Sadece Yaşamaya Devam Etmek
Zeynep, küçük, yaramaz bir kız çocuğuydu; iki yana savrulmuş saçları, ışıl ışıl parlayan gözleri ve oyunlardan kızarmış yanaklarıyla köydeki geniş, ferah verandada koşuşturuyordu. Şenliğin, neşenin tam ortasındaydı. Abisinin arkadaşı yavaş adımlarla çıkışa yönelirken Zeynep birden durdu, nefes nefese kalıp ardından koştu.
Hiç düşünmeden delikanlının yanına sıçradı. Küçük, sıcak elleriyle adamın bileğini kavradı. Başını yukarı kaldırıp ona hayranlıkla, masumca baktı ve neşeyle gülümsedi:
Seni asla bırakmayacağım! Büyüyünce kesin seninle evleneceğim! Yeter ki bekle!
Delikanlının yüzünde hafif bir şaşkınlık belirdi, sonra gözlerinde yumuşak bir gülümseme yayıldı. Bu ufak yaramaza hem şefkatle hem de şaşkınlıkla bakıyordu. Sakin bir sesle, ama şakayla karışık bir tonda cevap verdi:
Beklerim ben seni.
Sonra elini uzatıp Zeynepin kabarık saçlarını şefkatle karıştırdı; iki yandaki kuyruklar daha da dağılmıştı. Zeynep bir an gözlerini kıstı ama hemen tekrar gülümsedi, ellerini bırakmadı.
Ama önce, diye devam etti adam, eğilip göz hizasına gelerek, güzelce derslerine çalış, annenle babanı dinle. Böylece bir gün sana nişanlım diyebilirim.
Sesi sert çıkmıyordu; aksine içten, sıcak ve samimiydi. Sanki çocuk değil, kendi yaşıtıyla konuşuyordu. Zeynep bir an düşünmüş gibi durdu, sonra başını hızla salladı, erkeğin elini daha sıkı tuttu:
Söz! En iyi ben olacağım!
Verandada, yazın o tasasız neşesi, güneşin sıcaklığı ve çocukça umutlar havada asılı kaldı. O an, Zeynep için her şey gerçek ve mümkündü…
****
Yıllar geçti Zeynep, odasında ders çalışıyordu. Havanın kararmasıyla pencereden loş bir mavi ışık süzülüyordu; evde alışılmadık bir sessizlik hakimdi. Yalnız, yan odadan abisi Oğuzun sesi geliyordu; telefonda konuşuyordu ve sesi normalde olduğundan daha neşeliydi.
Zeynep arada bir kulağını kapıya vererek dinlemeye başladı. Konuşmada “Baran” ismi geçince kalbi hızlandı. Oğuz bir buluşmadan, kafeden ve onun gülümsemesinden bahsediyordu. Kuşkuya yer yoktu; Baranın yeni bir sevgilisi olmuştu.
Kendini toparlayamadan ayağa fırladı, sessizce abisinin odasına yaklaştı ve kapının soğuk tahtasına kulağını dayadı. O iç buruklukla dinledi. Kafasında Belki de düşündüğüm şey değildir düşüncesi dolanıp durdu.
Az sonra Oğuz konuşmayı bitirip koridora çıktı. Zeynep aniden doğruldu, sanki suçüstü yakalanmış gibi.
Baranın sevgilisi mi var? diye sordu, daha Oğuz bir şey demeden. Sesi titredi, ama güçlü görünmeye çalıştı.
Oğuz durdu, ona dikkatle baktı ve derin bir nefes aldı. Gözlerinde öfke yoktu, sadece yorgun bir anlayış.
Yine mi başladın? diyerek gözlerini devirdi. Zeynep, on altı yaşına bastın artık. Büyü de şu çocukça aşkı geride bırak. Boşuna kendini kandırıyorsun.
Zeynep başını kaldırdı, gözleri inadın ve tutkunun ateşiyle parladı. Kollarını karnında kavuşturdu; tüm vücudu kararlı bir isyanı gösteriyordu.
Asla! diye karşı çıktı, başını hayır anlamında salladı, altın sarısı saçları uçuştu. Sen hiçbir şey anlamıyorsun! O beni mutlaka sevecek! Sadece çocukça bir heves değil bu. Bu gerçek!
Söylediklerine kendisi bile sonuna kadar inanmak ister gibi sesini yükseltti. Baranın ona ara sıra attığı o kısa bakışları, minik gülümsemeleri, tesadüfen temas ettiği anları tekrar tekrar kalbinde biriktirmişti; onlar umutlarının temel evidi.
Oğuz, kardeşine bakıyor, ne söyleyeceğini bilmiyordu. Zeynepin gözlerindeki parlaklık, titreyen dudakları… Kardeşinin bu çocukça aşkının artık bir eğlenceden fazlası olduğunu anlıyordu.
****
Sabahın ilk ışıkları odadan içeri sızarken, Zeynep rüzgar gibi salona daldı. Yüzü, yeni doğan güneşten daha parlaktı. Gözleri pırıl pırıl, yüzünde tarifsiz kocaman bir tebessüm vardı.
Daha soluklanmadan abisinin yanına gitti. Oğuz sakince kahvesini yudumlayıp tabletinden haberleri karıştırıyordu.
Baran bana sevgili olmayı teklif etti! dedi Zeynep, sevincini zor zapt ederek. Sesi çan sesi gibi çınlıyordu, ellerini sıkıyordu. Doğum günümde özel bir kutu getirdi, üstünde adım yazılı. Artık reşitsin, dedi, duygularımı saklamama gerek yok. Baran beni seviyor!
Zeynep mutluluktan yerinde duramıyordu, elleriyle saçlarını düzeltip durmuştu. Etrafa öyle bir neşe yayılmıştı ki, sanki hava bile ışıl ışıldı.
Oğuz tabletten başını kaldırdı, bardağını yavaşça kenara koydu. Yüzünde samimi bir gülümseme oluştu. Aylarca Baran arada laf arasında Zeynepten bahsedip duruyordu zaten. Hangi çiçeği sevdiğini, hafta sonu planını, doğum gününde ne alsa diye sorup durmuştu.
Zeynep çok güzel kız, derdi Baran uzaklara bakıp. Akıllı, nazik Bir an önce on sekizine girse de ben de çekinmeden açılabilsem. Kardeşinle olmama bir şey der misin?
Oğuz her zaman aynısını söylerdi: Sen onun mutluluğunu sağlarsan ben de mutlu olurum. Baran güvenilir ve olgun bir insandı. Ve şimdi, Zeynepin mutlulukla parlayan gözlerine bakınca içi rahattı.
Tebrikler, dedi Oğuz ayağa kalkıp Zeynepi kucaklayarak. İkiniz için de çok mutluyum.
Zeynep abisine sarıldı, hâlâ bunun bir rüya olduğuna inanmakta zorlanıyordu. Ona göre dünya daha güzel, daha parlaktı. Ve pencere kenarında, güneşin altında gerinen bir kedinin mırıltısı mutluluğuna eşlik ediyordu…
****
Birkaç ay sonra, Zeynep bir hastanenin solgun, dar koridorunda plastik bir sandalyede oturuyordu. Kapalı havadan gelen mat ışık, duvarda gri lekeler oluşturmuştu; adeta keder doğanın renklerini de soldurmuştu. Zeynep gözlerini sabit bir noktaya dikmişti, etraftan, geçen doktorlardan habersizdi.
Ellerini kucağında öylece bırakmıştı; giysileri kırışık, saçı dağınık, yürümeye mecali yok gibiydi. Bir gün önce Baranla yan yana oturmuş, düğün için salon tasarımına bakıp hangi renk kurdelelerin daha iyi gideceğine dair tartışmışlardı. Baran gülerek Her şey mükemmel olacak! demiş, şaka yapmıştı. Bugün ise Baran yoktu.
Çok ani olmuştu, çok saçma Kontrolünü kaybeden bir sürücünün hatası, üç aracı hurdaya çevirmişti. Baran da, o iki insan da, hatta sürücü de hayatta kalmamıştı. Bir saniyede hayat ayna gibi parçalara ayrılmıştı; artık asla göremeyeceği bir gelecek saklıydı o aynada.
Koridorun sessizliği, ayak sesleriyle bozuldu. Oğuz köşeden çıktı, gözleri kızarmış, yüzü bembeyazdı. Kardeşinin yanına çöküp onu sessizce omuzlarından sardı. Eli titriyordu, ama onun için güçlü kalmak zorundaydı.
Zeynep? sesi ürkek, neredeyse fısıltıydı, kardeşini kaybetmekten korkuyordu. Zeyno, hadi konuş benimle. Lütfen.
Zeynep başını ağır ağır çevirdi. Gözleri kupkuruydu ama içinde öyle derin bir acı vardı ki Oğuzun yüreği burkuldu. Sanki gözleriyle başka bir evrene bakıyordu.
Konuşacak ne var ki? dedi, sesi öyle umutsuz ki kelimeler zorla döküldü.
Oğuz yutkundu, kelime arıyordu ki canını daha çok yakmasın.
Ne istersen Yeter ki anlat. Ağla, ne olur! İçine gömme.
Zeynep başını salladı, dudakları titreşti ama gözünden yaş akmadı. Elleri neden titremedi, bedeni niye tepkisiz, anlamaya çalışıyordu.
Yapamıyorum, dedi sonunda, omuz silkti. Gözyaşım yok. Yaşamak da istemiyorum.
Kara bulut gibi ağır kelimelerdi bunlar. Oğuz gözlerini kapattı, sessizce öfkesini boğdu. Kardeşine sığınak olmak zorundaydı, zayıflık gösteremezdi.
O andan itibaren Zeynep dünyayla bağını kopardı. Hiçbir ses, hiçbir dokunuş onu kendine getiremiyordu. Doktorlar defalarca kontrol etti, annesi ve abisi başında dualarla bekledi, ama tepki alamadı. Kimseyle göz göze gelmiyor, konuşmuyordu.
Bir hemşirenin hafifçe koluna dokunmasıyla, ilaç damarı yoluyla verildi ve yavaşça zihni karardı. Uykuya daldı, ama rahatlatmayan, ürkek bir uykuya…
Gözlerini açtığında odasında, çocukluğundan bildiği o perdelere, kitap rafına, masadaki çerçevede Baranla olan fotoğrafa baktı. Her şey tanıdık ama aynı zamanda yabancıydı.
Yavaşça yanında oturan Oğuzu fark etti. Oğuz, uykusuz, sakalları çıkmaya başlamış, göçmüş omuzlarıyla küçük kanepede anneleriyle fısıldaşıyordu. Anne, iş seyahatinden apar topar dönmüş, gözlerinin altı morarmıştı.
Çok korkuyorum onun için, Oğuzun fısıltısı kulağına geldi. Küçüklüğünden beri dünya sadece Barandı ona, başka kimse olmadı hayatında. Şimdi ne yapacağız?
Anne yanıtladı, ama sesi daha çok kendini iknaya çalışıyordu:
Zaman her şeyi iyileştirir Onun yanındayız, birlikte atlatırız
Zeynep onları duyuyordu, ama onlara cevap verecek hal bulamıyordu kendinde. İçinde her şey boştu, cansız bir kukla gibiydi. Uyuyormuş gibi gözlerini kapadı, çünkü nasıl tepki vereceğini bilmiyordu.
Oğuz biraz daha yanında oturdu, sonra usulca çıktı odadan. Annesi sessizce baş ucuna oturup onun elini okşadı; gücünü paylaşmak ister gibiydi. Sessizlik ve derin bir hüzün hâkimdi odaya.
****
Dokuz gün Kırk gün Zaman ağır ilerliyordu, sanki hava gibi yapışkan, akmak bilmiyordu. Zeynep, günlerce pencere kenarına oturmuş, dizlerini göğsüne çekmiş, dışarıyı seyrediyordu.
Bakışları hemen bahçedeki eski bankta takılıyordu. Orası, bir sonbahar akşamı, Baranın büyük bir heyecanla ona evlenme teklif ettiği yereydi. O anı iliklerine kadar hatırlıyordu: Baranın elleri nasıl titremişti, cümleye kaç kere başlayıp yarım bırakmıştı Zeynep hemen evet demişti, beklemeden, daha cümle bitmeden.
Şimdi bank bomboş, ağaçlar yapraksız, bahçe kupkuru. Kış çoktan yerini almış, ama Zeynep bunu yeni fark ediyordu. Onun için zaman, o korkunç günde durmuştu.
Zeynep, gel, biraz bir şeyler yiyelim, dedi annesi yumuşak bir dokunuşla.
Ellerinde sürekli bir soğukluk vardı, o içinde kaybolmuş kışı sanki bedeniyle de taşıyordu. Anne, Zeynepe bakarken bakışları dolu doluydu.
İstemiyorum, dedi Zeynep, başını pencereye sabitlenmiş halde. Sesi duygusuz, sanki kendinden değil başkasından bahsediyordu.
Yemezsen iyileşemezsin, dedi anne zoraki bir kararlılıkla. Dün de bir şey yemedin. Gücünü toplaman lazım.
Kime? Zeynep ilk defa döndü, ama gözleri yine boştu. Kimseye borcum yok.
Anne sanki yumruk yemiş gibi sendeledi. Söz söyleyecek takati yoktu. Derin bir nefes aldı, yavaşça kapıya yöneldi. Çaresizdi…
Kapıda Oğuz bekliyordu, başını iki yana salladı. Her şey yüzüne yansımıştı.
Doktorla konuştum, dedi anne kısık bir sesle, önlüğünün ucunu sıkı sıkı tutuyordu. Gerçekten profesyonel desteğe ihtiyacımız var. Bizim gücümüz yetmiyor.
Oğuz başını salladı. Zaten uzun süredir bunun farkındaydı, ama kabullenmek istemiyordu. Kız kardeşinin bu halini izlemek felaketti.
Doktor Perihan Hanımı arayacağım, dedi telefonu çıkarıp. Gerekirse yatış için yardımcı olur.
Anne sessizce onayladı. O sırada cam kenarında, zamanla birlikte donmuş kızını yeniden umut etmeye çalışıyordu.
Gece olup ay parkeye buzlu ışıklar saçınca Zeynep, nihayet kalktı. Zayıf, güçsüz adımlarla yatağına yaklaştı, geceliğini giyip yorganı çenesine kadar çekti.
Evde tam bir sessizlik hakimdi. Sadece komşu odalardan annesiyle Oğuzun boğuk sesleri duyuluyordu. Zeynep gözlerini kapadı, uykuya sığınmak umuduyla. Ama uykusu karanlık ve sancılı oldu.
Baranı rüyasında gördü. Hayattaki haliyle karşısındaydıo meşhur gülüşüyle ama bu kez suratı ciddi, hatta biraz sertti.
Zeynep, kendine baksana. Ne yapıyorsun?
Zeynep bir şeyler söylemeye çalıştı ama cümle boğazında düğümlendi.
Aynaya baktın mı? Kendini böyle bırakmaya hakkın yok, dedi Baran net bir tonda. Böyle olmaz!
Zeynep, ona dokunmak istedi ama elleri boşluğu kavradı; Baran bir hayaldi, bir anıydı.
Sensiz yapamıyorum, diye fısıldadı Zeynep, yaşlar yanaklarını yakarken.
Yapabilirsin, dedi Baran, sesi kararlıydı. Güçlüydün her zaman. Yaşamaya devam edeceksin, anladın mı? Sadece yaşa.
Yaklaştı, Zeynep anlık da olsa yanağında onun dokunuşunun sıcaklığını hissetti.
Önünde bir sürü yol var Kimi günler iyi, kimisi kötühepsi hayatın parçası. Durma. Hep yanında olacağım. Yukarı bakınca ben oradayım, yıldızlar arasında. Eğer dayanamazsan, bana seslen yeter. Sana yardım edeceğim.
Zeynep ağlamaya başladı, ama Baranın sureti giderek silikleşip yok oluyordu.
Gitme! Lütfen, diye haykırdı.
Ama Baran çoktan kaybolmuş, geride bir fısıltı bırakmıştı:
Yaşa Zeynep Söz ver bana.
Zeynep bir anda gözlerini açtı. Yatak, oda, ay ışığı Her şey yerli yerindeydi, ama yastığı sırılsıklam, göğsü sanki yanıyordu.
Ne yaptığını bilmeden çığlık attı, odanın sessizliğini yırtarak. Anne ve Oğuz hemen odaya koştu.
Zeynepim, ne oldu? dedi annesi, ellerini tutarken.
Neresi ağrıyor? sordu Oğuz, çaresizce etrafa bakarak.
Zeynep cevap veremedi. Kendini toparlayıp, annesinin omzuna yaslanıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Gözlerinin önünde hâlâ Baranın yüzü, son sözleri vardı.
Söz ver, diyordu tekrar tekrar.
Gözyaşları ve acı arasında, Zeynep fısıldadı:
Söz veriyorum
Annesi onu sarmaladı, Oğuz da yanında omzuna dokundu. Kimse ne diyeceğini, nasılsa teselli edeceğini bilmiyordu; ama birlikteydiler, yanında.
Zeynep, annesinin omzuna başını gömerken hayatın nasıl devam edeceğini düşünüyordu. Onsuz nasıl nefes alınır, yemek yenir, sokağa çıkılır? Ama, Baran eğer onun yaşamasını istiyorsa, denemeye karar verdi.
Onun hatırası için bile olsa.
****
Bir akşam, tüm aile salonda toplandı. Anne çayı masaya koydu, ama kimse elini sürmedi; herkesin kafası başka yerdeydi.
Bence taşınmalıyız, dedi Oğuz nazik ama kesin bir şekilde. Her köşe Zeynep için bir anı. Bu şehir ona acı vermekten başka bir işe yaramıyor.
Zeynep koltuğa büzülmüş oturuyordu. İtiraz etmedi. Sadece cama bakıyordu, yağmur damlaları camda izler bırakırken. Gözleri hâlâ mat ama büsbütün cansız değil.
Başka bir şehirde her şey daha kolay olur, dedi anne usulca. Yeni çevre, yeni insanlar Belki bu, sana baştan başlama şansı verir.
Peki nereye? Diye sordu Zeynep, sesi hâlâ ince ama artık donuk değil.
Ankarada bir iş bulabilirim, dedi Oğuz. Bir arkadaşım yardımcı olur. Önce ev kiralarız, sonra bakarız.
Üniversitene de başka yerde devam edebilirsin, dedi anne. Yeter ki biraz nefes al.
Zeynep bir süre sustu. Gözünde canlanan anılar sanki içini oydu: Baranla bankta gülüşleri, birlikte yürüdükleri yollar, artık adını hatırlamak istemediği her anı Bunlar her yerde, her ağaçta, evde, binada vardı.
Tamam Taşınalım, diyebildi sonunda. Bu cümleyi kurmak bile zordu. Çünkü içinde hem acı, hem de derinlerde bir umut kök salmıştı.
Taşınma telaşı başladı. Zeynep çok eşya toplamadı; çoğunda başkaları ilgilendi. Arada yıllardır saklanan bir anahtarlık, bir fotoğraf, ilk sinema biletleri eline geçti; uzun süre baktı, kutuya koydu.
Taşınma günü balkona çıktı, son kez bahçeye baktı. İçinde bir acı tekrar yükselse de, kendini o acıda boğmadı. Dayanırım, diye tekrarladı. Mecburum.
Yeni şehir onları gri bir gökyüzü ve telaşlı sokaklarla karşıladı. Ev geniş ve ferahtı. Zeynep, yeni odasında gelip geçen yabancıları izledi; tüm şehir ona yabancıydıama bu, tuhaf bir şekilde özgür hissettiriyordu. Hiçbir acı, hiçbir anı yoktu burada; sadece bembeyaz bir sayfa…
İlk günler zorlu geçti. Yatağında uyanınca hâlâ başka birinin hayatında gibi hissediyordu. Eski yerleri, arkadaşlarını özlüyordu. Arada geceleri yine Baranı rüyasında görüp gözyaşlarıyla uyanıyordu.
Ama zamanla küçük detaylara dikkat etmeye başladı. Parktaki lale tomurcukları, karşı köşedeki kafede kendisine gülümseyen çalışan, yeni bir kitapçı keşfetmek Küçük adımlardı ama hayatına can katıyordu.
Baranı tamamen unutmuyordu. Onu unutmak istemiyordu. Ama artık biliyordu ki, devam etmek ihaneti değil, Baranın son isteğini yerine getirmekti.
Hazırlık kursuna gidiyordu, annesine ev işlerinde yardım ediyordu, Oğuzla yeni sokaklarda geziyordu. Her gün yeni bir sınav, ama her gün küçük de olsa yeni bir başlangıçtı.
Ve derinlerde, bir yerde biliyordu: Baran onu izliyordu.
Ve onunla gurur duyuyordu.
Çünkü Zeynep, hâlâ dimdik ayakta duruyordu.
Çünkü artık yaşıyordu.



