Hatasız Yanıt

– Pelin, hazır mısın? Okula geç kalacağım! Zeynep, Kaanın son gömleğini hızlıca silkeleyip balkona gerdiği ipe astı. Camı olmayan, duvarlarında boyalar dökülmüş bu balkon, evde en sevdiği yerdi.

Zeynep korkuluklara yaklaştı ve her zamanki gibi bir süre orada öylece kaldı. Yedinci kattan açılan o muhteşem manzara, nehir ve mahalleye bakıyordu. Güneş doğalı çok olmuştu ve her yer parlak bir bahar sabahında yıkanmış gibiydi. Gözlerini kısıp incecik parmaklarıyla metal korkuluklara tutundu. İşte hayat bu! Parlak, şahane Her şey önünde, öyle bir canlı ki gözlerini kamaştırıyor! Onun için de öyle. Her şey olacak! Yeter ki işlerini toparlasın, her şey tam da istediği gibi gidecek!

Bir bulut geçti, güneşi gölgeledi bir an. Zeynep titredi ve kendine geldi. Etraf birden netleşti, sıradanlaştı. Hep böyledir zaten; önce hayaller, sonra hoop, gerçekler. Gerçi Ne diyordu Sevgi abla? Gerçek dediğin, senin yaptıkların, seçimlerin! Nasıl olacağı bizim elimizde Haklı kadın. Üniversiteyi bitirdi, akıllı biri. Ona hep umut veriyordu: Sen de kazanırsın. Ama Zeynep iç çekti. Sadece istemekle olmuyor. İyice düşünüp tartmak lazım. Evdeki işlere yetişmek zor, babası tek başına baş edemiyor. Küçükler daha ufacık, para dersen yok denecek kadar az. Demek ki Zeynepin seçimi net: Ya okumak ya çalışmak. Şu an başka bir yolu yoktu, çalışıp babasına destek olacak.

Elindeki küçük saatine baktı, onu ikinci sınıfta babası almıştı. Birden irkildi. Geçecekler! Boş kovayı hızla kaptığı gibi balkondan içeri daldı.

Küçük Pelin, yanaklarının altına elini koymuş, en tatlı uykusunda öyle güzeldi ki Zeynep ona bakmaya doyamadı. Ne kadar güzel bir çocuktu! Kirpikleri o kadar uzundu ki yanaklarına değiyordu. Açık kumral bukleleri yastığa dağılmıştı. Saçlarıyla uğraşması zordu ama Zeynep onları asla kesmeye kıyamazdı. Böyle güzellik korunmalı. Annelerinde de bu bukleler vardı. Zeynepin kaşları çatıldı. Anneden pek bahsetmek istemezdi. İnsana çok şey affedilir ama ihaneti asla affedemiyor insan. Onlar da ihanet görmüştü; anne bırakıp gitmişti, Pelin ise daha çok küçüktü, annesini hiç hatırlamıyordu. Küçükken Zeynepe anne diye seslenmiş, bu da parktaki kadınların tuhaf bakışlarına neden olmuştu. Zeynep gülümsedi, ilk seferinde başına üşüşüp onu azarlayan kadınları hatırladı.

Buraya taşınalı çok olmamıştı; babaannesi vefat ettikten sonra onun Dicle Nehrine bakan evini miras olarak babalarına bırakmıştı. Eskiden oturdukları o daracık iki odalı evde artık kimse sığmıyordu, bu yüzden daha geniş, dört odalı babaannelerinin evine geçmişlerdi.

Babaanne, üniversitede profesördü; ciddi, mesafeli, komşularla pek işi olmazdı. Zeynep küçükken neler olup bittiğini tam anlamazdı; sonraları ziyaretleri azaltmıştı. Babaannenin konuşmalarını, insanlara davranışını sevmezdi. Tabii ki yardım için giderdi, ama her seferinde dişini sıkıp, sessizce her şeye katlanır, işini bitirince kaçarcasına evden çıkardı.

– Tıpkı annen gibisin. Senden bir iş çıkmaz! Sadece bizim kanımız ağır basarsa belki. Gerçi, babanda doğa duraksamış, sana ne katar ki? Seni tek kurtaran bilgi olur. Oku! Yoksa annen gibi olursun.

Zeynep cevap vermezdi. Ne desin? Babaanne zaten laf dinlemezdi. Babası, şikayetlerini duyunca Zeynepe kızmazdı ama suratının düşmesi, içine kapanması Zeynep için en büyük cezaydı. Bu yüzden babaanneye hiç karşılık vermez, işini yapar giderdi. Bir defa dayanamadı, babaannesine bağırdı; bir daha pişman olup kendine kızmamaya yemin etti.

– Kardeşlerin büyük ihtimalle babanın çocukları değil! O yüzden onlara bu evde bahsetmeni istemiyorum!

– O zaman bir daha gelmem buraya! Zeynep, yumruklarını sıkarak babaannesine baktı.

– Ne dedin sen? Babaanne şaşkındı, Zeynepin öfkesini biraz yatıştırdıysa da, eline ilk geçen bibloyu fırlatacak haldeydi. O porselen bibloları nefretle silerdi; babaannesi yıllarca biriktirmiş, ihanet saydığı için küçük kardeşlerini eve getirmeyi yasaklamıştı. Dürüstlüğüyle tanınan babaannesi, Benim torunlarım değil, deyip kestirip atmıştı.

– Ben artık gelmeyeceğim! Zeynep çantasını kaptığı gibi, hızla paltoyu geçirip, evden fırladı. Eve üç dakikada varmıştı. Pelin oyun parkında gu gu yapıyor, Zeynep ise çizmelerini kapıdan çıkarıp doğruca gidip kardeşini kucakladı:

– Sen benimsin! Kaan da öyle! Hepimiz akrabayız, bize yeteriz! Başkası gerekmez!

Babası, çocuk kıyafetleri yıkarken banyodan başını uzatıp, gözyaşlarını tutamayan Zeynepe baktı. Pelin, neden ağladığını anlamaya çalışıp Zeynepin yanaklarını işaret ediyordu. Kısa sürede Kaan da geldi:

Ne oldu niye ağlıyorsunuz?

Bilmiyorum!

Kadın milleti işte! Kaan, iki kız kardeşini birden gülerek kucakladı. Hadi, makarna var, akşam yemeği hazır.

Bir saat sonra babaannedendi telefon geldi. Zeynep bulaşıkları bırakıp çeşmeyi kapattı. Babasının sesi önce şaşkın, sonra öfkeli ve en sonunda tamamen sinirliydi. Zeynep sessizce sandalyeye oturdu, dizlerini karnına çekip sarıldı. Yine kıyamet kopacak

Ama düşündüğü gibi olmadı. Hiçbir tartışma çıkmadı. O gece babası mutfağa geldi, onu kucaklayıp alnından öptü ve dedi ki:

Artık babaannene gitmek zorunda değilsin.

Neden?

Çünkü kimsenin seni ve sevdiklerini aşağılamasına hakkı yok, isterse en yakın akraban bile olsun.

Zeynep, babasına sımsıkı sarılıp derin bir nefes aldı. Bitmişti o sıkıntılı zamanlar, artık küçüklerle ve işlerle ilgilenebilecekti.

Babaanne, bir buçuk yıl sonra vefat etti. Son iki ayda, babası hastanede kalınca, Zeynep yeniden, bu defa başka bir gözle, onunla görüşmüştü. Hastane yatağında incelmiş, küçülmüş bir kadın Sadece insanlara karşı tavrı değişmemişti. Hemşirelere kabalık yapınca, Zeynep babasının elini tuttu.

Ben kalacağım.

Kızım

Gerekli baba!

Hemşireler rahatladı; çünkü Zeynep aracı olunca huzur gelmişti. İkinci öğretim okuduğu için sabah kontrollerine koşturabiliyordu. Sessizce Zeynepin oturuşunu görünce, babaanne tonunu düşürür, hemşireler işlemlerini rahat yapardı.

Sen harika bir kızsın! Başhemşire, Zeynepi omzundan sarardı. Ama babaannen İçinde sevgisi olmayan, hiç mutlu olamamıştır. Allah korusun, böyle insanlardan uzak dur. Hayatını mahvetmiştir, anlamadan göçüp gider.

Zeynep, babaannesinin son gününde onu garip derecede sessiz gördü. Dışarıda hava kapalı, gökyüzünü izliyordu. Zeynep, son satırlarını deftere yazıp toplamış, ayağa kalkmıştı.

Gitmem lazım.

Dur Zeynep şaşkındı; sesi fısıltı gibiydi. Hakkını helal et yavrum Her şey için Hayat ne tuhaf geçti Babanı koru

Zeynep başını salladı, çantasını kaptı çıktı. Tam kapıdan çıkarken geri döndü, sessizce babaannesini yanağından öptü.

Dinlen, akşam tekrar uğrarım.

Çıkarken onun gözlerini kaçırdığını gördü, hızla odadan çıktı. Okula ulaşmak bir saat sürüyordu. Zaman tam kısıktı.

O gün babaanneleri vefat etti. Baba haberi sessizce verdi, Zeynep ise kardeşleri alıp odasına geçti. Onun için belki bu acıydı, ama babası için O, annesiydi. Zeynep biliyordu ki; babası gece boyu mutfakta oturacak, sonra kalkıp çocuklar görmesin diye gözyaşlarını silecek, ertesi günün yemeğini hazırlayacaktı.

Taşınmak zordu. Pelinin hastaliği, Kaanın huysuzlukları, babasının iş-ev arası koşturması Zeynep eşyaları kolilere yerleştirirken, yeni evde bambaşka bir hayat dilerdi. Kiminle konuştuğunu bilmezdi ama birinin onu duyduğuna inanırdı.

Yeni evde herkesin ayrı odası olmuştu. Ama kısa sürede Pelinin yatağı ablasının odasına taşındı; çünkü gece kötü uyuyan Pelin, yine ablasının yanına geliyordu. Kaan mutfakta, Zeynepin en çok zaman geçirdiği yerdeydi. Beraber yemek masa­sını paylaşıp, ödevlerini birlikte yapıyorlardı.

Patatesleri tuzla! Zeynep fizik sorusu çözüyor, genellikle dikkatini bölmemeye çalışıyordu.

Zeynep, çorba kaynadı, şimdi ne ekleyeyim?

Bekle Zeynep kalemi bırakıp sebzeleri doğrayordu.

Ben bu eksi sayılarla uğraşamıyorum! Zeynep?

Gel, bakalım nerde hata?

Pelin yan masada resim çizer, ablası ve abisi gibi o da iş yapmak isterdi.

İlk zamanlar zorlandılar. Baba çalışınca çocuklar Zeynepin sorumluluğundaydı. Kaanı idare etmek kolaydı ama Pelin daha zordu. Anaokulu yardım etse de, Pelin sık hastalanır ve Zeynep okulu aksatmak zorunda kalırdı. İşte böyle bir zamanda Sevgi ile tanıştılar.

Kapı komşuları Sevgiyle parkta tesadüfen tanıştılar. Pelin, salıncağa binmek istedi, ama sıra vardı.

Anne! Pelinin sesi herkesin dikkatini çekti.

Kim bu çocukla genç kadın? Evli mi, bekar mı, kaç yaşında? Hemen lafa karışanlar oldu.

Pelin ağlıyor, Zeynep uzaklaştırmanın yolunu arıyordu.

Ne oluyor burada?

Zeynep irkildi, dönünce babaannesinin ses tonuna benzeyen biriyle karşılaştı. Bunu duyanlar bir anda sessizleşti.

Sevgiciğim hoş geldin!

Şık giyimli kadın oğlunu kucakladı.

İyi ki geldin Sevgiciğim. Yeni komşumuz pek hoşumuza gitmemiş galiba

Yüksek sesle burnunu çeken kadın, yanındaki torbasını aldı. Komşuları tepeden tırnağa süzdü.

Sorun ne? Sevgi baktı.

Yaşlı bir kadın, kollarını kavuşturmuş:

Bakar mısın Sevgiii, kızcağız çocuk doğurmuş! Sen hukuktan anlıyorsun Bunları yetkililer bilmeli! Çocuğu çocuk büyütür mü? Yetimhaneye versinler! Kız okusun, çocuk da devletin olsun.

Başka? Sevgi gözlerini kaldırdı.

Kadının söyleyecekleri vardı ama çekiniyordu; sonra toparladı, torununun elinden tutup çıktı.

Dağılıyoruz hanımlar! diye omzunu silkti Sevgi. Peki, kim bu çocuk senin için?

Kız kardeşim.

Bir sorunuz var mı?

Kadınlar sessizce parktan ayrıldı.

Senin adın nedir?

Zeynep. Bu da Pelin.

Benim adımı zaten duydun. Sakın bana teyze deme, hem daha çok gencim.

Peki Sevgi diyeyim?

Tabii! Teyze neymiş, genciz, arkadaşız biz, dedi.

Sonrasında nasıl olduysa Sevgi, Zeynepin samimi dostu oldu. Kim der ki, bir genç kız ile otuzlarında bir kadın arkadaş olur? Ama yukarıda biri, Zeynepin buna ihtiyacı var deyip bir fırsat vermiş olmalıydı.

Kısa sürede Zeynep anladı ki; Sevgi apartmanda herkesin hem saygı duyduğu hem de çekindiği biriydi. Aile avukatıydı ve herkes bir noktada ona danışmak zorunda kalıyordu. Sevgi kesinlikle sır tutmasını iyi bilirdi.

Bilseydin ben buradakiler hakkında neler biliyorum! gülüyordu, perde takarken Zeynepe. Güzel kumaş, ütülemek zor ama.

Neden senden korkuyorlar?

Herkes iyi görünmek ister Zeynep. İnsanlar başkalarına iyi görünce, kendileriyle barışık olur. Ama kim ister ki dedikodusu ortaya çıksın: Babasına bakmayan, nafaka ödemeyen O zaman yıkılırlar.

Zeynep başını salladı; tabii, bu yüzden babası da bu eve taşınmaya karar verdi. Annen neden yok? sorularından uzak olsun diye

Sevgi, Zeynepin hayatında ilk defa anneyle ilgili sırrını paylaştığı biri oldu. Neredeyse içine atılan her şey Zeynepte biriktiğini yeni fark etmişti. Ya bir gün babaanne gibi olursa?

Bir gün Sevgi, Zeynepten kedisini beslemesini rica etti.

Duruşmam var. Geç dönerim. Akşam da doktor var, sonra bir görüşme daha Öyle aç kalmasın yoksa bana küser.

Kedi bu, ne yapacak ki?

Sevgi güldü:

Gece uyutmuyor. Sabah kapıyı tırmalıyor sessiz kalınca.

Kapıyı çekip tutamaz mısın?

Sevgi içeri çağırdı:

Bak! Mutfak kapısını kapadılar, orada Uyuz yastığın üzerinde karnını açmış yatıyordu.

Parmaklarıyla bir, iki, üç dedi; hemen arkasından küt diye bir tırmık sesi Zeynep irkildi.

Vay canına!

İşte böyle! Çıkmayınca evi ayağa kaldırıyor! Sevgi kediyi kucağına alıp okşadı. Bazen düşünüyorum, evin sahibi o da ben kiracıyım!

Mamanın yerini gösterip çıktı.

Zeynep okulda biraz oyalandı, Pelini kreşten almak, dükkanda çikolata seçmesi derken geç oldu. Evde Kaan matematik yardımı istedi. Sevgininki aklına ancak sekizde gidebildi.

Kusura bakma Uyuz! Anca geldim! Dedi, mama paketini koydu.

Kapı açıldı, Sevgi yorgun bir gülümsemeyle:

Sen geldin demek Sağ ol, unutmamışsın.

Şey, Sevgi abla

Sevginin bir anda yüzü asıldı, ellerine kapandı, sessizce ağlamaya başladı. Zeynep donduruldu kaldı, hep güçlü, hazır cevap biriydi Sevgi. Özellikle onun ağlaması garipti. Sessizce yanına oturup, Sevgiyi omzundan sardı.

Pardon Patladım. Zor bir gün, dertleşecek kimsem de yok. Annem gitti, başka da kimsem yok.

Ben ne sayılırım? Dedi Zeynep gözlerinin içine bakarak.

Sevgi gülümseyip Zeynepin saçlarına dokundu:

Buklelerin harika! Hayatın ironisi, dedim mi: Kadınlar hep iki şey ister; kıvırcık saç ve çocuk!

Bir an sonra sessizleşti. Zeynep uzandı:

Saç basit, kuaför yapar. Ya çocuk?

Alakasızsa da soruverdi Zeynep; çünkü Sevgi ona çok şey kazandırmıştı, Peline bakmış, Kaanı gözetmiş, evi düzene sokmada yardımcı olmuştu.

Sevgi dosya çıkardı:

Çocuk kısmı, bak İncecik bir dosya, kaderimin kararı Zeynep… Çocuğum olmayacak. Asla. Kendim yüzünden. Bazı hataların telafisi olmaz.

Kısa evliliğinden, eşinin sevinciyle başlanıp, balayına çıkma hayaliyle sonlanan macera Herkes çocuk istiyordu ama bir türlü karar verilemiyordu. Hamilelik plansız gelince Biraz daha para, yeni ev, dünya turu, sonra çocuk tamam derken kaza Türkiyeden uzaklarda, bir skuter kazası Zeynepin içi burkuldu. Hastanede uyanan, çocuğunu kaybeden Sevgi eşini de kaybetti. Kimse kimseye destek olamamış, kendi yasında iki ayrı insan olmuşlardı.

Boşandıktan bir süre sonra işler düzeldi, yine de arkadaş kalabilmeyi başardılar. Yıllar sonra aynı masada buluştular, eski günleri andılar, geçmişi konuştular. Ama sadede gelince, evlilik yine gündeme getirildiğinde Sevgi uzun düşündü.

Çok düşündüm Dedi Sevgi, gözyaşlarını sildi. O çocuk olmadan onun yanında olamam.

Bu kesin mi? Belki doktorlar yanılıyordur Kimbilir, belki bir ihtimal?

Çok az, neredeyse yok. Olmazsa?

O zaman düşüneceksin. Önce dene, sonra üzül.

Sevgi Zeynepi sımsıkı kucakladı.

Senin bu yaşta, bu sabır Nereden geliyor bilmiyorum.

Öğretmenlerim sağlamdı, diye homurdandı Zeynep, çaydanlığa uzanırken.

Bana anlat. Sen hiç anlatmadın, neden annen yok. Hadi, açık açık. Açık konuşmak bu geceye mahsusZeynep bir an duraksadı, Pelinin uykudan sonra nasılsa koşup ablasına sarıldığı anları, Kaanın bazen dalgınca annesini sorduğu günleri düşündü. O acı, onlarda ince ince akıyordu zaten, açıkça konuşulmasa da her bakışta belliydi. Pencereden dışarı süzülen loş ışıkla Sevgiye döndü.

Annem gitti, çünkü zordu. Kendi hayatını seçti, bizlerden vazgeçti. Hep düşünürdüm, neden bizi seçmedi? Sonra bir gün babam dedi ki: İnsan kalmak için bazen neyi taşıyamayacağını görmen gerekir. Bunu anlayana kadar kızdım ona. Şimdi Sadece anlıyorum belki de insan olduğumuzu.

Sevgi başını salladı, gözlerinin dolduğunu gizlemeden:

Her şeye rağmen, nasıl bu kadar sevecensiniz? O kadar iyi bakıyorsun ki kardeşlerine!

Zeynep hafifçe güldü, dudağının kenarı titredi.

Bir tek yol bizde var Sevgi abla Sarılmak. Küsmemek. Bazen bağırırız ama, sonra birbirimize çay koyar, makarna yapar, yine konuşuruz. Annem gitti, babaanne gitti ama biz hep buradayız birbirimize. Çünkü başka kimsede yok bu güç.

Dışarıdan çaydanlığın sesi, evde Pelinin uyanıp Ablasını istiyoruuumm diye seslenmesi aralarındaki havayı yumuşattı. Zeynep ayağa kalktı, kapıya yönelirken Sevgi arkasından seslendi:

Buraya gel Benim de sana sarılmaya ihtiyacım var.

Küçük bir salonun ortasında iki kadın, hayatın onlara yüklediği ağırlıkla ama birbirlerinde teselli bularak, sımsıkı sarıldılar. Bir an hepsi anlamını yitirdi. Evler, kayıplar, acılar, yanlışlar Hepsi geride kaldı. Onlar, her şeye rağmen sevgiyle büyütülen yeni bir aile oldular. Dışarısı hâlâ soğuktu, ama içerideki o sıcacık ışık, Zeynepin hayal ettiği her şeyden daha gerçekti.

Ve Zeynep o an içinden sessiz bir söz verdi; ne olursa olsun, korkmak yerine, hayatı hep sevgiyle karşılayacaktı. Çünkü, her hikâyede en sonunda kazanan, en çok sevgiyi veren olurdu. Bunu biliyordu; o yüzden, defterinin bir köşesine küçük bir not düştü:

Hayat bir gün biter, ama sevgiyle yaşanan anlaronlar hep hatırlanır.

Rate article
Lifequest
Hatasız Yanıt