Bulaşıkları yıkıyordum ki, eşim bağırarak içeri girdi. Yine annesi. Yine güvensizlik. Artık yeter.

Ben bulaşıkları yıkarken, koca bir gürültüyle mutfağa dalan eşimle yine annesi yüzünden münakaşanın kapılarını açmış buldum. Yeter dedim içimden, bir bu eksikti.

Sen neden anneme para işini anlatmışsın ki?!

Nermin Hanım zar zor son tabağı köpüklerin içinden çıkarıyordu ki, Gürkan’ın sesiyle abuk sabuk bir şekilde irkildi. Adam, sanki yangın varmış gibi değil de, savaşa koşuyormuşçasına içeri daldı; gömleği sabahtan ütülemiş olmasına rağmen buruş buruş, surat kıpkırmızı, eller yumruk.

Ne diyorsun sen Gürkan?! Ne parası, hangi iş?

Bilmiyor gibi yapma! Anlat bakalım, bu neyin nesi?

Gürkan mutfağın tam ortasında dikiliyor. O gerginliğin klasik göstergesi olan dengesiz hareketlerle yerinde zıplayıp duruyordu.

Az önce annemle konuştum. Dedi ki; “Gürkan, senin karın, arabaya biriktirdiğiniz parayı başka bir yere aktarmış.” Ne iş bu açıklasana!

Nermin musluğu kapattı. Sarı lastik eldivenlerini tane tane çıkardı, kenara koydu. Kalbinin sesi boğazında atıyordu.

Gürkan, ne diyorsun sen? Hangi para?

Safa yatma! Annem dedi ki, sen yüklü miktarda para çekmişsin. Nereden geldi, nereye gitti bu para?

Hangi hesaptan?

Ortak hesabımızdan tabii! Hani şu, benim de aklıma gelen!

Gürkan, nefes al. Bir otur. Beni bir dinle artık.

Ben gayet sakinim!

O kadar sakin ki, neredeyse tezgahtaki tabaklar titreyecek. Nermin, adamın gözlerindeki o malum, içi dolu, ben biliyorum, sen anlamadın bakışı yerinde tanıdı ve hiç sevmediğini tekrar fark etti.

Ortak hesapla hiç oynamadım ben. O bir.

İyi de annem neye dayanarak bunu söyledi?

Nermin sırtını lavaboya yasladı. Dışarıda sıradan bir pazar, güneşli bir İstanbul günü. Sabah perdeleri değiştirmeyi düşünmüş, belki komodini pencere kenarına alsa iyi olacak diye hayal etmişti. Bir sabah huzuru hayaliydi işte.

Bence annen yanlış anlamış.

Benim annem asla kafası karışık değildir!

Herkes insan Gürkan.

Hep anneme laf buluyorsun, kes artık! Ayrıca, kendisi ekstreyi görmüş, rakamları okumuş!

Hangi ekstre? Sen mi gösterdin annene ekstremizi?

Bu cümle ağzından çıkar çıkmaz pişman oldu. Çünkü Gürkan’ın annesinin, malum, hayatlarının her alanını bilmek gibi bir alışkanlığı vardı. Gürkan da anne bu, yabancı mı deyip her bilmesini normal karşılıyordu.

Göstermedim. Sadece telefonda biraz anlattım o kadar…

Biraz!

Bak Nermin, konuyu değiştirme! Babamın telefonunda bile senin transferlerin görünüyor!

Orada jeton düştü. “Aha” dedi Nermin içinden. Derin bir nefes aldı. Masaya geçti, sandalyeye çöktü.

Gel, otur. İki insan gibi konuşalım.

Ayakta iyiyim!

Nasıl istersen. Bak Gürkan, babam geçen ay araba aldı. Bunu biliyorsun.

Hangi araba?

Gürkan ama, sana defalarca anlattım. Babam ikinci el Tofaş aldı, yazlığa falan gidecek ya. Koca adam otobüs günde bir kere, bazen o da yok. Arabasız kalmıştı.

Eee?

Babam teknolojiyle hiç arası yok. Kredi kartına telefona falan inanmıyor zaten. “Ben nakitle hallederim, dolandırılmak istemem” diyor. Ama ilana bakınca adam “havale isterim” dedi. O da bana nakit verdi ben de kendi hesabıma yatırıp satıcıya gönderdim. Bu. Sır yok yani.

Gürkan birden susup kaldı.

Babamın parasıydı Gürkan. Bizim değildi. O bana para verdi, ben sadece havale ettim. Ortak hesaptan harcama yapmadım.

Bana niye söylemedin?

Çünkü babamın işi. Her adımını sana rapor mu edeceğim? Her şeyi bilmek zorunda mısın?

Yabancı para da olsa, ortak hesap! Söyleseydin ya!

O yabancı değil. O benim babam.

Fark etmez! Ben koca değil miyim? Burada kimim ben?

Bu “kimim ben” cümlesi havada asılı kaldı, ikisinin arasında bir tren rayı gibi Nermin uzun uzun baktı kocasına. O, hala kızgın fakat rüzgarı durmuş gibiydi. Nermin ise gözle görülür şekilde yorgun hissediyordu. Hani bir günde değil, yılların yorgunluğu bu.

Kocasın Gürkan. Yalnız, az önce öyle bir geldin ki, sanki ben suçluymuşum Daha sormadan, “kesin böyledir” diye yargıladın. Sonra şimdi benim burada teker teker açıklama yapmamı bekliyorsun.

O kadar bağırmadım

Gürkan.

Belki biraz tonum yükseldi, ne olmuş yani?

Bağırdın.

Bir an sustu. Sonra gözü buzdolabındaki eski bir tatil fotoğrafına ilişti. İkisi genç, gülüyorlar. Sonra gözünü pencereden dışarı çevirdi.

Neyse Sıcaklığı kaçmasın.

Biraz

Bak, annem aradı, kafam karıştı, ben de birden geldim…

Ne dedi peki tam olarak?

Parayı aktarmışsın, dedi. Büyük meblağ…

Tofaşın kaça alındığını biliyor muymuş peki?

Nereden bileyim ben.

Ben de bilmiyorum. Ama işte bir şekilde biliyor. Ve sana anlatıyor. Sen de hemen bana koşuyorsun.

Koşmadım, anlamak için geldim!

Nermin kalktı. Pencereye yürüdü. Hava nefisti. Sokağın başında yaşlı bir kedi, kendince dünyaya bakıyor.

Şimdi sana bir şey diyeceğim, Gürkan, darılma.

De bakalım.

Annenin bizim parasal işlere karışmasını kabul etmiyorum. Sen güveniyorsun, eyvallah. Ama biz evliyiz. Burası bizim hayatımız. Annem şöyle dedi, annen böyle gördü, bana ayar çekiyor, bu garip bir şey Gürkan.

Annemi hiç sevmiyorsun zaten.

Sevgiyle ilgisi yok bu işin.

İşte tam da bu! Her meselede suçlu annem.

Nermin gözünü kapadı, içini çekti.

Üç yıl önce, annen aradı, Çok fazla market harcaması yapıyorsun” dedi diye bana fırça atmıştın. Hatırlıyor musun?

Vardır bir şey

Bak, benden market fişlerini toplayıp tek tek hesaplamış. Sonra gelip bana “Biraz az harca mı?” dedin.

Annen yardım etmek istemiştir…

Harcama miktarını öğrenmek istemiştir asıl.

Ona haksızlık ediyorsun.

Geçen sene, iş yerinde geç kaldım ya? Dönüşte annen arıyor, “Acaba kiminle bu kadar geç?” diye sana söylüyor. Sonra bana, “Gerçekten iş miydi, başka bir şey yok değil mi?” diye sordun.

Gürkan yüzünü buruşturdu.

Sadece emin olmak istemiştim…

Yıllardır sormazdın. Ama annem söyleyince, sormadan duramadın.

Ee, Nermin…

Daha bitmedi, sesi iyice alçaldı, ama gayet netti Annem, benim apartmandan komşumuz Erkanla yürüdüğümü görmüş. Erkan, klasik komşumuz, on beş yıldır alt katta oturuyor. Bana poşetleri taşımama yardım etti. Bu kadar. Annen tutup “Yanında bir adam var,” diye sana anlattı. Sen ise üç gün benimle bir kelime etmedin. Üç gün Gürkan… Yalnızca poşet taşıdığı için.

Aklım kötüye gitmedi ki…

Gitti. Sadece diline sürmedin.

Bi kıpırdadı. Yüzünde öfke değil, şaşkınlık vardı bu sefer.

Nermin…

Kavga etmek istemiyorum Gürkan. Biliyorum, iyi bir niyetle yapmıyorsun, ama bu ilk defa değil. Her defasında anneni dinliyorsun, sonra bana geliyorsun. Sorgulamadan inanıyorsun.

O kötü niyetten yapmıyor ki…

Belki, ama sonuç değişmiyor. Her seferinde bana şüpheyle bakıyorsun. Ben de köşe bucak savunma yapmak zorunda kalıyorum. Çok yoruldum Gürkan.

Ne istiyorsun benden? Annemle mi konuşmayım?

Hayır. Önce benimle konuşmanı istiyorum.

Dediği şey ne kadar sade olsa da, o kadar ağırdı işte.

Gürkan bakakaldı. Sonra yere, sonra tekrar karısına baktı.

Peki, bilmiyordum ki baban için yaptığını…

Sorabilirdin. Gelip “Nermin, annemin şöyle dedi, ne demek?” deseydin, savunmamı anlatırdım. Tek cümle.

Ama öyle olmadı işte, patlatıp geldim.

Sessizlik. Mutfakta sadece buzdolabı uğulduyor. Güneş zemine huzme düşürmüş, keyfine bakıyor.

Nermin baktı kocasına. Yirmi altı yıl olmuş, bu adamla. Oğulları büyümüş, Gürkanın babasını gömmüşler, taşınmalar, parasızlıklar, hastalıklar geçmiş, iyi kötü… Adamı avucunun içi gibi biliyor. Ne zaman nasıl çay içer, gece nasıl horlar, neye güler, neye kızar… Tüm bunlara rağmen, işte hâlâ bu noktadayız dedi içinden.

Gürkan, biraz çık. Yalnız kalmaya ihtiyacım var.

Nermin, ama…

Lütfen.

Bir an bakakaldı, sonra çıktı. Kapıyı çarpmadı bile. Koridorda yürüdü, salon kapısı hafiften gıcırdadı.

Nermin tekrar lavaboya döndü. Tabakları aldı, yıkadı. Gözleri pencerede. İçinden, Acaba Meryem ablayı mı arasam? Yoksa otobüse atlayıp dışarı hava mı alsam? Geçenlerden hiçbiri acil değildi ama evin içinde buzdolabı uğultusunda boğulacak gibi hissediyordu artık.

Ağırdan aldı toparlanmayı. Çekmeyecek elleriyle dolabı açtı, eski bir kazak aldı koydu. Sonra vazgeçip, Nadirenin beğendiği gri kazağı seçti. O ara şarj aleti aklına geldi.

Salona geçmeye çekindi. Gürkan orada değildir, zaten sesi gelmiyordu. Televizyonu açmış, hemen sonra kapamış. İçeri yine hızlıca girip şarjı kaptı.

Nereye? Gürkan, salonun girişinde boy gösterdi.

Nadireye.

Niye?

Lazım.

Nermin, bir sakin ol. Ne olur konuşsak?

Konuştuk zaten. Yarım saat teker teker anlattım.

Doğru düzgün konuşalım…

Nermin baktı. Elinde çanta, üzerindeki kazak. Daha paltoyu giymemiş.

Şimdi doğru düzgün mü konuşmak istiyorsun? Az önceki kavgadan sonra?

Bağırmadım ki!

Gürkan…

Gözlerini kapadı, burnunu ovuşturdu.

Aman… Nermin, yapma, çocuk gibiyiz resmen.

Çocuklar gitmez mi? acı bir tebessümle Bizim Ozan ne yapardı, burnunu sürtünce? İki saat banyoya kapanırdı.

Ozan başka…

Gürkan, biraz nefes almam şart. Sonra dönerim. Sen de diziye bak, ne bileyim…

Neyse, bana dargın mısın? Gideceksin de ben burada ne yapacağım?

İstersen düşünürsün.

Nermin!

Ceketini giydi. Fermuarı çekti.

Beni kırdığın yer, bana inanmadığın yer. Yirmi altı yıl oldu, ama güven yok. En çok bu acıtıyor, Gürkan.

Sessizliği, karanlığı, adamın güçsüz duruşunu olduğu gibi aldı içine. Gürkan’ın o şaşkın suratını uzun zamandır görmemişti.

Nermin…

Çıktı.

Kapı arkasında Gürkan kaldı. Bir iki adım ileri, bir iki adım geri. Salon, mutfak. Masada telefon. İki mesaj var: Konuştun mu?, Gürkan, bir şey de!

Telefonu aldı, ekrana baktı. Sonra kalkıp mutfağa yürüdü. Dışarda söğüt dalları hafif salınmakta. Güneş akşama eğilmiş; sokaktan kızıl bir sokak köpeği geçiyor, koca kulağını sallaya sallaya.

Babası Cemal Bey’in numarasını çevirdi.

Cemal Bey amca? Ben Gürkan, selam.

A ah, Gürkan! Hayırdır evlat, sıkıntı mı var?

Şey… Geçen hafta araba almışsınız ya…

Aldık tabii! Valla, eski bir Şahin buldum. İyiye benziyor. Nermin halletti işin transferini. Ben bu işlerden anlamam ki, telefonu da kartı da. Sen de bilirsin zaten.

Gürkan bir süre sustu.

Gürkan, orada mısın?

Buradayım Cemal amca. O para, yani… senin paran mıydı?

Tabii oğlum! Ben nakiti verdim, transferleri Nermin yaptı. Sağ olsun hemen, tastamam.

Tamam. Teşekkür ederim Cemal amca.

Boşver, evlat. Gel, börek yaptım. Nerminin haberi olmadan yeriz; “şeker fazla olmuş” der yine!

Gürkan telefonu masaya koydu. Derin bir of çekti.

Aptal.

Resmen aptal. Annesi gazı verdi, fırladı geldi burada suçsuz kadına fırça attı. O kadın yıllardır babasına, oğluna, herkese koştuğu gibi yine yardım etmişti.

Nerminin sarı eldivenli ellerini hatırladı. Yılların yorgunluğunu hissetti kafasında.

Şu market fişi işi de doğruydu. Üç gün konuşmamıştı kıskançlığından… Annem duman olmayan yerden ateş çıkmaz deyince…

Telefonu tekrar aldı. Bu sefer annesini aradı.

Gürkan! Konuştun mu, ne dedin?

Anne, konuştuk. İşin aslı şu: Nermin babasının arabası için parayı onun adına transfer etmiş. Sadece o, başka hiçbir şey yok.

Bir sessizlik oldu, annesi zoraki konuştu:

Ama yine de, hesabınız üzerinden yabancı para geçiyor, haberiniz olmalı!

Anne!

Ben sizi düşünüyorum!

Anne, bak. Dinle lütfen. Bundan böyle bir şey gözüne çarpınca bana “Bir öğren,” de bitirelim. Ama doğrudan isim vermeden, şüphe yaymadan. Ben eşimle konuşacağım. Bu başka bir mesele.

Şimdi hanım tarafını mı tutuyorsun?

Kimsenin tarafını tutmuyorum anne. Nerminle bir hayatım var. Benim yerim orası.

Annesi susunca, Gürkan:

Tamam, seni seviyorum. Hadi sonra konuşuruz.

Daha fazla duymadı, kapattı telefonu.

Nerminin numarasını çevirdi.

Sadece uzayan bir meşgul tonu. Ulaşamadı.

Sonunda ceketini giydi. Dışarı çıktı.

Nadire Hanım kapıyı açtığında şaşırmadı. Yüzündeki ifadeyle Gel, anlatma sırası sende, dedi resmen.

Gel otur, şimdi çay demliyim.

Nermin kendini bir sandalyeye bıraktı. Nadire klasik güler yüzlülüğü ve kedisi Tontişin camda yuvarlanışları eşliğinde çayı koydu. Aralarında bir süre konuşulmadı.

Nadire, çok yoruldum…

Yüzünde yazıyor zaten.

Kavga yüzünden değil; bu başka bir şey. Kavga gelip geçer ama burada başka bir mesele var.

Nedir o mesele?

Gürkan bana güvenmiyor. Yirmi altı sene… Bir laf yetiyor; pat, hemen sorguluyor. Annem söylesin, hanım hemen suçlu!

Sana güveniyor aslında… Ama annesi işte… Nasıl biri olduğunu biliyorsun.

Biliyorum da, sonuçta kendi tercihi! Ya bana önce danışacak, ya da annesine… O, hep annesine koşmayı seçiyor.

Nadire sustu.

Annesiyle bağını kes falan demiyorum. Seven sevsin, ziyaret etsin, ilgilensin. Ama şu evin işlerinde, evin sırlarında bir düzen olsun istiyorum. Her şeyi telefonda annesiyle paylaşmasın istiyorum.

Bunu söyledin mi?

Söyledim.

Ee?

Çıktım geldim işte.

Nadire içini çekip yeniden çay koydu.

Doğru yapmışsın. Bırak biraz düşünsün.

Ama Nadire, içimde korku var.

Neyin korkusu?

Nermin uzun bir duraksama yaşadı.

Hiçbir şeyin değişmeyeceği korkusu. Kafasıyla hak verip “tamam” dese de, annesi arar, başa döneriz korkusu. Böyle sonsuza kadar gitmek istemiyorum ki.

İnsan değişir Nermin…

Bilmem. Belki çok yavaş. Belki de hiç değişmez. Bunu nasıl anlarım bilmiyorum valla.

Kedileri Tontiş camda bir takla attı, dışarıdan eski bir Şahin geçti.

Hadi ben kalkayım.

Eve mi dönüyorsun?

Dönmem lazım, işlerim var.

Gürkan aradı mı?

Telefonunu çıkarıp baktı Nermin bir cevapsız arama, Gürkan.

Aramış.

Hah! Açırsın bari, bakarız sonra.

Onun araması bir şey değiştirmez, diyerek ceketini aldı.

Tramvayda pencere kenarına geçti. Şehir bahar havasında bolca tozlu, ama can dolu. Marketten dönenler, bisikletli çocuklar, bankta ekmek atan dede. Herkes kendi derdinde.

Aklı babasında: bir uğrasa fena olmaz, arabayla başı derde girmesin, en azından yanında durayım.

Oğlu Ozan birkaç şehir ötede, ayda yılda bir arar, ama nasılsa içi ısınır telefonda. Ozan adam oldu; iyi bir kızla evlendi, inşallah torunu gelecek…

Aklı boyalarda. Sarıya mı çalsa, krem olsun mu? Krem sıcak olur herhalde.

Durağı geldi, indi.

Kapının açık olması şaşırtıcıydı. Gürkan genelde kilit üstünde uyursa rahat ederdi. Nermin ceketini çıkarıp, Gürkan? diye seslendi.

Buradayım, salından bir ses.

Girdiğinde, adam gayet sessiz, elinde iki kupa, birinde kimin yaptığı meçhul kahve, biri de çay olabilir, öylece oturuyordu.

Geldin, dedi Gürkan.

Geldim.

Bir süre kapıda durdu, sonra geçip karşısına oturdu. Kafasını eğdi, kupayı eline aldı içindeki kahveymiş!

Anneni aradın mı?

Bir saniye duraksadı.

Aradım.

Sonuç?

Artık böyle olmayacak dedim. Kendi evimizin düzeni var dedim.

Bakışlar sustu bir süre.

Gerçekten mi?

Gerçekten. Kırıldı tabii. Telefonda bakışını duydum resmen. Sen o tonunu bilirsin…

Bilirim.

Napalım. Atlatırız. Fazla bekletmişim zaten.

Ona dönüp sıcak kupayı bıraktı.

Gürkan, özür dilerim dedin mi?

Ben aptalca hareket ettim, hakkını teslim edeyim. Annem aradı, hemen üstüne atladım. Bu doğru değildi.

Değildi.

Biliyorum. Biraz durakladı. Sen sabah boya diyordun ya, ister misin biraz ortalığı toplayalım? Dönüşte bir de boyacı çağırayım.

Gürkan.

Vallahi… Haydi açılalım, tatile bile gideriz, istersen.

Hayır, tatili boşver…

Bilmez miyim Nermin… Sadece bir çare bulmaya çalışıyorum, yoksa kafamda şimşekler çakıyor şu an.

Nermin bardağı bıraktı.

Benden sihirli bir talep yok, dedi tane tane. Tek isteğim, bana inanman. O kadar basit ki…

Güveniyorum sana.

Bugün annenin dediğine inandın.

Biraz suskun.

Bugün hatalıydım.

Bir defa olsa sorun değil. Dert, bunun tekrarı.

Olmayacak.

Bekle. Şimdi “olmayacak” diye laf veriyorsun. Bunu daha önce de yapabilirdin. Ben senden söz değil, anlaşma istiyorum.

Şaşkınlıkla baktı.

Nasıl bir anlaşma?

Biraz daha yaklaşarak:

Bir daha annenden benimle ilgili bir şey duyarsan, benimle konuş, “Nermin, bu doğru mu?” diye sor. Sadece bu. Anlaşalım mı?

Biraz durdu, baktı.

Tamam, yapacağım.

Anlaşıldı mı?

Evet.

Aralarında yirmi santim, belki daha az. Dokunmuyorlardı ama aradaki mesafe kısalmıştı işte.

Dışarıda akşam. Söğütler karanlığa gömülmüş.

Annen vazgeçmez biliyorsun, dedi Nermin Şimdi bir ay küs kalır, sonra gene başlar.

Biliyorum.

Her olayda da bu olacak.

Evet.

Ne yapacaksın peki?

Uzun düşündü. Nermin, onun şipşak bir cevap vermemesini severdi.

Bilmiyorum henüz, dedi Gürkan O benim annem. Seviyorum ama sınırları zorladı. Yüz yüze oturup anlatacağım bir daha. Kızacak, ağlayacak, ama bu iş burada bitecek.

Yine beni sorumlu tutacak.

İsterse de, problem değil. Ben seninle evliyim. Birlikte yaşamalıyız, onsuz değil.

Nermin başıyla onayladı.

Kahvesini soğuk soğuk içti, bu detay o an umrunda değildi.

Boya işi… dedi aniden.

Ne?

Krem mi yapsak, sarı mı? Karar veremedim.

Gürkan hafifçe gülümsedi.

İkisi de güzel.

Bir bakalım hafta sonu, hangisi uygun olur.

Gidelim, birlikte seçelim.

Aralarında tatlı bir sessizlik oldu. Dışarıda her şey karanlığa büründü. Odanın sarı lambası sıcaklık verdi. Birbirlerinin yanında olmanın sessizliği ve huzuru…

Her şey tam olarak iyi değildi, Nermin bunu biliyordu. Yarın belki tekrar telefonda bir kriz, yeniden konuşmaya çalıştıkları olur. Gürkan doğru sözler seçiyordu, sözlerin içi doluydu; ama söz ile eylem hep farklıdır, bunu Nermin herkesten iyi bilirdi.

Ama şimdi, işte şimdi aynı koltukta oturuyorlardı. Ve bu da bir şeydi.

Gürkan, dedi usulca.

Hı?

Sıcak kahve koysana, lütfen.

Hiç ses etmeden mutfağa gitti, iki kupayı doldurdu, geldi.

Teşekkürler, dedi Nermin.

Rica ederim.

Bir arada susarken, elini ona uzatınca kaçmadı.

Şu anlaşma… dedi Gürkan, “Gelip soracağım” dedin ya, gerçekten mi? Öyle hemen sorayım yeterli mi?

Sadece gel sor, dedi Nermin.

Ve sen cevaplayacaksın?

Evet. Cevaplayacağım.

Gürkan kafasını salladı.

Zor bir şey değilmiş, deyiverdi sessizce.

Hiç zor değil, dedi Nermin.

Dışarıdan bir araba geçti, farları bir anda perdede gezindi. Kahve sıcaktı, iyiydi. Yarın mutlaka babasını aramalıydı; yeni Şahinin keyfi yerinde mi diye sormalıydı.

Boyayı da pazar günü seçerlerdi nasılsa.

Rate article
Lifequest
Bulaşıkları yıkıyordum ki, eşim bağırarak içeri girdi. Yine annesi. Yine güvensizlik. Artık yeter.