Eşim beni aldattığı için değil, başka bir sebepten ayrılmadım.

Kocamdan aldatıldığımdan dolayı ayrılmadım. Onu terk ettim; çünkü bir pazar akşamı, salonda halının üstünde köpeğimiz epilepsi krizi geçirirken, o maç sonrası röportajları dinliyordu. Ve her şey bittikten sonra bana dönüp, “Bana bunu daha iyi hatırlatmalıydın,” dediği için de ayrıldım.

Şiddet uygulayan bir adamdan boşanmıyorum. Herkesin “İyi adam,” dediği biriyle yollarımı ayırıyorum. Yirmi yıl boyunca gerçek sorumluluktan ustaca kaçan yetişkin bir adamı hayatımdan çıkartıyorum.

Benim adım Feride, şu an 52 yaşındayım. Dışarıdan bakıldığında, kocam adeta bir örnek insan: Apartmanda komşularla muhabbete girer, birinin arabası çalışmazsa yardım eder, yazın mangal yakar, akşam yemeğine şarap getirir. İşine gider, fazla içki içmez, kavga çıkarmaz.

“Sonuçta sana el kaldırmıyor,” derdi annem.
“İyi insandır. Şu köpeği ne kadar çok seviyor,” derdi çevrem.

Ama işte, o upuzun gecede, İstanbuldaki 24 saat açık veteriner kliniğinde plastik bir sandalyede otururken, hayatımla ilgili büyük bir gerçeği fark ettim:

Sevgi, “Ben ilgilenirim,” demek değildir. Sevgi, sevdiğin kimselerin hayatını sürdürmesini gerektiren şeyleri asla unutmamaktır.

Köpeğimizin adı Zeyrek.

Zeyrek cins bir köpek değil. Yaşlı, hasta kalça kemikleri olan bir sokak köpeği; kocaman bir kalbi ve ağır epilepsisi var. Hayatına devam edebilmesi için her akşam saat 19:00da bir hap içmesi gerek.

Saat yedide; yedi buçuğa kalmadan. “Bitince veririm,” diye ertelenmeden.

Yıllarca bu evin sinir ağı oldum. Hangi fatura ne zaman ödenecek, hangi doktora ne zaman gidilecek, evraklar nerede, Zeyrekin ilacı ne zaman verilecek: Her şeyi ben bilirim.

Kocam “yardımcı olur.” Ona “Çöpleri çıkar,” dersem çıkarır; alışveriş listesi verirsem alışverişe gider. Ama olayları düşünüp planlayan, her şeyi aklında tutan hep benim. Bütün zihinsel yük bende.

Geçen pazar hastanede nöbetteydim. Servis yoğundu, çıkamadım. Saat 17:30da onu aradım:
Akşam yemeğine yetişemem. Buzdolabında bir şeyler var. Beni iyi dinle: Saat 19:00da Zeyreke ilacını ver. Mavı kutuda, masanın üstünde. Alarm kur.

Tamam Feride, merak etme, dedi. Arka planda spor programı çalıyordu.

Saat 18:45te kısa mesaj attım:
Zeyreke 15 dakika sonra ilaç.

O da “tamam” diye döndü.

Eve 21:30da geldim.

Ev sessizdi. Zeyrek kapının önünde yoktu. Kocam koltukta oturuyor, radyo açık, masada boş pizza kutusu.

Zeyrek nerede?
Bilmem… Bir tuhaf davranıyordu.

İçim daraldı. Onu sandalyeyle duvar arasında kıstırılmış buldum. Bedeni kasılmış, ağzında köpük, patileri titriyordu. Kriz tam anlamıyla üzerindeydi. Ne kadar sürdü bilmem. Belki saatlerce.

Bağırmadım bile. Yine her zamanki gibi sorunu çözdüm. Arabaya koyup telaşla veterinerin yolunu tuttum. Bir yandan, çok geç kalmış olmaktan korkuyordum. Bekleyiş, endişe, yüksek veteriner ücreti. Zeyrek hayatta kaldı; sakinleştiriciyle.

Sabaha karşı üçte eve döndüğümde, kocam kapıdaydı.
Şey, her şey yolunda mı?
Ve sonra evliliğimizi yerle bir eden o cümleyi kurdu:
Röportajları dinlerken dalmışım. Tam yedide arasaydın ya!

O anda her şeyi anladım.

Mesele ilaç değildi. Asıl mesele, sorumluluğun hiçbir zaman ona ait olmamasıydı. Bir şey yolunda gitmezse kabahat bende; “iyi ilgilenmemişim” oluyordu.

Ona öyle sakin bir sesle baktım ki, kendimi tanıyamadım:
Ben senin annen değilim. Sekreterin de değilim. Aradım, mesaj attım. Emin olmanın tek yolu, hastaneden dönüp hapı kendi ellerimle vermemdi. Eğer her şeyi yapacak olan ben olacaksam, senin burada olmanın anlamı ne?

Savunmaya çalıştı:
Ben de birçok şey yapıyorum. Bugün çimleri biçtim.

Hayır, dedim sadece. Sen yalnızca verilen görevleri yapıyorsun. Yükü taşıyan hep benim. Bugünkü “dikkatsizliğin”, sevdiğim birinin ölümüne sebep olabilirdi.

Bugün karton kutulara eşyalarımı koyuyorum. Zeyrek kapının önünde, hâlâ güçsüz ama gideceğimizi biliyor. Hiçbir açıklama gerekmiyor ona.

Kocamı sevmekten vazgeçtiğim için gitmiyorum.
Artık odadaki tek yetişkin olmak istemediğim için gidiyorum.
Çünkü bir hayat arkadaşının rolü “yardım eden kişi” değil, birlikte sorumluluk taşıyan kişidir. Görür, anlar, hatırlar ve önemser.

Arabanın kapısını açtım.
Gel Zeyrek, dedim.

Hiç uyarı beklemeden usulca arka koltuğa çıktı.

Ve işte o gün, ilk defa tüm yükü ben taşımazken, bir hayat yolculuğuna başlamak üzereydim.

Rate article
Lifequest
Eşim beni aldattığı için değil, başka bir sebepten ayrılmadım.