Artık Geri Dönüşü Olmadığında

Ne Zaman Ki Artık Çok Geç

Elif yeni taşındığı apartmanın girişinde duruyor. Sıradan, dokuz katlı, gri bir apartman; çevresindeki onlarca bloktan farkı yok. Akşam işten döndü, elindeki market poşeti kolunu hafifçe yormuş, ona özlediği, son zamanlarda tutkuyla aradığı ev huzurunu hatırlatıyor.

Akşam serinliği yavaş yavaş kendini hissettiriyor. Elif hafifçe ürperip kabanını sıkıca kapatıyor. Hafif esen rüzgar, dağılmış atkuyruğundan bir iki saçıyla oynarken, yanaklarında mutlulukla karışık ince bir tebessüm beliriyor. Elini apartman ziline uzatmaya ramak kala, Canı fark ediyor.

Can uzakta, tereddütle, ona yaklaşmaya bir türlü cesaret edememiş gibi duruyor. Elinde araba anahtarlarını sıkıca tutuyor hani o doğum gününde Elifin ona hediye ettiği gümüş anahtarlık. Duruşundaki gerginlik, her an kırılacak gibi bir hal, bakışları Elifin yüzünde geziniyor, sanki söyleyeceklerini o daha cevap vermeden anlamak istiyor gibi.

Elif, lütfen bir dinle beni, diyor Can, sesi her zamankinden yumuşak, neredeyse çekingen. Bir adım atıyor ama hemen duruyor, ürkmüş gibi. Her şeyi düşündüm. Bir şans daha verelim. Yanıldığımı anladım

Elif derin bir nefes alıyor. Bu cümleleri kaç kez duyduğunu hatırlamaya çalışıyor ilişkilerinin değişik zamanlarda, farklı koşullarda; ama hep aynı sonla biten sözler. Güzel laflar, arkasından aynı alışkanlıklar, eski yanlışlar, yeni kırgınlıklar. Yüzünde sakin, hatta rahat bir ifade var.

Can, bunu konuştuk. Geri dönmeyeceğim.

Can bir adım daha yaklaşıyor. Gözlerindeki umuda tutunur bir bakışla, sanki bu kez kararının değişeceğine inanıyor.

Ne haldeyim görmüyor musun? sesi titriyor. Sensiz hiçbir şey yolunda gitmiyor. Sadece baş edemiyorum, Elif!

Elif ona hiç reaksiyon vermeden bakıyor. Sokak lambasının loş ışığı Canın yüzüne vuruyor ve Elif, son altı ayda yaşanan değişimi şimdi fark ediyor. Göz kenarlarındaki derin çizgiler yeni yeni belirginleşmiş, sakalları eskisi gibi traşlanmış değil, bakımsız. Yorgunluğu, on beş yıllık beraberliklerinin hiçbir anında bu kadar hissetmemişti.

Can bir adım daha yaklaşıyor, özel alanına neredeyse giriyor. Sesine yalvaran bir ton ekleniyor:

Sıfırdan başlayalım. Sana istediğin evi alacağım. İstediğin arabayı. Yeter ki geri dön

Elifin içinde bir şey anlık sarsılıyor. Canın sesindeki samimiyet, gözlerinde bir şeyleri düzeltmeye dair dürüst bir istek birkaç saniye için inandırıcı geliyor. Ama hemen geçiyor. Eskiden kalma büyük büyük vaatleri hatırlıyor; ne çok kez değişeceğine, yeniden başlayacaklarına yemin etmişti Her defasında her şey yine eskiye dönüyordu.

Hayır, Can, Elifin sesi güçlü ve net. Ben kararımı verdim. Artık değiştirmeyeceğim. Beni evden kendin gönderdin, saygımı yerle bir ettin. Affetmem seni, hiç.

Elif market poşetini dikkatle bir banka bırakıyor. Hava daha da serinliyor; kabanını bir kez daha sıkı sarıyor.

Gerçekten anlamıyor musun, Can? Sesi yine sakin, ama bu defa daha kararlı. Mesele evde değil, arabada değil.

Can tam bir şey diyecek gibi oluyor ama Elif nazikçe elini kaldırıp sus diyor. O da başını eğiyor, dinlemek istediğini belli ediyor.

Hatırlıyor musun nasıl başlamıştı? Elifin bakışları uzaklara, geçmişe kayıyor. Gözleri biraz daldı, anıları tazeledi.

Bir an durakladı, sonra devam etti:

Çok gençtik, âşıktık. Sen bir inşaat firmasında çalışıyordun, ben ilkokul öğretmeni olarak daha yeni başlamıştım. Birlikte küçük bir ev kiraladık; dar, eski ama biz yine de mutluyduk. Hani neredeyse bozuk para sayarak ayın sonunu getirmeye çalışıyorduk. Birlikte akşam yemekleri hazırlar, başarısızlıklarımıza güler, hayaller kurardık. Hep çocuklarımız olsun isterdik. Onlarla parka gidelim, okula götürelim, ailece 1 Eylülde okuma bayramına katılalım isterdik…

Can başını sallıyor. Elifin dediği o günleri o da hatırlıyor. O zamanlar her şey olabilirmiş gibi gelirdi; hangi zorluk çıkarsa çıksın birlikte aşarız sanırdı. O minicik mutfak, gıcırdayan kanepe, sürekli damlayan musluk Yerde pizza kutusundan yemek yedikleri günü, hayal ettikleri zamanı hatırlıyor.

Sonra kızlarımız oldu: Önce Naz, beş yıl sonra Derya. Onlarla nasıl gururlandığını, sevinçten ellerinin nasıl titrediğini asla unutamam. Naz doğduğunda hastanede sanki dünyaları kazanmış gibiydin. Deryanın doğduğu gün doktorlar pasta yasak demişti, ama sen kocaman bir pasta ile gelmiştin…

Elif gülümsüyor ama bu gülümseme biraz buruk; sanki tatlı bir anı, bir yandan da acı veriyor.

Sonra bir şeyler değişti, sesi tekrar katılaşıyor. Daha çok kazanmaya başladın, bu büyük evi ve arabayı aldın. Birden ailenin reisi oldun; ben ise sadece evde oturan kadın. Bir defasında bana Sen evde oturuyorsun, ben işte kırk takla atıyorum demiştin ya Hiç fark etmedin evde oturmak dediklerinin gecesi gündüzüne karışmış çocuk bakmak, okul toplantıları, kurslar, ödevler, çamaşır, temizlik, yemek yapmak olduğunu.

Elif sustu, Cana bakıyor. Onda öfke yok; sadece uzun süre anlatmaya çalışıp hiç anlaşılmamış birinin yorgun hüznü.

Can itiraz etmeye yelteniyor, ama Elif elini kaldırıp bir daha uyarıyor:

Ne olur, sözümü bölme. Yıllarca sustum, idare ettim. Hep memnuniyetsizsin, kavga çıkarıyorsun deyip durdun. Peki neden bunları yapmaya çalıştığımı merak ettin mi? Kızlara sadece oyuncak ya da Bodrum tatili değil; ilgi, sınır, sevgi ve disiplin de gerektiğini anlatmaya çalıştım. Hayır demek de bazen sevgidir, anlamadın.

Dili yavaşlıyor, cümle cümle:

Sen ise oğlanların her dediğini yaptın. Hatırlıyor musun Naz Baba, tablet isterim! diyordu, bir saat sonra elindeydi. Derya Baba, ödev yapmak istemiyorum! deyince hemen Çocuk zaten yorulmuş, bırak yapsın yarın diyordun.

Can başını öne eğdi. O anları dün gibi hatırlıyor; kızlarının ona sarılıp dünyanın en iyi babası! demesini, yeni sürprizlerde parlayan gözlerini. Çalışmak ve evde olamamak suçluluğunu böyle telafi etmeye çalıştığını hatırlıyor. Elif itirazlar etmişti, ama Çocukken mutlu olsunlar, nasılsa ilerde zorluk bitmeyecek! diye geçiştirmişti.

Ben rolümü üstlenmeye çalışırken, Çocuklara eziyet ediyorsun, sen kötüsün! dedin. Sırf sesimi yükselttim diye bana annelikten men ettin neredeyse. Kötü anne olma, vicdanını incitme! dedin.

Başını sallar gibi başını yana yatırıyor. Yorgun birinin hareketi.

Ve şimdi ortaya çıkan tablo bu, gözüne bakıyor Elif. Sekiz ve on üç yaşında, kendi başlarının çaresine bakmayı öğrenememiş, hayır nedir bilmeyen, verilmeyince kıymet tanımayan çocuklarımız var. Her isteklerinde sana geldiler, Annem yine kızıyor! dediler, sen de her seferinde beni suçladın.

Elif sustu, ortamı kısa bir sessizlik kapladı. Sadece uzaktan egzoz dumanı ve mahallede uzaklarda bir köpek havlıyor. Elif hemen cevap beklemiyor; az önce söyledikleri, onun memnuniyetsizliğinin aslında hem aileyi kurtarmaya dönük bir çabalama olduğunun kanıtıydı.

Can yine bir şeyler söylemek istiyor ama cümleleri yutkunarak geri yutuyor. O an, Elifin dediklerinde gerçeklik payı olduğunu, öyle tanımasa bile aslında aynen öyle düşündüğünü, yaptığını anlıyor.

Sonra bir de o senin Zeynepin çıktı, Elifin sesi düz ve soğuk, neredeyse yabancı birinin hikayesini anlatıyor gibi. Güzel, genç; çocuğu yok, derdi yok. Hep gülücük, her dediğine evet, itiraz etmeyen. Hiç buzdolabı boş, çocuklar ödevini yaptı mı diye dert etmeyen biriydi.

Biraz duruyor, Canın düşünmesi için fırsat veriyor.

Ve sen mutlu olacağının bu olduğuna karar verdin. Beni anlayan, sadece varlığıma sevinen biri dedin bana o gece, kızlar uyurken. Yabancı biriyle konuşur gibi, soğuk bir ifadeyle.

Can o konuşmayı dün gibi hatırlıyor. Kendi doğruları vardı, sonunda cesaret bulduğunu sanıyordu, özgürleşeceğine inanıyordu. Mutlu olmayı hak ediyorum! demişti içinden. Kendi kararının arkasında dimdik durduğunu düşünüyordu.

Boşanmak istediğini söyledin, Elifin sesi hafifçe titriyor ama hemen kendisini toparlıyor. Kızlar sende kalsın, onlara her anlamda daha iyi bakarsın, dedin. Sen ise sonunda özgürce yaşayacağını hayal ettin.

Kısa bir sessizlik, o acı hatıranın yükünü daha da ağırlaştırıyor.

Sonra ben de dedim ki; kızlar seninle kalacak.

Can bir anda irkiliyor; o günü net hatırlıyor. Her şeyin bambaşka bir senaryoya bağlanacağını zannettiği gün. Oysa Elifin kararlılığıyla her şeyin altüst olduğunu anladı.

Şok oldun, Elif gözlerinin içine bakarak Bana kötülük ediyorsun, bana nasıl bu yükü bırakırsın? diye bağırdın. Oysa ben sadece çocukların yük olmadığını, hayata dair en önemli sorumluluk olduğunu göstermek istemiştim.

O gün mahkemede olanları anımsıyor Can. Sanki biri bulutların arasından konuşuyor, hâkim, sekreter, soğuk belgeler Mahkemenin çocukların velayetini ona verdiği anı, tam anlamadığı ve bir gariplik hissettiği o an. Beklediği özgürlüğü, birdenbire omuzlarına binen iki küçük sorun, iki küçük hayat olarak buldu.

O akşamı; kızlarla ilk evde tek başına kalan hali, evin baş döndürücü karmaşasını, yemek diye donmuş köfteyi ısıtırken bir anda fark ettiği çaresizliğini hatırlıyor. Artık ben işteyim, eve istediğim saatte geleceğim yoktu. Bütün ev sorumluluğu ve çocukların ihtiyaçları Artık hepsi onun omuzlarında.

Elif onun biraz duraklamasına, yaşadıklarını düşünmesine izin veriyor.

O zaman gerçeklerin yüzüne vurdu; evde kalıp çocuk büyütmeye yardım etmediğin kızları yalnız başına idare etmek nedir anladın, Elifin sesi yumuşak ve sakin, hiç küçümseyici değil.

Biraz ara verip devam ediyor:

Hatırlıyor musun yemek yaparken yemeklerin yandığı, karman çorman tabaklarla uğraşamadığın, Deryanın herkesin giydiği gibi ayakkabı alamadığın için gecenin bir vakti beni aradığın günden bahsediyorum Ne yapacağını bilmediğin an dönüp yine bana koştun.

Can gözlerini kapıyor, tüm anılar film gibi gözünün önünden akıyor. O gecelerde, eldeki yanık tava, Nazın onu kayda aldığı an, Deryanın kapıyı çarpıp baba hiçbir şeyden anlamıyorsun! diye bağırması O ise şaşkın, eli kolu bağlı, ne yapacağını bilemediği sakin.

Kendi kurallarını uygulamaya çalışsa da kızlarının gözyaşı ve öfkesine dayanamayıp hemen geri adım attığı anlar Onlara hiçbir söz geçirememe, her şeyin üstüne gelmesi…

Ve Zeynep. Başlarda neşeli abla, beraber parka, alışverişe gitmeye çalışan, ama küçük bir sorun çıktığında hemen mızmızlanan; Deryanın lokanta şımarıklığından sonra surat asan, Ben başkasının çocuklarına hazır değilim diyen biri haline geldi.

Zeynep üç ayda gitti, Can kısılıyor, başı eğik. Bu hayat bana göre değil, ben başka bir şey istiyorum, rahat yaşamak istiyorum dedi.

Bir süre kendine geliyor, derin bir nefes alıyor:

Sonra fark ettim ki, sensiz her şey gerçekten dağılıyor. Kızlar söz dinlemiyor, ev karışık, işte ise hep yorgun ve suratsızım; uykusuz, huzursuzum. Özgür olacağımı, derin nefes alacağımı sandım; bir baktım, kapana kısılmışım. Ev, sorumluluk, her gün biraz daha artan sorunlar…

Sesi titriyor, kendine çabucak hakim oluyor. Derdini anlatan birinin, pişmanlığını dürüstçe itiraf eden birinin sesi bu.

Elif ona sakin ama merhametsiz bakıyor. Ne bir gurur, ne övünç, sadece başından geçenleri anlamış birinin ifadesi.

En komiği ne biliyor musun? hafif gülümsüyor, ama içinde acı yok sadece bir tebessüm Yalnız kalınca, ilk defa özgürce, derin nefes alabildim…

Elif, ilk başlarda yalnızlığa alışmasını anlatıyor; kısa duraklamayla devam ediyor:

Yeni bir iş buldum artık bir eğitim danışmanlık merkezinde kıdemli öğretmenim. Sadece küçük çocuklara ders vermek yerine artık program hazırlıyorum, projeler üretiyorum, öğretmenlerle çalışıyorum. Ve bu çok hoşuma gidiyor! Kendimi geliştiriyorum, bilgi ve tecrübem gerçekten değerli. Aldığım maaş da daha yüksek hem hayatımı sürdürebiliyorum, hem küçük küçük kendime jestler yapabiliyorum.

Etraflarına bir göz gezdiriyor; sanki gri blokların ve çocuk parkının ardında artık bambaşka bir hayat görebiliyor.

Bu evi kiralıyorum, gayet mutluyum. Her şeyime yetiyor: yiyecek, giyecek, haftasonu sinema, ayda bir manikür, uzun zamandır almak istediğim kitabı almak, yakınlardaki kafede haftada bir kahve… İşin bitince market-market gezip ertesi gün yemek hazırlamak zorunda değilim. Evde restoran işletiyor gibi üç çeşit yemek hazırlamıyorum. Kocaman, ama ev işini sadece bana ait bir sorumluluk sayan insanlara bakmıyorum.

Sesi sade, iddiasız, kendine bile garip gelebilecek gerçekleri söylüyor.

Ve belki de en güzeli: ben geceleri gerçekten uyuyorum. Biri müzik açtı diye sabaha kadar uyanık kalmak yok, gece yarısı ödev telaşı yok. Yaşıyorum, Can. Gerçekten yaşıyorum sakin, huzurlu, kimseden borçlu hissetmeden…

Gözüne direkt bakıyor, kırgınlık veya iddia olmadan. Sözlerinde bir gösteriş ya da üstünlük duygusu yok sadece kendi yolunu çizmenin huzurlu tebessümü.

Can susuyor. Kafasında hiç alışık olmadığı bir boşluk var bildik savunmalar, mazeretler, ceplerinde hiçbir şey yok. Sonunda, ne kadar çok istediği o özgürlüğün, yeni bir aşkın aslında bir yanılgı olduğunu, gerçek hayatın her gün aynı evi, aynı sabrı, aynı huzuru, kendi alışkanlıklarını barındıran eski evde olduğunu anlıyor. Onun azarlanması, yüzlerce kez sabır göstermesi, kızı ve kendisi için hep sakince uğraşması Asıl sevgiymiş meğer, asıl değer oymuş.

Onun için kahvesini geç saate kadar demleyen, yetişmesen de bir bardak çay bırakan; çekiştirmeden, kızmadan evdeki bulaşığı arkasından toplayan; kızlarına bir cümleyle dokunabilen kadının varlığıymış gerçek sevgi. Sessizce, iddiasız, sadece var olan…

Sadece çok zorlandığım için istemiyorum, diyor Can, sesi oldukça yavaş, tüm özsavunmaları kırılmış şekilde Seni seviyorum Elif. Sensiz olmuyor demek…

Bu sözleri kendiliğinden, zorlukla, ama dürüstçe söylüyor. Birini geri kazanmak ya da yalnızlıktan korktuğu için değil. İlk defa yıllar sonra aynada kendine dürüst bakabilmek için.

Elif uzun süre tek kelime etmiyor, derin derin bakıyor yüzüne. Onun samimiyetini, başka bir kurtuluş yolu arayıp aramadığını anlamaya çalışıyor.

Poşeti eline alıp sönük, ince bir sesle:

Anladığına sevindim. Ama geri dönmeyeceğim. Ben artık başka biriyim. Sen de öyle olmalısın. Benim için değil kendin için, kızlarımız için. Onların hayal dünyasına teslim olan değil, onları anlayan, yol gösteren bir babaya ihtiyacı var.

Sesinde kırgınlık yok, yalın ve net. Sadece doğrusu neyse onu söylüyor; mazerete ya da onun duygularını incitmeye ihtiyaç duymadan.

Can cevap vermek, mantıklı bir neden bulmak istiyor ama Elif çoktan arkasını dönüp apartmanın kapısına ilerlemiş oluyor.

Elif! ardından bağırıyor, ne diyeceğini bilmeden.

Elif durup arkasını dönmüyor.

Nafakayı ödeyeceğim. Kızlarla haftada bir görüşme… Bu herkes için en iyisi.

Ve Elif apartmana giriyor, Canı soğuk kasım gecesinde yalnız bırakıyor. Rüzgar kabanının içine giriyor ama neredeyse hissetmiyor soğuğu. Gözlerini, Elifin penceresinde, perdelerin ardından sızan lambanın sıcak ışığına dikiyor.

Kafasında onun söyledikleri, anılar dönüp dolaşıyor birlikte kurdukları o hayatın her parçasını kendi elleriyle parçaladığını bir kez daha anlıyor. Birlikte Nazın ilk haylazlığında gülmelerini, Deryayı okula uğurlamalarını, gelecek hayallerini Hepsi şimdi çok uzak ve çok değerli.

Ve işte orada kesin olarak anlıyor: Sadece eşini değil, aslında aile dediği ve yaşam enerjisi olan kadını kaybetmiş. Sıcağı, asıl yönü göreni, esas olanı tutan; onu olduğu gibi seveni sıradan, kusurlu, ama gerçek haliyle seveni kaybetmiş olduğunuApartmanın kapısı ağır ağır kapanırken, Can birkaç adım daha ilerliyor, yüzünde tarifsiz bir boşluk, derin bir pişmanlık. İçindeki fırtına, sessizce siperde bekleyen yeni bir hayata karışıyor. Gri blokların arasında, o hiç değişmeyeceğine inanılan düzende bir kadın, kendi yolunu bulmuş, bir adam ise o yolu, geriye bakarak öğrenmiş oluyor.

Can, başını kaldırıp gökyüzüne bakıyor; kasvetli bir bulut aralanıyor, rüzgar anlıkta olsa hafifliyor. Avuçlarındaki anahtarlık üşümüş parmaklarında dönerken, yanında olmadan da sevebileceğini, aynı hataları tekrarlamadan da var olabileceğini ilk kez düşünüyor.

Elif mutfağa varıyor, ışığı açarken duvarda asılı Nazın çocukken çizdiği resme gözleri ilişiyor. Yüzünde yavaşça, gerçek, dingin bir gülümseme beliriyor. Masaya oturuyor, marketten aldığı keki ikiye bölüp bir parçasını minik bir tabağa, diğerini kendine hazırlıyor biraz sonra, kızlar odalarından çıkınca birlikte yapılan küçük bir akşam keyfi için.

Dışarıda, Can yavaşça arkasını dönüyor; ilk defa, değişmenin sadece istemekle olmayacağını, bazı şeyleri kaybetmenin ise bir başlangıcın işareti olduğunu kabul ediyor. Herkesin yolu ayrılmış gibi görünse de, geçmişteki sevgiden dokunan izler, hayatın içinde sessizce yaşamaya devam edeceklerini biliyor. Ve o an, elindeki anahtarlığı hafifçe sıkarak, yeni bir babalığın, yeni bir insan oluşun en başındayken, içten içe Elife teşekkür ediyor; kendi gerçekliğini, ne zaman ki artık çok geç olduğunu öğrettiği için.

Apartmanda, Elifin penceresi hafifçe aralanıyor, sarı bir ışık sokağa süzülüyor. Can başını son bir kez kaldırıyor; oradaki ışığı ve sıcacık sesleri içinde taşıyarak, ağır adımlarla uzaklaşıyor, ama bu kez ilk defa geleceğe başka bir gözle bakmaya başlıyor.

Ve kasım gecesinin ıssızlığında, yeni kurallarla, farklı bir umutla iki hayat devam ediyor: Biri çoktan huzurda; diğeri, huzurun ne demek olduğunu yeniden öğrenmek üzere.

Rate article
Lifequest
Artık Geri Dönüşü Olmadığında