İntikam, Zenginliğin Gölgesinde: Nursel ve Şule
Gecenin ilerleyen saatlerinde, İstanbuldaki boğaz manzaralı evimin penceresinin önünde ayakta duruyordum. Şehrin binlerce sarı ışığı Marmaranın sularında titreşiyor, gün batımının son renkleri camlarda yitiyordu ama içimde hep o son yıllarda öğrendiğim soğukluk vardı. Kimsenin desteğine ihtiyaç duymadan kendi ayaklarım üzerinde durmayı başarmıştım ama yine de kendimi bir kafeste hissediyordum. Lüksün değil, yıllardır kapımı aşındıran, sürekli yardım isteyen ve karşılığında asla minnet duymayanlar yüzünden daralmışım. Buna daha fazla dayanamazdım. Kendi evimde, asıl mücadelemi dışarıdakilerle değil, etrafımdakilerle veriyordum.
O sırada kapıdan kayınvalidem Şule Hanım girdi. Her zamanki gibi dimdik, yüz ifadesi sert, bej rengi takımı ve pahalı fötr şapkasıyla statüsünü vurgulamaktan geri durmuyordu. Şule Hanım, çevresindeki herkesin mutlaka ona hizmet etmesi gerektiğini düşünürdü. Bugün de yüzünde ezberden bir memnuniyetsizlikle geldiği belliydi; bir istekle gelmişti ve bu istek bir yardım ricasından çok, bildik bir manipülasyondu. Yine benden feragat bekliyordu.
Nursel, kardeşime ev tadilatı lazım. Senin paranla hallederiz, diyerek elini uzattı. Lafının ardında gülüş saklıydı, sanki parayı anında vereceğimi sanıyordu.
Donup kaldım. İçimde bir öfke yükseldi, kalbim hızla atmaya başladı. Şule Hanımın böylesine pervasız bir taleple evime gelmesine inanamadım. Artık bu aşağılanmalarla yaşamaya devam edemezdim.
Ben banka değilim, Şule Hanım. Sizi ve ailenizi bir yılı aşkın süredir ben geçindiriyorum! dedim, öfkemi zor bastırarak. Emeklerim, aralıksız çalışmam, hepsi bu kendini haklı gören isteklerle değersizleşiyordu.
Şule Hanım ise bana karşı geri adım atmak yerine daha da pervasızlaştı. Yazıklar olsun sana! Kasan dolup taşıyor, azıcık yardım edemiyor musun? dedi; odanın güzelliğine küçümseyici gözlerle bakarak, sanki buralar ona ait olmalıymış gibi.
O an bardağı taşıran damla oldu. Bir an bile düşünmeden askıdan paltosunu alıp Şule Hanıma fırlattım.
Çık evimden! Artık sizin pişkinliğinize tahammülüm yok! diye bağırdım. O an içimde kırılma yaşandı; bu hamle belki gecikmişti ama doğruydu.
Şule Hanım birkaç adım geri çekildi, yüzünde şaşkınlık ve öfke. Bir şeyler söylemeye çalıştı ama ben artık onu umursamıyordum.
Bunu ödeyeceksin! Yavuz her şeyi öğrenecek, ne kadar cimri olduğunu da görecek! diye bağırdı, kapı ona kapanırken.
Sessiz koridorun ortasında derin bir nefes aldım. Her nefeste üzerimdeki baskının hafiflediğini hissettim. Nihayet, uzun zamandır atmaktan korktuğum adımı atmıştım.
Birkaç gün sonra yine pencerenin önündeydim. Bu kez şehrin ışıklarına değil, içimdeki fırtınaya bakıyordum. Hep mücadeleyle geçmişti hayatım, ama bir şekilde baş etmiştim. Şimdi tekrar bir eşikteydim. Eşim Yavuz ise, göremiyordu; annesinin bizi nasıl manipüle ettiğini anlamıyordu.
Telefonumu alıp Yavuzun numarasını çevirdim. Açmadı. Her geçen gün aramızdaki ipler daha da geriliyordu. O olan biteni bilmiyordu; ama ben artık bu oyunun bir parçası olamayacağımı gizlemek istemiyordum.
Bir akşam, karanlık bir restoranda, loş ışığın altında masada yalnız oturuyordum. Üzerimde zarif bir elbise vardı ama yüzümde yorgunluktan başka bir şey yoktu. Yavuz içeri girdi, kalabalıkta hemen dikkati çekti, kısa bir tereddüt geçirip yanıma geldi.
Nursel, neden konuşmamıza izin vermiyorsun? Her şeyi düzeltebiliriz, yeter ki uğraşalım, dedi, karşıma otururken. Sesi tedirgindi.
Bense kaskatı durdum. Soğukkanlı ve kararlıydım. Derin bir nefes aldım, kalbim çırpınıyordu. Artık bitirme zamanı gelmişti.
Beni anlamıyorsun, Yavuz. Senin düşündüğün gibi değil. Sadece artık senin oyuncağın olamam, dedim; kelimeler boğazımda düğüm düğüm oldu.
Yavuz bana şaşkınlıkla baktı, sonra ceketini düzelterek ayağa kalktı. Açıklama çabasıyla, Nursel, böyle olmasını asla istemezdim. Biliyorsun annemi durduramıyordum dedi; sesinde sadece mazeret vardı.
O an aniden kalktım. Artık zerre kadar tereddüdüm yoktu.
Çok yoruldum Yavuz. Artık sana ihtiyacım yok. Bitti, dedim ve arkamı dönüp çıkarken geriye hiç bakmadım. Yavuz donakaldı, yüzü ifadesizleşti.
Birkaç gün geçti. Acımı artık saklamıyordum. Evde tek başıma camdan Marmaraya bakarken içimde ağdalaşan havayı hissediyordum. Gelecekte beni ne bekleyeceğini bilmiyordum ama artık hiç kimseye bağımlı olmayacağımdan emindim.
Telefonum titredi. Yavuzun adı ekrandaydı. Açtım, sesi hıçkırıklar gibi odamda yankılandı.
Nursel, lütfen, anlaman lazım. Sadece çekip gidemezsin, dedi.
Ben kararımı verdim Yavuz. Geri dönüş yok, dedim; sesimde hafif bir hüzün, ama zerre kadar şüphe yoktu.
Telefonu masaya koyarken artık beklemeyeceğimi, onun aramalarına umut bağlamayacağımı biliyordum. Bağımsızlığımın son adımıydı bu. Sessizlikte, yüklerimden arınmaya başladığımı hissettim. Hayatım yeniden başlıyordu.




