Artık Geri Dönüşü Olmadığında

Artık çok geç olduğunda

Zeynep yeni taşındığı apartmanın girişinde durmuştu. İstanbulun bir kenar mahallesinde, yüzlercesiyle neredeyse ayırt edilemeyen, sıradan dokuz katlı bir apartmandı burası. İşten yeni dönmüştü; elindeki market poşeti kolunu biraz yukarı çekerken, son zamanlarda özlediği o küçük ev sıcaklığını ona tekrar hatırlattı.

Akşam serinliği kendini iyice hissettirmişti. Zeynep bir an üşüdü, pardösüsünü iyice kapadı. Hafif esen rüzgâr, baştan savma topladığı at kuyruğundan kaçan saçlarını oynatıyor, yanaklarına hafif bir pembelik katıyordu. Artık kapı ziline dokunmak üzereydi ki, Kenanı fark etti.

Kenan birkaç adım ötede, tereddütlü bir şekilde bekliyordu. Elinde anahtarlarını tutuyordu Zeynepin bir zamanlar ona doğum gününde aldığı o gri anahtarlık hâlâ oradaydı. Tavrında inanılmaz bir huzursuzluk vardı; omuzları gergindi, parmakları anahtarla oynuyor, bakışları ise sürekli Zeynepin yüzünde cevap arıyordu.

Zeynep, lütfen bir dinle, dedi Kenan yumuşak, alışılmadık bir sesle. Bir adım öne attı, sonrası yok, sanki daha fazlasını söylerse her şey uçup gidecek korkusu vardı bakışlarında. Her şeyi düşündüm. Yeniden deneyelim. Yanlış yaptım.

Zeynep derin bir nefes verdi. Bu cümleyi pek çok kez duymuştu ilişkinin farklı evrelerinde, farklı şekillerde, ama her defasında aynı sonla. Güzel sözlerin ardından değişmeyen hatalar, yeni kırgınlıklar Ona bakarken, sesi sakindi, heyecansızdı:

Kenan, bunu konuştuk. Dönmeyeceğim.

Kenan biraz daha yaklaştı. Gözleri büyük bir umutsuzlukla parlıyordu, sanki gerçekten bu defa Zeynepin kararından vazgeçeceğine inanıyordu.

Her şeyin nasıl gittiğini görüyor musun? dedi sesi titreyerek. Sensiz Her şey dağılıyor. Baş edemiyorum!

Zeynep ona sessizce baktı. Sokak lambasının ışığında Kenanın yüzündeki değişiklikleri ilk defa bu kadar net gördü. Göz çevresi, farkında olmadığı derin çizgilerle dolmuştu. Sakalı düzensizdi, belli ki uzun süredir kendine özen göstermiyordu. Ve gözlerinde, on beş yıllık evliliklerinde hiç görmediği bir yorgunluk vardı.

Kenan bir adım daha yanaştı, Zeynepin alanına neredeyse girecek kadar yakın. Sesine yalvaran bir tını yerleşti:

Her şeye baştan başlayalım. Sana istediğin evi alacağım. Arabanı Hep hayal ettiğin gibi. Yeter ki dön

Zeynep bir anlığına içinde bir şeylerin titreştiğini hissetti. Kenanın gözlerinde öyle bir samimiyet, öyle bir pişmanlık vardı ki, Zeynep bir an olsun ona inanmak istedi. Ama bu his hemen geçti. Aklında, geçmişte kalmış nice söz, tutulmamış vaatler Hep değişeceğine dair yeminler, yeni bir başlangıç sözü Ve her defasında, yine aynı sona varırlardı.

Hayır Kenan, dedi kesin bir sesle. Kararımı verdim. Değiştirmeyeceğim. Beni evden kovdun, başımı eğdin Seni asla affetmeyeceğim.

Zeynep market poşetini girişteki eski ahşap bankın üzerine bırakarak derin bir nefes aldı. Akşam iyice serinlemiş, pardösüsüne bir kez daha sıkıca sarılmıştı.

Hâlâ anlamıyor musun Kenan? dedi sessiz ama kararlı bir tonla. Mesele ev, araba değil.

Kenan bir şey söylemek ister gibi ağzını açtı, ama Zeynep elini kaldırarak onu susturdu. Kenan başını eğdi ve gözleriyle ondan bir açıklama beklediğini gösterdi.

Hatırlıyor musun en başta neler hissettik? dedi Zeynep, bakışları uzaklara, sanki geçmiş bir zamana kaymış gibiydi. Gözleri hafif kısılmış, anıları bulanık zamanlardan seçmeye çalışıyordu.

Kısa bir duraksama oldu, sonra devam etti:

Gençtik, aşıktık. Sen inşaat firmasında çalışıyordun, ben daha yeni ilkokul öğretmeni olmuştum. Ufak, sıkışık bir dairede oturuyorduk ama mutluyduk. Paradan yana zordu, ay sonlarını zor getiriyorduk ama dert etmiyorduk. Birlikte yemek yapar, neşeyle başımıza gelenlere gülerdik Gelecek için hayaller kurardık. Çocuklarımız olsun isterdik, onlarla parklarda yürüsek, birlikte okula götürsek

Kenan başını salladı. O günleri unutması imkânsızdı. Her şeyin mümkün göründüğü zamanlardı. Birlikte her zorluğu aşabileceklerine inanırlardı. O daracık mutfağın, gıcırdayan kanepenin, sürekli damlayan musluğun eksikliği hiçbir anlam taşımıyordu. Yerde oturup kutudan pizza yerlerken bile gelecekten umutluydular.

Sonra kızlarımız oldu, dedi Zeynepin sesi bir nebze ısınarak. Önce Elif, beş yıl sonra da Derya. Ben hâlâ doğumhanede, sen Elifi kucağında tutarken titreye titreye mutlu olmuştun. Derya doğduğunda ise koca bir demet kırmızı gül ve bir pasta getirmiştin, doktor tatlı yasak demesine rağmen

Gülümsemesi yarım kaldı; anlatırken hem mutluydu hem hüzünlü.

Sonra bir şeyler değişti, tekrar sertleşen bir sesle devam etti. Daha çok kazanmaya başladın, bu büyük daireyi, arabayı aldın Her şey başka oldu. Bir aile reisi oldun birden, başarılı bir adam. Ben ise hiçbir iş yapmayan kadın oldum. Sen evde oturuyorsun, ben ise çırpınıyorum demiştin Oysa senin gözünde evde oturmak; uykusuz geçirilen gecelerdi, okul toplantılarıydı, çocukların derslerini takip etmekti, çamaşırdı, temizlikti, yemekti Hepsi, senin için işten bile sayılmıyordu.

Zeynep susarak Kenana baktı. Gözlerinde öfke yoktu sadece yorgun, defalarca anlatmaya çalıştığı bir şeyi dinleyen insanın kırgın ifadesi.

Kenan bir şeyler demek istedi; hemen savunmaya geçecek sözler dudaklarının ucundaydı. Ama Zeynep elini tekrar kaldırdı. Gözleri sakin, ama kararlıydı bugün, sözünü kesmeyecekti.

Lütfen sözümü kesme, dedi sesini biraz yükselterek. Çok sustum, çok sabrettim. Hep memnuniyetsizim, dert çıkarıyorum dedin. Peki sence niye böyleydim? Sana ulaşmaya çalışıyordum. Kızlarımızın yeni oyuncağa, tatile değil; ilgiye, disipline, kurallara ihtiyacı olduğunu anlatmaya uğraştım. Sevginin sadece istediklerini almak değil, gerektiğinde hayır da demek olduğunu anlatmaya.

Kısa bir nefes alıp devam etti:

Sen ise çocukların istediği en ufak şeye bile hemen tamam dedin. Elif ağlayarak Baba yeni tablet! deyince bir saatte almak için koştun. Derya ödev yapmak istemiyorum deyince hemen Çocuk yorgun, dinlensin, dedin hep.

Kenan başını öne eğdi. O anları tekrar hatırlaması fazla uzun sürmedi. Kızlarının boynuna sarılıp Sen dünyanın en iyi babasısın! deyişleri, mutlu gözleri O sırada doğru yaptığını, yokluğunu telafi ettiğini düşünüyordu. Zeynep söylediğinde ise, hep bırak şimdi, bırak çocuklar mutlu olsun diye savuşturmuştu.

Ben eğitmeye çalışınca, Çocuklara eziyet ediyorsun, Sen kötüsün diye bağırdın. Sesini yükseltme, psikolojileri bozulur, dedin. Ben iyi anne değil gardiyan olmamalıymışım

Başı iki yana sallandı, bu harekette öfke değil derin bir yılgınlık vardı; her defasında anlatamadığı şeyin azabı.

Ve şimdi sonuç ortada, dedi doğrudan Kenanın gözlerinin içine bakarak. Sekiz ve on üç yaşındayken kendi arkasını toplayamayan, hayır nedir bilmeyen, her istediklerine anında ulaşan iki kız Her kural koymaya kalkışınca sana koşuyorlar, sen de hemen beni suçluyorsun.

Ortaya ağır bir sessizlik çöktü. Gürültülü İstanbul gecesinde sadece cılız araba sesleri, uzaktan bir köpek havlaması işitiliyordu. Zeynep, haklı kalmanın değil, doğru olduğunu anlatmanın yükünü hissediyordu.

Kenan tekrar konuşmaya çalıştı, ama laflar boğazında düğümlendi. Karşı çıkmak istedi Zeynepin çok abarttığını söylemek istedi. Ama sonra, o anda, kendisinin de aslında böyle davrandığını fark etti her şey tam olarak olmasa da özü doğruydu.

Sonra hayatına o Sibel girdi, dedi Zeynep, sesi soğuk, neredeyse duygusuz. Genç, bakımlı, çocuksuz, dertsiz Sana hayranlıkla bakıyordu, her dediğine kafa sallıyordu, asla tartışmıyordu. Gülüyordu Hiç çocukların derdiyle ya da boşalan buzdolabıyla ilgilenmek zorunda kalmıyordu.

Kısa bir duraksama, ardından devam etti:

Sen de zannettin ki, bu gerçek mutluluk. Beni anlıyor, dedin. Sen hep dırdırcısın, bana ilgi göstermiyorsun. Sevgi istiyorum dedin.

Kenan bu konuşmayı dün olmuş gibi hatırlıyordu. O an kendini büyük bir adam sanmıştı cesaretle konuşan bir kahraman. Kafasının içinde Mutlu olmayı hak ediyorum, düşüncesi dönüp duruyordu.

Boşanmak istediğini söyledin, sesi titredi ama toparlandı. – Kızlar sende kalsın. Onlara sen daha iyi bakarsın. Ben artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum, dedin.

Kısa bir duraksama, sonra ekledi:

Sen Sibelle gezmeyi, restoranlarda vakit geçirmeyi hayal ettin. Ne kadar nafaka ödeyeceğini bile hesapladın. Her şeyi bir iş anlaşması gibi kafanda planladın.

Bu sözlerde ne suçlama ne bağırma vardı; sadece Kenanın çoktan söylediği laflar, Zeynepin ağzından dökülüyordu.

Kenan boğazındaki düğümü hissetti. O an kendisi için yeni, kolay bir hayata adım atacağını, kurtulacağını sanıyordu. Günlük işlerle, dırdırcı karısıyla değil; sadece özgürlükle ilgilenecekti hayalindeki yaşamı kuracaktı.

Boşanmayı kabul ettim, dedi Zeynep. Kabul ettim, çünkü sen zaten bambaşka bir hayata çoktan geçmiştin. Sen kendi dünyanda, ben kendi dünyamda yaşıyordum. Artık yolumuz kesişmiyordu.

Yutkunuş, irkilme Devam etti:

O yüzden kızların sende kalmasını istedim.

Kenan şaşkındı o günlerde. Kafasında bambaşka bir plan varken her şey bir anda tersine dönmüştü.

Şok oldun, dedi Zeynep gözlerinin içine bakarak. Bağırdın, bana tuzak kuruyorsun, bana bunu yapamazsın, dedin. Sana göstermeye çalıştım; çocuklar yük, sorun değil, onlar hayatımızın asıl anlamı. Baştan başlamak istiyorsan, hayatına aldığın herkese de gerçekten sahip çıkman gerek.

Mahkeme gününü net hatırlıyordu Kenan. Her şey bir rüya gibi geçti. Hakimin yüzü, noter gibi okunan cümleler, hayatının dönüm noktası Kararın onun lehine olacağından emindi. Çoktan yeni hayatının planlarını kurmuştu.

Ve mahkeme, çocukların velayetini ona verdi. O anı sonradan defalarca düşündü; sevinç, hafifleme beklerken içinde tarifsiz bir boşluk hissetmişti. Sanki özgürlüğü değil, iki küçük problem ona yüklenmişti.

Kızlarıyla baş başa geçirdiği ilk gece gözünde canlandı. Ev dağınık, yemek alelacele pişirilmiş bir hazır yemek, bir türlü düzene girmez bir kaos O anda sorumluluğun tümüyle ona kaldığını idrak etti.

Zeynep sustu, ona düşünme payı bırakarak.

İşte o zaman iki şımarık kız çocuğunu tek başına büyütmenin ne demek olduğunu anladın, dedi Zeynep, ne bir kin ne de alay vardı sesinde. Sence kolay mıydı? Evde artık sadece sen vardın Onlarla yalnız başınaydın, alıştıkları gibi davranmaya devam ettiler ve suçlu bulacak kimse yoktu.

Kısa bir duraklama, ardından devam etti:

Hatırlıyor musun, bir keresinde yemek yapmaya çalışırken telefonu çalınca tava yandığını? Veya bulaşıklar birikmişken ne kızların ne senin zaman ayırmadığını? Bir gece panikle beni aradın; Derya Herkeste var, bana da o pahalı spor ayakkabıdan al! diye kriz geçiriyordu. Ne yapacağını bilemeyip beni aramıştın

Kenan gözlerini kapattı. Bütün o anlar bir film şeridi gibi geçti. Yanmış tavada Lisenin gülerek video çekmesi, Deryanın odasının kapısını hızla kapatıp Hiçbir şey bilmiyorsun! diye bağırması

Kural koymaya çalıştı; ödev bitmeden tablet yasakladı, para harcamalarını kıstı, temizlik için haftalık plan yaptı. Ama bir gün bile dayanamadı İkisi birden ağlamaya, bağırmaya başlayınca hemen geri adım attı.

Bir de Sibel vardı tabii. Başta güleçti, birlikte parka gitmeyi, onlara çikolata almayı teklif ediyordu. Elifin meyve suyuyla onun elbisesini lekelemesi veya Derya’nın restoranda şımarıklık yapması tüm samimiyetini bir anda bitirdi. Sibel kenara çekiliyor, kızgınlıkla bakmaya başlıyor, Ben başkasının çocuğuyla uğraşamam diyordu.

Sibel seni üç ayda bıraktı, dedi Kenan başını eğerek. Böyle bir şeye hazır değilmiş. Ben başka bir hayat istiyorum; sorumluluk, çocuk istemiyorum dedi.

Bir süre sustu, sonra:

Ve o anda anladım Sensiz her şey dağılıyor. Kızlar beni dinlemiyor, ev sürekli dağınık, işte geceleri uyuyamayıp, günü yorgun geçiriyorum. Özgür olacağımı sanmıştım, istediğim gibi yaşayacağım sandım Ama kendimi bir hapiste buldum; her şey benim sorumluluğumdaydı

Sesinde acı ama yapmacık olmadan sadece gerçek bir pişmanlık vardı.

Zeynep ona şefkat, ama acıma göstermeden baktı. Gözlerinde bir zafer değil, sadece içten bir kabulleniş vardı.

En tuhafı ne biliyor musun? dedi hafifçe gülerek, gülümsemesinde acı ya da alay yoktu, kaderin cilvesine minik bir bakış Yalnız kalınca ilk kez gerçekten nefes aldım. O yükten kurtulmuş gibi

Kısa bir duraklama daha, ardından:

Yeni bir iş buldum; artık bir eğitim kurumunda bölüm sorumlusuyum. Sadece sınıf öğretmeni değilim, eğitim programları hazırlıyor, farklı projelere imza atıyorum. Ve seviyorum Gerçekten gelişiyorum, bildiklerim ve tecrübem değerli artık. Üstelik maaşım da iyi artık ihtiyacım dışında, küçük zevklerim için de para ayırabiliyorum.

Zeynep apartman bahçesini şöyle bir süzdü; gri beton bloklar, boş salıncak Ama gözünde her şey başka bir hayatı simgeliyordu.

Bu daireyi kiralıyorum ve bana yetiyor. Markete, kıyafete, haftada bir sinemaya gitmeye Bir kitap almaya, ayda bir maniküre, köşedeki kafede kahve içmeye Kafam rahat. Artık eve koşturup Yarınki yemek ne olacak? derdim yok. Üç çeşit yemek çıkarıyormuşum gibi uğraşmıyorum. Herkesin ardını toplamak benim işimmiş gibi hissetmiyorum.

Sesinde meydan okuma yoktu sadece bir zamanlar baş etmeye çalıştığı dertlerin artık sorun olmadığını anlatıyordu.

Ve bir de: artık geceleri uyuyorum. Gerçek anlamda Kimsenin gece üçte müzik açıp beni uyandırmadığı, ödevi son dakika bitirmek isteyen çocuk derdine düştürülmediğim bir uyku. Yaşıyorum Kenan. Sadece sakin, huzurlu bir hayatım var, başkalarına sürekli borçluymuş gibi hissetmediğim

Yüzüne, eski günlerden farklı, içten ve sıcak bir bakışla baktı. Gösteriş, ukalalık, kıyas yoktu Belki de bir ömür ilk kez, Zeynep kendini mutlu ve tam hissediyordu.

Kenan uzun bir süre konuşmadı. Zihni susmuştu. Hiçbir hazır cevabı, savunması, bahanesi yoktu. Tuhaf bir açıklıkla anladı: O kadar istediği özgürlük, rahatlık, hayran bakışlar Hepsi bir seraptı. Gerçek hayat ise eski evindeydi. Eşyaların ortada kalmasında, sabah hazırlanan kahvede, kızlar için sabırda, belki de o küçük dertlerindeymiş asıl mutluluk.

Ona her sabah kendi işe geç de kalsa kahve hazırlamasını Masadaki tabakları sessizce toplamasını Kızlar için bulduğu o teskin edici sözleri Bunların sıradanlık olarak gördüğü ama aslında gerçek sevgi olduğunu şimdi çok iyi anlıyordu.

Geri dönmeni istememin nedeni sadece zor durumda kalmam değil, dedi beklenmedik bir sakinlik ve dürüstlükle. Asıl fark ettim ki, sensiz yapamıyorum Seni hâlâ seviyorum Zeynep.

Bu sözler, eski kibir duvarlarını aşarak çıktı ağzından. Artık onunla kalması için değil, yalnızlıktan kaçmak için değil İlk kez yaptığı yanlışları görebilecek kadar samimi olduğu için söyledi.

Zeynep uzun süre cevap vermedi. Her sözü tartarak, içtenliğini ölçerek bakıyordu.

Sonra sessizce, sırtı dik halde banktan alışveriş poşetini aldı ve şöyle dedi:

Bunu anlamış olmana sevindim. Ama geri dönmeyeceğim. Artık çok değiştim. Sen de değişmelisin Kenan Hem kendi için, hem kızlar için. Onların bir dilek makinesine değil, gerçek bir babaya ihtiyaçları var.

Sözlerinde kin, öfke, iğne yoktu. Sadece gerçeğin yalın ifadesi

Kenan bir şey daha söylemek, itiraz etmek istedi; ama Zeynep yüzünü dönüp apartmana yöneldi.

Zeynep! diye arkasından seslendi, ne diyeceğini bilmeden.

Zeynep durdu, arkasına bakmadı.

Nafaka ödeyeceksin, hep olduğu gibi. Kızlarla da haftada bir görüşeceksin. Herkes için en iyisi bu.

Bu sözlerle apartmandan içeri girdi, Kenanı soğuk bir kasım gecesinde, tek başına kapıda bıraktı. Rüzgâr pardösüsünün altından geçerken, Kenan neredeyse soğuğu hissetmiyordu. O sadece Zeynepin apartmanındaki sıcak ışığı, geçmişlerinden kalan mutluluğu düşündü.

Kulaklarında onun sözleri, aklında dağılan ailesinin görüntüleri Bir zamanlar gülerek izledikleri Elifin şakalarını, birlikte Deryayı ilk okula hazırladıkları sabahı Her şey bir anda hem çok uzakta hem de çok değerliydi.

O anda Kenan şunu anladı: Kaybettiği sadece bir eş değildi. Ailenin ocağını ayakta tutan, küçük şeylerde bile sevdasına sahip çıkan kadını; gerçek sevgiyi ve hayatın özünü kaybetmiştiBir an öylece kaldı; ne ileri gidebildi ne de geri dönebildi. Yüzünde ağır bir pişmanlık, gözlerinde ezici bir yalnızlık; elindeki anahtarlık avucunda acıtıyordu. Zeynepin adımları merdivende yavaşça kaybolurken, Kenan ilk kez hayatında bir yolun gerçekten kapanışını izledi.

Birden uzaktan, apartmanın üçüncü katından ince bir ses duyuldu. Baba! Kızların sesi… Elif camdan başını uzatmış, Derya hemen yanında. Camın buğusuna parmaklarıyla küçük şekiller çiziyorlar, endişeyle babalarına bakıyorlardı. Kenan çocuklarının gözlerinde, Zeynepin haklı olduğu her şeyi gördü: Kırılgan, şımarık, ama hâlâ kendisini duyguyla bekleyen iki küçük kalp. Belki de hâlâ umut vardı.

Başını kaldırdı, yavaşça gülümsedi. Dışarıdan üşümüş, yorgun ve dağılmış görünebilirdi; ama içinde bir karar şekillendi. Elife ve Deryaya el sallarken, ilk kez onlara sadece bir şey almaktan, zaman geçirmeye zorunlu olmaktan fazlası gerektiğini hissetti. İlk kez gerçek sorumluluğu, gerçek babalığı anlamaya başlamıştı.

Belki Zeynep dönmeyecekti. Belki bu apartmanın kapısından birlikte bir daha geçmeyeceklerdi. Ama Kenan biliyordu: Hatalarının üzerine hafif bir kar da yağsa, şimdi toparlanmanın, yeniden büyümenin zamanıydı.

Cebindeki anahtarı yavaşça çevirdi, apartmanın ağır kapısını açtı. Ardında kapanırken, soğuk İstanbul gecesinde, Kenanın gözlerinde yeni bir kararlılık parlıyordu. Çünkü her şey, artık çok geç olduğu anda başlıyordu; ve o anda Kenan, gerçek değişimin, bazen bir kapının ardında tek başına kalmakla mümkün olduğunu anladı.

Rate article
Lifequest
Artık Geri Dönüşü Olmadığında