Zaman Aşımı Henüz Dolmadı

Zaman Aşımı Geçerli Değil

Hanımefendi, siz hiç farkında mısınız, kiminle konuşuyorsunuz?

Rabia Hanım kafasını hemen kaldırmadı. Defterine son satırı sakinlikle yazdı, noktayı koydu, ardından önündeki kadına göz ucuyla baktı.

Kadın gençti, otuz beş yaşlarında, daha genç bile duruyordu. Saçları yeni fön çektirmiş gibi, ya berberden çıkmıştı ya da o parfüm bulutu başka nereden gelecekti ki? Rabia Hanımın burnu hafiften sızladı hatta. Boğazına kadar kaşmir olduğu anlaşılan bej pardösü giymiş, kolundaki çantanın fiyatını Rabia Hanım muhtemelen altı ayda anca kazanırdı.

Dinliyorum sizi, dedi Rabia Hanım gayet sakin bir sesle.

O zaman niye açmıyorsunuz? Üç dakikadır bekliyorum!

Kartınız yok, dedi Rabia Hanım. Zaten şoförünüze da izah ettim, aradığında söyledim. Misafir kartı önceden talep edilir.

Kocam burada sekizinci katın yarısını kiralıyor! Kadının sesi bir oktav yükseldi. Firma Arya Ticaret! Siz bir şey anlamıyor musunuz?

Anlıyorum, başını salladı Rabia Hanım. Ama adınıza bir kart yok. Eşinizi arayın, aşağıya insin ya da burayı arasın, hemen halledelim.

Kimseyi aramayacağım! Ben kiracının eşiyim, beni almak zorundasınız!

Rabia Hanım gözlerini hafif kısarak baktı. Nefreti yoktu bakışında, daha çok bir rutine, hafif de olsa bıktırıcı bir alışkanlığa bakarcasına göz gezdirdi.

Kurallar herkes için aynı, dedi tüm metanetiyle.

Kadın bankoya bir adım daha attı, hafifçe eğildi, sesi net ama düşük geldi:

Dinle teyze, burada oturmuş üç kuruşun hesabını yapıyorsun diye bana had mi koyacaksın? Arayacaksın, kartı açacaksın. Yoksa seni bir daha burada göremezsin.

Rabia Hanım kısa bir süre sessiz kaldı.

Tamam, dedi nihayet, telefona uzandı.

Kadın birden kendinden emin bir şekilde omuzlarını düzeltti.

Rabia Hanım numarayı çevirdi, bekledi ve alçak bir sesle:

Ahmet Bey, bir numaralı nöbet noktası. Girişte kartsız bir hanımefendi var, Arya Ticaretin sekizinci kat Kemal Beyin eşi olduğunu söylüyor. Tamam, bekliyorum.

Ahizeyi kapadı, tekrar defterine döndü.

Çok mu bekleyeceğim? dedi kadın.

Aradıklarında.

Kadın içini çekip telefonunu çıkardı, sinirle mesajlaşmaya başladı. İki dakika geçti. Sonra asansörlerden uzun boylu, iyi giyimli, mahcup bir adam çıktı.

Asuman, dedi alçak sesle. Problem nedir?

Senin güvenliğin beni sokmuyor.

Daha önce de söyledim, önceden bilgi vermek gerekiyor…

Kemal, gelip kendi kocama uğramak için önceden haber mi vereceğim?

Adam Rabia Hanıma baktı. Rabia Hanım da ona baktı.

Merhaba, dedi adam. Eşim Asuman, Kemal Yılmazın eşi. Geçici kart alabilir miyiz?

Tabii, dedi Rabia Hanım, sistemde gerekli ekranı açtı.

Rabia Hanım verileri girerken Asuman Hanım köşede telefonda konuşuyordu. Geçerken sadece şöyle söylendi:

Resmen akıl tutulması ya

Kocası arkasından sessizce geçti, Rabia Hanım onları gözleriyle uğurladı, defterini kapatıp termosundan çay doldurdu. Çay artık neredeyse soğumuştu.

Rabia Hanım düşüncelere daldı. Asuman Hanıma değil. Yılmaz soyadının bu binada tesadüfen geçmediğini, kendisinin de bunu tahmin etmiş olması gerektiğini düşündü.

Kemal Yılmaz.

Rabia Hanım gözlerini bir an kapadı. Yirmi iki yıl İnsanlar değişiyor, yaşlanıyor, aileleri oluyor, sekizinci katta ofis açıyorlar. Ama bazı şeyler değişmiyor. Bunu çok iyi biliyordu.

Ufuk Plaza sekiz yıldır İnşaatçılar Bulvarında yan yana yükseliyordu. Gri camlar, granit basamaklar, otoparkı, giriş katında sandviçi 150 TLden satan kısık ışıklı bir kafe. Her şey yerli yerinde Kiracılar yirmi dört tane, aralarında küçük hukuk bürosundan dev ticari firmalara kadar. Arya Ticaret sekizinci katı neredeyse komple kapatmış, düzenli öder, en iyi kiracılardan biri sayılır.

Rabia Hanım bunu bilirdi, çünkü tüm sözleşmeleri, toplantı tutanaklarını, bildirimleri okurdu. Sırf alışkanlık.

Yedi aydır güvenlikte çalışıyordu.

Çalışma arkadaşları kafası çalışan, emektar bir hanımla karşı karşıya olduklarının farkındaydı ama biraz gönül alıcı, biraz da emekliye iş bulmuş gözüyle bakarlardı. Yeni sistemleri gösterirler, bazen poğaça getirirler, lazım olsa nöbetini devralırlardı. Rabia Hanım da teşekkür eder, kimseyi yanlışlamazdı.

Merkez müdürü, Ahmet Bey, elli iki yaşında, titiz ama hafiften tedirgin biri. İşini iyi bilir, doğru kararlar alır, kiracıları makul sınırda tutar sesini de yükseltmez. Rabia Hanım onu izlerdi, severdi de.

Ama Ufuk Plaza çalışanlarından kimse Rabia Hanımın buranın yönetim şirketinin tek sahibi olduğunu bilmiyordu. Üstelik sadece bu binanın da değil orasını karıştırmaya gerek yok.

Rabia Hanım güvenliğe çıkmayı geçen ekim, bir öğlen kızının nasihatı üzerine kararlaştırmıştı.

Anne, yerin dibinde ne olup bittiğinden haberin yok, demişti kızı. Kızı şirketlerinden birinde finans mandıra etmiş, doğrudan konuşuyordu, bu açık yürekliliği Rabia Hanım severdi. Ofiste oturup rapor bakıyorsun, karar veriyorsun. Ama insanlar neye benziyor, sen anlamıyorsun ki!

İnsanlar hakkında hiçbir şey bilmediğimi mi düşünüyorsun? diye sormuştu Rabia Hanım hafif gülerek.

Uzaktan çok şey göremezsin anne, dedi kızı.

Kızı haklı çıktı. Rabia Hanım bunu öteden beri kabul eder, kabul etmekten de gocunmazdı.

O yedi ayda çok şey öğrendi. Kiracıların temizlikçilere nasıl davrandığını, kimin güvenliğe selam verdiğini, kimin mobilyadan farksız sandığını Küçük kabalıklar, minik iyilikler hayat dediğin bunlarla örülü.

Ve şimdi Asuman Hanım.

Rabia Hanım çat diye karar alan birisi değildi. Kendine bir hafta verdi.

O hafta, Asuman Hanım iki kez daha plazaya geldi. Birinde yine habersiz gelmiş, genç güvenlikçi Emire kartım var deyip durmuştı, ama kartı evde unutmuş. Emir kibarca izah ediyor, Asuman sesi yükseltiyor. Yine kocası aşağı indi. Hepsini Rabia Hanım bir kenardan izleyip monitöre dalmış gibi yaptı.

İkinci gelişte, Cuma akşamıydı, temizlikçi Zeynep abla asansör önünü siliyordu. Asuman fişek gibi ıslak zeminden geçti, Zeynep abla Bir saniye bekler misiniz? dedi, Asuman sessizce bir yorum yaptı; Rabia Hanım uzaktan Zeynep ablanın suratında ne izlerse onu gördü.

Zeynep abla altı yıldır orada, altmış üçünde, torununa bakan, şikayet etmeyen bir kadındı.

Haftasını pazar akşamı, mutfak masasında bir fincan çay ve ince bir dosya eşliğinde noktaladı Rabia Hanım.

Sonra Ahmet Beyi aradı.

Ahmet Bey, iyi akşamlar, dedi. İş saati dışında rahatsız ediyorum, yarın bir saat önce ofiste buluşabilir miyiz?

Rabia Hanım? Adam şaşırmıştı. Tabii ki. Bir problem mi var?

Hayır, sadece konuşmak istiyorum.

Sekizde oradayım.

O gece kötü uyumadı. Normaldi. Gözlerini kapamadan önce bir süre tavana bakıp düşündü: Yirmi iki yıl uzun süre. Ama bazı borçların zaman aşımı yoktur. En azından insan olanlarda.

Pazartesi sekizde yöneticinin ofisine çıktı.

Ahmet Bey masasında, biraz çekingen, ne isteyecek acaba diye hazırlıklı Belki başka nöbete geçmek istiyor, belki şikayeti var, ona her şeye hazırlıklıydı duyacağına değil.

Rabia Hanım incecik dosyayı önüne bıraktı.

Neymiş bu? dedi.

Bakın, dedi sadece.

Adam dosyayı açtı. İlk sayfa vekaletname, arkasında ticaret sicil kaydı, bir dizi şirket içi evrak ve imzası.

Yavaşca okudu, sonra yavaşça başını kaldırdı, tekrar dosyaya baktı.

Rabia Hanım, dedi sonunda, Siz misiniz?

Ben, dedi.

Siz bunca ay güvenlikte çalıştınız?

Evet.

Bir süre sustu. Sonra yavaşça sordu:

Neden?

Merak ettim. Düzeni, insanları, gözümle görmek istedim. Raporlarla değil, bizzat.

Ahmet Bey başını salladı. Kırgınlık yoktu, şaşkınlık, hayret ve biraz da saygı vardı.

Gördüklerinizden memnun musunuz? dedi.

Genel olarak evet, dedi Rabia Hanım. İyi idare ediyorsunuz, ekibiniz de iyi. Ama bir konu var, yardımınıza ihtiyacım olacak.

Dinliyorum.

Arya Ticaret, sekizinci kat. Kira sözleşmesini feshetmemiz gerekecek.

Adam tekrar dosyaya baktı, sonra ona.

Sözleşmeleri Marta kadar, bir de ihlalleri yok. Olay büyür, mahkemelik olur…

Ahmet Bey, dedi Rabia Hanım yumuşakça, Ben işleyişi biliyorum. Hazırlayın fesih bildirimini, uygun tazminat ile. İyi şartlar sunacağız, ama gitmeleri gerekiyor.

Adam gözlerinin içine baktı. Sonra başını salladı.

Tamam. Ne kadar süremiz var?

Bildirim için bir hafta, taşınmak için üç ay. Yeter de artar.

Sebep soracaklar.

Biliyorum, dedi Rabia Hanım. Sahip kararı, yeni fonksiyon verilecek. Aslında doğru, açmayı düşünüyorum oraya toplantı salonları.

Adam kalktı, el sıkıştılar. Çıkarken sordu:

Rabia Hanım, güvenlikte devam edecek misiniz?

Rabia Hanım bir süre düşündü.

Biraz daha, dedi. Bitirmem gereken işler var.

Kemal Yılmaz o hafta çarşamba günü bildirimini aldı. Perşembe sabahı Rabia Hanım, adamı asansörden suratında lepistes yemiş gibi bir ifadeyle park alanına doğru telaşla yürürken gördü. Cuma günü ise Ahmet Beyin ofisinde bir saatten fazla kalmıştı.

Ahmet Bey topluca özet geçti:

Sebep istiyor, dedi. Vaktinde ödedim diyor, müşterim de var diyor, üç ayda taşınamam diyor. Kira yüzde yirmi fazla ödeyeyim diyor.

Olmaz, dedi Rabia Hanım.

Aynı cevabı verdim.

Teşekkürler, Ahmet Bey.

Her şey bitti sandı. Kemal yeni ofis bulacak, sevmez ama ölmez Adamın şirketi güçlü, iş bilir, hakkını teslim etmek lazım.

Ama salı günü adam bizzat geldi.

Ne Ahmet Beye.

Rabia Hanıma.

Adam uzaktan yaklaşırken gördü onu. İşini yetiştirmekle uğraşan biri gibi değil, karar verip de doğru mu yaptım acaba diye ürken biri gibi geliyordu.

Rabia Hanım, dedi.

Rabia Hanım kafasını hafifçe kaldırdı.

Hoş geldiniz, Kemal Bey.

Duraksadı, Rabia Hanımın dinginliği onu huzursuz etmişti.

Biraz konuşabilir miyiz? dedi.

Buyurun.

Çevresine baktı. Lobi boştu, sadece kafede iki kişi vardı.

Sizi tanıdım, dedi kısık sesle.

Demek verdiler tüyoyu.

Söylediler. Kimin olduğu fark etmez. Durdu. Size bir şey açıklamak istiyorum.

Neymiş o?

O eski mesele. 1999da olanlar.

Rabia Hanım kalemi bıraktı.

1999… Kırk üçündeydi. Eşi Hayri Bey hayattaydı, iş yeni büyüyordu; küçük bir depo, dertler, biraz umut. Bir de ona güvendikleri, genç, akıllı bir ortak.

Kemal Yılmaz o zaman yirmi yedisinde, çalışkan biriydi. Yanlarında bir buçuk yıl çalıştı. Destek gördü, Hayri Bey ona oğul gibi bakardı.

Sonra Kemal ayrıldı. Ama müşteri listesini gizlice kopyaladı, hasta yatan Hayri Beyin krizinde şirketin en değerli sözleşmesini kendi üstüne geçirdi. Sonrası? Hayri Beyin ikinci ve ölümcül kalp krizi, üç yıl sonra.

Rabia Hanım bunu direk Kemale bağlamazdı, haksızlık olurdu. Ama 99daki o konuşmayı, Hayri Beyin hastaneden çıkar çıkmaz eşine Ben ona oğlum gibi davrandım, anlamıyorum demesini unutmadı.

Dinliyorum, dedi Rabia Hanım.

Kemal başladı anlatmaya. Sesi sabitti, belli ki hazırlanmış. Gençlik, hata, yıllar boyu pişmanlık. Ardından, biraz tereddütle:

Size ve ailenize ait bir emanet var bende. Muhtemelen hatırlarsınız, saatiniz.

Rabia Hanım başını salladı. Savaş görmüş eski cep saati, dededen yadigâr, en kıymetli eşya. Hayri Bey bir bakıma Kemale vermişti, iyi saatçiye göstermek için, sonrası hastane, ayrılık Saat Kemalde kaldı.

Onu size iade etmek istiyorum, dedi Kemal. Ofis meselesini tekrar gözden geçirin lütfen.

Her şey bu kadar mıydı?

Rabia Hanım dikkatli baktı: pahalı ceket, elliye yaklaşan yaş, saçlarında ak, elde titrek bir tutkunluk. Hayatı yolunda, epeyce başarmış; kaşmir paltolu eş, büyük ofis, otoparkta iyi bir araba.

Hakikaten pişman mıydı?

Bunu anlamıyordu, muhtemelen o da bilmiyordu. Belki utandı, belki sadece ofisten olmaz diye korkuyordu. İnsan o kadar basit değil.

Getirin saatleri, dedi en sonunda.

Derin bir nefes aldı adam.

Ne zaman uygun görürseniz, ben…

Getirin sadece. Nöbete bırakın, oradan alırım.

Ofis meselesi…

Karardan dönmeyeceğim.

Bakakaldı adam.

Rabia Hanım, ne anlama geldiğinin farkında mısınız? O ofise servet yatırdım ben…

Hayri Bey de size öyle davranmıştı, hatırladınız mı?

Sessizliğe gömüldü adam.

Getirin saati. Bu konuyla ilgili daha bana gelmeyin artık.

Adam birkaç saniye daha durdu, sonra döndü ve gitti.

Ertesi günü genç güvenlikçi Emirle yollamıştı, kendisi yaklaşmamıştı. Rabia Hanım vardiya sonunda paketlediği eski cep saatini gördü aynısıydı, kutusu çizikli ama çalışıyordu.

Uzun uzun elinde tuttu.

Sonra çantasına koydu, eve gitti.

Plazada iki hafta boyunca tekinsiz bir sessizlik hakimdi. Arya Ticaret çalışanları başta anlamadı, sonra söylenti yayıldı. Biri Emire Gerçek mi, sadece dedikodu mu? diye sorar, Emir başını sallar: Vallahi ben bilmem.

Asuman Hanım, o meşhur günün bir hafta sonrasında, perşembe öğlen civarı tekrar geldi. Rabia Hanım nöbetteydi.

Bu kez yanına ağır ağır yanaştı. Mavi bir kaban vardı üzerinde, yüzü değişmişti, üstünlük ifadesi de kaybolmuştu.

Merhaba, dedi Asuman.

Merhaba, dedi Rabia Hanım.

Sizinle konuşmak isterim.

Geçin, turnikeyi açıyorum.

Yok, başını salladı Asuman. Sizinle burada konuşmak istiyorum.

Rabia Hanım hafif kaşını kaldırdı.

Dinliyorum.

Asuman bir süre sessiz kaldı. Özür dilemeyi bilmediği çok belliydi; ellerini öyle bir tutuyordu ki… Ama burada duruyor olması bile büyük adımdı.

Geçen gün kaba davrandım, dedi sonunda. Kartım olmadan giriş yaptım, size kötü konuştum. Bu yanlış bir harekettir.

Bana teyze dediniz, dedi Rabia Hanım, neşesiz.

Asuman yere, sonra tekrar ona baktı.

Evet. Affedin.

Rabia Hanım baktı ona. Genç bir kadın; belli ki hayatı parayla halledeceğini, statünün her şey olduğunu sanmış. Güvenlikçiye insan olarak yaklaşmamış bile.

Affettim, dedi Rabia Hanım.

Asuman başını salladı, sonra alçak sesle:

Ofis kararı değişir mi?

Hayır.

Anladım.

Tam dönecekken Rabia Hanım:

Asuman. Durur musun bir dakika?

Kadın döndü.

Rabia Hanım dikkatle baktı ona. On saniye kadar hiç konuşmadan. Asuman gözünü kaçırmadı ama belli ki utançlıydı.

Çalışıyor musun? sordu Rabia Hanım.

Efendim?

İşin var mı? Kendin.

Yok. Ev ile, çocukla ilgileniyorum.

Kaç yaşında çocuğun?

Sekiz. Okula gidiyor.

O zaman gündüzlerin müsait.

Asuman gözleriyle bir hayırdır? dedi.

Benim arşivde bir yerim var, dedi Rabia Hanım. Fiziki dosya işi. Kolay değil, önemli bir iş. Sıralama, bazen tarama, düzen. Bildiğin işlere benzemeyebilir.

Uzun bir sessizlik.

Bana iş mi teklif ediyorsunuz? dedi Asuman.

Evet.

Neden?

Bir an düşündü Rabia Hanım.

Çünkü buraya geldin, söyledin ve hemen çekip gitmedin.

Yahu bu insanlık, dedi Asuman, biraz alındı, bu kadar mı?

Asuman, dedi Rabia Hanım yavaşça, Evet. Ama bunu ilk seferde yapmadın, ikinci de. Şimdi yaptın, kaybedecek bir şeyin yokken. O yüzden.

Asuman durdu. Sonra sordu:

Maaşı?

En asgariden başlar, resmi, sigortalı.

Uzun bir ara.

Düşüneceğim, dedi Asuman.

Tabii, dedi Rabia Hanım. Ahmet Beyin numarası sende var, o işlemleri yapar.

Yeniden defterine geçti. Konuşma bitmişti.

Martta Arya Ticaret sekizinci kattan taşındı. Olay çıkmadan, sessizce Kemal tazminatı aldı, daha küçük bir yere geçti. Dedikodulara göre birkaç büyük müşterisi yeni adres yüzünden kayboldu, ne kadar doğru bilinmez, Rabia Hanım da sormadı.

Ofisin penceresinin önünde, üçüncü katta bir şey için durmuşken, taşınma törenini izledi. Birkaç nakliyeci kutuları çekiyor, biri cam bölmeyi sarmış taşıyordu. Bir devrin sonu, diğerinin başlangıcı. Hayat böyle bir şeydi.

Rabia Hanım gözlüğünü çıkarıp hırkasıyla sildi, tekrar taktı.

Yirmi iki yıl Uzun.

Kendini zafer kazanmış gibi hissetmedi. Belki ummuştu ama, yok. Bambaşka bir ağırlık vardı üstünde, insanın içi sıkışıp sonra birden boşalınca gelen hektik bir ferahlık gibi.

Hayri Bey 2002de öldü. Elli altı yaşındaydı. Rabia Hanım şirketi tek başına, kimseye güvenmeden, adım adım büyüttü. Çok şey aldı hayatından, çok da kattı.

Hiç şikayet etmedi. Sadece unutmadı.

Arşiv hemen yandaki kendi binasında, daha sade, kırk kişinin çalıştığı huzurlu bir yerdi. Arşivdeki pozisyon Asuman için uydurulmamıştı, aylarca boştu.

Asuman dört gün sonra Ahmet Beyi aradı.

Rabia Hanım oradan duydu.

Kabul etti, dedi Ahmet Bey şaşkın. Haftaya başlıyor. Her şeyi hazırladım.

İyi, dedi Rabia Hanım. Teşekkür ederim.

Rabia Hanım, bir şey sorabilir miyim?

Sorun.

Burada kalmaya devam edecek misiniz?

Rabia Hanım pencereden dışarı baktı. İnşaatçılar Bulvarı, gri bulut, çimenlerdeki son kar, ara sıra geçen insanlar.

Hayır, dedi. Yeter. Gördüğüm kadarıyla.

Yazık, dedi Ahmet Bey, sesi içten geldi. Kimse kolay unutmazdı sizi.

Selamımı iletin. Emire de ayrıca. O iyi bir çocuk.

İletirim.

O hafta sessizce ayrıldı. Ne tören, ne veda çayı. Masadaki çekmeceye termosunu, iyi bir kalemi ve o kış getirdiği minik kaktüsü bıraktı. Kaktüse iki haftada bir azıcık su yeter. Fazlası gereksiz.

Zeynep abla asansör önünde yakaladı.

Gidiyor musun? dedi Zeynep.

Gidiyorum.

Yazık. Zeynep biraz durdu, Siz her gün günaydın derdiniz. Yılı dolmadan insan suratımıza bakmaz, siz her gün

Rabia Hanım baktı ona.

Bir şey yaptığımdan değil, Zeynep. Olması gereken o.

Evet, dedi Zeynep. Ama herkes yapmıyor işte.

Kapıda vedalaştılar.

Rabia Hanım dışarı çıktı. Mart ayazı vazgeçmemiş, soğuk. Paltoyu sıkıca çekti, iki sokak ilerideki arabasına yürüdü. Her zaman uzağa park etmişti, alışkanlık, kendince test gibi.

Yürümek güzeldi.

Düşündü Asumanı. Bu hikayeden ne çıkardı bilemezdi. Bir konuşma insanı hemen değiştirmez. Arşivde çalışmak hayatı değiştirmez. Gerçek hayat klasik masal gibi düz gitmez zaten.

Ama Asuman gelmiş, konuşmuştu. Bu bir tohumdu. Belki yeşerecek, belki yok olacak. O kadına bağlı.

Rabia Hanım sadece bir fırsat vermişti.

Gerisi artık onun işi değil.

Arabaya vardı, açtı, çantayı yan koltuğa koydu. Saati çıkardı. Ara sıra bakar, elinde tutardı. Mekanizması çalışıyordu, şubatta tamire götürmüş, Yüz yıl gider demişlerdi.

İyi saate benzer insan; darbeye dayanıklı.

Bir süre kontağı çevirmeden oturdu. Ufuk Plazaya camdan bakıyordu. Gri camlar bulutları yansıtıyordu.

Yedi ay Yedi ay güvenlikte, defter, telefon, çay. O yedi ayda insanı, işi, kendini gerçek anlamda tanımıştı. Kızının sözü doğru çıktı.

Kontak çevrildi.

Eve gidiyordu, içinden ahlaki tercih asla romanlardaki gibi pürüzsüz olmaz, diye geçirdi. Larin (Yılmaz) saati getirip ofis rahatını istiyordu. Asuman özür diledi, çünkü artık kiminle yüzleştiğini öğrenmişti. Burada gerçek bir samimiyet var mıydı? Belki. İnsan karmaşıktır, motivasyonlar karışır, utanç ile korku birbirini bastırır.

Bu onları kötü yapmaz. Sadece insan.

Rabia Hanım da melek değildi. Sözleşmeyi sadece Asumanın Zeynep abla’ya çıkışmasından değil, Yılmazların adını görür görmez, doksan dokuzun affedilmediğini bildiği için iptal etti.

Affetmek bazen unutmak değildir. O bitti, ama hafıza kalır.

Bu da insanidir.

Ev sıcaktı, sakindi. Akşam kızı aradı, uzun konuştular. Yazda nereye gidelim, torun okula başlayacak

Nasıl gidiyor nöbet? dedi kız.

Bitti, dedi Rabia Hanım. Gerekli her şeyi yaptım.

Ne öğrendin peki?

Kısa bir durdu Rabia Hanım.

İnsanların aşağı yukarı dışarıdan göründüğü gibi olduklarını. İyilikte, kötülükte. İtibarın cepten, meslekten gelmediğini. Zaten bildiğim bir şeydi de, unutmuşum galiba.

Anne, felsefe yapıyorsun yine, dedi kahkaha ile.

Yaşlandım ondan, hak görülüyor bize.

Vedalaştılar.

Rabia Hanım telefonu bıraktı, pencereye gitti. Şehir akşamındaki rutin: ışıklar, market poşetli insanlar, yoldan bir otobüs geçti. Gerçek hayatın dersleri genelde böyle gelir, ne ışık var, ne zafer Sadece akşam, cam kenarı, doğruyu yaptım hissi.

Mükemmel değil. Doğru. Fark büyük.

Asuman salı günü arşivde işe başladı.

Ahmet Beyden mesaj geldi: Başladı. Şimdilik sessiz. O cevap verdi: Teşekkürler.

Asumanın akıbetini bilemezdi. Belki bir hafta dayanır gider, belki aylarca kalır, kendine dair bir şey fark eder. Belki de hiçbir şeyi fark etmez ama insanlara artık günaydın der.

Rabia Hanım mucize beklemiyordu. Sadece bir şans vermişti, garantisiz, şart koşmadan. Gerisi onun işiydi.

Kemal Yılmazı bir daha görmedi, ne de aradı.

Saatleri salondaki vitrine, Hayrinin fotoğrafının yanına koydu. Yeri orasıydı.

Bir kadın hayatı böyle başlar, küçük bir depoda, akıtan bir çatının altında. Sonra kayıplar, başarılar, ihanetler, yalnızlık, yaş ilerler, hafta sonları olmaz. Omzunda yük, yanında yok. Yine ayakta.

Ve şimdi yetmişinde, kendi evinde, elinde bir çay, dışarıda mart sonu, torun okullu olacak, dünyevi işler devam ediyor.

Hayat dediğimiz bu.

Ne öğütlü masal, ne intikamın güzellemesi Düzensiz, borçlu, ödeşmeli bir hayat. Kötülük yapan bazen cevabını alır, iyiliği yapan bazen de ama başka türlü.

Rabia Hanım çayından bir yudum aldı, pencereden ayrılıp mutfağa geçti, akşam yemeğini hazırlamak için.

Ertesi gün yeni bir projenin toplantısı vardı. Sekizinci kat boştu, oraya düzgün ses yalıtımlı bir toplantı alanı ve adam gibi kahve koymayı düşünüyordu. Gerekiyordu, doğruydu ve yapmak için hala enerjisi de planı da vardı.

Soğanı doğrarken düşündü: Hayatın basit doğruları herkes için açık sanılır, ama öyle değil. Bazısı hayatı boyunca güvenliği, temizlikçiyi mobilya niyetine görür. Ve bedeli bir gün çıkar. Yüksek sesle değil. Kimi zaman bir bildirim kâğıdı, kimi zaman tek konuşma yetiyor.

Soğan gözünü yaktı.

Rabia Hanım gözyaşını silip doğramaya devam etti.

Rate article
Lifequest
Zaman Aşımı Henüz Dolmadı