Nermin Hanımın kocasının, yazlık komşuları Şenayla görüştüğünü öğrenmesi, o gün tuz istemek için Şenaya uğradığında oldu. Salatalık turşusu kuracaktı, evde bir avuç tuz kalmamıştı.
Kapıyı açan Yavuzdu. Kendi Yavuzu. Üzerinde donu ve atletiyle.
Yavuz? diyebildi ancak Nermin.
Yavuz bir anda bembeyaz kesildi, ardından pancar gibi oldu, sonra yine bembeyaz.
Nermin… Dur, ben sana anlatacağım…
Tam o sırada arkasından Şenay, yıllar önce dul kalan komşu, belirdi. Üzerinde de sabahlık, sabah aceleyle geçirmiş belli ki.
Yavuz, kim gelmiş? diye sordu Şenay, Nermini görünce bir an tökezledi. Ayy
Üç kişi, birbirine baka baka öylece dikilip kaldı. Sonra Nermin, hızla arkasını dönüp, neredeyse koşar adım bahçe kapısına yöneldi.
Nermin! Dur! Yavuz arkasından fırladı, don atlet hâlinde meydanda.
Yazlıkçıların olduğu o on iki parselin bulunduğu sokak, anında şenlik yerine döndü. Herkes sokağa döküldü. Yavuz Bey, o saygın adam, tüm yazlık derneğinin başkanı, karısının arkasından donuyla koşuyordu.
Vay, medreseye yeni hoca gelmiş! diye böğürdü soldaki komşu, İdris.
Nermin hızlıca eve girdi, içerden kapıyı kilitledi. Yavuz kapıya vuruyordu.
Nermin, aç! Bir izah edeyim!
Kaç yıl? diye bağırdı Nermin, kapının ardından.
Neyi?
Kaç yıldır görüştünüz?
Yavuz sustu. Sonra mırıldandı:
On sekiz.
Nermin kapının dibine, yere çöküverdi. On sekiz yıl Oğlu Mertin yaşı, tam on sekiz işte.
Bahçe kapısı gıcırdadı, Şenay girdi. Saçını başını düzeltmiş, üstünü başını toparlamış.
Nermin, çık biraz, konuşmamız lazım.
Hadi canım! Yılan gibi kadın!
Nermin, yetişkin insanız. Hadi, kavga çıkarma boşuna.
Nermin yutkundu, çıktı, oturdu basamağa. Şenay da yanına. Yavuz az ötede, biçare.
On sekiz yıl! dedi Nermin. Nasıl yani? Nasıl oldu bu?
Hatırlıyor musun, o sırt ağrısından hastanede yatmıştın ya, iki ay?
Bunu unutur mu! Ameliyattı, uzun iyileşme Yavuz o yıl salatalıkları kurutmuş, domatesleri çürütmüştü. Nasıl idare ettiğine şaşmıştı zaten.
O zaman ben yardım ettim ona, dedi Şenay. Bahçe, yemek işleri. Sonrası…
Sonrası çorap söküğü, geveledi Yavuz.
On sekiz yıl boyunca aptal yerine konmuşum! Nermin ayağa kalktı. On sekiz!
Yok canım, Şenay da kalktı. Sen kendi hayatını yaşadın, biz de kendimizinkini.
Bizimkini mi? O benim kocam! Çocuklarımın babası!
Ee, bırakmadı ki adamlığını. Çocuklar doydu mu, bahçe ne halde, evle yazlık duruyor mu?
Nermin elini kaldırdı, Yavuz hemen tuttu.
Nermin, yapma.
Elini sürme!
Nermin sıyrıldı, eve girip kapıyı çarptı. Sokakta kalabalık artmış. Haber yazlıkta altı dakikada yayılır.
Dağılın bari! Yavuz bağıra bağıra. Gösteri bitti!
Ama kimse dağılmadı tabii; herkes yorum yapıyor. Üçüncü parselden Zeynep bağırıyor:
Ben hep biliyordum! Birlikte gezdiklerini gördüm.
Hadi ordan, dedi kocası, Körebe gibisin, ne göreceksin?
Ya sen körsün! Benim gözüm dört açılıyor!
Akşam Nermin verandada, Yavuz evin içinde ping-pong topu gibi dolanıyor.
Nermin, de bir şey.
Ne diyeyim? Boşanalım mı?
Ne boşanması? Altmış yaşına geldik!
Eee? Altmıştan sonra boşanmak mı yasak?
Nermin, çocuk gibi yapma Allah aşkına. Kırk yıl geçti aradan!
Sekiz yılı Şenayla geçirmişsin.
Seninleyim ben! Sadece bazen ona da uğradım.
Bazen?
Hımmm, haftada iki, anca üç.
Haftada iki gün on sekiz yıl boyunca! Bu bazen mi Yavuz? Bu profesyonellik.
Karşısına oturdu.
Nermin, anlasana. Seni seviyorum. Ama Şenay başka…
Daha mı iyi?
İyi değil, sadece farklı. Sen ev, çocuklar, düzen. Onun yanında usulca dinleniyorum. Dünyadan bir adım uzak.
Dinlenmek mi! Benim de dinlenmeye ihtiyacım var. Ben salatalıklarla uğraşıyorum.
İşte bütün mesele bu! Sen hep bir işe koşturuyorsun. Salatalık, domates, reçel Arada ben bir oturup sohbet edeyim, içeyim istiyorum.
Benle sohbet olmuyor mu?
Seninle hep torunlar, çocuklar, bahçe konuşuyoruz. Onunla hayattan, kitaplardan
Kitap mı okuyor o? Nermin şaşırdı, çünkü Şenay köy çıkışlı, basit kadın diye bilirdi.
Okuyor. Şiir, roman, klasiklerden.
Nermin gülmemek için kendini zor tuttu. Yavuz ve klasikler.
Sonra?
Bilmem. Neyi istersen…
Ben mi? Ya sen?
Ben Nermin, ben altmış iki yaşındayım Bundan sonra karar değil, huzur zamanı.
Kiminle huzur, benle mi, onunla mı?
Yavuz sustu. Sonunda şöyle dedi:
İkisi nasıl olur?
Nermin, eline ilk geçen şeyi Yavuza fırlattı: salatalık kavanozu. Iska geçti, duvarda patladı.
Defol git!
Yavuz çekip gitti, elbette Şenaya.
Gece Nermin uyuyamadı. Evlilik, çocuklar, torunlar. Orta yerde on sekiz yıl yalan.
Gerçi, ona sadakat sözüm var mıydı? Aşk yemini etmişler miydi? Hayat işte, biriyle böyle, ötekiyle öyle.
Sabah Beşinci Parselden Sultan geldi, elinde elmalı turta.
Nermin, güçlü ol.
Sağ ol, canım.
Gerekirse kocam Yavuzun ağzını burnunu dağıtır.
Aman boş ver, çocuk muyuz biz?
Ne yapacaksın şimdi?
Valla hiçbir şey.
Ben olsam kovarım. Aldatıcıya ne hacet!
Sultan, senin koca da geçen gün Zeyneple üçüncü parselin orada beraberdiler hani?
Sultan kıpkırmızı oldu.
Hani, ne gördün?
Ahududu çalısında gördüm.
O o öyle değil!
Nedir peki?
Bahçe meseleleri konuşuyorlardı!
Sarmaş dolaş mı?
Sultan, surat asıp çıktı.
Öğlene doğru İdris göründü.
Nermin Hanım, şey Bahçeyi sürmemi ister misiniz?
Ay sağ ol, gerek yok.
Şey Yavuz Bey dedi ki, akşama gelip eşyalarını alacakmış.
Eşyası neymiş, donu mu?
Onu bilmem. Ben aktardım.
İdris sallana sallana gitti.
Akşam Yavuz geldi, ezik bir ifadeyle.
Eşyaları alacağım.
İyi al.
Eve gitti, Nermin peşinden.
Yavuz, niye Şenay? Ne var ki onda?
Yavuz durdu.
Bilmiyorum. Onunla daha rahatım.
Benimle çok mu zordu?
Zor değil. Ama sen hep her şeyi biliyorsun; nasıl salatalık kurulacak, patates ne zaman ekilir, toruna bayram harçlığı ne kadar verilir Oysa Şenay bilmiyor, bana soruyor her şeyi.
Kendini önemli mi hissediyorsun?
Sanırım öyle.
Nermin yatağa oturdu.
Yavuz, bilmediğim şeyler var; mesela biri kocası on sekiz yıl komşusuyla flört etmişse sonrasında nasıl yaşanır bilmiyorum.
Nermin
Çocukların yüzüne nasıl bakılır, toruna “deden niye komşuda oturuyor,” diye nasıl açıklanır, onu da bilmiyorum.
Gerek yok açıklamaya!
Var Yavuz. Yiğit yarın geliyor. Karısıyla, bebekle. Ne anlatacağım?
Tartıştık de.
Yavuz yanına oturdu.
Nermin, unutalım hepsini?
Nasıl yani?
Hiç yaşanmamış sayalım.
Ha, tabii! Şenay arka bahçede, biz burada, üç maymun.
Ee, sen ne öneriyorsun?
Nermin pencereye yürüdü. Bahçede Şenay yine sabahlığıyla salatalık suluyordu.
Bak Yavuz, nerde yaşamak istiyorsan orada yaşa. Sadece torunlara açıklamayı sen yap.
Nermin!
Ayrıca bu yıl salatalıkları sen kur. Ben uğraşmayacağım.
Ben bilmem ki!
Şenay bulur bi yolunu. Her konuda uzman ya, öğrensin bakalım.
Yavuz bohçasını kaptı, gitti. Sokak yine seyir halinde.
Gece, Nermin bir sesle uyandı. Bahçede dolaşan var. Çıktı baktı, Yavuz gene serada.
Napıyorsun?
Domatesleri kontrol ediyorum. Yarın sıcak olacakmış, açılmalı.
Sen taşınmadın mıydı?
Taşındım. Ama bu domatesler benim, daha canım!
Ee?
Eesi, bırakabilir miyim hiç?
Kapaklarını açtı, gece gece parka döndü.
Ertesi sabah Yiğit, ailesiyle geldi.
Anne, babam nerede?
Komşuda.
Misafirliğe mi?
Orada yaşıyor.
Oturdular. Nermin durumu özetledi, gereksiz ayrıntı yok.
On sekiz yıl mı?! Anne, yani Mert doğarken?..
Aynen oğlum.
Yiğit Şenaya gitti. Bağırış çığırış, kapı çarpıldı. Geri döndü.
Babam, ikinizi de seviyormuş.
Helal olsun.
Anne, ciddi misin, adam seviyor belki.
Yiğit, iki kadını sevebilir misin?
Yo, benlik değil. Babam başka.
Öyle ya.
Torun gelmiş, sordu:
Babaanne, dedem niye Şenay Teyzede yaşıyor?
Bahçeye yardım ediyor yavrum, dedi Nermin.
Yiğit güldü:
Anne, yıkılıyorsun vallahi!
Gece tekrar gürültü. Nermin çıktı. Yavuz, bahçeyi suluyordu.
Yavuz, hastasın galiba?
Kuraklık var! Hepsi kuruyacak!
Yeni ailenin bahçesini sula, hadi.
Şenayın da var onun bahçesi!
Orayı sula, buraya dokunma.
Ama burayı da bırakamam!
Nermin hortumu aldı.
Ver yardım edeyim bari, sabaha kadar sulayacak mısın?
İkisi suladı bahçeyi. Sessizce. Sonra bankta oturdular.
Yavuz, cidden kimi daha çok seviyorsun?
Nermin, ne biçim soru bu?
Vallahi ciddi. Hangisi?
Yavuz düşündü.
İkinizi de. Ama farklı.
Nasıl farklı?
Sen hayat arkadaşım. Alışmışım, güvenirim, eksik kalırsam şaşarım. O ise, arada bir gelen bayram gibi; seyrek ama eğlenceli.
Yavuz, ya ben ölsem?
Aman Nermin, saçma konuşma!
Diyelim ki öyle oldu; onunla evlenir miydin?
Bilmem. Sanmam.
Neden?
Çünkü o zaman o da alışılmış olur. Bayram da kalmaz.
Demek iki taraftan da vazgeçemiyorsun.
Anlaşılan öyle.
Göğe bakıp uzun süre sustular.
Yavuz, ben de kendime bayram mı çıkarsam?
Yavuz zıpladı.
Hangi bayram? Kimle?
Hani İdris yardım teklif ediyordu. Onunla.
İdris?! Kafasını kırarım!
Ne yapacaksın? Sen zaten Şenayla berabersin.
O iş başka!
Farkı ne?
Nermin, sen öyle biri değilsin!
Nereden biliyorsun, belki ben de klasik okurum!
Okumazsın.
Okurum bak, yarından tezi yok başlarım!
Yavuz ayağa kalktı.
Nermin, hadi ciddi ol, sen ne istiyorsun?
Nermin düşündü. Her şey eskisi gibi olamazdı ki zaten.
Huzurlu yaşamak. Salatalık kurmak. Torun sevmek.
Eee?
Eeesi yok. Ne zaman nereye gitmek istersen, git. Yeter ki yalan söyleme.
Ya İdris sana gelirse?
Gelmez. Onun gönlü dokuzuncu parseldeki Nazanda.
Nereden biliyorsun?
Ben kör değilim Yavuz. Sadece susuyorum. Herkes gibi.
Sabah Yavuz geri döndü, bohçasıyla.
Geri dönebilir miyim?
Kulübedeki yatağı şişir, orada yat. Sığışırsın bir şekilde.
Bohçasını koydu, gitti şişme yatağını almaya.
Komşular yine pencereden bakıp fısıldaşıyor. Şenay salatalıklarını sular, sanki hiçbir şey olmamış gibi.
Oğlu kapıya çıktı.
Anne, babam döndü mü?
Kulübede matras şişiriyor.
Sen tam iyilik meleğisin, affettin onu?
Yok, aptalım sadece. Değişmek de artık geçti yaş
Bir hafta sonra Yavuz kulübeden eve terfi etti. Bir ay geçince Nermin, onun haftada iki kez komşuya gittiğini fark etmemeye başladı. Bir yıl sonra artık mahallede bu macera hatırlanmıyordu, yeni dedikodular vardı. Zeynep üçüncü parselden beşinci parselleki Mahire gitti, Sultan, Zeynepin kocasına taşındı.
Nermin salatalık kurar, Yavuz yeni bir sera yapar, Şenay arka bahçede kitap okurdu.
Aşk dediğin nedir zaten? Kırk yıl yaşamak, çocuk büyütmek, ev kurmak, bahçe dikmek.
Ve sonunda fark etmek: Bu dünyada hiçbir şey kusursuz değil. Hele aşk hiç değil.
Hele hele bizim buralarda, hiç değil.




