Düğünden Önce Aldattım

Mesela bak, sana başımdan geçen acayip bir hikaye anlatacağım; iyi dinle, çünkü tam bizim ülkeye, bize göre bir olay oldu, hâlâ düşününce içim ürperiyor. Kahramanımız Orhan; Orhan dediğime bakma, al gülüm ver gülüm bir adam değil, yıllardır şantiyelerde dirsek çürütmüş, hesap-kitap adamı. Her zaman gerçekçiydi, gözüyle görmeden, eliyle tutmadan kolay kolay inanmaz. Neyse, son zamanlarda içini kemiren bir huzursuzluk var, ama lafı da pek etmez. Oğlu Tunaya bakıyor çocuğun ince sarı saçları, badem gözleri, bir kahkaha atınca başını arkaya atışı… Ama sanki çocuğun hiçbir yerinde kendini bulamıyor. Orhanın annesinin tarafı hep kalın dudaklı, koyu saçlı insanlardı, Orhanın kendisi de öyle; Tuna ise başka biri sanki.

Bir akşam evde oturuyorlar; Orhan çay alıyor, annemiz Zehra hanıma, çekinerek Sana tuhaf bir şey soracağım diyor. Zehra duyar duymaz çıldırıyor, kaşığı elinden düşürüyor, Aklını mı oynattın sen? Çocuğa babalık testi mi yaptıracaksın? Hem de kaç yaşına geldi! diyor. Orhan da diyor ki Zehra, konuyu büyütme, adamın içi rahat edecek. Ben sana haksızlık etmiyorum, sadece netlik istiyorum. Hakkım değil mi? Zehra iyice sinirleniyor, karşı atağa geçiyor, İnsan sevdiğine güvenmez mi, ben sana ne yaptım? falan deyip, bir güzel ağlıyor. Tuna içeriden geliyor, annesine sarılıyor, gözleri korku dolu. Orhan da tamam, pes ediyor, gönül almaya çalışıyor ama içindeki şüphe daha da derinleşiyor.

İki ay geçiyor. Rutin bir çocuk doktoru kontrolüne gidiyorlar. Doktor, babanın tarafından kronik hastalık var mı, diye sorunca Zehra önce Yok diyor, sonra tereddütle Aslında tam bilmiyoruz diyor. Orhan bu lafı duyunca beyninden vurulmuşa dönüyor. Eve dönerken hiç konuşmuyor, kafasında bin tilki… Eve varınca Zehraya dönüp artık resti çekiyor: Yarın laboratuvara gidiyoruz. Son noktayı koyacağız.

Zehra bembeyaz kesiliyor ama gözlerinde korkudan çok öfke var. O doktora cadısına mı inanıyorsun? Sadece dedelerimizin geçmişini bilemeyiz diye söyledim! diyor. Orhan ise Ben gözümle gördüğüme, kalbimin sesine güveniyorum. Tuna bana benzemiyor. Dört yıl boyunca bana yalan söyledin diyor. Zehra çıldırıyor, Tuna gene anneye sarılıyor, Orhanın içindeki ses susmuyor.

O gece Zehra, Tunanın odasında uyuyor; Orhan ise salonda sırtı duvara dayalı, düşünmekten geberiyor.

Bir hafta sonra test sonucu çıkıyor. Orhan iş çıkışı laboratuvara uğrayıp sonucu alıyor; eve gelene kadar açmadan bekliyor. Apartman asansöründe, titreyen elleriyle o zarfı açtığında, uzun uzun satırların en önemlisini okuyor: Babalık ihtimali: %0,00. O an öyle bir nefessiz kalıyor ki, anca asansör kapısı açılıp komşusu Orhan Bey iyi misiniz? diyene kadar öylece duvarı tutarak kalıyor.

Evde tam bir patırtı kopuyor. Orhan karısını suçlamıyor, dövmüyor, bağırmıyor. Zehra ise soğuk bir şekilde divana oturmuş Ee, şimdi ne olacak? Bir hata yaptım, evlenmeden bir ay önceydi. Seninle evlenmekten korktum, devam ettik. Ne var bunda, sonuçta birlikte büyüttük. diye mırıldanıyor.

Orhan elindeki kâğıdı buruşturuyor. Bunu bilmeden oğluma yıllarımı veremezdim diyor. Zehra, oradaki fırsatı görüp, Ama sen onu seviyordun, üç yıl senin için öz çocuk gibiydi. Şimdi bir kâğıt mı değiştirdi her şeyi? diye sızlanıyor. Orhan ise acı ve öfkeyle, Ben ne zaman Tuna’ya bakıp kendimi göremedim, içimden bir parçam öldü. Sen bunca yıl gözümün içine baka baka yalan söyledin diyor.

Zehra oğlunu, Orhan’ı ikna etsin diye getirmeye başlıyor. Tuna çocuksu, acemi bir resim çizmiş, Bak baba, bu biziz diyor. Orhan resmi parmaklarının ucuyla okşuyor, boğazı düğümleniyor, cevap veremiyor. Baba, eve ne zaman döneceksin? Annem her gece ağlıyor deyince çocuk gibi dağılıyor. Zehra ise çaresizliğini bir plan gibi kullanıyor; oğlunu kalkan yapıyor, Sadece para mı, sevgiymiş önemli olan! deyip gözyaşlarına boğuluyor.

Orhan o gün kararını veriyor. Boşanma davası açıyor. Zehra ilk başta yalvarıyor, âdeta dizinin dibine oturuyor, sonra Orhanı kötüleyen mesajlar yolluyor, onların ortak tanıdıklarına anlatıyor, Bizi ortada bıraktı, evsiz barksız kaldık diye mağdur takılıyor.

Hafta sonu Zehra, Tunayı da alıp Orhanın yeni tuttuğu evine geliyor, zorla görüştürmeye çalışıyor. Tuna kucağında oyuncak ayı, severek getirdiği ev resmini Orhana uzatıyor. Orhan da kırık dökük bir teşekkürle resmi alıyor ama içini başka bir his kaplıyor.

O sıralar Orhanın kardeşi Derya olayı annesinden duyuyor. Derya, avukat, sağlam biri. Orhan, doğru mu yaptın, bak o çocuk sana çok alıştı diye soruyor. Orhan net: Bak ablacıım, ben de üvey babayla büyüdüm, ama annem baştan dürüst olmuştu; yalan üzerine kurulmuş ilişkiden hayır gelmez. Zehra bana yıllarca yalan söyledi. Eğer en başında açılsaydı, belki affederdim. Ama böyle olmadı. Herkesi manipüle etti, ben kötüymüşüm gibi gösterdi. diyor.

Derya da Ama çocuk, masum. Onun suçu yok ki. Baş edebilir misin? diye soruyor. Orhan paylaşır: Ben ona gerekli desteği vereceğim, her ay düzenli para yatıracağım. Ona sahip çıkacağım ama asla eskisi gibi karı-koca olmayacağız.

Derken Zehra, Orhanın annesine gidip yine suçu Orhana atmaya çalışıyor. Oğlunuz kıskanç, hep böyledir. Tam bir canavar, çocuğu ortada bıraktı! diye sızlanıyor. Fakat Orhanın annesi, Kızım, burada affedilecek tek şey var, o da gerçekleri başından söylememen. Oğlumun da düzgün hissetmeye hakkı var diyor.

Derya ve Zehra bir gün şehir merkezinde karşılaşıyorlar. Zehra iyice köşeye sıkışmış, Bak Derya, sen de babasız büyüdün, yeni baban sana sahip çıktı. Senin kardeşin niye aynısını yapamıyor? diye laf sokmaya çalışıyor. Derya ise noktayı koyuyor, Benim annem baştan dürüst oldu; üvey babam kandırılmadığını biliyordu. Kardeşimi kandırmak istedin, adama resmen babalık empoze ettin! deyip o ortamdan uzaklaşıyor.

Boşanma uzadıkça uzuyor. Orhan, mahkemenin, Baba değildir şeklinde kayıt düşmesini sağlıyor. Zehra başka laboratuvarlardan tekrar test isteyip mahkemeyi oyalamaya çalışıyor ama hâkim tecrübeli; net bir şekilde kararı veriyor. Nafaka yok, ama Orhan dilerse çocuğa katkıda bulunabilir, diyorlar. Orhan, Tunanın adına birikim hesabı açıyor, üniversite masrafları için kenara iyi bir para koyuyor. Bunu Zehra için yapmıyorum, Tuna için… Onu tamamen yüz üstü bırakmak bana yakışmaz diyor.

Derya soruyor, Peki Zehra bu paraları harcamaz mı? Orhan her şeyi kontrol ediyor, harcama takibi yapıyor, sözleşme imzalatıyor. Zehra başta çıldırıyor, sonra paraya ihtiyacı olunca itiraz edemiyor.

Orhanın yumuşacık tarafları yok olmuş, artık o eski seven, masal anlatan adam değil. Ama ablası yanında, Geçecek diyor. Orhan da Keşke daha önce dürüst olsaydı, belki affederdim ama bir kağıt değil, bunca yıllık yalanın sonucunu yaşıyoruz diyor.

Bir ay geçiyor. Resmi olarak boşanıyorlar. Orhan, Tunayla haftada bir çocuk parkında görüşüyor, çocuğun morali düzelsin diye uğraşıyor ama çocuğun hep sorduğu bir soru var: Baba, yine birlikte mi yaşayacağız? Her seferinde Hayır, hep yanında olacağım ama aynı evde yaşamayacağız diyor.

Bir gün Zehra, Tunayı getirmiyor, Çocuk ateşli, gelemeyeceğiz diye mesaj atıyor. Sonra Psikolog görüşmeleri kesti, Tuna çok yoruluyor bahanesiyle görüşmenin ara verilmesini istiyor. Orhan anlıyor bu yeni bir manipülasyon oyunu, Zehra bir şansını daha deniyor. Resmen sabrı sınanıyor. Derya araya giriyor, Bak, zehra çocuğu pazarlık malzemesi olarak kullanıyor. Sen sakin kal, çocuk için ne gerekiyorsa yap, ama avcunu yalayacak diyor.

Orhan sabırla katlanıyor, parayı göndermeye devam ediyor, internetten çocuğa oyuncak siparişi veriyor, anaokulunu ödüyor ama aramıyor, dırdır yapmıyor. İki ay boyunca ciddi bir sessizlik oluyor.

Bir gün Derya arıyor, Orhan, Zehra annemi aradı, seninle görüşmek istiyor, çocuk altını ıslatmaya başlamış, geceleri babasını sayıklıyormuş. Görüşelim diyormuş. Orhan, Tamam, yarın parkta, Tuna ile birlikte; eğer tek gelirse konuşmam diyor.

Ertesi gün parkta buluşuyorlar. Tuna babasını görünce koşarak kucaklıyor, öyle bir baba diyor ki Orhanın içi cız ediyor. Zehra kenarda perişan. Orhan, yaptığım büyük bir hataydı. Oğlunun senden uzaklaşmasını kullanmak istemedim, korktum. Ne olur ortadan kaybolma… diyor. Orhan, Rahat ol, yalnızca Tuna için buradayım. Bundan sonra kural net: Ben Tunaya destek olmaya devam ederim, ama bizim için bitti. İkinizin de hayatına müdahale etmem diyor.

O gün ilk defa, Orhanın içindeki fırtına biraz olsun dinmiş. Zehra, Orhan ve Tuna, o parkta, bir banka oturuyorlar, Tuna yeni oyuncağını gösterirken Orhanın gözünden damlayan yaşlar içten içe akar. Bu aile değil artık, ama belki, doğru dürüst, dürüstlükten yana yeni bir başlangıç. Bizim buralarda kimsenin dilinden düşmez ya; Hayatta her şeyin başı dürüstlük! Zor da olsa hikâyenin özü bu: İnsan en çok kendine yalan söylerse kaybeder.

Rate article
Lifequest
Düğünden Önce Aldattım