Yazın şifa orucuyla detoks yapmak için bir kliniğe gitmiştim. Bir gün güneşlenmeye çıktığımda, yanımdaki şezlongda manken güzelliğinde bir genç kız oturuyordu.

Yazın, bedenimi arındırmak için bir detoks kliniğine gittim. Orada güneşlenmeye çıktığım bir gün yanımdaki şezlongda son derece güzel, adeta bir manken gibi görünen bir kadın vardı. Tanıştık, lafa daldık. Aç kalmanın sebeplerinden konuşmaya başladık.

400 gram vermem lazım, dedi. Gülerek şaka yaptığını sandım, ama hiç de öyle değildi.
Bir yıldır böyleyim, şişmanım. Sevgilim dedi ki, zayıflamazsam bırakacakmış Bak görüyor musun? Karnındaki deriyi iki parmağıyla tuttu. Oturmaya bile utanıyorum

Uzun süre bu sohbetin etkisinde kaldım. Kendi kendime ona Leyla 400 Gram adını taktım. Herhalde sevgilisine göre, benim gibi kadınlar direkt uçurumdan atılsa olurmuş! Çünkü mükemmel bir Spartada sadece zayıflar olmalıymış, tombişlere yer yokmuş

Geçen gün büyük bir grupta, bir restoranda yemekteydik. Orada, bakımlı bir hanım sandalyede bacak bacak üstüne atmış, hafif parlak çoraplarıyla incecik bacaklarını sergileyerek oturuyordu. Topuklu ayakkabısı topuğundan hafifçe çıkmıştı, parmak uçlarında dengede duruyordu ve zarifçe şarap kadehinden su içiyordu etraftaki tüm bakışları topluyordu.

Sonra eşi geldi. Masanın etrafındaki erkeklerle tokalaştı, ama karısına dişlerinin arasından sinirli bir şekilde fısıldadı: Kapatsana dizlerini! Şöyle lahan gibi açmışsın

Kadıncağız bir anda toparlandı, kızardı, garsona yanındaki şömineye rağmen battaniye istedi ve akşamın geri kalanını içine kapanmış bir serçe gibi geçirdi.

Bir ara, ünlü yazarların, şairlerin biyografilerini okuyup başarılarının sırrı nedir, diye kendimce araştırmak istedim. Ama hemen vazgeçtim. Çünkü sıradan zaaflar ve kusurları olan insanları, yarattıkları dehşetli eserlerle bir türlü bağdaştıramadım. Ve bu işten tamamen, Lev Tolstoyun biyografisiyle elimi ayağımı çektim. Anna Karenina romanına aşığım, ama yazarının bazı yaşam gerçeklerini hazmetmek çok zor. Mesela; ölümle ilgili hastalıklı bir ilgisi vardı ve Beşinci kızları Masha’dan sonra karısı Sofya nın doğumu ağır geçmişti, iyileşmesi, toparlanması zor olmuş, doktorlar da “artık doğurmasın” demişler. O ise, Aman canım, artık bana ne gerek o zaman? deyivermiş. Ve Sofya tam 13 çocuk doğurmuş

Instagrama bakıyorum, sanki oyuncak bebeklerin, ahşap barbielerin dünyası. Günleri spor, solaryum, bakım, SPA ile geçiyor. Herkes, güzellik endüstrisinin yardımıyla ideal vücutlarını oluşturuyor. Profesyonel olarak güzel olmanın ne kadar emek ve para istediğini tahmin bile edemezsiniz. Yani tabii, çalışana saygım çok. Ama bana kalırsa, yine ipin ucu kaçtı. Kızlarımız güzel olursa aşık olunur, sanıyorlar. Erkekler seçsin, fark etsin diye çabalıyor. Güzellik şöyle olmalı deniyor: Zayıf vücut, kaşlar alınmış, dudaklar kalın, popo yuvarlak Denileni uyguluyorlar.

Ama erkekler içinse seçim yapmak gitgide zorlaşıyor, çünkü hepsi birbirinin aynısı oldu

Bir gün eşimle bahçe pazarına gitmiştik. O, hobi bahçesine bir şeyler alırken ben de oyalanıyordum. Bir stantta bahçe süslerine bakmaya başladım: minik fenerler, çiçekler, rüzgar gülleri, sulama kabı, tavşanlar ve tilkiler Dev bahçe cücelerinin başındaki kırmızı şapkalarına bakıyordum ki, iki adam cüceler arasından en güzeli hangisi diye tartışıyordu. Biri elleyip çeviriyor, diğeri de gülerek, Hadi kardeşim, hangi cüceyi alacağına karar ver de uzatma Dün gece hayat kadınlarından birini tam da böyle seçmiştin! dedi

İşin komik tarafı bu. Ama siz güzel kızlar Leyla 400 gram, Dizlerini Kapatan Sevda, 13 çocuklu Safiye Nasıl olur da insan kendini sevmez, değerini bilmez, kendine saygı duymaz? Size arızalı eşya muamelesi yapılmasına, buna aşk denmesine niye izin verdiniz? Kim demiş güzellik, kusursuzluk mutlu aşkın şartıymış diye?

Yüzlerce örnek sayarım; aşk asla dış görünüşle ölçülmez. Tanıdığım bir kadın eşiyle hastanede, nefroloji servisinde tanıştı. Kadıncağız hastane önlüğüyle, bembeyaz, bitkin bir halde ve yanında sarkan idrar torbasıyla Ama adam orada aşık oldu.

Ya Frida Kahloyu gördünüz mü? Kaşları, yüzü? Görmediniz mi? Ama yaşadığı çağın en hikmetli adamları onun peşindeydi.

Seneler önce, dişçide yirmilik dişim alındı, ağzım yırtıldı, enfeksiyon kaptım, ateşim 40 dereceye çıktı, yüzüm şiş, ağzım paramparça Yatakta kan tükürerek yatarken kocam bana yoğurt içiriyordu çünkü başka bir şey yemem mümkün değildi. Gıdamdan dolayı süt bıyığı oluşmuştu. Aynaya bakıp Aman Allahım deyip ağlamaya başladım. O an kocam, Bak, dünyanın en güzeli sensin, dedi. Şimdi de öyle. Benimle evlenir misin? Sonra iyileşince bir restoranda, yüzüğünü takıp tek diz üstüne çöktü, konuklar, garsonlar alkışladı, balonlar, çiçekler, evet dedim Ama en çok, o ilk teklifini hatırlamak kalbimden hiç gitmiyor. Çünkü güzellik dış görünüş değil, aşk da kusursuzluktan ibaret değildir.

Kusurlarımız bizi biz yapar. Asıl bizi onlar farklı kılar, sevdirir. Zaten kusursuzluk diye bir şey yoktur; varsa da, herkese göre farklıdır.

Geçenlerde dişlerime tel takmaya karar verdim; dişlerim yamuk. Eşim ise, Ben senin gülüşüne bayılıyorum. Tel takmana gerek yok, ama istiyorsan yap, dedi. Ben karar versem, olduğu gibi bırakırdım.

İlk oğlumdan sonra, tam 118 kilo olmuştum. Eşim ise beni iltifatlara boğmuştu da, zayıflamaya bir türlü motive olamamıştım. En sonunda, kendim zayıflamak isteyince kilo verdim.

Bir ara eski fotoğraflara baktık; kucağımda minik oğlum, ben koltukta yayılmışım. Sordum:
Neden bana zayıfla demedin, şişmandım…
Sen lokum gibiydin, ne zaman istersen o zaman kilo verirsin. Ben beğeniyorum seni, dedi.

Yazın beş yıl önce, vücudumda sedef hastalığı alevlenince, deniz tatilinde mayomu giymeye utandım. Eşim ise, Hayırdır, neden öyle düşünüyorsun? deyince anladım ki, gerçekten görmezdi ben hariç o lekeleri. Benim canımı gören oydu, cildimi değil.

Bunları anlatmamın nedeni eşimi övmek değil, ilişkiyi anlatmak. Bir erkek sizden kendi güzellik anlayışına göre değişmenizi istiyorsa, orada aşk aramayın. O, egemenlik peşindedir.

Siz elmas gibisiniz, mis kokulu elma! O hala çürük mü arıyor? O halde sizden güç devşirmek istiyor, kalbini ısıtmaya niyeti yok.

Bir erkeğe sırf kaybetme korkusuyla uymak isteyebilirsiniz. Ama iyi düşünün, neyi kaybedersiniz? Sizi bahçedeki cüce gibi gören tiranı mı?

Her erkek içgüdüsel olarak hâkim olmak ister. Ama otoritesini, hayranlık ve saygınız üzerine kurmalı.

Uyumunuz, sizin özgür iradenizle olsun. Çünkü asıl olan, elini tutup peşinden gitmek isteyeceğiniz kişiyi seçmektir. Güçlü, güvenilir, nazik Elinizi tutup her yere götürsün, siz de gönül rahatlığıyla onun yanında olun. Ve unutmayın, o elinizi tutmayı hak etmek için çabalamalıBir gün, aynada kendime baktım ve anladım ki, bazen başkalarının beğenisini kazanmak için değil, kendi gözüme güzel gelmek için yaşamalıyım hayatı. Kusurlarım, hatalarım ve fazlalıklarımla bir bütünüm ben. Elimi kendi kalbime koyup Olduğun gibi kabul ediyorum seni, dedim. Çünkü insan en çok kendisiyle barışınca güzelleşiyor; ışığı içinden yanıyor, yüzüne de yansıyor.

Eskiden koşar adım değişmeye çalıştığım her şeyi bugün kucaklıyorum. Şimdi aynaya bakınca, kaşı çatık, sabahki saçlarım dağılmış bile olsa içimden gülümsemek geliyor. Belki dışarıdan bakınca hâlâ mükemmel değilim ama her yeni gün daha çok ben oluyorum.

Ve şunu iyi biliyorum: Sevilmek, takdir edilmek, değer görmek bir seçimse, önce ben kendimi seçtim. Artık kimsenin tereddütlü bakışlarının, dargın sevgilisinin, cüce seçer gibi gören gözlerin gölgesinde kalmak yok. Aksine, kendi güneşimden yükseliyorum, ruhumu şımartıyorum.

Çünkü bir masalın sonunda prensin aradığı cam ayakkabı, aslında başından beri kendi ayağındaydı. Zaten bu hikâyede asıl güzellik, başkasının emrine uymakta değil; aynada gülümseyen o gözlerde, bir kadının kendisini olduğu gibi kabul etmesinde saklıydı.

Ve işte gerçek aşkın tarifi: O, seni sen olduğun hâlinle gördüğündeve sen de, kendi öykünün kahramanı olmayı seçtiğinde başlıyor.

Rate article
Lifequest
Yazın şifa orucuyla detoks yapmak için bir kliniğe gitmiştim. Bir gün güneşlenmeye çıktığımda, yanımdaki şezlongda manken güzelliğinde bir genç kız oturuyordu.