Ayşenin oğlu bir ay önce ikinci evliliğini yaptı ve yeni eşinin on üç yaşındaki kızı Defneyi, yani yeni torununu taşrada yaşayan anneannesine getirdi. Üstelik bir haftalığına getirmişti. Defnenin annesi gitmeden önce kaynanasının kulağına eğildi:
Bakın, Defne hayatında ilk defa köye geliyor. Biraz zordur huyu, malum çağında. Ne olur, disiplinli olun biraz. Bir şey olursa arayın, gelip alırım.
Ne demek bir şey olursa? diye şaşkınlıkla sordu Ayşe.
Yeni gelini gülümsedi, Ayşeyi yanağından öptü, eşinin yanına arabaya bindi ve şehirlerine döndüler.
Defnecim, hadi bana bir kova su getir, dedi Ayşe, kıza bir boş kova uzatarak.
Nereye gideceğim? dedi şaşkınlıkla Defne.
Çeşmeye, dedi Ayşe gayet rahat bir şekilde.
Çeşme de ne?
Çeşme işte, dedi Ayşe. Şu kapının arkasında, az ötede, pompalı bir şey var. Kovayı altına koyup koluyla itin, suyu doldurup eve getirirsin.
Ayşe anne, şaka mı bu? Defne kocaman gözlerle baktı. Suyu normalde mutfaktaki musluktan alıyoruz ki Musluğunuz yok mu?
Musluğumuz var elbet, gülümsedi Ayşe. Ama bir haftadır su yok orada.
Neden?
Bizim sokakta tesisatçı Kenan ana vanayı kapattı. Bir parça değişecekmiş. Mecbur, çeşmeye gidiyoruz bu ara. Orada hep su var.
Yok, dedi Defne, kovayı yere bırakarak. Ben bunu yapmam. Musluk varsa su akmalı.
Peki, omuz silkti, anneanne. O zaman banyonu burada yapacaksın. Kocaman yağmur varilini gösterdi. Elinle al, yağmur suyuyla yüzünü yıka.
Anneanne, ciddi misin sen? Defne daha da şaşırdı. Bak, içinde kurtçuklar yüzüyor.
O kırmızı kurtçuklar, sivrisinek larvaları, açıkladı Ayşe. Zararı yok.
Dişimi neyle fırçalayacağım? Yine buradan mı almalıyım suyu?
Tabii. Lavaboda su yok ki.
Pekâlâ, ben gidip çeşmeden getireceğim mırıldandı Defne gönülsüz, tekrar kovayı aldı, güç bela bahçe kapısına yürüdü. On beş dakika sonra terden sırılsıklam dönmüştü, kovada ancak üç litre su vardı.
Niye bu kadar geciktin? diye sordu Ayşe.
Çeşmeyi nasıl çalıştıracağımı bilemedim. Neyse ki teyzeyle karşılaştım, gösterdi bana.
Aferin, dedi anneanne, suyu leğene boşaltıp kovayı tekrar uzatırken. Tamam şimdi, yüzünü yıkamaya yetecek kadar suyun var. Gecelik için, yemek pişireceğim, biraz daha lazım.
Yani daha mı su getireceğim? panikle sordu Defne.
Ne sandın? Ha istersen varilden de alabilirim, dedi Ayşe omuz silkerek.
Yok, yok! diye korkuyla bağırdı Defne, kovayı kaptığı gibi tekrar çeşmeye koştu.
Defne böylece beş defa gidip geldi. Ayşe de bu arada yemeği hazırlamaya koyuldu. Bir ara Defne iyice yorulmuş şekilde sordu:
Anneanne, neden kimse şu tesisatı tamir etmiyor? Bizim şehirde arıza olunca telefon ediyorsun, bir saat bile geçmeden su akıyor musluktan.
Bizde de telefon etmek gerek! Ama üç sokak ötedeki elli sekizinci eve kadar yürüyüp Kenana gidilirse Onların evinde su var ya, adam acele etmiyor
Sen niye gidip istemiyorsun?
Yüz kere gittim, eline salladı Ayşe. Ama Kenan ya tarlada, ya traktörle meşgul, hep yarın diyor. Bir türlü gelmiyor. Zaten o yok başka tesisatçı.
Hımm Evi kaç numara demiştin?
Elli sekiz, kuzum.
Hangi tarafta?
Şurada, işaret etti Ayşe komşunun evini. Hayırdır?
Gideceğim o Kenana. Anlatacağım derdimizi.
Defne kapının önünden kayboldu, Ayşe şaşkınlığıyla ardından bakakaldı. Yarım saat geçtikten sonra sabrı kalmayan Ayşe, kendisi tesisatçının evine gitti.
Bizim kız buraya geldi mi? diye sordu Kenanın hanımına.
O yaramaz sizin kız mı? diye sinirle baktı kadın.
Niye yaramaz ki?
Yahu biliyor musun neler yaptı? Önce Kenanı hemen çağırmamı istedi, sonra utandırmaya kalktı. Kenan bencil, falan dedi. Ben dayanamadım, süpürgeyle kovaladım. Bana diyor ki, Eğer bugün suyu vermezseniz, sizin samanlığı ateşe veririm! Anlayın işte.
Allahım, gerçekten mi böyle dedi?
Defne mi dedin? alaycı alaycı güldü kadın. Allah kimseye böylesini nasip etmesin!
Şimdi nerede peki?
Ne bileyim, Kenanı aramaya gitti herhalde.
Kenan nerede?
Tarlada, hasat zamanı. Traktörüyle uğraşıyor; ben de burada çocuklara laf anlatmakla meşgulüm.
Ayşe endişeyle dışarı fırladı, tarlaya doğru koşturmaya başladı. Fakat tarlaya varamadan karşıdan gelen traktörü gördü. Direksiyonda Kenan, yanında yanakları al al olmuş bir Defne oturuyordu.
Kenan gürültüye karşı bağırarak seslendi:
Senin mi bu kız?
Ayşe hızlıca başını salladı. Sonra korkuyla sordu:
Nereye götürüyorsun Kenan, karakola mı? Dikkat et küçüktür, alınmaz!
Ne karakolu yahu, güldü Kenan, Vanayı değiştireceğim işte! Senin kız var ya, az kalsın biçerdöverin önüne atlayacaktı. Tehdit etti, eğer musluğu açmazsam tüm traktörlerin lastiklerini delermişim dedi. Ama bana mısın, biçerdöverin lastiğini çivilerle delmek zordur! Bir kahkaha kopardı Kenan. Ah bir bizim köye senin gibi hareketli gençlerden gelse! Yeminle birkaç yıl içinde buraların çehresini değiştirirdik. Ee, hanım kızım, traktörü sürmek ister misin?
İsterim! diye bağırdı Defne sevinçten.
Gel bakalım, direksiyonu sen al, vana işimizi halletmeye gidiyoruz, dedi Kenan. Ama anahtarları bana sen verirsin!
Tamam! dedi Defne, direksiyona sımsıkı tutundu.
Defneyi köyden Alanlar, yirminci günde, tam otuz Ağustosta, güç bela götürebildi. Ertesi gün okul başlayacaktı, yoksa köyde daha çok kalacaktı. Zira sonbaharda köyde yapılacak iş hiç bitmezdi.




