Acilen Koca Aranıyor

Acilen Koca Aranıyor

Annecim, bak sana acilen yeni bir koca bulmamız lazım! Ama bak, çok ama çok acil!

Ayşe elindeki kahve fincanını az daha düşürüyordu, kahvenin bir kısmı masa örtüsüne zıpladı bile. Fincanı hemen masaya koyup öksürdü ve kızına dikkatlice baktı.

Açıkla bakayım, nedenmiş bu acele? dedi, mümkün olduğunca sakin davranmaya çalışarak. Nereden çıktı bu talep?

Küçük kızcağız, yani Elif, ayaktan ayağa geçti, kafasını eğdi, halının desenini incelemeye başladı. Yüzünde utangaç bir ifade vardı ama yaptığı şeyin doğruluğundan da zerre şüphesi yoktu.

Şimdi Bugün babama dedim ki, annemin artık bir sevgilisi var, dedi ve içini çekti. Adam beni soru yağmuruna tuttu! Sürekli sorup duruyor, Annen buldu mu kimseyi, biri var mı? diye! Her seferinde hayır dedim, sonra başlıyordu uzun uzun anlatmaya Sanki sen, böyle mükemmel bir adamı bıraktığın için hayatın hatasını yapmışsın! Sen bir şeyden anlamıyorsun, böyle harika bir adamı bırakılır mı hiç! deyip duruyor.

Başı kaldırıp annesine bakınca gözlerinde hem öfke, hem şaşkınlık, hem de babasına duyulan hafif bir hınç vardı.

Bir de, sürekli Sen nasıl hata yaptığını anlayacaksın, döneceksin, ondan iyisini bulamazsın ki zaten! diyor. Dayanamayıp Annemin artık bir sevgilisi var! deyiverdim.

Ayşe, saçlarını geriye itti. Eski kocasının o meşhur, burnunda gezen kendine güvenli tonlaması aklına üşüştü her sohbeti kendi haklılığına bağlama hobisi gibi bir şeydi bu adamda.

O anda, neler söylemiş olabileceğini hayal edebiliyorum, dedi hafif alaycı bir gülümsemeyle. Hâlâ benim onu terk etmeme alışamadı. Sanki tek sebebim onun benzersizliğiymiş gibi. Hafta sonları seni çağırmasının da asıl sebebi sohbet etmek değil, benden yeni dedikodular toplamaya çalışması bence. Sağolsun, egosunu senin üstünden tamir ediyor adamcağız.

Elif, derin bir nefes aldı, kendini koltuğa atıp ayaklarını altına aldı. Yastıklardan birinin kenarına dokunarak düşüncelerini toplamaya çalışıyordu.

Kesinlikle öyle anne, dedi Elif, boşluğa bakarak. Bir buçuk saat kendini öve öve bitiremiyor. Başka da benimle ilgilendiği yok, sınavım nasıl geçmiş, iyi miyim, hasta mıyım, bir şey lazım mı diye bile sormuyor.

O kadar sıradan anlatıyordu ki, sanki sabah kalkıp dişini fırçalamış gibi. Elife göre babasının ilgisizliği artık gündelik rutinden farksızdı.

Tavandaki lekeye bakarak babasıyla yaptığı son konuşmayı aklından geçirdi. Her seferinde olduğu gibi, yine kendi harika iş başarılarıyla başlamıştı bu defa ortaklarla yaptığı efsane bir toplantıyı destan gibi anlatmıştı. Sonra hayallerine, işteki zorluklara, herkesin onu nasıl da küçümsediğine geçti. Toplamda bir buçuk saat. Elif zaman tutmuş, annesine anlatmak için. Tam Bu hafta matematik olimpiyatı vardı diye anlatmaya başlayınca, babası Aferin de biliyor musun, benim yaşımdayken ben neler yapmıştım deyip kaldığı yerden devam etti.

Elif omuz silkti, bu anıları da uzaklaştırmak istedi. Babasının başka insanlara dair pek bir dertleri olmadığına çoktandır ikna olmuştu. Annesinin işi zor vallahi, on beş sene bu adamla yaşamak herkesin harcı değil. Belki de sırf Elif için dayanmıştı Ayşe, kızını babasız bırakmak istememişti. Küçükken hep bir gün babasının değişeceğine inanmıştı Elif. Ama koca bir hiç! Boşandıktan sonra birden fark etti ki, onsuz hayat aslında pek huzurluymuş. Kimsenin ilgisinin tamamı ben ekseninde dönüp durmuyor!

Şimdi ben niye hemen birini bulmak zorundaymışım öğrenebilir miyim? dedi Ayşe, sesi biraz sert kaçtı, o da fark etti. Ne var yani, söyledinse söyledin?

Anlamıyorsun, babam duyunca surat bembeyaz oldu! Sonra pancar gibi kıpkırmızı kesildi ve bağırmaya başladı! O kadar dp yüksek sesle ki, komşumuz geldi kapıyı tıklattı! Korktum, yalan yok.

Bir an sustu Elif. Babasının bağıra bağıra bir yastığı sıkmasına, panik panik dolanmasına bakınca neredeyse patlayacak gibi olmuştu adam. Adı, soyadı, boyu, kilosu, mevkisi! Her detay lazımmış güya. Elif de Annem dedi ki özellikle sana hiçbir şey söylememi istemiyor! deyip kestirip attı. Her an annesini de arayıp saydırmaya hazırdı adam belli!

Ayşe usulca doğrulup pencereye yürüdü, uzun uzun kızını süzdü. Valla, bu akşam ona evde resmen festival var! Eski kocasının sinir krizi seviyesini iyi bilirdi. Kızcağız da gözünü seveyim, iyi bir jest yaptı!

Ayşe yanına oturup Elifi sardı, derin bir nefes aldı. Artık cümleyi söylemişti kız. Olan olmuştu, ağzından çıkan söz geri alınmıyor.

Peki Elifcim, niye böyle bir şey uydurdun bakayım? dedi şefkatle. Gayet huzurlu yaşıyorduk biz. Şimdi gene babanın arıza çıkarmalarına bağlanacağız. Telefonu kapatasım geliyor vallahi.

Elif, usulca sarılmadan kurtulup ciddi ciddi annesine baktı. Gözleri ciddiyet doluydu.

Çünkü harikasın! Hem güzel, hem akıllısın, ne kadar arkadaşı var senin, görüyorum. Bir sürü adam da peşinde! Babam ne derse desin, yeter artık! dedi.

Ayşe usulca Elifin saçlarını okşadı, parmaklarının arasında dalgaları dolandırdı. Bakışlarında hem şefkat hem şaşkınlık seziliyordu.

Tamam kuzum, mesaj alındı, dedi. Açıkçası, senden böyle bir isteğin olur mu diye çekiniyordum. Sonuçta babanla boşanalı sadece altı ay oldu.

Bir yanıyla kızının yeni bir ilişkiyi ihanet falan sanmasından çekiniyordu. Ayşe kızının yüzüne dikkatle bakıp bir sıkıntı aradı.

Aman anne, saçmalama! dedi Elif, öyle net bir tonla ki Ayşe ister istemez gülümsedi. Sen mutlu ol yeter bana!

Küçük kız ellerini kavuşturdu, gülerek annesine baktı. Tam o an, birden bulunduğu yaşın çok ötesinde bir olgunluktaymış gibi göründü gözüne.

Ayşe öyle bakarken yüreğindeki endişe de eriyip gitti. Kızı o kadar emin konuşuyordu ki, insanın korkuları dağılıyordu. Belki de geçmişte fazla takılı kalıyordu, gelecekten gereksiz korkuyordu.

Akıllı kuzum benim, dedi Ayşe, bir kez daha sımsıkı sarılarak. İyi ki varsın, iyi ki bu kadar düşüncelisin.

Elif de annesine sokuldu. İkisi de, o an bir kez daha hissetti ki bu minik aile her geçen gün daha da güçleniyordu

***

Ayşe iş yerinde masasındaydı, rapor yazmaya çalışıyordu ama satırlar gözünde dans edip duruyordu. Başında zonklayan bir ağrı sabah hafifçecik hissettirip şimdi ise gök gürültüsü gibi başına oturmuştu. Şakaklarına masaj yaparken neredeyse hareketleri otomatiğe bağladı; gün içinde 20 kere aynısını yapmıştı.

Biraz düşündü, dayanamayıp iş arkadaşına rica etti; ofisin hemen yanındaki eczaneden ağrı kesici getirdi kızcağız. Hapı suyla yuttu, gene rapora bakmaya uğraştı. Yok, nafile. Kafasının içi kurşun dökümü gibiydi, klavyenin tıkırtısı, klimadaki vınlama, uzaktan gelen dedikodular her şey ayakta felaket topu gibi dolanıyordu.

Tam o sırada güvenlikten biri kafayı uzattı. Adam kibar ama gözlerinde bir teyakkuz şüpheli bakış vardı.

Ayşe Hanım, sizi sormaya gelen biri var. Eski eşiniz, aşağıda bekliyor. İnmek ister misiniz, yoksa bizim mi ilgilenmemizi istersiniz?

Ayşe bir an dondu kaldı. İçinde dalga dalga bir öfke ve yorgunluk kabardı. Derin bir nefes alıp dışarıya gülümseyerek döndü.

Tamam, iniyorum. Kusura bakmayın, dedi ve ayağa kalktı.

İçinden minik bir küfür etti. Zaten sabahtan beri keyfi kaçık, başı kazan gibi, bir de adam iş yerine gelip ortalığı karıştırmış! Aramak yok, haber vermek yok, basıp ofisin önüne dayan. Şimdi burada tiyatro oynarsa, pes yani.

Yavaş yavaş yürüdü. Her adım baş ağrısını azıcık daha coşturuyordu Koridor cıvıl cıvıldı: birileri kahve başında, kimisi panik proje konuşuyor Kimseyi duymuyordu bile. Sadece omuzlarını kasma kasma, yumruk yuvarlama!

Ayşe sonunda lobiye vardı, hemen Stası yani eski kocası Saiti, gördü. Sinirli, oradan oraya volta atıyor, resepsiyona gidip geliyor, el kol yapıyor, güvenlikle laf kapışıyor O kadar stresli ki, gözlerinde parlayan öfke, dövdü dövecek.

Ne istiyorsun? diye sordu, hiçbir giriş yapmadan. Sesi gayet düz, içinde birikeni saklamaya çalışıyor. Neyin şovunu yapıyorsun burada? Polisle de tanıştırayım seni mi istiyorsun? Onu da ayarlarız.

Sait birden döndü, kızarmış yüzüyle, ateş saçan gözleriyle Ayşenin önünde durdu. Parmağını sanki cinayet işleyen birine doğrultuyormuş gibi salladı.

Sen! Elif bana her şeyi anlattı! Boşanalı altı ay olmuş, hemen kendine adam mı buldun!

Sesinin içinde inançsızlık, alınganlık, acayip bir kıskançlık vardı. Hep kızının esprisine inanmak istemiş gibiydi. Ama şimdi, Ayşenin yüzündeki sakinliği görünce, şakasının gerçek olduğuna kanaat getirdi.

Ayşe kaşını kaldırdı, başını yana eğdi: hâlâ gevşek, ama bakışlar diken gibi.

Eee, sonsuza kadar sana sadık mı kalacaktım sanki? Boşandıktan sonra bile? Çok oldun sen, sevgili kocacığım. Zaten sadakat konusunu evlilikte pek ciddiye almazdın.

Sait bir an dondu, elini sarkıttı. Neredeyse şaşkınlık geçirdiği belliydi.

Etrafta insanlar gelip geçiyor, kimseyi sallamasalar da arada bakış fırlatanlar vardı. Ama o an sadece aralarındaki incecik çizgi önemliydi birikmiş dargınlık, laf sokmalar, bir de Saitin yeni düzene adapte olmama çabası!

Sen sen diye kekelerken, Ayşe araya girdi.

Sait, tiyatro çevirme burada. İlla konuşacaksan uygun bir zamanda, uygun bir yerde konuşalım. Burası olmaz.

Tiyatro mu, bak sen! Ben sana şimdi tiyatro gösteririm!

Saitin sesi lobinin yüksek tavanında yankılandı. Sinirden yüzü çilek tarlası gibi kızardı, boynunun damarı şişti, elleri yumruk-yumruk oynadı. Tehdit mi yapacak yoksa Nazım Hikmetten dize mi okuyacak, az daha belli değil.

Ben kızımın yabancı bir adamla aynı evde yaşamasına asla izin vermem! Lütfen! Elifi senden tamamen alırım! Bir daha yüzünü göremezsin! Bak gör

Darmadağın laflar, azarlamalar, tehdit ama Ayşenin alaycı bir tebessümüyle sadece omuz silkti. Çocuğu gerçekten alacakmış gibi! Türkiyede mahkemeler öyle mi çalışıyor sanki!

Bitti mi? Vay, tam portatif sirk gibisin, dedi düz, hafif aşağılayıcı bir ses tonuyla. Palyaço mu arayalım?

Tam o sırada, uzaktan biri Burada neler oluyor? diye sordu.

Saitin aklı başından gitti, fırlayıp döndü. Kapıdan, koyu mavi takım elbiseli bir adam giriyordu, duruşu ben bu binada en tepede kimsem, bakışı ise net ve soğuk. Güvenlik bir anda ciddileşti, belli ki şirketin patronlarından biri.

Müdahale etmeyin, bu bizim özel meselemiz! dedi Sait, adama diş sıkarak. Yüzü hâlâ pancar gibi, sesi dikenli telle döşenmiş.

Adam ise ağır ağır yaklaşarak, onları cepheden süzerken hafifçe gülümsedi, bu ise Saitin sinirini iyice tırmandırdı.

Özel mesele eşinle yalnızken olur. Ofisin ortasında stand-up yapınca o iş özel olmaktan çıkar, dedi nazik ama hafif iğneleyici bir sesle.

Ayşe sessiz izliyordu, havadaki tansiyon elle tutulacak kadar yoğundu. Aslında bu adama şirketin genel müdürü Emre Beye böyle bir anda rastlamak şaşırtıcıydı; ama araya girmesi tam da yerindeydi. Saitin tehdit ve çığlık dozunu sıfırladı.

Sait, Sen kimsin de bana karışıyorsun! diyerek atarlanırken, Emre Bey tek adım geri atmadı, öyle bir netlik yayıyordu ki, eski koca sanki üzerine doğru gelinmiş gibi kaçacak delik arıyordu.

Emre Bey, iki adım daha yaklaştı ve Ayşenin beline hafifçe kolunu doladı, gayet belirgin ve göz önünde Herkesin görmesi için.

Kim miyim? dedi ve sesi inceden buz kesti. Ben, Ayşeyi mutlu eden adamım. Kadınıma bağırmaya hakkın yok. Artık Avcılar Karakolunu mu yoksa mahkeme salonunu mu tercih edersin, fark etmez. Bir de kızını koz olarak kullanmaya kalkarsan sanırım söylediklerim yeterince açık.

Sait, kızgınlıkla kiremit gibi olmuş yüzüyle, beyninden vurulmuş gibi bir süre sessiz kaldı. Karşısında kendinden daha alpha biriyle böyle net bir tehdit duymaya alışık değildi.

Kısa bir çırpınmadan sonra, O zaman da nafaka falan bekleme! diye hışımla fırladı.

İstemem ki, dedi Ayşe, adam ortadan kaybolurken. Hiç değilse Elifin babasına gitmesine gerek kalmayacak!

Emre Beyin elinin hâlâ Ayşenin belinde olduğunu fark etti. O dokunuş, o kadar sıcak ve güven vericiydi ki, bir anda yanakları pembeleşti.

Biraz mahcup bir tebessümle döndü:

Teşekkürler Emre Bey, cidden büyük iyilik ettiniz!

Her şeyiyle samimi, sahici, içten bir teşekkürdü bu. Patronun gözlerinde kısa bir parıltı belirdi.

Bunu bir öğle yemeğinde kutlasak mı? dedi gayet rahat bir buyrun işaretiyle.

Ayşe bir an durdu, Çok mu erken, çaktırır mıyım? gibi düşünceler geçti aklından, ama anında Boş ver, ya kısmet! deyip elini uzattı.

Dokunuş net, güvenli ama asla yapışkan değildi. Başından beri boğazına takılmış gerginlik çözülmeden gizlice heyecan ve minik bir merak duygusu sardı içini.

Az sonra, yakın bir restoranda, minik bir masada, ortam yumuşayınca sohbet de su gibi aktı. Hafif bir müzik, taze poğaça ve kahvelerin kokusu Sıcak, iç açıcı saatlerdi.

Emre Bey anlatıyordu: Uzun zamandır aklında olduğunu, hep davranışlarına dikkat ettiğini, gerçekten hoşlandığını ama Ayşenin zorlu bir dönemden geçtiğine saygı duyarak yaklaşmaya cesaret edemediğini Onu incitmekten çekinmişti.

Bugün o adamın sana bağırmasını görünce, duvar gibi durdum, dedi. Başka seçenek yoktu!

Ayşe gülümsedi, kırk yılın başı kendine bu kadar güvenen, onun sınırlarına saygı duyan bir erkek gelmişti.

***

Üç ay sonraydı: Gerilen, köşe bucakta yaşanan o pandemi tadındaki davar ortalık yerlerde evlilikle final yaptı. Emre ve Ayşe evlendi; düğün şahaneydi, Ayşenin hayalleri tek tek gerçek oldu.

Elif, düğünde annesine yardım etti, saçından elbisesindeki son düğmeye kadar ilgilendi. Nikâhta, annesiyle Emrenin birbirine yüzük taktığı an, Elif ikisine de sıkıca sarıldı.

Çok mutluyum, dedi ve gözleri ışıl ışıldı.

Ama sonra dürüstçe ekledi:

Bak, Emreyi seviyorum, iyi ki varsın. Ama babam bir tane, ona baba demem, en azından şimdilik.

Emre kocaman gülümsedi, zerre alınganlık yoktu:

O zaten doğru olan Elif. Aramızda her şey açık.

Saite de davetiye gitti biraz da Al, gör bak, hayat devam ediyor! diye. Ayşe fazla kafa yormadan zarfa tarih ve adresi yazıp postaladı.

Tabii Sait gelmedi. Hatta bu fikre anca içerledikçe içerledi. Bunun yerine bir dizi eski tanıdığı arayarak, içini dökmek yolunu seçti.

Düşünsene, beni kendi düğününe çağırmış! Sence de ayıp değil mi?

Oysa kime anlatsa herkesin kendi hayatı var tarzı cevap alıyordu. Zorla kendini haklı çıkartmaya çalışsa da, kimse dertlenmiyordu: Hayat devam ediyor, insanlar yollarına bakıyor

Sonra Sait başka saplantılarda buldu kendini:

Daha boşanalı altı ay oldu yahu! Bu kadar kısa sürede yeni biriyle mi evlenilir?

Sonra yine başa sarıyor:

Bana hiç şans vermedi ki konuşacak! Belki affettirirdim her şeyi!

Ne dese, tutmadı. Ben ona çok şey yaptım diyerek rol kesmeye kalkınca ise, genellikle E iyi ki yaptın, sen de eşiydin zaten! tarzı tepkiler aldı.

O da en sonunda suskunlaştı. Dört duvar arasında, Ayşeden kalan eski minicik bir toka, bir fotoğraf albümü, Elifin küçülen elbiseleri arasında kala kaldı. Hayat o tarafta biraz zor, biraz buruk akıyordu.

Ama ne olursa olsun, Ayşeyle Emrenin ve Elifin düzeni gayet huzurluydu. Keyifli akşam yemekleri, hafta sonu park yürüyüşlerinde geyikler, televizyon başında kendi kendilerini kandıran minik tartışmalar Güzel, tuhaf, ironik ve hayattan bir hayat Türkiye usulü, cilveli, sıcak bir mutluluk hâli işte.

Rate article
Lifequest
Acilen Koca Aranıyor