Kocanın Aldatması ve Hamile Sevgilisi

Elif, geçen geceyi nasıl geçirdiğini hatırlamıyordu. Sanki sadece mutfak masasının başında oturmuş, eski köstekli saatin her saniyesini dinlemişti; eski yaşamının saniyelerini… Tik on yıllık evlilik. Tak sonu gelmeyen hastane koridorları. Tak iğneler, tahliller, umutlar; her defasında sessizce, fırtınasız yok olan hayaller…

Yatak odasından Burakın nefes alışverişi duyuluyordu. Sakin, düzenli. Uyuyordu. Yan odada ise başkasının karnında onun çocuğu, tanımadığı bir genç kız.

Sabaha karşı Elif kalktı. Gözyaşı yoktu, titreme yoktu. İçinde kocaman, serin bir boşluk…

Antreden eski valizlerini buldu. Büyük olanı, tutacağı kırıktı onu Antalya tatilinde almışlardı, hâlâ inançla belki bu tatil mucize olur dedikleri zamanlar… Valiz, açılırken kederli bir şekilde gıcırdadı.

Cerenin odası ucuz el kremi ve bayıcı bir parfüm kokuyordu. Genç kız, göbeğini yastık gibi sarmış yatıyordu. Neredeyse bir çocuktu hâlâ.
Elinde değil, diye fısıldadı Elif, kendisi bile kime söylediğini bilmeden.

Eşyalarını özenle topladı. Elbiseler. Kazaklar. İç çamaşırları. Evraklar. Telefonu. Her şeye duygusuzca; sanki ameliyathane hemşiresi gibi, mekanik hareketlerle…

Valizi kapattı. Uzun süre Cerene baktı. Kafasında bir düşünce dönüp duruyordu: Huzurla uyuyorsun, çünkü mahvettiğin hayattan haberin yok.

Kalk, dedi sessiz ama net bir sesle.

Ceren birden irkildi, oturdu.
Ne oldu? Neredeyim?..
Burada değil, dedi Elif. Benimle hiç değildin zaten.

Burak söyledi, Cerenin sesi titriyordu. Biraz kalabilirim dedi Anlayacaksınız dedi

Elif, ince, ürkütücü bir tebessümle gülümsedi.
Burak kadınlara çok şey söyler. Hele inananlara.

O anda kapıda Burak belirdi. Üstü başı dağınık, şaşkındı.
Elif, ne yapıyorsun?! diye bağırdı. O hamile!

Ben de kısırdım, dedi Elif, sükûnetle. Hepimiz şartların tutsağıyız, öyle değil mi?

Burak yaklaşmaya kalktı.
Hakkın yok! O benim çocuğum!

Elif gözlerinin içine baktı.
Ben de on yıldır senin karındım. O da senindi. Ya da artık değil mi?

Hava birden kurşun gibi ağırlaştı. Ceren hıçkırdı.
Gidecek yerim yok gerçekten…

Elif, yanına kadar gitti.
O zaman geldiklerinden bir yere git. Ya da seni ücretsiz bekleyen yerlere.

Kapıyı açtı.
Beş dakikan var.

Ceren ağlayarak aceleyle eşyalarını topladı. Burak ise, ne savundu, ne de engel oldu. Sadece köşede kaldı.

Ceren çıkınca, Elif duvara yaslandı, çöktü.

Burak bir şey söylemek istedi.
Çık git, dedi Elif, fısıldar gibi. Daha hâlâ insan kalabiliyorken

Bunun yalnızca bir başlangıç olduğunu bilmiyordu. Daha zorlu bir döneme adım atacaktı ve hayatın bedeli çok ağır olacaktı.

Ev hemen boşalmadı. Yabancıların nefesi, adımları, kokuları hâlâ sanki içerideydi. Elife göre Ceren, hâlâ salonda, çay fincanında ve ağır havada saklanıyordu.

Burak, odadan odaya dolandı, sonra bir köşeye oturup yere baktı.
Ne yaptığının farkında mısın? dedi sonunda.

Elif pencere kenarında duruyordu. İstanbul yavaş yavaş uyanıyordu; insanlar işine koşuyor, biri gülüyor, biri telefonda konuşuyordu. Hayat devam ediyordu, sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi.
Bu sefer anladım, dedi Elif. İlk defa, uzun süreden sonra.

O hamile! sesi yükseldi Burakın. Hamile birini sokağa attın!

Elif yüzünü ona çevirdi.
Hayır. Ben senin ihaneti attım. Gebelik, senin vicdanını dindirecek bahaneydi sadece.

Burak ayağa fırladı.
Acımasızsın!

Elif boğuk bir kahkaha attı.
Acımasız mı? Acımasız olan, her ay umut edip yine ölmek Acımasız, senin başka bir kadına çocuk yaparken benim hormon iğneleriyle boğuşmam. Bu sadece hayal perdesinin kapanışı.

Burak çıktı, kapıyı öyle bir çarptı ki camlar titredi.
Elif yalnızdı.

Ve işte o an, gerçek bir sessizlik indi üzerine. Korkutucu bir sessizlik. Üzerinden kıyafetini çıkarmadan yatağa yattı ve yıllardır ilk defa ağlamasına izin verdi; derinden, içten. Gözyaşları akıp her şey bitene kadar

İki gün sonra Burak döndü. Sigara ve başka bir apartmanın kokusu sinmişti üstüne.
Eşyalarımı almam lazım, dedi gözlerini kaçırarak.

Elif başını salladı.
Al. Kendine ait olduğunu düşündüğün her şeyi.

Burak, eşyalarını uzun uzun toplayarak vedanın ertelenmesini umdu sanki. Elif ise mutfakta soğuk kahvesini içmekle yetindi.

Gerçekten bunca yıl silinir mi? diye sordu Burak sonunda. On yıl!

Elini ilk sen sildin, dedi Elif. Ben sadece altını çizdim.

Kapı ikinci kez kapandığında, bir şey kırıldı içinde. Acıtmadı. Hafifletti.

O gece, eski tıbbi belgeleri çıkardı. Sonuçlar, analizler, kısırlık, olası değil, şans yok demeye yakın O kâğıtlara farklı baktı; korkusuzca.

Ya olur-sa? diye fısıldadı kendine.

Ertesi gün bir kliniğe gitti. O eskiye değil, küçük bir özel kliniğe. Yeni, güler yüzlü bir kadın doktora denk geldi.
Tüp bebek denemek ister misiniz? dedi. Eşiniz olmadan da mümkün.

Elif duraksadı.
Eşsiz mi?..

Evet. Artık kimseye izah vermek zorunda değilsiniz.

Ellerinde hafif titremeyle dışarı çıktı. Hayat gene akıp gidiyordu. Arabalar, insanlar, güneş Artık Buraksızdı. Yalnızca kendisiyle.

Telefon titredi. Yabancı numara:
Ben Ceren. Özür dilerim Çok kötüyüm. O açmıyor

Elif ekrana baktı. Sonra yavaşça telefonu çantasına koydu.
Bugün kendini seçti.

Ama hayat böyle kararları kolay bırakmaz.
Çok yakında, Elif yaptığı cesur tercihin bedelini bambaşka, acı bir şekilde ödeyecekti.

Elif, hamile olduğunu yalnız öğrendi. Küçük, badana kokulu bir odada, parlak bir masada Doktor gülümsedi, bir şeyler anlattı, ekranda rakamlar gösterdi Elifin kafasında tek kelime yankılandı: oldu.

Merdiven başında bir süre dizlerini tutarak bekledi. Dünya sallanır gibiydi. Hem ağlamak, hem gülmek istiyordu. Yılların acısından sonrasında minicik bir umut… Kendi içinde, sadece kendisinin; Buraksız, tek başına, özgür bir seçenek…

Ama geçmişin kapıları kapanmadan mutluluk uzun soluklu olmazdı.

Bir hafta sonra hastaneden aradılar.
Ceren Yılmazı tanıyor musunuz? dedi bir kadın sesi.
Evet kalbi sıkıştı.
Düşük tehlikesiyle getirildi. Son adres olarak sizinkini vermiş.

Dakikalarca öylece telefona baktı Elif. Hayır deme hakkı vardı. Ama içindeki bir ses susturmadı onu.
Geliyorum, dedi.

Ceren solgun, gözleri kızarmış, korkak yatıyordu.
O gitti, diye fısıldadı Elifi görünce. Hazır değilim dedi. Bir hata…

Elif sustu. Genç kıza baktı ve birdenbire anladı; karşında düşmanı değil, başkasının zayıflığının sonucunu bulmuştu.

Evli olduğunu biliyordun, dedi sessizce.
Evet, Ceren ağladı. Ama sizin aranızın bittiğini söyledi

Elif yanına oturdu.
İkimize de yalan söyledi. Sadece bedellerimiz farklı.

Doktor içeri girdi, Elife dikkatlice baktı.
Bebek kurtulabilir. Yeter ki stres yapmasın. Desteğe ihtiyacı olacak.

Elif başını salladı. İçindeki savaşta, acı ile insanlık yarıştı.
Ve insanlık kazandı.

Cerene geçici bir ev buldu. Hukuki yardım ayarladı. Eşyalarını getirdi. Bir kere bile bağırmadı, suçlamadı.

Burak, Elifin hamile olduğunu duyunca ortaya çıktı.
Gerçek mi bu? dedi sesi çatallaşıp.
Evet.
Benden mi?
Hayır. Kendimden. Deyip kapattı telefonu.

Aylar geçti.

Elif parkta bebek arabasıyla oturuyordu. Sonbahar sıcacıktı, yapraklar ayak altında hışırdadı. Arabada uyuyan oğluna baktı. Onun, gerçekten onun olan, yıllarca özlediği evladı…

Karşı bankta Ceren vardı. Kucağında kızıyla. Zaman zaman görüşüyorlardı; artık dost değillerdi, ama aynı acıdan geçmiş iki kadındılar, farklı yolların yolcuları.

Teşekkür ederim, dedi bir gün Ceren. Beni bitirebilirdiniz.
Elif hafif gülümsedi.
Sadece onun gibi olmamayı seçtim.

Oğluna bakarken biliyordu: O cesur adım, acımasızlık sayılmazdı. Asıl kurtuluştu.
Önce kendisini…
Sonra başka bir hayatı

Bazen anne olabilmek için,
Önce güçlü olmayı öğrenmek gerekir.
Bazen aile sözcüklerle değil,
Kendi benliğinle artık kendi yolumdayım deme cesaretiyle başlar.

Rate article
Lifequest
Kocanın Aldatması ve Hamile Sevgilisi