Hayır Demek Hayırdır

Hayır, demek hayırdır

Yıllar yıllar evvel, İstanbulun kalabalık iş merkezlerinden birindeki bir şirketin ofisi, her zamanki gibi bir pazartesi sabahının telaşıyla dolup taşmıştı. Çalışanlar, sabahın erken saatinden itibaren masalarına yerleşmek için acele ediyor, koridorlarda Günaydın! sesleri, hafta sonu sohbetleri duyuluyordu. Kimisi sinemaya gitmiş bir hikaye anlatıyor, kimisi arkadaş buluşmalarını paylaşıyor, kimisi ise sadece rutin nezaket cümlelerini savurup bilgisayarının başına koşuyordu.

O geniş odada, Nesrin de üç başka mesai arkadaşıyla birlikte oturuyordu. Kısa kestirdiği dalgalı koyu kumral saçları, yüzünü olduğundan daha zarif ve kararlı gösterirdi; bakışları koyu kahverengiydi, her zaman dikkatli ve fazla odaklı. İşe başlar başlamaz belgeleri tek tek inceleyip masasında düzenlerken, tam o sırada yanına, karşı bölümden Kerem adında bir yönetici yanaştı. Masanın ucuna dayanıp içtenlikle gülümsedi.

Günaydın Nesrin! Hafta sonun nasıl geçti? diye sordu Kerem, enerjik sesiyle.

Nesrin başını kaldırıp kısa bir tebessümle cevap verdi. Hayatı boyunca gerginlikten kaçınmış, iş yerinde herkesle iyi geçinmeye çalışmış biriydi.

Fena değildi, sağ ol. Ev işleriyle geçti çoğunlukla, dedi, başını hafifçe eğerek. Senin nasıldı?

Efsane geçti! diye canlandı Kerem, gözlerinde deli bir heyecanla. Arkadaşlarla Sapancaya gittik, mangal yaktık, bağlamayla türküler söyledik. Sen de gelmelisin bir ara, bak artık yalnızsın da… Yakın zamanda ayrılmadın mı, hani?

Nesrin bir an duraksadı, ama kendini hızla toparladı. Hoşlanmamıştı bu kadar özeline girilmesinden ama alışkındı; fazla gereksiz sohbete yer vermeyen nazik cevaplar verirdi.

Evet, boşandım. Ama teşekkürler, şimdilik öyle planlarım yok; özellikle de tanımadığım bir grupta, dedi, tekrar gözünü belgelere indirerek.

Neden hemen öyle diyorsun ya? dedi Kerem pes etmeyerek, biraz daha ısrarla. Boşandıktan sonra insan yeni şeyler denemeli bence. Hadi gel, Cuma gidelim. Hem belki değişiklik moral olur.

Nesrin sessizce evrakları dosyalamaya devam etti, her harfi titizlikle yerleştirirken.

Kerem, ilgine teşekkür ederim ama yeni bir ilişki aramıyorum. Sadece iş konuşalım, yeterli olur, dedi net bir ses tonuyla.

Kerem elini sallayarak sanki önemsiz bir şeyden bahsediyormuş gibi umursamazca güldü. Yüzünde hafif aşağılayıcı bir tebessüm dolanıyordu.

Abartma şimdi… Neden bu kadar zorluyorsun işleri? Sen güzelsin, ben de fena değilim. Ne olur yani?

Nesrin içinden yükselen öfkeyi tuttu ve soğukkanlılığı elden bırakmadı.

Ciddiyim, Kerem. İlgilenmiyorum. İş dışında başka bir şeye gerek yok, dedi bu kez daha sert.

Peki, sen bilirsin! dedi en sonunda Kerem, pes ettiği tavrıyla. Ama düşün istersen, sonuçta kötü bir niyetim yoktu.

Ardından çıkarken bakışları kısa bir an için Nesrinin üzerinde kaldı.

Günler ilerledikçe durum değişmedi, hatta gittikçe sinirlendirici bir hal aldı. Kerem, Nesrinin samimi ve açıkça belirttiği retlerini duymak ya da anlamak istememiş gibiydi. Sürekli bahaneyle masasına geliyor, önemli bir iş konuşacağız ya da ben raporu halledeyim istersen diyerek yanında bitiyordu. Her defasında da laflar döne dolaşa aynı yere geliyor, Sen hiç yalnız kalma, iyi gelir sana diyor, Bir buluşmaya ne dersin? diye üste çıkıyordu. Sanki Nesrinin kararlı hayırları, kesin bir ret değil de, bir oyun gibiydi. Kerem bunları hep yarı ciddi yarı şaka anlatıyor, ama inatçı bakışları samimiyetten çok ısrar sinyali veriyordu.

Nesrin ise tüm bu girişimlere sabırla ve netlikte cevap veriyor; asla sesini yükseltmiyor, ama her defasında aralarındaki konuşmayı sınırlandırmaya çalışıyordu. Kerem ise pes etmiyordu, sanki o sınırları hiç işitmemiş gibi her gün yeniden deniyordu.

O akşam ofiste neredeyse kimse kalmamıştı. Nesrin, yetiştirmesi gereken bir sunum için mesaide mesaiye kalmıştı. Odayı loş ışık, masada soğumuş bir kahve kupası ve duvardaki saatte akşam dokuzu bulmuş akrep-yelkovan dolduruyordu.

Bir kapı kolu çevrilmesiyle sessizliği bozan Kerem, arabasının anahtarlarını sallayarak masasına geldi.

Vay, hala buradasın. Hadi iş işte biter! Gel yakındaki kafeye gidelim, canlı müzik var bu akşam.

Nesrin yavaşça bilgisayarını kapatıp masanın kenarına itti. Donuk bir kararlılıkla gözlerine bakarken, yorgunca ama sakin bir dille konuştu:

Kerem, defalarca söyledim. Lütfen sınırlarımı koru, böyle bir ilişki istemiyorum.

Birdenbire Keremin yüzünden alaycılık uçup yerini sinirlilik aldı.

Ne var bunda bu kadar? Her kadın boşandıktan sonra buna bayılır! Alt tarafı bir davet. Beni beğenmiyorsun galiba?

Nesrin içinden derin bir nefes alıp kendini tutarak cevap verdi:

Mesele ne senin değerin, ne aradığım bir tip olup olmaman. Kendi tercihim bu. İstemiyorum! Bunu artık anla.

Kerem geriye çekilirken yüzü kızarmış, öfkesini zor zapt ediyordu:

Bakalım böyle mutlu olabilecek misin? Hepiniz aynısınız.

Daha fazla lafı uzatmadan odadan çıktı, kapının çarpması Nesrini irkiltti. O sırada hissettiği sadece rahatlamaydı, arkasından gelen, Bunu böyle anlatmak zorunda kaldım ya… can sıkıntısı dışında.

***

Ertesi gün, sanki tüm olan biteni unutmuş gibi tavırla, Kerem yine Nesrinin çevresindeydi. Yaptığı şakaları, sohbetleri, yardımcı olma tekliflerini bahane ederek lafa girmeye çalışıyordu. Nesrin ise net, kısa ve sadece iş çerçevesinde cevaplar veriyordu.

Bir sabah mutfak köşesinde kahve alırken yine karşısına çıktı.

Belki yanlış anladık birbirimizi, ben gerçekten tanışmak istiyorum sadece. Bu kadar büyütmeye gerek yok, dedi Kerem biraz gerginlikle.

Nesrin ona bakmadan makineden kahvesini aldı:

Ben söyledim. Bu konuyu uzatmak istemiyorum, dedi soğukça.

Tüh yahu, neden? Korkuyor musun sanki? diye seslendi sesini kontrol etmeyerek ve fincanı devirdi.

Nesrin hiç yükselmeden, kupasını masaya bırakıp yüzüne döndü:

Korkmuyorum. İstemiyorum. Israrın kötü hissettiriyor Kerem.

Ve hızla oradan çıktı. Kerem arkasından yalnızca baka kaldı, anlam veremeden bir süre öyle durdu. O gün eve gidinceye kadar Nesrinin söylediklerini kafasında çevirdi durdu, ama bir müddet sonra öfkesine yenik düşmeye başladı.

O gece, duşun altında bile konuşmayı tekrar düşündü; acaba yeterince açık olmadı mı, başka türlü mü söylemek gerekirdi? Sonra, telefonundaki son konuşmanın kaydını açtı. Kısa bir tereddütten sonra, Keremin evli olduğunu bildiği eşine durumu anlatan bir mesaj yazdı:

Merhaba, rahatsız ettiğim için kusura bakmayın. Eşinizin iş yerindeki tavırları hakkında bilginiz olsun istedim. Aşağıda konuşma kaydımız var.

Bir kaç kez okuyup, duygusuzca, sadece gerçekleri yazdığından emin olduktan sonra gönder tuşuna bastı.

Ertesi sabah ofise giderken içi karmaşıktı; doğru mu yaptığını bile bilmiyordu, ama başka yol kalmadığına inanıyordu.

Masasına oturup bilgisayarını açtığında Kerem öfkeden kıpkırmızı bir şekilde önünde bitiverdi.

Bunu nasıl yaparsın Nesrin! Eşime göndermişsin!

Nesrin ona ilk defa soğukkanlı ve net baktı:

Evet. Sana sadece iş için konuşacağımı defalarca söyledim. Dinlemedin, ben de gereğini yaptım.

Kerem yumruklarını sıktı, sesi titredi:

Beni bitirdin! Sadece seninle normal konuşmak istedim!

Normal mi? Ben seni tekrar tekrar kibarca uyardım ama sen kendini vazgeçilmez sandın. Şimdi bedelini ödeyeceksin.

O sırada etraflarındaki herkes nefesini tutmuştu. Kerem daha yavaş bir tonla devam etti, öfkesini gizleyerek:

İlişkimi yıktın, sen de bu yüzden mutlu olamayacaksın!

Nesrin gülümsedi, ilk defa sesini yükseltti:

Ben kezâ sana asla ilgi göstermedim. Bir kadının hayırı, her zaman hayırdır!

Sonrasında Kerem hızla uzaklaştı. Ofis boyunca bir gerginlik yayıldı, çalışanlar birbirine bakıyor ama konuya değinmeye cesaret edemiyordu.

Bir süre sonra Kerem müdürün odasına çağrıldı. Sert ve kararlı bir konuşma yapıldı, Kerem ofise bembeyaz döndü, başı eğik. Artık Nesrinin yanına hiç uğramıyordu.

Ertesi gün, pazarlamadan İpek yanına geldi.

Nesrin, cesaretin için teşekkür ederim. Beni de defalarca benzer şekilde rahatsız etti. Ama sen susmadın.

Nesrin önce şaşırdı, sonra sessizce dinledi.

Birkaç gün sonra, toplantı için toplanan şirkete müdür Sadık Bey bir konuşma yaptı:

Değerli arkadaşlar, hepimiz profesyoneliz ve burada birbirimizin sınırlarına saygılı olmak zorundayız. Kimse kendisini huzursuz hissetmemeli. Bu sadece kural değil, insanlık gereğidir.

Kerem arka sıralarda sessizdi. O günden sonra çalışma düzeni daha huzurlu bir hâl aldı; herkes sınırlarının nerede başladığını ve bittiğini daha iyi kavradı.

Haftalar geçti. Nesrin, bir sabah asansörde tesadüfen Kereme rastladı. Hiç konuşmadılar ama çıkarken Kerem boğuk sesiyle, Özür dilerim Nesrin. Yanlış yaptım, dedi.

Nesrin de başını salladı ve kısa bir cevapla, Farketmen güzel, dedi.

Böylece ofisteki diyalogları sadece resmî cümlelerle sınırlı kaldı. Aralarındaki buz, yavaşça ama kesin bir şekilde erimişti.

Zaman ilerledi. Nesrin, işine daha çok odaklandı; her sabah kahvesini içerken pencereden Boğaza bakıp huzur buluyor, akşamları bazen arkadaşlarıyla Fenerbahçe parkında yürüyordu.

Bir şirket etkinliğinde, kendisinden farklı birimde çalışan Barış ile tanıştı. Sessiz, samimi ve saygılıydı Barış. Ne bir an için sık boğaz ediyor ne de üstü kapalı tekliflerde bulunuyordu.

Birlikte bir kafede salep içerken Barış, Seninle konuşmak çok keyifli, devam etmek isterim, dedi.

Nesrin gülümseyerek, Neden olmasın? diye cevapladı.

Her şey kendi ritminde devam etti. Barışın yanında kendisini huzurlu ve rahat hissediyordu. Artık ne bir savunmaya, ne bir açıklamaya ne de bir çekinceye ihtiyacı vardı.

Aradan aylar geçti. Nesrin, yavaş yavaş boşanmayı bir başarısızlık değil, yeni bir başlangıç olarak görmeyi öğrendi. İstanbulun serin sonbahar sabahlarında hayatın sade güzelliklerinden tekrar keyif almayı başardı.

Bir gün, müdürü Sadık Bey, toplu proje toplantısında ona; Nesrin, yeni projeyi yönetmeni istiyoruz. Eminiz ki üstesinden geleceksin, dediğinde, gururla kabul etti.

Akşam Barışa anlattığında o da içtenlikle sevindi: Bunu fazlasıyla hak ettin!

***

Aradan bir buçuk yıl geçti. Nesrin ve Barış, sakin bir nikâh merasimiyle evlendiler. O zarif beyaz bir elbise giymiş, saçlarının arasına küçük kır çiçekleri kondurmuştu.

Törenin ilerleyen anlarında Kerem ve eşi de salona geldi. Nesrinin yanına geldiğinde, yüzünde geçmişin pişmanlıklarından arınmış bir ifadeyle, Mutlu olduğuna sevindim Nesrin. Tebrik ederim, dedi.

Nesrin ise sadece Teşekkürler, değişmek güzeldir, demekte yetindi.

Gece ilerlerken Barış, Nesrinin omzuna yaslandı. Boğazın ışıkları, yazdan kalan bahar kokusu ve aralarındaki sessiz mutluluk, eksik parça bırakmamıştı. Nesrin içinden şunu geçirdi: Hayır dedikçe insanın yolu açılırmış meğer.

Yıllar sonra dönüp bakınca, Nesrin artık biliyordu: En zor kararlar, bazen hayatın en güzel günlerine açılan kapılardırAylar sonra bir sabah Nesrin, eski ofisin penceresinden İstanbula bakarken, hayatında ilk kez geçmişte kabuk değiştiren bir denizin huzurunu hissetti. Yanında Barış, elinde iki kahveyle içeri girdi. Birlikte pencere pervazına yaslandılar; dışarıda martılar kanat çırpıyordu.

Barış alçak sesle, Bazen en güç şey, hayır demekmiş, ama sonuçta en güzeliymiş, dedi. Nesrin başını ona yasladı, yumuşak bir tebessümle: Evet Kendi sesimi buldum.

O an içeride nesrinin içinden bir ferahlık geçti; hayatın seslerini, bir anlığına en berrak tonda duydu. Tüm yaşadıkları, yanlış anlaşılmalar, cesur çıkışlar ve yeni başlangıçlar Hepsi, şimdi hayatının bu dingin sabahına varmıştı.

Bir martı çığlığı yankılanırken, Nesrin gökyüzüne baktı; sınırlarını çizebilmenin hafifliğiyle nefes aldı. Geçmişin yükünü hafifçe arkasında bırakırken, yeni günün umut dolu ışığına gülümsedi.

Çaylar soğumadan, Barış elini tuttu ve birlikte camdan uzaklaşıp yeni projelerine, ortak kahkahalarına, sevdikleri hayatın içine yürüdüler.

Ve İstanbul, her sabah yeniden başlayacak bir hikâye gibi, onların geleceğine kucak açtı.

Rate article
Lifequest
Hayır Demek Hayırdır