Ruhunla Ölç, Aklınla Kontrol Et
Kızlar, annem artık iyice şaşırdı! Dün elinde koca bir tencere mercimek çorbasıyla ansızın kapıda belirdi. Nasıl yani? Benim çorbamı beğenmiyormuş. Oğlu onun yaptığına alışkınmış! Sonay, önündeki kahveyi kenara itip kadehini yanına çekti. Ne diyorsunuz buna? Nereden geliyor bu kaynanalar? Biz de ileride onlar gibi mi olacağız yani? Öyleyse hemen bir ormana gitsinler de evi bulamayalım!
Sonay, sakin ol! Elif, arkadaşının elini okşayarak teselli etmeye çalıştı. Kadının canı sıkılıyordur belki ya da bir yaştan sonra oluyor böyle şeyler. Sonuçta senin eşin onun tek evladı. Ne yapacak, oğluna iyilik etmekten başka? Düşünme yahu, çorba getirmiş, bir teşekkür et, bir tabak daha iste! Hem sen daha az yemek yapmış olursun, bıraksın uğraşsın kadın.
Hiç de öyle kolay değil! Sonay suratını ekşitti. O zaman iyice bize yerleşir! Şu yaptıklarına zor yetiyorum zaten. Yılbaşından önce beraber aldığımız takım vardı ya, hatırladın mı?
Hediye ettiğimiz mi?
Hah! Onu çöpe atmış!
Yok artık! Elif, çaydanlığı Oyanın bardağının yanından geçirirken masa örtüsüne çay döktü, örtü narin bir sarıya büründü.
Sağlığa zararlıymış! İç çamaşırları uygun değilmiş! Sonay gergince güldü. Kaç para verdiğimizi ona söylemeyeceğim bile. Yoksa alıp başına çalardı.
İnsanı da memnun edemiyorsun! Senin sağlığını düşünüyor kadın, sen hâlâ rahatsızsın. Elif bastı kahkahayı, ama birden ciddileşti. Ama niye senin çekmecelerini karıştırıyor bu kadın?
Git ona sor! Sonay hışımla peçeteyi masaya fırlatıp dökülen çayı silmeye başladı. Iyy, napıyorum ben? Bunlar çıkmaz ki şimdi!
Dur, sakin ol şimdiye kadar sessiz olan Oya, Sonayın elinden peçeteyi aldı, kahveyi önüne sürdü. Biraz toparlan. Fazla sinirlisin; bu gidişle kendini yersin.
Kim sinirlenmez? Kızlar, evlenmeden önce şehirde kirada yaşarken çok iyiydi. Ne annem gelirdi, ne karışan olurdu. Siparişi düşünerek evde saatlerce dolaşır, işlerimi hallederdim. Evden çalışmak da iş sonuçta, bunu anlatamıyorum işte. Benim eşim kadar kazanıyorum neredeyse, ama bunu kabullenmiyor. Evi alınca ise resmen mikroskop altındaki infüzoar gibi hissediyorum. İsterse çat kapı gelebilir, ne isterse yapabilir; çünkü ilk taksidi o verdi. Bu yüzden ona borçluyum sanki. Sonay burnunu çekti.
Kilit değiştir.
Ne mümkün! Eşim dayanamaz, yine verir anahtar. Sonra küser, alınır, Allah korusun boşanalım daha iyi!
Bu kadar abartma! Sonaycım, nerede eski hınzırlığından eser yok. Lisede senden beterini görmemiştim. Nereye gitti onların hepsi? Elif kızgınca söylendi.
Hatırlanmaz umutların ateşine Sonay kadehinden büyük bir yudum aldı, derin nefes çekti. Neyse Kendime gelmeli, kökten çözmeli zaten. Bu sinirlilik bana iyi gelmiyor. Yakında çocuğum korkacak benden. Dün Anne sen niye bu kadar sinirlisin? dedi. Ne deseydim, Babanannen yüzünden mi? Haklısınız kızlar, olmuyor böyle
Tabii olmuyor! Ben kendime öyle birinin yetimi bakacağım ki, çorba sadece bana kalır! Elif garsona el salladı. Hadi tatlı yiyelim de sinirlerimizi yatıştıralım.
Hadi bakalım Sonay peçeteyle gözlerini sildi, tebessüm etti. Size yaptığım düğün pastamı göstereyim mi, kendi becerime inanamıyorum hâlâ!
Başlarını Sonayın telefonuna eğip incelerken şaşkınlıklarını gizleyemediler:
Harika olmuş!
Sonay! Burası nasıl böyle havada asılı duruyor? Müthiş! İnanılmaz güzel!
Sır! Oğlumun sayesinde oldu. Lego setiyle oynarken kopya çektim. Teslim etmek bir faciaydı, ama iki aylık altı siparişim var! Sadece nasıl yetiştiririm bilmiyorum.
Kaynanayı torunla bırak, çocuğa baksın!
Ah Elif, saflık sende! Sonay güldü. O onda yok! Hemen hastayım der, oturmaz.
Ya babasıyla babaannesine göndersek?
Sonayın eli kahveden havada öylece kaldı.
Oya! Sen dahisin! Hem ayak altında olmazlar; hem de annesiyle baş başa kalırlar. Hem Yaman annannesiyle çorbasını içer; hem de kendi mutfağında, doğru düzgün tabaklarda. Ufaklığa da birkaç şeker veririm; babaanneyi formda tutar.
Üçü gülüştüler; çünkü Sonayın oğlunun abur cubur yediğinde küçük bir şeytana dönüştüğünü iyi biliyorlardı. Doğum günlerinde Sonay gözünü çocuklardan hiç ayırmazdı; fazla şeker ilk anda işaretti!
Oya, senden ne haber? Elif sordu. Akşamdan beri suskunsun. Kaynanandan baskı göremiyor musun?
Elif, ne zaman fırsat buldu ki? Evleneli daha ne oldu ki! Sonay kaşığı yalar gibi yaptı, yüzünü buruşturdu. Şu beze neden bu kadar şeker koyuyorlar ki?
Git kendin öğret! Elif güldü, Oyaya baktı, birden duraksadı. Neyin var?
Neden bilmiyorum kızlar, hayat sanki fazla sessiz. Sonayı dinliyorum, diyorum ki böyle olmamalı.
Belki de bahtlısın; annen gibi bir kaynanan olmayınca. Elif omuz silkti. Sonaydaki patırtı, herkesin kaderi değil. Onun ki tam koleksiyonluk parça.
Bilmiyorum Oya bir anda düğününü hatırladı; kaynanası Şermin Hanımın sözleri hâlâ kulaklarında.
Oyacım, ben ne baklava ne altınım, herkese uymam. Sen beni tanımıyorsun. Tersim ve alınganım, zor anlaşıyoruz belki ama bil ki ailemden daha değerli şey yok. Eşim seni seçtiyse, bildiği var. Şu an güzelliğin dışında öyle bir artın yok diye düşünüyorum. Ama gerisini zaman gösterir. Açık konuşurum, illa işine karışan bir tip değilim. Yardıma ihtiyacın olursa buradayım; gerisi kısmet.
Bu açık sözlülük Oyayı o gün afallatmıştı. Bir insan kendini böyle anlatınca insan ister istemez şaşırıyor. Üstelik on defa bile bir araya gelmedikleri bir kadından duyunca!
Oya ile Emre, arkadaşlarının düğününde tanışmışlardı. Buketi tutmak için hazırda bekleyen kızlardan uzak bir köşede dururken yanına kısa boylu, sportif biri gelmişti. Topuklu giymiş olan Oya neredeyse onun iki katıydı.
Neden sen de atlamıyorsun? Evlilik istemiyor musun?
Hayır, istemiyorum.
Neden? Her kız bunu hayal eder ya.
Evliliği mi?
Evet.
İlginç bilgiymiş. Belki eden vardır ama çoğu için amaç evlilik değil ki.
Nedir sence?
Sevmek, sevilmek. Sanırım bu.
Geleneğe katılmazsan sevgi olmuyor mu yani?
Yok, ondan değil. Oya hafifçe gülümsedi. Topukluyla zor ayakta duruyorum; atlamak bana ters.
O gece sabaha kadar konuştular, birlikte eve gittiler. Emre Oyayı evine bıraktı, elini öpüp gitti.
O gece boyunca uyuyamayan Oya, elinin üstünü okşadı. “Anneannem olsa ne derdi acaba?” diye düşündü.
“Nihayet,” derdi annem. Oya hafifçe gülümsedi, anneannesinin yumuşak tebessümünü hatırlayarak.
Annesi İstanbula çalışmaya gittiğinde annesi Saffet Hanım onu büyüttü. İlk iki yıl mektup, küçük hediyeler ve üç beş kuruş geldi; sonra hiç ses seda çıkmadı. Saffet Hanım araştırıp polise gidecekti ki, “evlendim, bebek bekliyorum” diye bir mektup geldi. Başta Oya sevinse de, sonra anladı ki tek ailesi anneannesiydi. O zamandan sonra annesi Oyayı hayatından sildi; başka bir hayat kurdu. Ne telefon etti, ne kart gönderdi. Ergenlik döneminde asi, küs ve kırgındı; kızgınlığını en yakınına çıkardı, anneannesine hiç huzur vermedi.
Sonra Saffet Hanım hastalanınca, Oyanın dünyası ters döndü. Ne okuldan, ne arkadaşlardan ne de eğlenceden eser kalmadı. Sadece hastane, ilaç ve ders çalışma vardı. Oya o dönem büyüdü adeta. Artık Oya tek başına kalacağını biliyordu; elinden geldiğince derslerine sarıldı. Hemşirelik kolay geliyordu da, işiyle bir arada yürütmek zorlamıştı. Elifin babasının mobilya firmasında işe girmesiyle biraz düzelmişti.
Babam biraz kararsız ama ben sana güveniyorum, dedi Elif.
Elif işinde başarılı, aktif bir kadındı. Ama aşk hayatı bir türlü rayına girmiyordu.
Hep garip adamlar çıkıyor karşıma, birisinin beni bulması lazım; üçüncüyü doğuracak yaştayım hâlâ ortalarda yok!
Üçlü arasında en yakınlar Elif ve Sonaydı. Onlarla ilkokuldan gelen sıkı dostlukları, farklı ailelerden gelseler de bozulmamıştı. Elifin babası güç sahibiydi; Sonay ise tek annesiyle, çoğu zaman evde ekmek olmayan günler görmüştü. Oyayı, annesi mirası da almak isteyince Elif, “Beni mahkemede perişan eder!” diyordu ama Sonay istemiyordu.
Dokunma bırak, bence annem anladı zaten.
Yine de Elif annesiyle konuştu, dava bile açılmadı; ama annesi de bir daha Oyanın hayatında olmadı.
Ardından Emre ile evlendi Oya. Elif düğün çiçeğini kaptı, hemen Emrenin yakın arkadaşı Yunusu koluna taktı.
Dans edelim mi?
Ama fazla sürmedi; bir ay sonunda Elif, “Olmadı!” dedi ve meseleyi uzatmadı.
Oya, Sonay ve Elif geçmişten bugüne, hep yan yanaydılar. Maksut, Emrenin arkadaşı olarak Oya ve Emrenin evine sıkça gelir, Elif ondan uzak durmaya çalışırdı.
Elif, neden? Oya sorar.
Dikkat et, o iyi çocuk rolünde ama ben anlamam; karanlık bir tip, güvenme.
Yıllar geçti; Oya hamile olduğunu öğrendiğinde sevinçten uçacak gibi oldular. Doktorlar çocuğun normal yollarla olması imkânsız diyerek tüp bebek için hazırlık yaptırırken, Oyanın hamile olması şok etti herkesi.
Bu bir mucize Emre! Oya ağladı, kaynanası Şermin Hanım evdeydi, Elifle paylaştı. Kaynanası sadece başını salladı, bir şey söylemedi.
Nedir anne? diye sorguladı Emre, annesiyle arabadayken.
Bilmem oğlum, her şey çok hızlı oldu.
Ne demek istiyorsun?
Şermin Hanım döndü ve oğlunun yüzüne dimdik baktı.
Eşine güveniyor musun?
Anne!
Güveniyor musun? Tamamen mi?
Tamamen! Tek kelime daha duymayayım! Emre sarsıldı, direksiyonu çevirdi. Anlamıyorum seni, başkası olsa torun beklediğine sevinir.
Ben de seviniyorum Artık.
Yaman doğdu; Oya tam anlamıyla anne oldu. Kaynanası asla çok karışmazdı, ama yardım istediğinde de hiç geri çevirmezdi.
Oya! Hayal kurarken kayboldun! Elif elini salladı, Oya yine daldığı hayalden sıyrıldı. İşler nasıl?
Oya saate baktı; Şermin Hanım hâlâ aramamıştı. Şaka maka ideal kaynanaymış Bu buluşmaya gitmesini de Şermin Hanım ısrar etmişti zaten.
Git biraz kafanı dağıt, Yamanı bana bırak! demişti.
Oya yine de rahat hissedemedi. Her zaman bir mesafe vardı aralarında, ne kadar iyi olsalar da. Aralarındaki ufak bir taş gibiydi; üzerinde basınca insanın içini acıtan
Telefonu ansızın çalınca irkildi; elindeki kadehi neredeyse devirecekti.
Oya Kaynanasının sesi tanıyamayacağı kadar boğuktu. Oya
Sonrasında yaşananları Oya hatırlamıyordu. Kızlar ona soğuk su içirmiş, taksi çağırmış, o ise kendinden geçmiş halde eve gelmişti. Şermin Hanıma neredeyse elli yaş birden eklenmişti adeta, Yamanı Elife bırakıp, Benimle gelir misin? Korkuyorum demişti.
Emre, açık rögar kapağına girip arabasıyla kaza yaptı; araç havalanıp karşı şeritteki kamyonun önüne düştü.
Sonra Oya, acıdan deliye dönen bir boşlukta kayboldu. Ağlayıp temizlik yapıyor, yalnızca zaman geçirmek için uğraşıyordu. Şermin Hanıma Gelin bize, en azından bir süre dedi ama kaynanası kesin konuştu.
Olamam Eşyaları burada, odası burada Bazen hâlâ girecek diye bekliyorum mutfağa. Bana bir omlet yapsana, diyecekmiş gibi
Bana demezdi
Her birimize kendine ayrı bir şeyler bırakmalıdır, değil mi? Şermin Hanım gülümseyerek bakardı. O sadece senin yaptığın şeyleri benden istemezdi.
Yaman, annesiyle babaanne arasında gidip gelirken, neden herkesin üzgün olduğunu anlamazdı. Oya, zamanla Şermin Hanımın yanında yavaş yavaş çözülüp, ona Yamanla ilgilenmesi için daha çok güven vermeye başladı.
Yılbaşı yaklaşırken Oyanın içi sıkılıyordu. Planları Emreyle dağlarda ilk kez yılbaşını kutlamaktı; onun bir hayali, kayakta ayakta durmaya başlamak.
Ben yamaçlara çıkacağım, sen de Yamanla kardan adam yaparsın!
Önce ayakta duralım da, sonra bakarız
Seni tavladığıma göre dağları da tavlarım dedim!
Oya, içindeki çığlığı bastırdı. Geziyi iptal etmek istedi, ama Şermin Hanım ısrar etti.
Başka yere gidelim, beraber kafa dağıtalım. Hem Yaman bu yılı belki hatırlar, küçük bir değişiklik iyi gelir.
Oya düşününce kabul etti.
Kış Marmarisi onları yağmurla karşıladı. Bir tek deniz kenarında bir sabah gezebildiler. Dalga üzerinde dalga, gri gökyüzü altında patlayarak kıyıya akıyordu.
Ne kasvetli Oya şapkasının altından oğluna baktı. Yaman, dalgalar gelince hopladı, annesinin de eğlenip eğlenmediğini anlamaya çalıştı.
Güçlü, Oya, hayatın ta kendisi gibi Şermin Hanım, ellerini kavuşturmuş, manzaradan gözlerini alamıyordu. Oya, hiç alışık olmadığı üzere kaynanasını sıkıca sardı. Oya genelde bu kadar yakın olmaktan kaçınırdı; Şermin Hanım da.
Şermin Hanım başını geri dayadı.
İyi ki varsınız
Varız?
Evet, vardınız. Az kalsın sizi de kaybedecektim.
Hayırdır?
Maksut! Şermin Hanım ismi tükürür gibi söyledi. Oya ürperdi.
Ne olmuş?
Geldi bana Kaza sonrası bir hafta sonra. Sana bir şey söyleyecekmiş. Kimden olduğunu biliyor musun; Yaman senin eşinden değilmiş. Hatta ima etti ki, benden mi, başka birinden mi. Eşinin hastalığını bilerek sen de başka çözüm aramışsın.
Oyanın elleri düştü. Bir adım geri attı.
Peki inandın mı ona?
Sence? Şermin Hanım onun gözlerinin içine bakarak ellerini tuttu. Eğer inansaydım, şu an burada senin yanında olur muydum?
Oya sadece bakakaldı. Şermin Hanım onu kendine çekip sarıldı.
Neden? dedi Oyanın sesi dingin, bambaşka bir tonda.
Sakin ol. Çünkü yalan söylediğini gördüm ve biliyorum ki Emre sana tam anlamıyla güvenirdi. Birbirimizi çok iyi tanımasak da, istersen hep yanında olurum. Seni tanımak isterim. İster istemez bana daha çok lazım bu, ama yine de
Boş ver dedi Oya. Biz aileyiz, annemin dediği gibi; aile yanında olmazsa ne anlamı olur ki? İşte, pul kadar kalır
Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Şermin Hanım Yamanı sımsıkı sarıp kucağına aldı. Üşüdün mü yakışıklı? Hadi yavaş yavaş gidelim. Bana büyükannenin hikâyelerini anlat, Oya.
Onlar, yağmurdan ıslanan kaldırımlarında yürürken hiç olmadığı kadar içinden sohbet ettiler. Bir an Oya durdu, düşüncesini dillendirdi:
Ama neden yaptı ki bunu?
Kim?
Maksut. Niye tüm bunları anlattı?
Bilmiyorum Oya. Bazen insanlar öyle işler yapar ki, normal bir insanın aklına gelmez. Bence sadece kötülük Peşinden gitmemek lazım. Belki Emreden aşağıda hissetti kendini; belki başka sebebi vardır. Ama iyi ki bir daha karşımıza çıkmayacak.
Oya bu bölümde Elifin Maksutla kavgaya tutuştuğunu, işin içinden çıktığını hatırladı. Elif bağırmış, sonra kapıyı öyle çarpıp geçmişti.
Ne oldu? diyerek kafasını kaldırmıştı Oya.
Boş ver! Bundan sonra gelirse sakın içeri alma! O sana ne arkadaş, ne düşman; daha beter.
Şimdi Oya, Elifin ne demek istediğini anlıyordu.
Kalan üç gün boyunca sohbetler çocuğu ve Saffet Hanımı hatırlayarak geçti.
Altı ay sonra Oya eski ayakkabısını çıkarıp topuklusunu giydi:
Çin işkencesi gibi bir şey bu!
Güzel görünmek istiyorsan sabret bakayım! Şermin Hanım güldü, elbiseyi giymesine yardım etti.
Düz ayakkabıyla olsam olmuyor muymuş?
Uzun elbiseyle yerleri süpürürsün, al babetini de yanına; orada değiştirirsin.
Torununu eline verdi, çiçeği kucaklatıp:
Hadi geç kalıyoruz
Ay, Elif beni mahveder! Kaç yıl beklemiş düğününü, şimdi baştan kaybedebilirim.
Elifin düğünü görkemli, biraz aceleci geçti. Nikah memuru gecikti, yüzükleri Yaman kıymetle taşıdı. Hediyeler çabucak verilen, konuklar hızla yerleşen bir tören geçti. Oya, damadın yanındaki Sonayın yanına yanaşırken:
İyi misin? Karnı şişmiş olan Sonayı okşadı.
İyiyim. Kaynanamla barıştık, yoksa Elifin pastası yalan olurdu. Sonay pastayı altta ayarlamaya çalışırken sinirlendi. Her şeyin başında durmazsan olmuyor!
Noldu ki?
Şuna bak! Pastaya eğilip Oyaya gösterdi. Taşırken biraz yamulmuş. Üç gün uğraştım, yazık ya!
Harika olmuş, Sonaycım! Elif aniden geldi.
Korkuttun be! Kös kös dolaşıyorsun ha, gelin olacaksın da!
Yok yok! Bugün benim günüm. Hadi üzülme
Diyorum ya, sanki ben yapmasam kimse düzgün yapamıyor!
Elif dilini çıkardı:
Ben yedim, duramadım, nefisti!
Sen Sonay sinirden patladı.
Sonra kızarsın, dans vakti! dedi Elif ve damadın yanına koştu.
Ne yapacaksın? Sonay elini salladı. Baş belası!
İyice yorgun bir şekilde sandalyeye çöktü.
Seninkiler nerede Oya?
Şu köşede dans ediyorlar.
Peki sen iyisin değil mi?
İyiyim, Sonay. İyiyiz biz.
Anne diyebildin mi?
Hâlâ çekiniyorum.
Çok saçma! Benim olsa kaynanam
Oya duraksadı. Şermin Hanımın Yamanla dans ederken ne kadar mutlu olduğunu izleyince dayanamadı.
Anne ilk kez yüksek sesle söyledi. Sonayın bakışını yakaladı, kendine güvenle başını salladı ve tekrar kararlı şekilde söyledi:
Anne!



