Son Dilek

Son Arzu

Yok, eve dönemem artık diye derin derin iç geçirdi Burak, acıdan kıvranarak. Ve İdili bir daha göremeyeceğim. Ona evlenme teklif etmeyi planlıyordum, yetişemedim Neden bütün bunlar benim başıma geliyor ki?

Böyle karamsar olmayın, diyerek yumuşakça gülümsedi hemşire, Burakın sedye üzerinde ne kadar solgunlaştığını görünce. Her şey yoluna girecek, merak etmeyin.

Sanmıyorum diyebildi sadece Burak dudaklarının arasından güçlükle.

Sonra, gözleri korkuyla dolu bir halde, sessizce onu ameliyata hazırladıklarını izledi.
*****

Burak, hastanelerden hep nefret etmişti zaten.

Çocukluğunda başlayan bu nefret kolay geçecek gibi değildi çünkü orada sürekli canı yanar, kimse de yaşadığı duygusal acı için özür bile dilemezdi.

Ne ağlıyorsun Burakcığım? deyip hafifçe gülümserdi küçükken ona parmaklarından kan almak isteyen hemşire. Sen koca çocuk oldun, ilkokula gideceksin, hâlâ böyle ağlanır mı hiç? Ayıp oluyor ama.

Burak, gözyaşları arasından ona bakar, kıvranır, kaçmaya çalışırdı ama hemşirenin elinden kurtulamazdı. Ayıp diye düşündü mü? Hiç! O sadece acı çekiyor ve kızıyordu.

Poliklinikten annesiyle eve dönerlerken yol boyunca tekrar tekrar yeminler ederdi: Bir daha asla hastaneye gitmem. Gerekirse ölürüm, ayağımı bir daha oraya atmam!

Oğlum, öyle şey olur mu? demeye çalışırdı annesi şaşkınlıkla ve teselliyle. Doktorlar insanları iyileştirmek, daha uzun yaşamalarını sağlamak için var. Korkma boşuna.

Tabii tabii derdi Burak burnunu çekerken, parmağına bakarak, sanki yarısı orada kalmış gibi hissederek. Bıraksınlar kendilerini tedavi etsinler, bana dokunmasınlar!

Dişçi koltuğunda, zorla çıkarıldığı diş nedeniyle apartman sakinlerinin bile onun çığlıklarını duyması Efsanedir. Berbat anılar, hiç de tatlı değiller.

Büyüdüğünde, Burak hâlâ doktorlardan ve hastanelerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalıştı ve mümkünse yanlarına bile yaklaşmadı.

Ama kaderin cilvesi, Burak kendini yine de hastanede buldu: apandisit yüzünden.

O kadar şiddetli bir sancı bastı ki, evlenme teklif etmeye hazırlandığı sevgilisi İdil ne yapacağını şaşırıp hemen ambulansı aradı.

Ne olur arama, az sonra geçer diye yalvardı Burak.

Sen aklını mı kaybettin? Halini görüyorum. Büyük ihtimal apandisit, bende de olmuştu, aynısıydı.

Ve Burak, tamam yine gönülsüz, Şişli Devlet Hastanesine gidiverdi.

Kafasında hastane deyince zaten canı sıkılıyordu Ameliyatı düşününce, doktorların içeride neler yapacağını hayal etmişti.
Koridordan sessizce, iki sakallı görevli sedye ile bir hastayı götürdü. Yolda adamın acıları bitmişti. Onu görünce iyice karamsarlık bastı Burakı.

Bitti, eve dönemem artık Bir daha İdili görmem. Ona teklif edemedim, yetişemedim Tüh bana hak mıydı şimdi bu?

Böyle düşünmeyin, diyerek gülümsedi hemşire. Her şey yolunda geçecek.

Sanmam

Boşuna endişelenmeyin, ameliyat basit, üstelik zamanında geldiniz. Daha geç gelseydiniz komplikasyon olabilirdi.

Ameliyat söylenildiği gibi kolay geçti. Hiçbir pürüz çıkmadı, Burak da fark etti ki yıllar sonra ilk kez hastaneden hoş bir anısı oldu. Acı bile hissetmedi çok şükür.

Direkt ameliyathanede uyutuldu. Gözünü tekrar açtığında en zorlu anlar arkada kalmıştı. Aynı gün normal odaya geçti.

O gece deliksiz uyudu. Serum için uyandırdıklarında ise tekrar hemen daldı.

Sabaha karşı

Burak odada yalnız olmadığını fark etti, yanında yaşlı bir adam yatıyordu.

Tamam, eksik olan buydu, diye içten içe söylendi Burak. Şimdi anlatır başlar tüm hayat hikayesini, kafamı şişirir.

Konuşacak hiç keyfi yoktu. Sessizliğe ihtiyacı vardı, bırakın biriyle laklak etmeyi, İdile bile yazacak hali yoktu.

Sadece ben iyiyim diye mesaj attı, telefonu yastığının altına koydu ve yine kaderini düşündü.

İdille bir yılı geçmişti, dün akşam bir restoranda ona evlenme teklif edecekti. Hem müzik grubu ile anlaşmıştı, hem de favori şarkıları çalınacaktı. Yüzük özel bir sunumla garson tarafından getirilecekti.

Her şeyin kusursuz olmasını istiyordu.

Ama kısmet değilmiş, hayat ona başka bir sahne ayarladı. Şimdi ilerideki evliliği konuşmak yerine, hastanede, tanımadığı yaşlı bir adamın yanında yatıyordu.

Enteresan şekilde, yaşlı adam laf kalabalığı etmedi.

Selam verdi, sonra susup kendi kendine bir şeyler mırıldandı. Biriyle telefonlaşmaya çalıştı, ama telefonu şarjı bitti hemen.

Adamın yanında şarj aleti de yoktu; evde unutmuş, telaştan bulamamış.

Hastane personelinde de eski tip tuşlu telefonlar için şarjdan elinde yoktu.

Telefonun ekrana bakınca adamın gözleri doldu, yaşlar akmaya başladı. O anda Burakın birden içi burkuldu, kendisinden utandı. Ön yargılı yaklaştığını anladı.

Birkaç dakika sonra Burak yatağından kalkıp, yaşlı adama Bir derdiniz mi var? diye sordu.

Evladım, oğluma ulaşamıyorum dedi adam üzgün bir sesle.

Size hasta olduğunuzu bilmiyor mu?

Biliyor Hemşire haber verdi getirildiğimde. Ama o aylar önce kavga ettik. Beni huzurevine yatırmak, evi satmak istiyordu. Karşı çıktım. Ev yüzünden değil aslında…

Adam, birkaç gün önce kalp krizi geçirip hastaneye kaldırılmış. Doktorlar ameliyat demiş.

İki gün sonra ameliyat olacakmışım, işte dedi adam. Ama korkuyorum, masaya gelmeden öleceğim diye.

Yok artık, öyle kötü düşünmeyin! dedi Burak. Doktorlar iyileştirmek için var. Bak, ben de dün apandisit oldum, işte yaşıyorum.

Adam hafifçe güldü, apandisit ile kalp ameliyatı arasında farkı anlatmaya gerek duymadı.

Bir de, bir köpeğim var Dışarıda kaldı, bakımsız. Oğluma rica edecektim, ben ölürsem ilgilensin diye. Ya da başkasına sahiplendirir. Komşularımız almaz, kimsesi olmaz hayvancağızın. Oğlumun vicdanına bırakacaktım. Ev de ona kalacak zaten. Yani karşılığı var. Ama oğlum cevap bile vermiyor. Hemşireye de dönmedi, benle arasını açtı. Tabii ben kendi oğluma ulaşamayan bir babayım

Burak da iç geçirdi.

Adam devam etti; Benim Pofuduk var ya sokağa bırakmak istemem. Kim ilgilenecek, kim bakacak, iyi birisi olur umarım. Evlat işte

İçinden Ya adamda iki gün sonra ameliyat var, hâlâ köpeği dert ediyor, dedi Burak. Ama adam, Pofuduk ile nasıl yalnız dost olduklarını anlatınca Burak fikrini bile değiştirdi.

Doğum günümdü, onu buldum. Karım vefat etmişti, yalnızdım. Oğlum aramadı, kutlamadı. Bir gece önce rahmetli karım rüyama girdi; elinde bir köpek, bana gülümsüyor, el sallıyor. O gün markete giderken yağmurda sokağa bağlı bir köpek gördüm. Sahibini aradım, yok. Saatlerce yanında bekledim, kimse gelmedi, eve aldım. Sanki karımın bana hediyesiydi.

Hayatta her şey olabilir, bence de, dedi Burak, adamı teselli etmek için. Aslında o kadar da inanmıyordu, sadece gönlü olsun diye konuştu.

Adam bir süre anlatmaya devam etti; O kadar iyi anlaştık ki… Sahibine ulaşmak için haftalarca afiş astım ama sahip çıkmadı kimse. Şimdi Pofudukdan ayrı kalacak olmak içim acıtıyor.

O gece Burak, yaşlı adamın oğluna ve köpeğine dertlenmeyi bırakamadı. Bu nasıl bir vicdansızlık, babası hastanedeyken bir kez dönüp bakmıyor, diye düşünmeden edemedi.

Sabaha karşı Burak, bir anda adamın yatağından sesler geldiğini, adamın hırıltılı nefes aldığını fark etti.

Doktor çağırayım mı? dedi panik halde yanına koşarken.

Yok, şimdi gerek yok Önce sen oğluma, Serhata bir ulaşsan masasının üstünde kağıt var, numarası orada yazılı. Eğer gelebilirse, son bir kez görüşmek istiyorum. Gelemezse de Pofuduku iyi ellere versin. İçim biraz rahat olur.

Burak kısa bir tereddütten sonra, titreyen elleriyle telefonuna numarayı girdi.

Alo, Serhat Bey? Ben babanızın oda arkadaşı Burak tam adamın adını söyleyecekken, bir anda fark etti ki, hiç tanışmamışlar.

Adım Veli Kaptan diye güçlükle boğuk bir ses duydu.

Veli Kaptan Bey, sanırım durumu ağırlaştı, sizi görmek istiyor.

Ölüyor mu yani? dedi Serhat. Hastane nerdeydi? Şişlide miydi, ıncı numarada mı?

Evet, 3. kat 314 numara, dedi Burak.

Adres de verdi, hemen ardından telefonunu yatağa fırlatıp koşa koşa hemşireyi bulmaya gitti.

Adamın yanına döndüğünde hele bir içi burkuldu: Nasılsınız Veli Amca? Hemşire doktoru çağırmaya gitti. Oğlunuz da sabaha çıkar gelir. Beni duyuyor musunuz? Gözlerinizi kapamayın lütfen

Ama Veli Amcanın kalbi, nöbetçi doktor ve hemşirenin odaya ulaşmasından önce durmuştu.

Doktor nabzına baktı, karotise dokundu, göz bebeklerine baktı ve karanlık bir bakışla başını sallayarak çıktı.

Yirmi dakika sonra, Burakın ameliyat günü koridorda gördüğü iki sedyeci geldi.

*****

Babanız gözümün önünde son nefesini verdi dedi Burak, ertesi gün odasına gelen Serhata.

İyi oldu, diye bir ciddiyetle karşılık verdi Serhat. Çok da çekmemiş, kimseye yük olmamış bari… Zaten uğraşamam bakımıyla. Benim ailem, işim gücüm var, ne zaman bakacağım?

Veli Amca, Pofuduku sahiplendirmenizi çok istedi dedi Burak.

O mu? Onu sokaktan aldı diye uğraştık başımıza Ev yüzünden gitmek istemedi huzurevine. Orada ona iyi bakarlardı. Ama işte çocuk gibiydi

Bu, babasının son arzusuydu diye çıkıştı Burak. Evi size kaldı, paraya kıydınız, bir köpeğe sahip çıkmak zor mu?

Serhat soğuk, çatık bir yüzle Buraka baktı, babasının eski tuşlu telefonunu kağıdını aldı, hiçbir söz etmeden çıktı, kapıyı sert kapatıp gitti.

Burak yatağa uzandı, içi buruk. Yaşlı adam 77 yaşındaydı. Kimi insanlar 100ü görüyor, belki o da görebilirdi. Ama kader

Bir de köpek, şimdi kimsesiz kaldı.

Bu Serhat kesin son arzusunu yerine getirmez, evi hemen satıp Pofuduku sokakta bırakır diye düşündü Burak. Beslenir mi, aç mı kalır kim bilir

O gece, rüyasında Veli Amcayı sokaklarda dolaşırken gördü, köpeğini arıyordu, bulamıyordu, ağlıyordu. Burak da yanında ağladı. Uzun zaman halini böyle görmemişti.

Evine döndüğünden beri bu duygular geçmedi. Giderek daha dalgın, düşünceli oldu. İdil bakışlarını anlamıştı.

Burak, bir şey mi var?

Yok canım, sadece düşünüyorum.

Neyi düşünüyorsun?

Hastanede Veli Amca diye biriyle yatıyordum. Kalp kriziyle getirdiler, ameliyat edemediler. Köpeği kaldı ortada

Sahiplenecek bir yakını var mı?

Sadece oğlu var ama son zamanlarda konuşmuyorlardı. Aradı, ulaşamadı hiç. Son anda yetişti, babası ölmüştü Köpeği ona emanet etti, ama umurunda değil. Adam babasını toprağa gömer gömmez hemen emlakçıya evin satışını sordu. İçim rahat etmiyor, köpeği görmemiş olsam da çok üzülüyorum; çünkü sahibi böyle iyiyse hayvanı da iyidir.

Hadi gidelim bulmaya çalışalım, dedi İdil bir anda. Eğer bulursak sahipleniriz.

Gerçekten mi? Köpeğe var mısın?

Tabii ki. Bir evcil hayvanımız olur, birlikte yürüyüşe çıkarız, çok güzel olur.

Çok da güzel olur, dedi Burak, İdili gülerek yanına çekti, tam öpecekken. Bir saniye ama, adresi bilmiyorum ki?

Onu hallederim, dedi İdil. Yolda markete uğrayalım, güzel bir çikolata ve bir kavanoz kahve alalım.

Meğer çikolata ve kahve hastane danışmanına da mucizeyle etkiliymiş; kadın önce sır vermeyeceğini söyledi ama Burak onun niyetini anlatınca, İdil de tatlı tatlı gülümseyip hediyeleri verince, kadın etrafa bakınıp kağıda çaktırmadan adresi yazıverdi.

Kırk dakikada Veli Amcanın evinin önündeydiler. Araba park etti, tahta çitin yanı sıra yürüdüler, ama köpek göremediler.

Komşu kadın camekanlı kapıdan yaklaştı.

Kusura bakmayın, birini mi aradınız? Dışarıdan ne arıyorsunuz? dedi.

Biliyorum, burada kimse kalmıyor. Ben Veli Amcanın oda arkadaşıydım. Onun son anında yanındaydım.

Aaa! Çok üzüldüm Cennetlik adamdı. Dünyada az kaldı ondan. Allah rahmet eylesin. Oğlu deseniz, kendi haline defnetti, sonra da evi satmak için tadilat planı yapmaya başladı hemen.

Pofuduku gördünüz mü hiç? Veli Amca çok dert ettiydi hastayken.

Tabii ki gördüm. Evden hiç ayrılmadı ki. Hep kapının önünde yattı, gözünü yoldan almadı. Gelecek mi diye Vefat ettiği gece var ya, sabaha kadar uludu, sonraki gece de. Her gece ya uluyor ya sızlanıyor. Ama Serhat denen oğlan buraya yerleşti, bir sabah köpeği azarladı, aldı arabaya koydu, gitti. O günden beri ne köpekte, ne oğlada gözüküyor burada.

Nereye götürdüğünü söyledi mi, Pofuduk nasıl bir köpek?

Kadın telefonu çıkarıp gösterdi, Küçük, çok şeker. Fotoğrafı var

İdil hemen, Aaa, bu resmen Corgi! dedi. On numara köpek. Peki, nereye gittiğini anlatmadı mı Serhat?

Sordum, güya birine sahiplendirdiğini söyledi. Eve zaten almaz. O hayvanları hiç sevmezdi. Şu Veli Amca gibi iyi birinden nasıl böyle bir çocuk çıktı, hâlâ aklım almıyor

Burak ve İdil kadına teşekkür etti, arabadan ayrıldı; ikisi de içlerinde buruk, sessizce durdular.

Kendi kendilerine, Keşke daha önce davransaydık derken, Çabuk olsaydık belki bulabilirdik, diye vicdan azabı çektiler.

Gerçi arabayla civarda defalarca gezdiler, insanlara köpek sorup durdular, ama kimse Pofuduku görmemişti.

Burak, Serhatı arayınca da numarasının engellenmiş olduğunu fark etti; aramaları reddedildi.

Bari iyi birisi bulmuş olsun da, rahatı yerinde olsun dedi İdil, Buraka dönüp.

Kader yine karıştı

Trafik tıkandı, İdil başka bir yola saptı; birkaç kilometre gittikten sonra, kenarda, kadının gösterdiği köpeğe çok benzeyen bir köpek gördüler.

Burak, bu Pofuduk değil mi? dedi İdil.

Olabilir kontrol edelim.

Yavaşça arabayı durdurdular, indiler, köpeğe yaklaştılar.

Gittikçe, bunun tam aradıkları köpek olduğundan emin oldular.

Pofuduk! Burak sevinçle seslendi. Pofuduk!

Köpek aniden döndü, şaşkın bir bakışla Buraka baktı.

Kesinlikle o! dedi Burak. Yanına çöküp elini uzattı. Korkma Pofuduk, ben Veli Amcanın oda arkadaşıyım, o sana iyi bakmamı istedi. Bizimle gelmek ister misin?

Pofuduk biraz tereddüt etti, sonra iyice Burakın kokusunu aldı. Neredeyse günler geçse de, adamın dost kokusunu fark etti. Tüm vücudu sevinçle titredi, kuyruğu sallandı ve başını Buraka dayadı.

Burak köpeğin başını okşarken, minik gözlerinden yaşlar aktı. Burak da duygulandı, İdil ise gözyaşlarını tutamadı.

Hepsi üçü beraber arabaya bindiler, mutlu bir şekilde evlerine doğru yola çıktılar.

Burak ve İdil çok sevinçliydiler; eğer trafiğe girselerdi yolları değişmeyecek, Pofuduk’u bulamayacaklardı.

Ve Pofuduk Gerçekten seven, güven veren insanlara kavuştuğunu hissetti. Ev, yuva, sevgi Başka ne ister ki bir canlı?

*****

Bak ya insanın öz evladı dedi Burak kaşlarını çatarak, evdeyken. Sahiplendim diyecekmiş bir de. Karşıma çıksa ağzına ne gelirse söylerim.

Burak, boşver. Biz Pofuduku bulduk, önemli olan o. O adamı da hayat bir gün yalnız bırakacaktır, akıllanır. Onu sen merak etme, dedi İdil.

Doğru söylüyorsun dedi Burak, göz ucu ile kanepede büzülüp uyuyan Pofuduka baktı. Uyurken minik patilerini oynatıyor, bize gülümsüyor gibiydi.

Belki de Burak, onun rüyasında kime koştuğunu, neden gülümsediğini anlıyordu.

Veli Amcaya selam söyle, dedi içinden, sonra usulca yüzüğü aldığı kutuya uzandı; teklif hazırdı.

O akşam Burak sonunda, ne restoran ne müzisyen, sade bir akşamda, evinde İdile evlilik teklifini etti.

Beklememek lazımmış özel bir anı, ne zaman geleceği belli olmuyor çünkü. “Şimdi ve burada” dedi, ve etti. İdil de hiç düşünmeden evet dedi.

İşte hikaye böyle bitiyorO gece, Burak, İdil ve Pofuduk üçü bir arada kanepenin üzerinde hafifçe sarılıp uyuyakaldılar. Perdeden sızan sokak lambası, salonu huzurla doldurdu; hayatın acılarını kısa bir süreliğine de olsa çeperin dışında tuttu.

Sabah ilk ışığında Burak gözlerini açtı; Pofuduk ayakucunda, İdil baş ucunda seriliydi. O an bir eksikliğinin olmadığını, hayatın ona hem imtihan hem de ödül verdiğini hissetti. Bir sevgi bağının, insanla insanı, insanla hayvanı birbirine nasıl kenetlediğini anladı. Acılar, ayrılıklar ve karşılıksız sevgiler arasında, insana en şaşırtıcı mutlulukları tesadüfler sunuyordu.

Burak kalkıp mutfağa gitti, sessizce kahvaltı hazırlarken pencereden yeni günün doğuşunu izledi. Annesinin yıllar önce söylediği söz geldi aklına: Hayatta bazen erkenden korkarız, bir daha iyilikle bağ kuramayacağımızı sanarız, ama kalbinin açık olduğu yere hayat sürprizler yollar.

O sabah, Burak eline aldığı çaydanlığı salonun ışığına götürdü. Pofuduk başını kaldırıp hafifçe havladı, İdil gülümseyerek üstünü çekiştirdi. Burak ise, geçmişinin gölgelerine bir teşekkür etti; çünkü onlar olmasaydı bugünkü mutluluğu böylesine derin hissedemezdi.

Belki de hiçbir arzu, son değildi; her son bir başka başlangıcı gizlice kucaklar, yeter ki insan vazgeçmasın.

Ve o an, Burak hayatında ilk kez kahvaltı masasında şükredebilmeyi öğrendi. Artık ne hastaneden, ne ayrılıklardan, ne de tesadüflerden korkuyordu.

Çünkü yolun sonunda onu bekleyen, mutlaka bir umut; bir sevgi, bir yuva vardı. Herkese, her canlıya nasip olmuyordu belki ama bazen, bir köpeğin kuyruğunu sallamasıyla başlardı her şey.

Ve Burak, içinden gülümseyerek, sessizce fısıldadı: Hoş geldin, Pofuduk. Hoş geldin yeni hayat.

Rate article
Lifequest
Son Dilek