“Çocuk İstememiştim!” – diye bağırdı Ali kavga sırasında eşine, oğullarının kapının arkasında olduğunu bilmeden. (Hikaye)

Ben çocuk istememiştim! diye bağırıyor Alper, eşi Zeyneple tartışırken. Bilmiyor ki, oğulları kapının arkasında sessizce dinliyor.

Zeynep, mutfakta soğumuş çorbayı karıştırıyor. Saat gece bire geliyor. Kapıdan anahtar sesi geliyor, Alper yine sessizce eve giriyor. İçeri girdiği anda, aralarındaki konuşmanın kaçınılmaz olduğunu anlıyor Zeynep.

Sen neden hâlâ uyumadın? Alperin sesi yorgun ve öfkeli, sanki bu saatte eve dönenin kendi olmadığını unutmuş.

Zeynep ona dönüyor, eşinin gömleğinin üst düğmelerinin açık olduğunu görüyor; üstünde başka bir parfüm ve sigara kokusu var.

Deniz babasını sordu. Ne diyeyim bilemedim.

Hiçbir şey demeseydin keşke, deyip geçiyor Alper, buzdolabından bir şişe maden suyu çıkarıyor, direkt şişeden içiyor.

Gece birde mi çalışıyordun? Hem de cuma gecesi, Alper?

Bu cümleyi söylerken kendi cesaretine şaşırıyor Zeynep. Daha önce hep susmuş, bu geç gelişlere hiç ses çıkarmamıştı.

Zeynep, lütfen başlama şimdi, diyor Alper, sinirli. Büyük bir projeyle uğraşıyorum. İşler yoğun.

Ne projesi Alper? Senin baban bana Alper bu hafta ofise neredeyse uğramadı dedi.

Alper bir an donup kalıyor. Şişeyi yavaşça masaya bırakıyor, Zeynepe ilk defa görüyormuş gibi bakıyor.

Babama da mı gittin? Dert mi yandın bana?

Hayır, sadece sordular; ben de bir şey diyemedim.

Süper, şimdi bir de ailem üstüme gelecek, deyip saçlarını karıştırıyor, siniri iyiden iyiye artıyor.

Zeynep, Kimse üstüne gelmiyor! Sadece ne oluyor, anlamak istiyorum. Geçmişte mutluyduk, hatırlıyor musun? diyor.

Cevap yok. Alper göz göze gelmeden mutfaktan çıkıyor. Zeynepin içi öfkeyle daralıyor.

Alper, bekle! Adam gibi oturup konuşalım. Bağırmadan, suçlamadan. Ben seni hâlâ seviyorum. Deniz için, kendimiz için düzgün bir aile olalım istiyorum.

Şimdi sırası değil, Zeynep. Yorgunum.

Ne zaman sırası olacak? Aylarca konuşmadık neredeyse! Denizin doğum günü önümüzdeki hafta, bir kere bile ne istediğini sormadın!

Alper bir an duraksar gibi oluyor, bakışlarında kısa süreli bir pişmanlık beliriyor ama hemen kayboluyor.

Hediye alırım ona. Güzel bir şey seçerim.

Ona hediye değil, babası lazım!

Babası var zaten. Ailesini geçindirip burda tutan da o!

Zeynep ona bakıyor, içi burkuluyor. Lisede tanıştıklarında bambaşka bir Alper vardı. Çekingen, hayalleri, hedefleri olan bir genç. Mimar olmak isterdi. Zeynepin de hayali çocuklar için etkinlikler düzenlemekti. Ama her şey çok hızlı gelişmişti: mezuniyet gecesi, hamilelik, ailelerin baskısıyla apar topar nikâh. Alperin babası Kerim Bey Bir adam varsa, sorumluluğunu üstlenir demişti. Büyük, ferah bir evi onlara o aldırmış, oğlunu şirketine stajyer gibi başlatmıştı.

İlk yıllar, maddi zorluklara rağmen mutluydular. Alper her zaman babası gibi kendi ayakları üzerinde durmak ister, Zeynep de evinin, çocuğunun düzeninden ödün vermezdi. Deniz doğunca hayatlarını ona adamışlardı.

İki yıl önce işler değişti. Kerim Bey şirketi büyütüp Alperi önemli bir pozisyona getirdi. Güzel maaş, araba da eklendi. Zeynep önce sevinmiş, ama sonrasında Alperin değiştiğini anlamıştı. İş yemekleri, gecenin birinde gelişler, giderek artan gerginlik ve uzaklık: Eskiden özenle kurdukları küçük dünya sanki Alper için hiçbir şey ifade etmiyordu artık.

Zeynep, bu mevzuyu şimdi konuşamam, yat sen, deyip geçiyor Alper.

Peki sen?

Ben çalışmaya devam edeceğim.

Alper odadan çıkıyor, Zeynep ise yalnız kalıyor, elinde soğumuş çorba, yüreğinde acı bir yumruyla.

Ertesi sabah Alper erkenden çıkmış olacak ki, Zeynep sabah oğlunun Anne, babam neden veda etmeden gitti? sorusuyla uyanıyor.

Babam aceleyle çıktı canım, işi vardı.

Hep işi var onun, diye iç çekiyor Deniz. Bugün parka gidebilir miyiz?

Tabi canım, nereye istersen.

Mahalle parkına Geçen hafta yeni salıncaklar gelmiş!

Denizin mavi gözlerinde, Alperin gülümsemesinden kalan minik bir umut pırıltısı var. Beraber dışarı çıkıyorlar. Bahar güneşi içlerini ısıtıyor. Parkta yine başka anneler var, bankta oturup laflıyorlar. Zeynep onlara pek katılmıyor, oğlunu izliyor. Bir ara yanındaki kadınlardan biri, tombul ve candan Fatma abla, Kocan yine işte herhalde? diye soruyor.

Evet, iş çalışıyor, Zeynep biraz zoraki gülümsüyor.

Fatma abla bir iç çekiyor: Şimdiki erkeklerin çoğu öyle. Sanki aileleri kendi kendine yürüyor. Benimki de öyle, eve gelince ya telefona bakar ya uyur, iki laf etmeye fırsat yok

Bir başka genç anne lafa atlıyor: Erkekler bir maaş getirdi mi iş bitti sanıyorlar. Çocuğa vakit, aileye sevgi yok.

Zeynep susuyor. Bu laflarda, kendi yaşadığı kederin yankısını duymaktan rahatsız.

Deniz salıncaktan Zeynepe el sallıyor: Bak anne, kendi başıma çıktım! Zeynep el sallıyor, gözünden yaş süzülüyor.

Akşama doğru Deniz uyuyunca Zeynep eski fotoğraflara bakıyor. Nikâhta sade bir elbise, gülümseyen yüzler. Doğumhane çıkışı; Alper kollarında yeni doğmuş Denizle tedirgin ve mutlu. Ya da üç yaşında yaz tatilinde kumdan kale yaparken

Ne zaman aile olmayı bırakmışlar, ne zaman sadece aynı evin içindeki iki yabancıya dönmüşlerdi?

Gece Alper yine geç geliyor, banyoya giriyor, sonra direkt çalışma odasına kapanıyor. Zeynep karanlık odada, gözyaşlarına engel olamıyor.

Pazar günü Zeynep karar veriyor, Kerim Beyi arayarak görüşmek istiyor. Kerim Bey hiç tereddüt etmeden kabul ediyor ve öğleye doğru yanlarına geliyor.

Uzun boylu, saçları kırlaşmış ciddi bir adam. Zeynep ona annesi gibi güven duyuyor. Doğum haberini ilk duyduğunda fırtına beklerken Kerim Bey sadece Hayat böyle işte. Torunumuzu büyüteceğiz, demişti.

Merhaba kızım, torunum nerede?

Bugün annemlerde. Biraz rahat konuşalım diye

Demek mevzu derin, deyip mutfağa geçiyor, masaya oturuyor.

Zeynep çayı getiriyor, utangaçça başlıyor: Kerim Bey, konuşması zor ama

Kerim Bey şaşırtıyor: Neler olduğunu az çok biliyorum. Alper kendini iyice saldı, değil mi?

Zeynep, sessizce göz yaşlarıyla Evet diyor. Aylardır eşiyle iletişiminin koptuğunu, Denizin babasını özlediğini anlatınca Kerim Bey ağır ağır başını sallıyor:

Suç bende. Oğluma gereğinden çok kolaylık sundum, kendi başına büyüsün istedim, ama iyi bir yol çizemedim. Kolay başarıya alışınca kimileri bu hataya düşüyor.

Asıl suç sizde değil, Kerim Bey, diyor Zeynep. Siz hep iyi niyetle davrandınız.

Bazen iyi niyet yetmez, kızım. Alperin ofiste de işleri sarpa sardı. Projeleri hep yardımcısı sırtlıyor, kendisi ortada yok. Müdahale etmeyeyim, belki akıllanır dedim, ama artık yetti.

Zeynep başı önünde, pişmanlık ve utançla susuyor.

Bir de devam ediyor Kerim Bey. Aslında söylemek istemezdim ama ofiste sekreteri Asumanla aralarında bir şey var gibi. Duydun mu?

Zeynepin yüreği sıkışıyor. Zaten şüpheleniyordu. O kokular, geç kalmalar Ama duyduğu anda başka bir gerçeklik ortaya çıkıyor.

Ne yapacağımı bilmiyorum, fısıldıyor. Hâlâ sevdiğimi sanıyorum. Ya da sevdim Ama çocuğum var, öylece çıkıp gidemem ki.

Gitmek zorunda da değilsin! Bu ev senin de evin. Denizi büyütüyorsun, isterse Alper gitsin.

Ama oğlum babasız büyüsün istemem.

Şu an bile babasız büyüyor. Alperin davranışları oğlunu daha çok etkiliyor, farkında değilsin.

Zeynep hak veriyor içten içe. Ama yine de bir çözüm bulamıyor.

Sen iyi bir annesin, akıllı ve güzel bir kadınsın. Kendini harcamışsın, ama aile olmak fedakârlık kadar karşılıklı saygı da ister. O ise sadece alıyor, vermiyor. Bu doğru değil, Zeynep.

Eskiden hayalim çocuklara etkinlik düzenlemekti Ama hamile kalınca her şey değişti.

Hâlâ geç değil. Deniz okula başladı, biraz vaktin var. İstiyorsan başla yeniden. Maddi destek gerekirse yanındayım.

Tam o sırada kapıdan Alper giriyor.

Baba, sen de mi buradasın?

Hem seni hem gelinimi hem de torunumu görmeye geldim. Sen neredeydin?

İşteydim.

Pazar günü mü? Kerim Bey gülümseyerek soruyor.

Acil işim vardı.

Alper, otur. Seninle konuşmak istiyorum.

Alper istemeye istemeye sandalyeye oturuyor. Kerim Beyin gözlerinde ciddi bir öfke var.

Her şey yolunda mı sanıyorsun? Bunu mu ailen için istiyorsun? Karını, oğlunu evde unuttun, neredesin nicedir?

Ailem için çalışıyorum!

Ailene babalık ve eşlik de edebiliyor musun peki? Kerim Beyin sözü sert.

Babanın işiydim! Parmakla beni gösterme!

Yeter, ya derlenip toparlanırsın ya da şirketten, arabadan, her şeyden ayrılırsın. Zeynep isterse boşanma davası açar; ben o davada onun yanındayım. Senden bir şey saklanmaz, her şeyin kaydı benim üzerimde, ev dahil! Sen yoluna bakarsın!

Alper şaşkın, öfkeyle Zeynepe dönüyor:

Bunu mu istedin? Babamla plan mı yaptınız?

Hayır, sadece konuşmak istiyorum, Zeynepin sesi sakince çıkıyor.

Çok güzel. Konuşmak! Aslında üstüme saldınız tabii.

Kerim Bey dayanamayarak mutfağı terk ediyor. Alper ve Zeynep yalnız kalıyor.

Memnun musun? diyor Alper, içinde öfke ve soğuk nefretle. Şimdi babam da benden vazgeçti.

Vazgeçmedi. Seni kurtarmaya çalışıyor.

Neyden kurtarıyor? Ben gayet iyiyim!

Ne mutlu hayata be, Alper! O eski Alper nereye gitti? O hayalleri olan, mimar olmak isteyen genç adama ne oldu?

Ben buyum!

O zaman neden mutlu değilsin? Gözlerinde ışık yok.

Zeynep saçmalama!

Bana yalan atma, Asumanla arandaki her şeyi biliyorum.

Alper önce şaşırıyor, sonra suratında öfke beliriyor.

Ne biliyorsun ki?

Bana ihanet ettin.

O ihanet değil, öylece gelişti.

Yani başka bir kadınla vakit geçirmek ihanetten sayılmıyor mu?

Alper suskunlukla mutfakta bir tur atıyor. Sonra dönüp şiddetle bağırıyor:

Her gün aynı şey! Sıkıldım artık! İş, ev, iş, ev, sanki hayatım kilitli! Daha 26 yaşındayım, yaşlandım resmen!

Aileyi sıkıcılık mı sanıyorsun?

Sıkıcı değil de bilmiyorum Kendimi sıkışmış hissediyorum.

Seçimi sen yaptın!

Yapmadım. Yaptım ama böyle olacağını anlamadım!

Ne olacağını sandın? Çocuk doğunca eski yaşantına devam mı edecektin?

Ben çocuk istememiştim! diye patlıyor bir anda.

Zeynepin yüzü bembeyaz kesiliyor.

Ne Ne dedin?

Zeynep, öyle demek istemedim. Affet.

Denizi istemedin mi?

O zamanlar çok küçüktüm, anlamadım, korktum. Hazır değildim

Yani bu yüzden başkasıyla mı oldun? Evi hiç umursamadın mı?

Olmadı! Yemin ederim öyle bir şey yok. Biz sadece

Tam o anda, koridordan sessiz bir hıçkırık yükseliyor. Kapıda Deniz duruyor, pijama içinde, gözleri şişmiş. Misafirlikte olan anneannesi Denizi erken bırakmış, odaya sessizce girmiş.

Kavga ediyorsunuz, diyor Deniz, hep kavga ediyorsunuz.

Canım oğlum, sadece konuşuyorduk

Hayır, bağırıyorsunuz! Babam bizi bırakacak mı?

Alper çöküp göz hizasına iniyor.

Denizcim, öyle bir şey yok. Biz annenle sadece

Beni istemedin mi baba? Duydum! Çocuk istemedim dedin!

Alperin sesi titriyor:

Denizcim, öyle demek istemedim, gerçekten!

Sen beni hiç sevmiyorsun ki Hiç oynamıyorsun, hep gidiyorsun!

Hayır canım, seni çok seviyorum.

Ama Deniz ağlayarak odasına koşuyor, kapıyı sertçe kapatıyor.

Alper de şaşkındır, Zeynep de. Birbirlerine sessizce bakıyorlar.

İşte gördün, çocuğu da üzdün sonunda, der Zeynep. Her şey için beni suçlama, yaşattıkların ortada!

Kes artık, Alper sinirle montunu alır.

Nereye?

Birkaç gün evde olmayacağım. Hepinizin kafası soğusun.

Kaçmak en kolayı! Oğlun ağlıyor, ama umurun mu?

O zaten benden korkuyor!

Sana öyle geliyor. Babaya ihtiyacı var!

Ama Alper çoktan evden çıkmıştır. Zeynep ise karanlık koridorda yalnız kalır, göğsünde bir yükle ağlar.

Oğlunun odasına girip yanına uzanır. Deniz yüzünü yastığa gömmüş hâlde:

Canım oğlum, çok üzgünüm. Bunları duymaman gerekirdi.

Anne Babam beni istememiş mi?

Oğlum, baban o zaman gencmiş, korkmuş, hazırlıksız yakalanmış. Ama sen doğunca çok mutlu oldu, seni hep sevdi. Buna inanabilirsin.

O zaman neden hiç benimle oynamıyor? Neden hiç yüzüme bakmıyor?

Çünkü kafası karışık şimdi. Seni çok seviyor ama bazen büyükler hatalar yapabiliyor.

Boşanacak mısınız?

Bilmiyorum, canım. Gerçekten bilmiyorum.

İstemiyorum boşanmanızı. Babam da hep bizle olsun istiyorum.

Ben de istiyorum. Ama her şey bizim elimizde değil. Elimizden geleni yapacağız.

Öylece beraber yatıyorlar. Zeynep oğlunun başını okşarken, eşinin değişip değişmeyeceğini kara kara düşünüyor.

Alper üç gün eve gelmiyor. Zeynep sürekli arasa da cevap alamıyor. Deniz her gün babasını soruyor, Zeynep ise İşte çalışıyor yalanını her gün biraz daha isteksizce söylüyor.

Bir gün gece yarısı Alper, perişan halde eve geliyor. Gözleri kan çanağı, yorgun. Salonun köşesinde büzülmüş, Bitti her şey diye mırıldanıyor. Zeynep ona çay yapıyor, duş almasını söylüyor.

Deniz odasından çıkmak üzeredir. Onu böyle görmemeli.

Görse ne olur, nasıl olsa benden nefret ediyor.

Hayır nefret etmiyor, seni seviyor ve özlüyor.

Alper bulanık gözlerle bakıyor: Cidden mi?

Tabii ki.

Alper zoraki kalkıp banyoya gidiyor. Zeynep mutfağa geçip kendini zor tutuyor. Artık dibe vurduklarının farkında. Bundan sonrası ya çıkış, ya da mutlak sona doğru.

Duştan sonra Alper biraz toparlanıyor, mutfak masasına oturuyor.

Affet, böyle görünmeni istemezdim.

Nasıl görünmeni isterdin? Her şeye muktedir bir adam mı?

Bilmiyorum Güçlü ve başarılı biri olmak isterdim.

Sen zaten bizim için yeterince iyiydin.

Alper acı acı gülüyor: Ben, babasının imkânlarına alışmış, çoğu zaman hazırı başkası tarafından önüme konmuş bir adamdan fazlası değilim

Dediğin gibiysen bile, önüne ne konmuş olursa olsun esas önemli olan ne olmak istediğin

İyi bir baba ve eş olmak istiyorum. Ama bilmiyorum, başarabilir miyim.

Başarabilirsin, istiyorsan değişebilirsin. Ama bu sadece sözle değil, davranışla olur.

Alper başını sallar: Ben gitsem Denize sarılabilir miyim?

Şimdi uyuyordur, yarın sabah konuş.

Ertesi sabah yine evde yoktur. Zeynep artık dayanamayıp ağlar. Deniz gelip onu sarar: Ağlama anne, biz ikimiz her şeyi başarabiliriz.

O gün Zeynep Kerim Beyi arar ve bir kafede buluşurlar. Kerim Bey yorgun, yaşlanmış görünür.

Dün akşam Alper geldi benden borç istemeye. Hiçbir şey vermedim, bundan sonra kendi ayaklarının üzerinde duracak dedim. Kızım, en iyisi boşanmak.

Deniz için endişeliyim.

Böyle bir babayla büyümesi daha kötü. Buna inanın.

Zeynep hiç cevap veremiyor, gözleri doluyor.

Lütfen biraz daha bekleyeyim mi? Belki toparlar.

Kızım, ne kadar beklersen o kadar acı çekersin.

Ama Zeynep yine de Alpere son bir şans vermek istiyor. Ona mesaj atıp pazar günü sakin bir şekilde konuşmak için buluşmak istediğini yazıyor. Alper bir gün sonra Tamam, geleceğim diye cevaplıyor.

Pazar günü geliyor. Zeynep evi topluyor, Denizi annesine bırakıyor. Alper geliyor, hem yorgun hem üzgün bir hali var.

Zeynep, bilmiyorum ne yapmak istediğimi. Aile olmak istiyorum ama yine mahvetmekten korkuyorum.

Denemezsen hiç bilemezsin. Ama şimdilik ayrı evlerde kalalım. Denizle görüşebilirsin, ama burada kalmanı istemiyorum.

Beni kovuyorsun yani?

Hayır, sadece ikimize de düşünme zamanı tanıyorum. Hatalarımızı kendi kendimize tartıyalım.

Gerçekten seni ve oğlumu çok seviyorum. Bundan sonra davranışımla ispatlayacağım.

Zeynep başını sallar ve Alper birkaç eşyasını alır, çıkar gider.

O haftalar boyunca Alper gerçekten değişmek için uğraşır. Denizle daha sık görüşür, okulunu sorar, parka götürür. Aralarındaki gerginlik zamanla yumuşamaya başlar.

Bir süre sonra Alper babasının firmasında çalışmayı tamamen bırakır, inşaatta amelelik yaparak hayatını yeniden kurmaya başlar. Yorucu, düşük maaşlı işler olsa da kelimenin tam anlamıyla ilk defa kendi ekmeğini kazanmanın gururunu yaşar.

Zeynep ise Kerim Beyin mali desteğiyle çocuk etkinlikleri, doğum günü organizasyonlarına başlar. Kültür merkezine kaydolup okulunu bitirmek için adımlar atar. Hayata ilk defa yeniden sarılmaktadır. Hem kendiyle hem oğluyla ilişkisi güçlenir.

Aylar geçer. Alper ziyaretlerini hiç aksatmaz, Deniz mutlu olmaya başlar. Alperin değişimi küçük davranışlarda kendini gösterir. Zeynep hâlâ temkinlidir, ama eskiye göre kendini daha değerli hisseder.

Bir gün parkta Alper ona dönüp şu cümleleri kurar:

Zeynep, ben en önemli şeyin aile olduğunu geç anladım. Her pazar Denizle burada sizi görmek, başka hiçbir şeyle karşılaştırılamaz. O geçmişteki hataların telafisi mümkün değil, ama bundan sonrası için elimden geleni yapacağım. Tekrar başlayabilir miyiz?

Zeynep kalbinin korku ve umutla karıştığını hisseder, ama sessizce başını sallar.

Ama bu defa eşit, saygılı, dürüst bir ilişki olacak. Ben kendimi feda ederek yaşamayacağım. Hem sen hem ben hem de Deniz mutlu olacağız.

Söz veriyorum, der Alper.

Deniz salıncağa seslenir:

Anne, baba bakın ne kadar yükseğe çıkıyorum!

Onlar da gülerek oğullarına el sallarlar. O an Zeynep gerçek ailenin formüller, töreler, büyük laflar değil, günlük emek, sabır ve karşılıklı sevgiyle kurulduğunu bir kez daha anlar.

Akşam eve dönerlerken Zeynep, İstersen bizimle akşam yemeği yiyebilirsin, der. Alperin gözlerinde minnet ve umut parlıyor.

Ve böylece, aile olmaya yeniden, sıfırdan, umutla başlarlar. Büyük iddialar, büyük vaatler yok, ama özünde yeni bir karar ve karşılıklı saygı vardır.

Hafta sonu parkta el ele yürürken Deniz mutlu bir sesle, Böyle her pazar beraber olalım! der. Onlar da birlikte gülerek başlarını sallarlar. Gerçek aile olmanın yolunda, en değerli şeyin pes etmemek, değiştirmekten ve bağışlamaktan korkmamak olduğunu öğrenmişlerdir.

Rate article
Lifequest
“Çocuk İstememiştim!” – diye bağırdı Ali kavga sırasında eşine, oğullarının kapının arkasında olduğunu bilmeden. (Hikaye)