Anne Yorgun Düştü

Anne çok yoruldu

Ayşen kasadaki genç kadına öyle bir bağırdı ki, zavallı kadının elleri titremeye başladı.

Ne bekliyorsun hala? Bu kadar yavaş olacağını bilseydim gelir miydim buraya? İnsanda biraz iş bilmek olur!

Kusura bakmayın, dedi kasiyer, zaten hızlıca okutuyordu ürünleri ama yine de hızlanmaya çalıştı.

Ayşen, kocası Murat hafifçe koluna dokundu, yeter istersen, hadi gidelim.

Ayşen birden ona döndü:

Sen karışma bana! Sana soran oldu mu?

Murat kafasını öne eğdi, sustu. Hep susardı zaten.

***

Eve girdiklerinde mutfaktan kekikli tavuk kokusu yayılıyordu. Kayınvalidesi, Mevlüde Hanım, ocakta çorbayı karıştırıyordu.

Ayy geldiniz! Ben de size tavuklu erişte çorbası yaptım. Hemen oturun, yemeğiniz hazır.

Kaç kez söyledim, mutfağıma karışmayın, diye fısıldadı Ayşen dişlerinin arasından. Burası sizin eviniz mi, misafir misiniz hâlâ?

Mevlüde Hanımın rengi soldu. Kaşığı yavaşça bıraktı.

Sadece yardım etmek istemiştim…

Ama yardımınıza ihtiyacım yok! Her şeyi gayet güzel tek başıma hallederim!

O sırada yedi yaşındaki oğulları Emir koşarak geldi:

Anne! Merhaba! İkinci apartmandaki Yusuf bana korkak dedi. Ya ben korkak mıyım gerçekten?

Çekil önümden Emir, diye atıldı Ayşen, görmüyor musun? İşim var!

Emir donakaldı. Anneannesiyle göz göze geldi. Mevlüde Hanım başını eğdi.

Ayşen odaya gitti, kapıyı sertçe kapattı.

***

Hep böyle geçti günleri.

Her gün, bir öncekine benziyordu. Ayşen öfkeli uyanır, öfkeli uyurdu. Arada ise yolda karşısına çıkan herkese bağırırdı: kocasına, kayınvalidesine, oğluna, market çalışanına, iş arkadaşına, yoldaki tanımadığı insana bile.

Bazen, çok nadir anlarda düşündüğü olmuştu: Yahu ben ne yapıyorum? Ama bu düşünce, karanlık bir boşluğa düşüp kaybolurdu. Çıkış yolu yoktu sanki.

Murat ses etmezdi. Alışmıştı. On yılın sonunda bir şeyi öğrenmişti: Susmak ve hiç ortada görünmemek.

İki işte çalışır, paralarını eve getirir, Ayşen ne derse harfiyen yerine getirirdi. Geceleri, Ayşen uyuyunca, mutfağa geçip bir bardak çay alır, boş boş bir noktaya bakarak düşünürdü uzun süre.

Mevlüde Hanım üç ay önce gelmişti, Emirle ilgilensin diye, ebeveynler çalışırken.

Ama her gün Ayşenin öfke dolu bakışlarından nasibini alıyordu.

Emir Sadece çocuktu işte. Koşar, oynar, soru sorardı. Her annesine yaklaştığında ise karanlık bir duvara çarpardı.

Başta ağlardı. Sonra ağlamaz oldu. Anneannesinin yanına gider, sessizce yanında dururdu; en iyisi böyleydi, huzurluydu.

***

Sonra bir cuma günü, daha önce olduğu gibi, bir olay yaşandı.

Ayşen işten sinirli geldi: Patronu bağırmıştı, bir iş arkadaşı ona çelme takmıştı, metroda ayağına basmışlardı.

Tam eve girmeden önce Emir, yeni alınan ve hâlâ krediyle ödenen bej renkli kanepeye meyve suyu dökmüştü.

Çocuk, elinde boş bardakla gözleri kocaman açılmış, kızıl lekeyi izliyordu.

Napıyorsun sen ya?! diye bağırdı Ayşen, içeri girer girmez, biliyor musun bu kanepe kaç para?

Anne, istemeden oldu. Ne olur, bağırma. Ben senden korkuyorum…

Hadi ya, korkuyormuş! Beceriksizsin işte, her şeyi bozuyorsun! Sen olmasan dertlerimin yarısı olmazdı!

Özür dilerim anne…

Yürü odana, seni görmek istemiyorum!

Emir odasına gidip kapıyı kapattı. Ayşen uzunca süre bağırmaya devam etti, sesi kısıldı sonunda.

***

Gece uyumadı Ayşen. Mutfakta, cam önünde oturdu. Dışarıda yağmur çiseliyordu.

Damla damla süzülen su taneciklerini izledi. Kafasında hep aynı şey vardı: Her şeyden nasıl yorulmuştu. Artık bitsin istiyordu. Herkes sırtını dönsün, onu rahat bıraksın Sadece sessizlik gelsin.

Uyuduğunu fark etmemişti. Birden bire üşüyerek uyandı, saat dört civarıydı.

Ev sessizdi. Murat uyuyordu, Mevlüde Hanım uyuyordu, Emir de uyuyordu.

Kalktı, tuvalete gitti. Geri dönerken Emirin odasına göz attı; kapı aralıktı. Üstünü kontrol etmek için başını uzattı.

Emir büzüşmüş, yastığına sarılmış uyuyordu. Yanındaki masada ise bir defter vardı. Üstünü tanklarla süslemişlerdi.

Ayşen tam çıkacaktı ki, defterde büyük harflerle yazılmış kelimeyi gördü:

ANNE.

Elini uzatıp defteri aldı, yatağın ucunda oturdu. Okumaya başladı.

O bir günlükmüş.

İlk sayfa, eylül ayından:

Bugün annem yine bağırdı. Babam dedi ki, annem çok yorulmuş. Ona sarılmak istedim, o beni itti. Demek ki ben kötüyüm.
Ayşen yutkundu, çevirdi sayfayı.

Ekim. Bugün anneanneye doğum günü resmi yaptım, çiçekli. Sabah vermek istedim ama annem yine babama bağırdı, ben de vermedim. Yastığımın altına koydum. Belki annem evde yokken veririm.
Sonra devam etmiş.

Kasım. Babamın aldığı arabayı kırdım, bile bile. Dedim ki, belki bir şeyimi kırarsam annem bana bağırmaz. Ama yine bağırdı. Değersizmişim, öyle dedi. Aptal dedi.
Ayşenin elleri titremeye başladı.

Aralık. Yılbaşı yaklaşıyor. Noel Babaya mektup yazdım. Annem artık bağırmasın isterim dedim. Ama her dilek olmuyormuş.
Ocak. Okulda kim olmak istersiniz diye ödev verdiler. Ben, görünmez olmak istiyorum yazdım. Annem beni görmesin, hiç bağırmasın diye. Öğretmen şaşırdı, babamı aradı. Babam geldi, benimle konuştu. Dedi ki, annem aslında çok iyi biri, sadece zorlanıyormuş. Biliyorum, önceden kucaklardı, gülerdi. Şimdi hiç gülmüyor.
Ayşen kımıldayamadı, deftere damlayan gözyaşları mürekkebi dağıttı.

Şubat. Bugün kanepenin üstüne meyve suyu döktüm. Annem çok uzun bağırdı.
Annem bağırınca, sanki yavaş yavaş ölüyormuşum gibi geliyor. Önce kulaklarım, sonra kalbim, en sonunda ruhum. Yattım, uykuya daldım. Acaba rüyamda ölsem, annem ağlar mı? Yoksa, oh be, bir derdim azaldı mı der?
Defter elinden düştü Ayşenin. Omuzları titredi ama sesi çıkmadı. Oğlunu uyandırmaya korkuyordu. Her şeyden korkuyordu.

Uzun süre öylece durdu. Belki yirmi dakika, belki daha fazla. Sonra defteri yerine koymaya karar verdi, oğlunun başucuna bıraktı. Çıktı odadan.

Kendi odasına döndü. Muratın yanına uzanıp sabaha kadar tavana baktı.

***

Sabah ilk Emir uyandı.

Gözlerini açtı, gerindi, yatağa dikildi. Kapının aralık olduğunu fark edip önceki akşamı hatırladı. İçini çekti.

Koridorda kimse yoktu, evde tuhaf bir sessizlik vardı. Normalde bu saatte annesi mutfakta olur, bir yandan tencereyi gürültüyle karıştırır, bir yandan herkese laf dokundururdu.

Mutfaktan bakınca annesi masada oturuyordu. Bağırmıyor, bir şeye kızmıyordu. Sadece pencereden dışarı bakıyordu. Önünde eski, soğumuş bir kupa çay vardı.

Anne? dedi Emir usulca.

Ayşen başını çevirdi. Yüzünde garip bir ifade vardı. Ne kızgındı, ne yorgun, sanki apayrı biriydi. Emir anlam veremedi.

Günaydın, dedi Ayşen kısık bir sesle. Gel, kahvaltı hazır.

Emir oturdu. Annesi önüne bir tabak koydu. Karşısına oturdu.

Emir, annesini göz ucuyla süzüyordu. Hep beklediği gibi bağırmaya, yakınmaya başlayacak zannediyordu. Ama hiçbir şey olmadı.

Anne, dedi sonunda. İyi misin?

İyiyim.

Bugün neden suskunsun?

Düşünüyorum.

Ne hakkında?

Ayşen oğluna derin derin baktı. Sonra elini uzattı, başını okşadı. Nedensizce, herhangi bir sebep olmadan.

Senin hakkında, dedi. Hepimizin hakkında.

Emir kaşığı ağzında öylece durdu.

Anne, hasta falan mısın?

Yok yavrum. Tam tersine, iyileşiyorum galiba.

Ne dediğini tam anlamadı ama sadece başını salladı. Önemli olan, annesinin bağırmıyor olmasıydı nasıl olsa.

Hadi bitir, dedi Ayşen. Okula geç kalacaksın.

Emir çayını bitirip hazırlanmak için kalktı. Kapıya geldiğinde durdu.

Anne, dedi utangaçça, akşam yine… yani… bana kızmayacak mısın?

Ayşen yanına gitti, diz çöktü.

Bak şimdi dinle beni, dedi yavaş ve kararlı bir tonda. Bilmiyorum başarabilir miyim ama deneyeceğim. Sana bir daha bağırmamaya çok çalışacağım. Söz, bir gün bile korkmayacaksın benden. Anladın mı?

Emir başını salladı.

Ama başaramazsan? diye fısıldadı.

O zaman bana söyle. Sadece de ki: Yine mi? O zaman hatırlarım.

Neyi hatırlarsın?

Her şeyi, dedi, oğlunun alnını öptü. Şimdi git bakalım.

Emir çıktı.

Ayşen koridorda kaldı. Asansörün kapısı kapanırken duydu. Sonra derin bir sessizlik oldu evde.

O sırada Murat çıktı odadan, saçları darmadağın, henüz uykulu gözlerle.

Ne oldu, hayırdır? Erken kalkmışsın.

Uyuyamadım.

Murat dikkatli baktı.

Sorun yok değil mi?

Yok, dedi Ayşen. Gel hadi, kahvaltını yap.

Murat mutfağa geçti, Ayşen de ardından gitti.

Masada buluştular. Murat çayını doldurdu

Murat, dedi birden Ayşen. Sen beni neden seviyorsun?

Murat boğazında çay ile kaldı.

Nasıl yani?

Soruyorum işte. Ben böyle bir insanım… bazen tam bir canavarım.

Murat bardağını bıraktı, ciddi ciddi baktı karısına.

Sen canavar değilsin. Sadece, kim olduğunu unuttun bir süreliğine.

Ya? Nasıl biriyim ben?

Her halinle iyisin, Murat gülümsedi. Sen bazen öyle sıcak, öyle şakacı, öyle tatlı oluyorsun ki Sarıldığında içim ısınıyor. Hepsini hatırlıyorum Ayşen. Sen unuttun sadece…

Ayşen sustu.

Bak, eski haline döneceğini biliyorum, diye ekledi Murat. Ne kadar sürerse sürsün, bekleyeceğim seni.

Ayşen elini uzattı, kocasının elini tuttu.

***

O gün ilk kez kimseye bağırmadı.

Okuldan Emir döndü. Çantasını bırakıp annesine sarıldı, nedensiz.

Anne, bugün matematikten beş aldım!

Aferin, dedi Ayşen. Seninle gurur duyuyorum!

Emir dona kaldı. Şaşkınlıkla baktı.

Gerçekten mi?

Elbette.

Emir yıllar sonra ilk kez böylesine gülümsedi.

Anne biliyor musun, dedi, bugün okulda akşam bana sarılırsın belki diye düşündüm Ve sen gerçekten sarıldın.

Ayyy sen ne tatlısın, dedi Ayşen, oğluna sımsıkı sarıldı. Artık sana her gün sarılacağım!

***

O akşam Ayşen Emirin odasına girdi. Emir uyumuştu. Masada o defter duruyordu.

Ayşen defteri aldı, son sayfasını açtı. Kalemi çıkarıp oğlunun yazdıklarının altına şunları ekledi:

Oğlum, seni çok seviyorum. Özür dilerim. Çok ama çok deneyeceğim.
Anne.

Rate article
Lifequest
Anne Yorgun Düştü