Evimizin Koruyucu Ruhu: Türk Kültüründe Cin ve Ev İyeleri Efsaneleri

Ev Cini

Arda, bahçedeki düzeni sen mi yaptın? Zeynep oğlunun omzuna hafifçe dokundu.

Çocuk bir anda irkildi ve kulaklığını çıkardı. Bilgisayar ekranındaki canavarlar hâlâ birbirine dalıyordu, ama Arda artık ekrana bakmıyordu.

Ne oldu anne?

Ne zamandır okuldan geldin, onu soruyorum?

Daha yeni geldim.

E bahçedeki işleri kim yaptı o zaman?

Ben nereden bileyim? Belki Asumandır?

Zeynep güldü. Üç yaşındaki kızı Asuman oldukça fırlama bir tipti ama henüz böyle büyük görevler için biraz küçüktü.

Komik olmuş bu!

O zaman ev cinimiz yapmış!

Aynen! Tam da o! Sen de amma muyasın ha! En iyisi git Asumanı anneannenden al, iyice misafir kaldı. Ben de bu arada akşam yemeğini hazırlarım. Aç mısın?

Açım valla! Bizim çocuklarla ikinci dersten sonra kantinden poğaça almıştık da… Anne, bizim şu sabahçı olma işi ne zaman olacak ki?

Bilmiyorum oğlum, daha bu konuya kimse değinmedi. Okul dolu zaten.

Olsun ya! En azından sabah rahat rahat uyuyabiliyoruz. Arda her zamanki gibi soruna iyi tarafından bakıyordu.

Zeynep oğlunun saçlarını öptü ve alışkanlıkla Arda kaçmaya çalışınca kulağını hafif çekiştirdi, sonra mutfağa geçti.

Ergenler…

On üç yaşında. Kendisini çoktan büyümüş sanıyor ama… Zeynep her Arda’nın karanlık, babasına benzeyen sert saçlarına dudaklarını değdirdiğinde bile çocuğun nasıl durduğunu görür ve içi ısınırdı.

Çocukları birbirinden çok farklıydı. Arda, kara saçlı, mavi gözlü, uzun boylu; babası Erhana tıpkı damla damla benziyordu. Sadece fiziksel olarak değil, karakteri de yavaş yavaş ortaya çıkıyordu. Zeynep baştan anlamıştı: Bu çocuk da babası gibi inatçı, sorumluluk sahibi ve iyi kalpli olacak. Belki bahçeyi o toplamadı ama bulaşıklar kesin ondan sorulmuştu. Mutfakta da yerler yeni yıkanmış, hâlâ ıslaktı. Nerede bulunur böyle yardımcı… ancak küçük kız biraz büyüyünce.

Asuman, Zeynepin mucizesiydi. Neredeyse on yıl umut ve minicik bir hayal… İlk doğumdan sonraki sorunlardan sonra neredeyse bu şansı da yok olacaktı. Ama o minik umut, Erhanla olan minik tatlı kızları Asuman olarak dünyaya geldi. Açık sarı lüleleri, Arda gibi masmavi gözleriyle tam annesine çekmişti. Kedi gibiydi, tatlı, şefkatli. Yanına sokulur, sarılır, kalakırdı.

Asumancığım, ne oldu?

Onun çocuk gülüşüyle oda aydınlanırdı. Dünyada hiç kimse kızının gülüşü gibi gülümseyemezdi, bunu Zeynep kesin biliyordu. Artık kimse…

O gülümseme hem Zeynepi mutlu eder, hem de içini acıtırdı. Çünkü babasının gülüşüydü. Artık yoktu…

Zeynep bağırası geliyordu bazen acıdan, ama yapamazdı. Çocuklar yanındaydı.

Kocası Erhan itfaiyeciydi. Yangın söndürür, insan kurtarırdı. O son yangında da bir aileyi kurtardı… Anne, baba ve üç çocuğu… Sonra anneannenin peşine döndü. Kadıncağız gitmedi, hayvanlarını kurtarmak için kaldı, ama sonrasında çok geçti. Alevler yolunu kesti.

Erhanın öldüğünü herkesten önce hisseden Zeynep olmuştu. Kalbi sıkışmıştı, kötü bir şey olacağını anlamıştı. Memnuniyetsizce ağlayan Asumanı tutup kaynanasına seslendi:

Anne, alır mısınız Asumanı! Birini aramam gerek!

Sonra da arabanın gazına basıp Erhanın çalıştığı itfaiye istasyonuna doğru fırladı. Süt yüzünden tişörtü ıslanmış, elleri kasılmıştı ama ne hissettiğini bile hatırlamıyordu.

O zaman nasıl dayandım, nasıl kopmadım, bilmiyorum. Çocuklar yardım etti. Arda bir dakika bile yanımdan ayrılmadı.

Arda, hadi seni yatırayım! Zeynepin kaynanası, Hatice Hanım, neredeyse ayakta zor duruyordu ama Zeynepi bırakmamıştı. Zorla yemek yediriyor, Asumanı emzirmeye getiriyordu.

Annemle kalacağım! Arda başını sallıyor, Zeynepin elini yanağına bastırıyordu. Anneanne, annemin elleri niye bu kadar soğuk?

Zeynep o günleri pek hatırlamıyordu bile, sadece bazı anlar kalmıştı aklında. Koşuşturup eşyaları, oyuncakları çantaların içine tıkarken…

Daha fazla yapamayacağım burada. Bana bir an evvel Erhanın kapıyı çarpıp, Geldim! diye bağıracağı gibi geliyor…

Tamam Zeynep, gelin bize gidelim. Şimdi size bir çare bulana kadar kalırsınız.

Hayır, size de gelmem… Affedin. Orası da hep onu hatırlatıyor. Çok canım acıyor… Babaannemin evine gideceğim.

Ama Zeynep! Orası yıllardır bomboş! Çocuklarla nasıl yaşanır orada!

Temizlik olur, bir toparlama… Hem siz de yakındasınız. Sizin desteğiniz şart bana, tek başıma yapamam.

Elbette, kızım. Nereye bırakayım sizi?

Ağlamayalım şimdi yine, anne. Önümüzde çok iş var. Asumana göz kulak olun, ben toparlanayım. Arda da doğru dürüst yemiyor. Sadece benimle oturursa bir şeyler atıştırıyor, ben de yemek yiyemiyorum.

Olmaz böyle! Hatice Hanımın sesi ani ciddileşti. Sen annesin! Sen iyi olacaksın ki çocuklar da iyi olsun. Yoksa senden ne olur, onlardan ne olacak? Benim de sağlığım, yaşım var. Kendine dikkat et!

Zeynep kaynanasının ellerini tuttu, öptü ve işe koyuldu. Buradan kaçmalıydı! Ne kadar uzaktaysa o kadar iyi. O küçük evdeki sıcaklığı geri getiremeyecekti, ama bu anılara boğularak da yaşanmazdı.

Babaannemin evi pek dostça karşılamadı. Hak etmişim, dedim. Unutmuşum evi, hiç uğramamışım…

Evin içinde gezip duvarlara, eski dantelli komodine dokundu, pencereleri açıp içeri serin, sonbahar havasını aldı.

Anne, çocukları bir alır mısın? Ben az sonra Asumanı emzirmeye gelirim.

Tamam, idare edeceksin değil mi?

Tabi tabi…

Zeynep tam yalnız kaldı derken, yarım saat sonra kapı açıldı ve Esra göründü. Eski okul arkadaşı, can dostu.

Hiç haber vermiyorsun, belki gelirim diye… Yine gururlusun ha? Nerede temizlik bezleri?

Esra iş bitirici bir tipti. Yorulmak bilmez, bizden biri için gözü karaydı.

Zeynep ellerindeki köpüğü sildi, Esraya sarıldı.

Hoş geldin…

Hoş bulduk! Çocuklar nerede?

Annemde.

İyi. E hadi ne bekliyoruz? Akşam orada mı kalacaksın yoksa burada mı?

Burada kalırım bu gece.

Tamam, durma o zaman!

Esra hemen su leğenine göz gezdirdi.

Esra! Zeynep şaşkınlıkla baktı.

Ne olmuş? Evet, oldu! Hamileyim!

Ne zaman?

Şubatta. Niye telaşlandın böyle? Hamileyim sadece, hasta değilim.

Kimden?

Sanki bilmiyorsun! Esra pencereyi silerken söylendi. Of, ne pislik bu!

Sinan? Hani yurt dışına gitmişti…

Gitti zaten. Ben anne olacağım, yalnız başına! Sonra konuşuruz. Şimdi iş zamanı.

Döner mi?

Sinan mı? Yok, kafasına göre takılmak istiyor. O sorun onun. Benim bir çocuğum olacak Zeynep… Kız veya erkek…

Henüz söylemediler mi?

Hayır, saklanıyor. Fark eder mi zaten? Benim çocuğum olacak, Zeynep. Düşünsene? Benim bebeğim!

Zeynep tabii ki bu sözlerin Esra için anlamını biliyordu. İlk evliliğinde doktorlar çocuk olamaz demiş, kocası ve bütün sülalesi üstüne çökmüştü. Sonra Esra boşandı; Oğuz neredeyse hemen başka bir kadınla evlendi, ama asıl sorun Oğuzdaymış; yeni eşi tespit ettirdi ve tedaviyle çocuk sahibi oldu.

Esra, Oğuza bozulmamıştı bile. O olmasaydı belki yeni ilişki de olmazdı, şimdiki mutluluğu hiç bulamazdı. Sinan gitti diye üzülmedi. O eskiden hep çekingen, içe kapanıktı. Şimdi kendinden emindi.

O gün akşama kadar temizlikle uğraştılar. Ama değdi. Sanki ev derin bir nefes aldı, mırıldandı ve canlandı.

Esra, yorgunluğuyla mutlu, masaya oturdu, Zeynep de çay demledi bir yandan.

Ne çabuk geçmiş yıllar…

Eskiden buraya koşarak gelir, yeni pişmiş börekleri anında kapıp dereye kaçarlardı. Zeynepin babaannesi arkalarından bağırırdı:

Haylazlar! Adam gibi sofrada yeseniz ya!

Hiç yavaşlamadan arkasını dönerler, bağırırlardı:

Bir saate geliyoruz!

O bir saat akşama kadar uzardı. Akşam olunca da, bahçede bulunan babaannelerini görüp, hiç laf etmeden çapa kapar çalışırlardı. Tüm işlerle kadın başına kim başa çıkardı, Zeynepin babaannesi de çiftlikte çalışıyordu.

Evi, hayvanı, torunu… Herkese yetişmeye çalışırdı. Zeynep de en büyük torunuydu. Annesi doğumda ölmüş, bebek babanın derdine bakacak hali olmamış, Zeynepin babaannesi sahip çıkmıştı kıza. Sonra babanın yeni bir ailesi olunca bir süre İstanbula da gitmişlerdi. Üç yaşındaki Zeynep neden döndüklerini anlamamıştı. Babaannesi yol boyunca susmuş, arada bir gözyaşı silmişti.

Babaannesi, Zeynep on sekizindeyken vefat etmişti. O sırada Erhanla yeni görüşmeye başlıyordu, gençlik heyecanı yüzünden ninesinin hızlıca yaşlandığını fark etmemişti.

Bir gece, iniltisini duyunca uyanmıştı.

Babaanne, ne oldu?

Son üç ayına, ancak birkaç güzel söz ve vedaya yetmişti… Zeynepe göre asla yetmemişti.

Ama babaannesi ölmeden önce büyük bir iyilik yaptı. Erhanın annesi Hatice Hanımı yanına çağırdı, Zeynepin haberi olmadan uzun uzun konuştu. Ne dediyse bilemiyordu ama o günden sonra bir annesi olmuştu.

Zeynep, kaynanasına daha evlenmeden anne demeye başlamıştı.

Anne diyebilir miyim? Endişeyle sormuş, cevap alınca rahatlamıştı.

Birine anne demenin nasıl bir duygu olduğunu söylemek Zeynepin harcı değildi. Kimseye açılmazdı, babaannesinden başka. Şimdi bir kişi daha eklenmişti…

Kaynanayla değil kavga etmek, aklına bile getirmemişti. Neden kavga etsin ki? Daima yardım ve destek görmüştü Hatice Hanımdan. Bir iki ev işi tavsiyesi bile olsa, hep sakince, sevgiyle… Kaç kişiye nasip olur böyle bir yakınlık?

Gerçek akraba olmak böyle bir şey; Zeynep bizzat öğrenmişti. Babaannesi öldükten sonra şehirden bir akraba heyeti çat kapı gelmişti: babası, üvey anne, bir de kaynanası.

Ne güzel evmiş bu. İyi satarız.

Yabancı gelin, bahçede dolaşıyor, kafasını sallıyordu.

Ne kötü bırakmışsın! Temizleseydin, alıcılar temizliği sever.

Ne alıcısı? Zeynep sonunda kendine geldi, eli ayağı titredi.

Cenazeden sonraki hafta, o bir rüyada gibi yaşamıştı. Biraz yemek yedi, Hatice Hanım zorla, biraz ev işleri yaptı, yarım bıraktı. Sanki babaannesi çıkıp Ay şunu şöyle yap deyiverecek gibi geliyordu…

Ne yani? dedi, babanın kaynanası, omzunu silkerek. İnce askılı elbisesi yapışmış, kolunun bembeyaz kısmını ortaya çıkarmıştı. Zeynep bir an mide bulantısı hissetti. Evi kim alacaksa onlar için.

Bir şey demedi, koşup arka tarafa kustu. Döndüğünde bahçede Hatice Hanım belirmişti.

Hemen buradan gidin!

Siz de kimsiniz? Ne hakla buraya karışıyorsunuz?

Ev Zeynepin. Tapusu var.

Ne tapusu?

Bildiğin tapu! Bankadaki hesabı da ona vasiyetli. Her şey kitap gibi. Ben yardım ettim işlemlerine. Size burada ekmek yok. Yetimin hakkını kimseye yedirtmem!

Başlamak üzere olan kavga Zeynepi ilgilendirmiyordu o anda. En kısa sürede kendini yatağa attı, üstünü değiştirdi. Hatice Hanım üstüne battaniyeyi çekti.

Ağlama, kimse seni üzemez. Babaannene sözüm var. Hadi, dinlen azıcık. Ben sana biraz çay getireyim. Sonra konuşuruz.

Babasını bir daha ancak nikahında gördü.

Davet göndermemişti. O kendisi çıkıp geldi.

Düğünde gençler eğleniyor, Erhanı oynatmaya uğraşıyor, Zeynep gülmekten yerlere yatıyordu. Omzuna biri dokundu, dönüp hâlâ gülerken…

Merhaba kızım…

O kadar apışıp kaldı ki, ne desem bilemedi. Babası ona bir anahtar verdi, eline sıkıştırdı.

Affet… Belgeleri Haticede. O sana her şeyi anlatır. Mutlu ol!

Hiçbir şey diyemeden adam çıktı gitti.

Babanın hediye ettiği ev iki odalı, ferah bir mutfaklıydı. Zeynep, Ben neden taşınayım ki? diye kavradı.

Burada yaşamak sizin için kolay olur. Şehir küçük ama olanak bol. Okumak lazım, dedi Hatice Hanım.

Olur mu acaba? derken hafifçe gülümsedi Zeynep.

Tabii ki. Bebeğin de yeni daha, Erhana da söylemedim.

Sana yardım ederim. Okursun, akıllısın da zaten. Ziyan etme kendini.

Üniversitenin şubesini bitirdi Zeynep. Kolay değildi, Hatice Hanımın yardımı çok dokundu. Ardayı büyüttü, market alışverişi yaptı.

Zeynep iş bulunca, Arda anaokuluna gidince herkes rahatladı.

Hadi denize gidelim! Erhan ailesini güldürürken, Arda da neredeyse çocuk gibi coşuyordu.

Bu ilk ve tek tatilleri olacaktı. Zeynep ve Erhan denizde yarış yaparken, Arda kıyıda anneannesiyle oynuyordu. Akşam ise, iskelede yürürler, karanlık bastıkça yıldızlı gökyüzünde kaybolurlardı.

Bir akşam Erhan Ardayla sahilde kalırken, Zeynep ile Hatice Hanım yavaş yavaş iskelede dolaşıyordu.

Uçta bir çift bağıra çağıra kavga ediyordu. Sonra yürüyüp uzaklaştılar.

Hatice Hanım iç çekti.

Nedir bu çekişme? Değmez aslında. Sonunda barışacaklar ama kaybetmiş günleri geri gelmeyecek. Sinir, kırgınlık, pişmanlık… Niye ki?

Belki de barışmazlar ki? dedi Zeynep dalgınca.

Barışırlar, çünkü insan sevdiğine böyle bağırır. Gördün mü kadını koşarak ardından gitti, ağlıyordu. Hem kızacak ama affedecek de. Adam da kadın da unutamaz. Beş defa başını çevirdi arkasına. O geceyi, o günü kimse geri veremez onlara. Geceleri belki bir mucize olur, barışırlar. Olmazsa? Zeynep, Erhanla daha yolun başındasın ama ileride böyle bir durumda düşün, ömür kısa, harcamaya değmez…

O konuşmadan dolayı Zeynep şimdi minnettardı. Çünkü bu sayede Erhanla vakitlerini boşa harcamadığını göğsünü gere gere biliyordu.

Çaydanlığı ateşten aldı, neredeyse düşürecekti. Mutfak penceresinde bir gölge kıpırdadı, Zeynep korkuyla irkildi. Bu Arda değildi. Alacakaranlıkta bahçede bir adam dolanıyordu.

İlk tepki kapıyı kilitleyip saklanmak olurdu ama Zeynep hemen toparlandı. Şimdi çocuklar gelecek! Hatice Hanım da. Bahçede yabancı biri!

Babaannesinin eski çaydanlığının tahtadan sapı avucunu ısıtıyor, Zeynep bir elinde çaydanlık, pencereye bakıp karar verdi.

Bahçede ışık yanmıyordu, eve döndüğünde yakmayı unutmuştu.

Kim var orada?!

Samanlık kapısı gıcırdadı, Zeynep bir adım geri attı. Korkudan nefesi kesiliyordu.

Ne istiyorsunuz?! Bağırırım bak!

Karanlık gölge merdivene yaklaştı. Zeynep geri geri çekildi.

Bağırma Zeynep. Benim, Mert.

Zeynep rahatlayıp çaydanlığı indirdi ama birden ayağı yandı, aceleyle çaydanlığı balkondaki masaya koyup homurdandı.

Ne işin var bahçede Mert? Eve gelsene!

Kısa boylu, sağlam yapılı Mert gözlerini Arda gibi yere indirdi. Arda da öyle yapardı; camı topla kırdığında.

Şey… Kusura bakma… Sundurmanın kapısı eğrilmişti. Onu düzelteyim dedim. Yarın arı kovanlarına gidiyorum ya, ne zaman dönerim bilmem. Bitireyim diye uğraştım.

Zeynep şaşırdı.

Kapı mı? Sundurmada?

O anda, bahçedeki temizlik, onarılmış çit, hamam yolundaki yeni tahtalar hepsi yerine oturdu.

Vay, benim ev cinim buymuş meğer! dedi Zeynep gülümseyerek.

Kim?

Ev cini işte! Her şeyde yardım eden biri var buralarda, süt tabağına dokunmuyor sadece. Arda diyor ki bir kedi alalım, cin sıkılıyormuş. Sıkıldın mı?

Mutfaktan sızan ışıkta Mertin yüzünün kızardığını gördü Zeynep.

Kusura bakma, daha önce söylemeliydim.

Sağ ol! Ama… Neden Mert?

Mert cevap vermedi. El salladı ve bir atlayışta çitten geçti, kapıda dikilen Hatice Hanım ve çocuklara hiç aldırmadan gitti.

Nihayet yakalandı! Hatice Hanım gülerek Zeynepe bir süt şişesi verdi. Al, dolaba koy.

Ne demek yakalandı anne? Demek sen de biliyorsun!

Sen ne sandın? Benim haberim olmaz mı? Tüm mahalle biliyor artık. Aman Zeynep, yıllardır peşindeydi. Erhanla tanışmadan önce de sana bakarken görmedin mi hiç?

Hiç…

Yok artık! Hatice Hanım şaşırdı. Cidden mi?

Ne bileyim valla…

Gel bakalım, konuşacağız. Önce çocukları yatıralım. Uzun sürecek bu sohbet.

O gece sabaha kadar muhabbet ettiler. Zeynep arada arada kaynanasına çay tazeledi, ağzı açık dinledi.

Geçen yıl geldi bana. Elini istemeye. Kimse sana benden yakın yok dedi. Küçük numaracı! Gönlümü okşar diye düşündüm ama haklıydı!

Sen de kabul ettin mi yani?

Niye etmeyeyim ki? Zeynep, daha çok gençsin, daha önünde ömür var. Çocuklar büyüyecek, kopacak gidecek. Sen de benimle burada yaşlanacaksın. Olmaz öyle. Yaşına yazık. Erhanı nasıl sevdiğini biliyorum! Tamam, tamam, şimdi sus! Böyle büyük bir sevgi insana ömür boyu bir kere nasip olur. Ama hayat bazen ikinci bir şans verir. Tamamen unutmak gerekmez ama yeni bir huzur bulursan ne âlâ. Ardaya da bir erkek el lazım. Biz kadınız, ama yetmez. Mert zaten onun arkadaşı oldu çoktan. Biliyor muydun araba kullanmayı öğrettiğini?

Hayır…

Söylemedi demek. Senin kırılmandan korkuyor.

Niye ki?

Bilmem, belki babasının hatırası bozulacak diye çekiniyor. Gülünç bir şey!

O zaman Ardayla konuşayım. O da çekiniyor belli ki, yanlış anlaşılmak istemiyor. Asuman daha küçük, bir şey hissetmez, Erhanı pek hatırlamıyor. Ama Arda karışık. Neyse, zamanla…

Sen ne diyorsun? Zeynep kıpkırmızı olup başını eğdi.

Hiç! Hatice Hanım gülümsedi. Biraz daha çay alırım ben. Gece uzun ya…

Bir yıl sonra Zeynep ve Mert evlenecekti. Daha bir yıl geçmeden bir oğulları daha oldu.

Anne bak, saçı ne kadar acayip! Zeynep lohusa odasında bebeğin başındaki tüyleri eliyle düzeltiyordu.

Bildiğin ev cini bu! Hatice Hanım kundakladığı torununu severek kucağına aldı. Hoş geldin yeni torun! Bana babaanne de!

Anne…

Ya, ilerisi için dedim. Hadi sen emzir ben mutfağa geçiyorum. Yemek ne isterdin?

Ardaya üvey babasından gelen koca turuncu bir kedi kapıdan süzülüp pencereye çıktı. Sonra spora hazırlanır gibi, pencereye oturdu, yeni doğmuş bebeğe ve uyuyan Zeynepe bakmaya başladı. Sessizlik gelip kediye sarıldı, huzurla izledi. İşte mutluluk bu… Ne kadar kırılgan, ne kadar narin… Onu çok dikkatli, özene bezene saklamak gerek.

Bir yerde tatlı bir kaşık sesi, Asumanın neşeli kahkahası duyulur ve sessizlik kediyle vedalaşıp gider. Kedi kulağını sallar, umursamaz bir şekilde temizlenir, evin yeni üyesini karşılamaya hazırlanır.

Hadi git artık! Burada senden çok koruyucu var!

Rate article
Lifequest
Evimizin Koruyucu Ruhu: Türk Kültüründe Cin ve Ev İyeleri Efsaneleri