanlar aramaları azalır, kimi zaman ona farklı bir hüznün gözlerinden yansıdığını görürdü.

Hayatım, bir şey mi oldu? diye sorardı.

Bir şey yok, derdi Murat. Sadece biraz yorgunum.

Bunu kafasına takmazdı. Yorgunluk, kimin başına gelmez ki? Sonuçta ticaret işi stresliydi.

***

O Salı günü, Elif, Murat’ın ofisine uğradı. Bazı evrakları imzalaması gerekiyordu, Murat önceden rica etmişti zaten. Sekreteri, yeni işe başlamış genç bir kız, hafifçe panikledi: “Murat Bey meşgul, isterseniz biraz bekleyin?” Elif gülümsedi: “Ben aileyim, sen rahat ol.”

Ve kapıyı vurmadan içeri girdi.

Murat masasında, bilgisayar ekranına bakıyordu. Ekranda bir kadının fotoğrafı vardı; genç, güzel, uzun sarı saçlı, kederli gözleriyle Elif’in daha önce hiç görmediği biri. Elif göz ucuyla fark etti ve şaşırdı: Sekreterin önünde kadın fotoğraflarına bakmak da ne demekti?

Murat, evraklar için geldim, dedi.

Murat irkildi, hemen ekranı kapattı ama Elif bu ani hareketi fark etmişti. İçinde bir kırıntı şüphe filizlendi.

Evet tabii, diyerek aceleyle çekmeceden evrakı çıkardı. İşte, imzalayıp masaya bırakırsın, alırım.

Kimdi o? Elifin sesi çok sakindi. Ancak kadınlar, tehlikeyi hissettiğinde işte böyle sakin olurlar.

Ne? Murat şaşkın gibi yaptı ama bakışları onu ele verdi. Hiç, işten bir arkadaş Kızcağız bir konuda yardım istemişti.

Koca ekranda fotoğraf bakmak mı yardım oluyor? dedi Elif.

Elif, başlama yine lütfen, Muratın suratı asıldı. Sen yanlış anlamışsın.

Elif kafasını salladı, evrakı alıp çıktı. Ama içine şüphe tohumları atılmıştı bir kere.

***

Elif kendini tutamayıp araştırmaya başladı. Ellerine hakim olamadı, kalbi istemese de. Murat duştayken cep telefonunu kurcaladı. Şifreli mesajlaşmalar arasında gizli bir yazışma buldu; kod, kızlarının doğum günüydü. Murat yıllardır şifresini değiştirmemişti.

“Özledim,” diyordu kadın.

“Ben de. Yakında görüşeceğiz,” diye cevaplamıştı Murat.

“Karın bir şeyden şüpheleniyor mu?”

“Hayır; her şey yolunda.”

Elif satırları okudukça içi karardı. Beş yıl… Beş yıldır onun başka bir hayatı varmış. Elif evde yemek pişirirken, çocuklara sarılırken, bayramda sevdikleriyle fotoğraf çekerken o başka birinin yanında olmuştu.

Sohbeti geriye sardı. Fotoğraflar, tatlı ifadeler, buluşma planları Bir cümlede kalakaldı:

“Sen benim biricik sevgilimsin, üniversiteden beri. O zamanlar koşullar başka olsaydı asla ayrılmazdık. Elif iyi bir kadın, ama kaderi böyleymiş.”

Elif cümleyi defalarca okudu.

“Biricik sevgilim.” “Üniversiteden beri.” “Koşullar”

Demek ki o hiç sevilmemiş. Hep doğru zamanda orada olan kadın olmuş. Asıl aşk başkasıymış.

Akşam, Elif mutfakta pencere kenarında bekliyordu. Gözleri güneşin batışında dalgın, içinden neler geçiyor, bilinmez. Yıllar, çocuklar, nice emek Hepsi boş muydu şimdi?

Murat geldi, Elifin yüzüne baktı. O an her şeyi anladı.

Öğrendin, dedi, soru sormadan.

Evet, dedi Elif. Kimdi o?

Murat uzun süre sustu. Sonra sandalyeye oturup başını ellerinin arasına aldı.

Elif, affet. Böyle olmasını istemezdim.

Nasıl isterdin peki? Hiç öğrenmememi? Senin yıllarca yanında olup aslında başka birini beklediğini fark etmememi mi?

Her zaman onu düşünmüyorum, Murat zayıfça karşı çıktı.

Yalan söyleme. Okudum mesajlarını. Biricik sevgilim, Üniversiteden beri Anlat. Her şeyi bilmek istiyorum.

Ve Murat anlatmaya başladı.

Kadının adı Zeynepti. Üniversitenin ilk yılında tanışıp, göz göze aşık olmuşlardı. Evleneceklerdi ama Zeynep’in ailesi kabul etmemiş; Murat maddi durum ve geçmiş açısından onlardan değildi. Kızlarını başka bir şehre taşımışlar, uygun gördükleri biriyle nişanlamışlardı. Zeynep mektuplar yazmış, ama engel olamamış.

Murat iki sene beklemiş, sonra Elifle tanışmıştı; akıllı, güzel, saygın bir aileden Olur mu, neden olmasın? diye düşünmüş. Hayat sürüyordu.

Evlendiler, çocukları oldu. Murat, Zeynepin ailesine kanıtlamak için işlerinde çabaladı, başarılı oldu. Ama Zeynep, hep bir yerlerde, kalbinde yaşamıştı.

Beş yıl önce tesadüfen karşılaştık, dedi Murat kısık sesle. O boşanmıştı, yalnızdı. İçimizdeki duygular yeniden alevlendi. Ben karşı koyamadım.

Peki ya ben? Benimle geçen yirmi yılda hep savaş mı verdin kendinle? dedi Elif.

Sana saygı duyuyorum, başladı Murat. Sen harika bir eş, iyi bir anne, iyi bir ev hanımısın. Bana çok şey verdin.

Bir tek sevgini alamadım, dedi Elif. Onu hiçbir zaman istemedin bile. Sana pratik, sana uygun bir yol aradın. Aşkını ise üniversitede bıraktın.

Murat susuyordu. Çünkü Elif haklıydı.

***

Elif valizini çabucak hazırladı. Onun karakteri buydu; gidecekse bir anda giderdi. Ne kavga, ne yalvarma, ne “bir şans daha verelim.” Kendine saygısı vardı, başkalarının aşk hikayesinin yedeği olamazdı.

Çocuklara sakin bir şekilde anlattı, ağlamadan, sakin. Oğlu babasıyla konuşmak istedi, Elif engel oldu: Gerek yok, Yusuf. Bu bizim meselemiz. Siz karışmayın.

Kızı ise ağladı: Anne, yalnız kalacaksın Ne yapacaksın şimdi?

Yalnız değilim, dedi Elif. Ben varım ya; bu da hiç az değil.

Başka bir semtten ev kiraladı.

İlk aylar dayanılmazdı. Geceleri gözünü tavana dikip sabaha dek uyuyamıyor, gündüz işe gitmekten asla vazgeçmiyordu. Geceleri kafa kafaya dertleştiği, çayın yanında gülüştüğü hayatının sahici olmadığını anladıkça acısı daha da büyüdü. Hepsi bir masalmış, güzel, sıcak ama masal.

Ama en acısı, aldatılmayı hissetmekten çok kusursuz ve akıllı bir kadın olarak hiçbir şey anlamamış olduğu gerçeğiydi. Çünkü görmek istememişti. O da, tıpkı Murat gibi, bu güzel dekorun içinde kaybolmaya razı olmuştu.

***

Bir yıl geçti. Yara kabuk bağlamaya başlamıştı ki, mahalleden bir tanıdıkla karşılaştı.

Duymadın mı? dedi komşusu. Murat, o Zeynep’le evlenmiş. Üniversiteden beri birbirlerini severlermiş, aileleri ayırmış. Bak, tam filmlik hikaye.

Elif kibarca gülümsedi. Sadece eski kusursuz eşlerin bildiği o yüzle.

Bilmez miyim, dedi. Çok romantikmiş.

Eve geldi, mutfakta sandalyesine oturdu. Bir süre öylece duvara bakıp, ilk kez, bütün bir yıl ağladı.

Ama artık acısından değil. Kırgınlıktan. Geçirdiği onca yıl boyunca hayatında sadece bir arka plan olmuş olduğunu, Muratın asıl sevdiğini beklerken onu geçici olarak tuttuğunu fark etmenin ağırlığıyla.

Elif ona çocuklar verdi. Sıcak bir yuva kurdu, anne-babasıyla ilgilendi, eşi için kendini harcadı. Ama Muratın kalbi hep başkasına aitti ve bu, Elifin elinden bir şey gelmeyecek bir şeydi. Sevmeye zorlayamazdın ki; baş kahraman olamazdın, daha baştan yardımcı oyuncuysan.

***

İki yıl sonra

Elif kendi başına yaşamayı öğrendi. Ve garip şekilde, bundan zevk almaya başladı. Artık akşam yemeği saatinde eve yetişmek zorunda değildi. Kimse geç saatlere kadar çalışmasına kızmıyor, kimse pencereden başka hayallere dalmıyordu. Çocuklar büyümüş, oğlu evlenmiş, kızı yüksek lisansa başlamıştı. Elif hem anne, hem de arkadaştı onlara.

Bazen arkadaşları sorardı: Elif, peki erkekler? Daha çok gençsin, çok güzelsin. Neden yalnızsın?

Elif omuz silkelerdi: Daha özgürlüğümle doyamadım ki…

Kendine bile itiraf edemediği bir nedeni vardı: Yeniden “konforlu bir tercih” olmaktan korkuyordu. Yine güzel sözlerin ardında sevgisizliğin saklanmasından endişeliydi. Yine yedekte bekleyen kadın olmayı istemiyordu.

Kimseyle sırf biriyle olmak için olmayacağım, derdi. Madem bu defa seçim hakkı bende, kendimin başrolü olacağım.

Bir akşam eski eşya kutularını karıştırırken, Elif düğün albümünü buldu. Dakikalarca oturup gençliğine, Muratın gülüşüne baktı. O gün sonsuza dek birlikte olacaklarına inanmıştı.

Peki ya şimdi?

Şimdi albümü kapatıp en dip köşeye kaldırdı. Atmadı sonuçta hepsi anı. Ama görüş mesafesinde de bırakmadı.

Camdan güneş vuruyordu, apartmanın altında birileri inşaat yapıyordu. Hayat devam ediyordu.

Elif kendisine ayna karşısında bakıp, fit vücuduna, bakımlı yüzüne ve sakin, dingin bakışlarına baktı.

Aferin sana, dedi aynadaki kendisine. İyi idare ettin.

Ve bu sefer, bu gerçeğin ta kendisiydi. İyi idare etmişti. Çünkü yeni birini bulduğu için değil, sonunda kendini bulduğu için.

Neredeyse kaybettiği, masal gibi bir hayatın ardında saklanan Elifi. Kimseden eksik olmayanını. Kendi değerini bilen kadını.

Ve işte asıl paha biçilemez olan buydu.

Murat, bu arada, bazen hala arayıp Nasılsın? diyor, doğum gününü kutluyor. Elif ise nazikçe, kısa cevaplar veriyor ve konuyu kapatıyor.

Artık küskünlüğü yok. O öfke çoktan geçti. Sadece şu sakin bilgelik kaldı: O iyi bir eşti. Ama Murat, onun adamı değildi. İkisi de bunu fark etmekte geç kalmıştı.

Zeynep Artık Elifin eski evinde, Murat ile birlikte yaşıyor. Duyduğuna göre mutlularmış. Elif, içinden bir nebze neşe duydu; bari bu hikayenin mutlu biteni olsun. Her ne kadar kendi hikayesi olmasa da.

Bugün Elif yoga dersine gidiyor. Sonra bir kafede arkadaşıyla buluşacak. Akşam oğluyla ve geliniyle yeni açılan bir restoranda yemek yiyecekler.

Hayat dopdolu. Onu Elifin kendisi doldurmuştu.

Gece yatağa yatarken bazen kendi kendine düşünüyor: Ya başka türlü olsaydı? Ya gerçekten onu sevseydi? Birlikte yaşlansaydık, torunları kucaklasaydık, yazlığa gitseydik

Ama sonra diğer tarafa dönüyor ve uyuyor. Çünkü olmayan bir hayatı düşlemenin anlamı yok. Yaşadığı, yaşandı. Ve o, bu hikayeden galip çıktı.

Çünkü kimseyi değil, kendini kaybetmediği için.

Kaybetmediği tek hayatı kendinde bulduğu için.

Rate article
Lifequest
Hayat Masal Gibi, Gerçekten Masal!