1991 yılından kalma, daha önce hiç görmediğim, ilk aşkımdan gelen bir mektubu çatı katında buldum – mektubu okuyunca adını arama çubuğuna yazdım

Bir gün çatı katını karıştırırken, 1991 yılından kalma, hiç görmediğim bir mektup buldum. Okuduktan sonra ilk aşkımın adını Googlea yazdım.

Bazen geçmiş hiç sesini çıkarmaz ta ki bir gün ansızın seni bulana kadar. Tozlu raflardan, eski bir zarf çıktığında, çoktan kapattığımı sandığım bir defterin sayfaları yeniden açıldı.

İnan, onu aramıyordum. Gerçekten de değildim. Ama nedense her Aralık akşamı, evi erkenden karanlık basınca, o eski ışıklar pencerede yanıp sönünce, çocuklar küçükkenki gibi Duygu hep aklıma gelirdi.

Bak, onu asla bilinçli olarak aramadım.

O, sanki çam kokusu gibi usulca gelirdi. Tam otuz sekiz yıl geçti. O hala, her yılbaşında geri dönerdi hatıralarıma. Benim adım Murat, şimdilerde 59umdayım. Yirmilerimde, birlikte yaşlanacağıma inandığım kadını kaybettim.

Öyle bir kavga, dram falan yaşamadık. Hayat bir anda hızlandı, öyle beklenmedik yerlere savurdu ki Üniversite sıralarındaki o çocuk saflığıyla, tüm kalbimizle hayaller kuruyorduk.

Bilinçli olmadı hiç.

Duygu; hani bilen bilir, sessiz ve sağlam bir havaya sahipti bulunduğu kalabalık her ortamda, yanında sadece sana yer varmış gibi hissettirirdi.

İkinci sınıfta tanıştık. Kalemini düşürdü; ben eğilip aldım, başladık. Koptuk birbirimizden. Herkesin göz devirdiği ama ya bunlar ne sempatik dediği bir çifttik çünkü kimseyi rahatsız etmiyorduk, samimiydik.

Ama sonra hayat girdi araya. Babam hastalandı, annem tek başına baş edemiyordu. Eşyalarımı toplayıp Bursaya döndüm, aileme destek olmam gerekiyordu.

Duygu ise bir sivil toplum kuruluşundan hayalini kurduğu işi kaptı. Onun için bir fırsattı. Ondan, bırakıp gelmesini istemedim hiçbir zaman.

Geçici bu dedik.

Hafta sonları birbirimize gittik geldik, mektuplar Aşk yeter dedik.

Derken, aramızda sadece mesafeler kalmadı.

Aradan zaman geçti.

Bir anda Duygu yoktu.

İnternetten uzun mesajlar, mektuplar Önce uzun uzun yazdı. Sonra bir haftada bir sessizliğe büründü. Ben daha fazla yazdım. Sonunda, bir tane daha yolladım: Beklerim, seviyorum seni. Hiçbir şey değişmedi.

O sondu yazdıklarım. Ailesine de telefon açtım. Mektubum Duyguya ulaşsın lütfen diye rica ettim.

Babası nazikti ama soğuktu. Ulaştırırım, dedi. İnanmak istedim.

Günler geçti, aylar. Hiçbir ses. Kendi kendime, Herhalde seçimini yaptı dedim. Belki başkası vardır, belki başka bir hayata kavuşmuştur. Sonra, hayat cevap vermeyince insanlar ne yaparsa ben de yaptım.

Devam ettim.

Bir şekilde, sonra Gül ile tanıştım. Duygudan apayrı biriydi Gül: Ayakları yere basardı, hayatı romantize etmezdi. O dönemde tam ihtiyacım olan şey Uzun süre çıktık, sonra evlendik.

Klasik bir huzurlu hayatımız oldu: İki çocuk, bir köpek, krediler, veli toplantıları, kamp gezileri hepsi. Kötü bir hayat değildi, sadece başkaydı.

Ama 42 yaşımda, Gülle boşandık. Hani kavgadan falan değil, iki arkadaş gibi vedalaştık. Çocuklarımız da, Yiğit ve Eylül, büyüktü, anlayışla karşıladılar.

Neyse ki onlar sağlam çıktılar işin içinden.

Ama Duygu hiçbir zaman aklımdan çıkmadı. Her yılbaşı, ne yapıyor, mutlu mu, eski sözlerini hatırlıyor mu, diye düşünmeden edemiyordum. Zaman zaman, geceleri tavana bakarken onun kahkahası kulağımda çınlardı.

Geçen yıl bir şey değişti.

Çatıya çıkıp kaybolan süsleri arıyordum. O buz gibi Aralık akşamıydı, elimde eski bir seneliküstten bir zarf kaydı, tam ayağıma düştü.

Kenarları yıpranmış, sararmış O bana özgü el yazısı var üstünde.

Onun el yazısı!

Yemin ederim, nefesim kesildi. Zarfı titreye titreye açtım, kendimi yerde çam ve yapay çelengin arasında buldum.

Tarih: Aralık 1991.

Okumaya başladım, içim cız etti.

Daha önce bu mektubu hiç görmemiştim, hiç. Zarfı dikkatlice inceledim açılmış, tekrar yapıştırılmış.

İçimde düğüm oldum.

Bir açıklaması vardı.

Muhtemelen Gül.

Ne zaman buldu, neden bana söylemedi Belki bir gün temizlik yaparken karşılaştı. Ya da evlilik huzurumuzu bozmamaya çalıştı. Belki de nasıl söyleyeceğini bilemedi, yıllarca sakladı. Sonuçta fark etmiyor. Zarf eski yıllığın arasında, en üst rafın dibinde O yıllığa ben hiç dokunmam.

Devam ettim okumaya.

Duygu yazmış ki, en son yazdığım mektubu yıllar sonra eline yeni geçmiş. Ailesi ona saklamış. Benim onu aradığımı, yazdığımı hiç bilmiyormuş. Ona Murat artık istemiyor, yoluna bak demişler.

Duygu, ailesiyle aynı muhitte olan bir çocukluk arkadaşlarına, Emreye sıcak bakmasını söylemişler. Babası hep istikrarlı, sağlam bir damat isterdi.

Onu sevmiş miydi bilmiyorum, sadece yorgun, kırgın, neden arkamdan gelmedin? demiş.

Sonra şu cümlesi beni yaktı:

Eğer bu mektuba cevap gelmezse, senin seçimini yaptığını varsayar ve artık beklemem.

Altında adresi vardı.

Bir süre orada öylece oturdum. Yirmi yaşıma döndüm sanki ama bu sefer gerçeği elime almıştım.

Aşağıya indim, yatağın ucuna oturdum. Bilgisayarı açtım.

Uzun bir süre,

Sadece oturdum.

Sonra onun adını yazdım arama çubuğuna.

Bir şey bulacağımı sanmıyordum. Onca yıl İnsanlar soyadı değiştirir, taşınır, izini internetten siler. Ama yine de taradım. Bir yanım, ne beklediğimi bile bilmiyordu.

Ama inanmazsın, Aman Allahım! dedim, seslice.

Karşıma Facebookta bir profil çıktı. Soyadını değiştirmiş.

Parmaklarım klavyede asılı kaldı. Profili nerdeyse tamamen gizliydi ama bir profil fotoğrafı vardı açtım, bir baktım, sanki kalbim deli gibi atıyor!

Duygu, bir dağ yürüyüşünde gülümsüyor, yanında da benim yaşlarımda bir adam. Saçları şimdi kırlaşmış, ama gözleri aynı, başını hafif yana yatırıp ince bir tebessüm hemen tanıdım.

Yakından baktım ama, adamla arasında öyle el ele, romantik bir hal yoktu, belli olmuyordu.

Kimdir kim değildir fark etmezdi. Canlıydı, bir tık uzağımdaydı.

Uzun süre ekrana bakakaldım, ne yapacağımı düşündüm. Mesaj yazdım, sildim, tekrar yazdım, onu da sildim. Her cümle sanki fazla zorlayıcı, fazla gecikmiş, fazla duygulu geliyordu.

Sonra, düşünmeden Arkadaşlık isteği göndere tıkladım.

Belki de görmez, görse de umursamaz, adıma bile bakmaz dedim.

Ama inanmazsın, beş dakika bile geçmeden kabul etti!

Kalbim fırıldak gibi oldu!

Sonra mesaj geldi.

Merhaba! Yıllardır görüşmedik. Noldu da şimdi ekledin beni?

Sersemledim.

Yazmaya çalıştım, ellerim titredi, vazgeçtim. Sonra aklıma sesli mesaj atmak geldi. Yaptım.

Selam Duygu Benim, Murat. O 1991deki mektubunu buldum Hiç elime geçmemişti. Özür dilerim. Bilmiyordum. O günden beri her yılbaşında seni düşündüm. Başına ne geldiğini hep merak ettim. Yemin ederim denedim, ulaştım. Aileni aradım. Bilseydin, gitmezdim. Bilseydim, hayatımız böyle olmazdı.

Kapanmadan ikinci bir ses kaydı daha attım.

Kaybolmak istemedim. Ben de bekledim seni. Hala orada olduğunu bilseydim, sonsuza dek beklerdim. Ben sadece devam ettiğini sanmıştım.

İkisini de yolladım, sonra sessizce kaldım. O sessizlik, nefesini göğsüne bastıran cinsten.

O gece cevap yazmadı.

Uyuyamadım.

Sabah uyanınca hemen telefona baktım.

Oradaydı.

Buluşalım.

Bu kadardı. Fazlası gerek yoktu zaten.

Hemen cevap verdim: Nerede, ne zaman, sen söyle.

Benden arabayla dört saat uzakta yaşıyordu. Yılbaşı da yaklaşıyordu.

Ortada bir kafede buluşmayı önerdi, tarafsız bir yerde, sadece bir kahve.

Çocukları aradım. Ne olduğunu anlattım. Onlar da Baba bu en romantik hikaye, gitmezsen çarpılırız! dedi Yiğit. Eylül ise temkinli: Ama dikkatli ol, tamam mı? İnsanlar değişir.

Evet, ama belki şimdi, aynı yere geldik. dedim.

Cumartesi arabayla yola çıktım, bütün yol boyunca kalbim küt küt.

Kafe sessiz bir sokak köşesindeydi. On dakika erken vardım, o da beş dakika sonra girdi.

Ve işte, oradaydı!

Lacivert bir kaban vardı üstünde, saçlarını toplamış. Bana gülümsedi, ben de ayağa kalktım.

Merhaba, dedim.

Merhaba Murat, dedi, o bildiğim sesle.

Sarıldık, ilkin biraz tuhaf, sonra sanki hiç ayrılmamış gibiyiz.

Oturduk, kahve söyledik. Ben sade, o sütlü ve tarçınlı Hala aynı.

Nasıl başlayacağımı bilmiyorum, dedim.

Gülümsedi: Belki o mektupla.

O mektubu asla görmemiştim. Sanırım Gül bulup sakladı. Eski yıllığın arasındaydı, asla elimi sürmediğim. Neden yaptı bilmem. Belki beni korumaya çalıştı.

Duygu başını salladı. Sana inanıyorum. Ailem, senin devam etmemi istediğini söyledi. Bir daha yazma, demişsin gibi anlattılar. Yıkıldım.

Ben, onlara yalvarmıştım, yeter ki o mektup sana ulaşsın diye. Veremediklerini bilmiyordum.

Hayatımı hep başkaları yönlendirdi dedi. Emreye doğru itti ailem. Gelecek vaad ediyor dediler. Sen ise çok mu hayalperesttin ne?

Bir yudum kahve aldı, camdan dışarı baktı.

Evlendim dedi sessizce.

Sezmiştim, dedim.

Duygu başını salladı.

Bir kızımız oldu. Elif. Şimdi 25 yaşında. Emreyle on iki yıl sürdü, sonra boşandık.

O ne diyeceğimi bilmedim.

Bir kez daha evlendim, devam etti. Dört yıl sürdü. İyiydi, ama artık kendi yolumda yürüyorum.

Ona bakınca, aradaki yılları, yaşanmışlıkları düşünmeden edemedim.

Ya sen? dedi.

Gül ile evlendim. Yiğit ve Eylülü büyüttük. Güzel çocuklar. Evlilik bir yere kadar sürdü.

Başını salladı.

Yılbaşı her zaman en zoru oldu. O zamanlar seni daha çok düşünürdüm.

Ben de, diye fısıldadı Duygu.

Uzun, derin bir sessizlik oldu.

Dikkatlice elini tuttum.

Profilindeki adam kim? dedim, bir an korkarak.

Güldü. Kuzenim Burak. Müzedeyiz beraber. O da evli, eşiyle harika bir çiftler.

Ben de güldüm, üzerimdeki bütün gerginlik dağıldı.

İyi ki sordum, dedim.

İyi ki sordun, dedi.

Biraz yaklaşarak, yüreğim çarparken konuştum.

Duygu Bir şans daha verir miydin bize? Şu yaşta. Belki tam da bu yaşta, çünkü artık ne istediğimizi biliyoruz.

Bana uzun uzun baktı.

Hiç sormayacaksın sandım, dedi.

Ve böyle başladı.

Beni yılbaşı akşamı evine davet etti. Kızını tanıdım. O da çocuklarımı birkaç ay sonra gördü, herkes çok iyi anlaştı.

Son bir yıl, kaybettiğimi sandığım hayata, daha olgun bir gözle geri dönmek gibiydi. Daha sakin, daha bilge.

Şimdi neredeyse her hafta sonu yürüyoruz beraber. Hep yeni bir orman, yeni bir rota buluyoruz yan yana, termoslarımızda kahvemizle.

Her şeyi konuşuyoruz.

Geçmişi, çocuklarımızı, izlerimizi, umutlarımızı.

Bazen bana bakıp İnanıyor musun yine buluştuk? diyor.

Her defasında şunu diyorum: Hiç inanmayı bırakmadım.

Bu baharda evleniyoruz.

Küçük bir tören, aile ve birkaç iyi dost sadece. O mavi giyecek, ben gri.

Çünkü hayat bazen eksik bıraktığını hatırlar, sadece hazır olmanı bekler.

Ben de gri giyeceğim.

Rate article
Lifequest
1991 yılından kalma, daha önce hiç görmediğim, ilk aşkımdan gelen bir mektubu çatı katında buldum – mektubu okuyunca adını arama çubuğuna yazdım