Sabır Güce Dönüştüğünde: Dayanıklılığın Gücünü Keşfetmek

Sabır Güce Dönüştüğünde

Elif yatağın ucunda oturuyor, elinde o lanetli gömleği tutuyordu; sanki bir kumaş parçası değil, alınan bir hükmün kanıtıydı bu. Kafasında yankılanan sessizlik, ancak bir çığlıktan sonra gelen ağır sessizlikti. İnsanını bedenen acıtabilecek türde bir sessizlik…

Onun sözleri hâlâ odada asılıydı; duvarlara, mobilyalara, Elifin tenine işlemişti.

Yağlı inek gibisin, aynaya baksana!

Bunu öfkeyle ya da canı yandığı için değil, adeta büyük bir rahatlamayla bağırmıştı. Sanki içinden yıllardır biriktirdiği lafları nihayet dökmüş, üstünden bir yük kalkmış gibiydi. Ardından kapı sesi. O kadar. Gitmişti. Arkasına bile bakmadan, özür dilemeden, yan odada oğulları uyuduğunu bile unutarak…

Elif yavaşça yerinden kalkıp aynaya yöneldi. Adeta darağacına yürür gibiydi hareketleri.

Aynadan ona bakansa yorgun, ışıltısını kaybetmiş bir kadındı. Yüzü daha dolgun, gözlerinin altında karanlık halkalar, saçları ise özensizce toplanmıştı. Elini yüzüne götürdü, sanki orada olanın gerçekten kendisi olup olmadığını anlamak istermiş gibi.

Ne zaman böyle oldu?.. diye fısıldadı.

Kendini eskiden farklı hatırladı. Hafif, kahkahası bol bir genç kadın. O sıkı elbiseyle, Mustafanın bir zamanlar gözlerini alamadığı kadın… Mustafa o zamanlar, “Sen benim en güzelimsin. Kızınca bile,” derdi.

Ama şimdi…

Şimdi ona öfkeyle, tiksintili, buz gibi merhametle bakıyordu.

Elif yere çöktü, dizlerinin üstüne kapandı. Ağlamadı. Gözyaşları tükenmişti sanki. Yerine, içi dışına çıkarılıp öylece bırakılmış kasvetli bir hissiyat vardı bedeninde.

Çocuk odasından hafif bir hıçkırık sesi geldi.

Kerem dedi Elif, irkilerek fırladı.

Oğlunun odasına girip küçük yatağa yaklaştı. Kerem huzursuz uyuyordu, yüzünü buruşturmuştu sanki bir şeylerden rahatsız. Elif, Mustafa gibi kara saçlarını okşadı.

Affet beni, yavrum diye fısıldadı dudaklarının arasından. Bunu duymaman gerekirdi.

O an, içinde kırılmayan bir şey de tamamen hızla kırıldı.

Birdenbire anladı: Mustafa bugün gitmemişti, daha çok önce, elini bırakmayı bıraktığı zaman, göz göze gelmemeye başladığı zaman, ona yabancıymış gibi konuştuğu an gitmişti. Bugün sadece kapıyı kapamıştı.

Elifin aklına, doğumdan sonra Mustafanın ona ilk bakışı geldi hızlıca, değerlendiren bir bakış, sanki bir eşyaymış gibi. Üzerinde durmamıştı o an. Sonrasında laflar, dokundurmalar, can acıtan şakalar…

İyice kilo aldın
Eskiden ateş gibi kadındın, şimdi ev hanımı kıyafetiyle dolaşıyorsun.

Elif bu incitici sözleri susarak geçiştirir, Mustafanın yorgunluğuna, iş stresine bağlardı. Sevginin sabır olduğunu sanıyordu.

Ama sevgi insanı ezmemeliymiş.

Komodinin üzerindeki telefon titredi. Mesaj.

Bir süre evde kalmayacağım. Kereme yardım ederim. Birbirimizden biraz uzak kalalım, iyi gelir.

Üç kez okudu mesajı. Ne sevgiden bir kelime, ne pişmanlıktan, ne de suçluluk duygusundan bir iz vardı.

Elif telefonu ekranı aşağı çevirip yavaşça masaya bıraktı.

Dinlenmek… burukça güldü. Asıl sen çoktan dinlenmiş oldun, hem de benim sayemde.

Kalktı, pencereye yöneldi. Aşağıda sokak lambaları yanıyor, hayat sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyordu. O an Elif uzun süredir ilk kez sadece acı hissetmedi.

İçinde bir öfke yükseldi.

Sessiz, derin, tehlikeli bir öfke.

Kırıldığımı sanıyorsun, Mustafa diye fısıldadı. Ne büyük bir hata yaptığını bilmiyorsun bile.

O gece Elif, ona ne tür bir karşılık vereceğini henüz bilmiyordu. Ama geri dönüş olmadığını çoktan anlamıştı.

Mustafasız geçen ilk günler sisliydi. Elif adeta pilot gibiydi: Keremi doyuruyor, kreşe götürüyor, öğretmenine gülümsüyordu. Çorba kaynatıyor, hepsini robot gibi yapıyordu. Gece neredeyse hiç uyumadan tavana bakıyor, kalbinin hızlı atışını dinliyordu.

Mustafa aramıyordu. Sadece kısa mesajlar:

Keremi cumartesi alacağım.
Parayı gönderdim.

Tek bir Nasılsın? yok. Kusura bakma. hiç yok.

Cumartesi geldiğinde, Mustafa kapıya geldi. Kendinden emin, düzgün giyimli, yeni montuyla. Yabancı bir parfüm, tatlı ve gösterişli, üstünde asılıydı.

Selam, dedi Elife bakmadan.

Kerem koşarak sarıldı babasına.

Baba!

Elif dudaklarını sıktı. Oğlundan babasını mahrum etmeye hakkı yoktu. Ama Mustafayı görmek, açık yara gibi sızlayan bir şeyi tekrar tekrar uyanmış gibi acıtıyordu.

Kilo mu verdin? dedi Mustafa, baştan aşağı anlam arayan gözle.

Biraz, dedi Elif sakinlikle.

Doğruydu. Elif neredeyse yemek yemiyordu. Ama Mustafanın sesi tedirgin, Elifin onun izni olmadan değişmesine sinirlenmiş gibiydi.

Aşırıya kaçma, alaycı gülümsedi. Zaten geç kaldın.

Elif cevap vermedi. Kapıyı kapatıp yalnızlığına kaldı.

Ev bomboş kaldığında Elif ilk kez ağladı bu sefer acıdan değil, öfkeden. Onca yıl hor görülmeye izin verdiği için, kendinden utandı.

Akşam eski dostu Yasemini aradı. Onunla üniversite yurdunda katıla katıla gülerlerdi bir zamanlar.

Elif Yasemin iç çekti telefonda. Bunu çekmek zorunda değilsin. Senin kim olduğunu unuttun mu? Kim olabileceğini?

Ben artık o değilim, yorgun bir sesle dedi Elif.

Yanılıyorsun. Kendini sadece unuttun.

Bu cümle beyninde yankılandı.

Ertesi sabah, yıllardır ilk defa evin yakınındaki spor salonunun kapısından içeri girdi Elif. Mustafa için değil, kendisi için Tedirgin ellerle üyelik formunu imzaladı. Garip bir ferahlık vardı, sanki başka bir hayata adım atıyordu.

Sonra saçını değiştirdi. Ardından psikoloğa gitti. Ardından dürüstçe, acısıyla yüzleşerek kendisini inşa etmeye başladı.

Mustafa, Elifteki değişimi önce fark etmedi, sonra ise şaşkınlıkla karşılandı.

Farklı olmuşsun, dedi bir gün, Keremi alırken. Daha kendine güvenen gibi.

Artık korkmuyorum, dedi Elif soğukkanlılıkla.

Mustafa küçümser gibi güldü, ama gözlerinde bir endişe kıvılcımı belirdi.

Bu arada onun “yeni hayatı” pamuk ipliğine bağlıydı. Uğruna ailesini bıraktığı kadın, öyle narin bir ilham perisi değil, talepkar biriydi. Pahalı restoranlar, hediyeler, sürekli şikayetler vardı.

Daha fazlasını vaat etmiştin, diyordu kadın. Sen hâlâ oğlun şu oğlun bu oğlun…

Mustafa işte geç saatlere kadar kalmaya başladı. Para yetmez oldu. Yıllardır ilk defa, altındaki zeminin kaydığını hissetti.

Ve o anda anladı: Elif ona artık dönmüyor, ağlamıyor, yalvarmıyor.

Kendi hayatını yaşıyor.

Bir gün apartmanın önünde Elifi gördü ince bir pardösüyle, dimdik yürüyordu ve gülümsüyordu. Yanda Kerem kahkahalar atıyordu. Elif mutluydu.

Mustafanın içini tuhaf bir acı kapladı.

Nasıl yani? dedi içinden. Bensiz?

Bunun yalnızca bir başlangıç olduğunu, asıl acının daha ağır geleceğini henüz bilmiyordu.

Günler geçtikçe aklı hep Elifteydi. Yıpranmış ev haliyle değil, şimdi karşısında duran, huzurlu, güçlü, ulaşılmaz haliyle… Bu onu deli gibi rahatsız ediyordu.

Yeni sevgilisi ise gerçek yüzünü iyice göstermişti. Anlayış, sabır; bunlar ona göre değilmiş. Zengin, zamana sahip, yükü olmayan bir erkek istiyordu.

O çocukla fazla ilgileniyorsun, dedi bir gün pis bir ses tonuyla. Biz sevgiliyiz, unuttun galiba.

Mustafanın içi cız etti. Kerem, onun için “o çocuk” değildi. Ama anlatmak da paragraf yazmak da boşa çıktı.

Gittiği evde sıcaklık yoktu artık. Kiralık dairede bomboş kalıyordu. Kimse gününün nasıl geçtiğini sormuyordu. Buz dolabında bırakılan not yoktu. Kimse onun için endişelenmiyordu; en çok da bunu özlüyordu.

Elife yazacak bahaneler bulmaya çalıştı önce Kerem için, sonra giderek daha sık.

Kerem nasıl?
Montunu unuttun mu?
Uğrayabilir miyim, konuşuruz?

Elifin mesajlarına kısa, nazik, duygusuz cevaplar verdiğini gördükçe içi ürperdi.

Bir gün, hiç haber vermeden geldi kapıya. Elif kapıyı açınca Mustafa bir an şaşkınlıkla bakakaldı. Karşısında sevdiği kadını gördü… ama bir başkaydı.

Çok değişmişsin, dedi.

Kendime geri döndüm, Elifin sesi sakindi.

İçeri geçtiğinde kendini misafir gibi hissetti. Ev tertemiz, parlak, huzurluydu. Havada hiç burukluk yok, sadece kendine güven vardı.

Hata yaptım, dedi sonunda. Kırıcı davrandım. Af dilerim.

Elif, ona dikkatle baktı. Ne nefret, ne gözyaşı vardı bakışında.

Hata yapmadın, Mustafa. Seçtin. Ben de seçtim.

Mustafa onu tamamen kaybettiğini anladı. Gittiği için değil, saygısız davrandığı, kırıp döktüğü, güçsüz sandığı için…

Sensiz başaramaz sandım, mırıldandı.

Ben de sensiz silineceğimden korktum, dedi Elif. Ama tam tersi oldu.

O sırada Kerem koşarak odaya girdi.

Anne bak, çizdim! diye bağırdı mutlulukla.

Elif eğildi, oğlunu kucakladı, kahkaha attı. Gerçekten, içten…

Mustafa, bir köşede öylece kalakaldı. Fazla, gereksiz…

Ve işte o an, cezayı, yalnızlıkta ya da tartışmada değil, Elifin ona gerçekten, tüm varlığıyla veda ettiğini fark etti. Ve bunun geri dönüşü olmadığını…

Çıkarken Elif kapıyı titremeden kapattı.

Aynanın karşısına geçti ve uzun zaman sonra ilk kez kendi yansımasına gülümsedi.

İyi ki gittin, fısıldadı. Yoksa asla kendim olamazdım.

Hayat devam ediyor. Eskisinden değil. Daha güzel…

Rate article
Lifequest
Sabır Güce Dönüştüğünde: Dayanıklılığın Gücünü Keşfetmek