4 Nisan, Perşembe
Anne, geldim! diye seslendim, ayakkabılarımı çıkarırken sırt çantamı kapının yanına özenle bıraktım. İçimden derin bir nefes aldım, kalbimdeki sıkıntıyı yatıştırmaya çalışıyordum. Okuldan sonra eve dönmek beni hep korkutmuştu; annemin nasıl bir ruh halinde olacağını hiç bilemiyordum. Kalbim öyle hızlı atıyordu ki adeta göğsümden fırlayacak sandım, ellerim ise heyecandan terlemişti bile.
Evin sessizliğini annemin çatık kaşlı sesi acımasızca böldü:
Bu sefer ne oldu? Yine mi zayıf not aldın?
Küçük bedenim adeta sarsıldı. Gözümü yere, eski spor ayakkabılarıma diktim. Henüz on iki yaşındaydım ama annemin sert sesine çoktan alışmıştım. Her gün bu tonlamayla konuşulmak, içimdeki her duyguyu yerin dibine batırıyor, insanın içini büzüştürüyordu. Kalbim sıkıştı, nefes almakta zorlandım.
Hayır anne Matematikten dört aldım dedim sessizce, göz göze gelmemek için kendimi zor tuttum. Sesim titremişti, korkum hemen anlaşılıyordu. Az kalsın beş olacaktı
Annem, salonda sıkılmış bir şekilde dergi karıştırıyordu, ansızın yerinden fırlayıp yanıma geldi. Yüzündeki öfke çizgileri derinleşmişti; kaşları çatılmış, dudakları bir çizgiye dönüşmüş, gözleri ise buz gibi parlıyordu.
Dört mü?! Gerçekten mi? dedi, sesi titriyordu. Benim kızım dörtle mi yetinecek? Ne sanıyorsun, başkaları ne diyecek? Sanki kötü bir anneyim gibi! Sanki seni adam akıllı yetiştiremiyorum!
Çok çalıştım anne dedim boğazım düğümlenmiş şekilde. Soru zordu Tam çözemedim. Dün gece iki saat başında oturdum
Zorduymuş! Annem sesimi acı bir şekilde taklit etti. Tembelliğinden başka bir şey değil! Dersi bırakıp yine telefonla oynadın değil mi? Hep böyle saçmalıklarla oyalanıyorsun!
Sırt çantamı bileğimden hızla çekip yere savurdu, içindekiler yere dağıldı. Defterler koridora saçılmıştı, kalem kutum açılmış, kalemler her yana fırlamıştı. Donakaldım; ağlamamak için kendimi zor tuttum. Oysa gerçekten iki saat boyunca uğraşmıştım dün gece, kitabı baştan sona okumuş, internette örnekler peşinde koşmuştum…
Ne dersem diyeyim, annem aynı hızla beni kapıdan dışarı itti:
O soruları doğru çözemeden geri gelme! Bir daha da dört falan istemiyorum. Anladın mı?
Kapı sertçe kapandı, çıkan gürültü içime işledi. Yalnızca bir defterim elimde kaldı. Gözyaşlarım yanaklarımından süzüldü, defterimin kapağına damladı, koyu lekeler bıraktı.
Neden hep böyle oluyor? diye düşünüyordum yavaşça merdivenleri inerken. Adımlarım ağırlaştı, sanki görünmez engeller üzerinden atlamak zorundaymışım gibi hissettim. Karton montum içeride kalmıştı, soğuk iliklerime kadar işledi.
Babamı ne çok özledim! O, annemi her zaman yatıştırır, bir gülümsemeyle havayı yumuşatırdı. Ama şimdi çok uzakta, Erzurumda büyük bir enerji projesinde haftalık vardiyalı çalışıyordu. Sadece haftada bir telefon açıyor, Yakında sana güzel bir hediye getireceğim, diyordu Ama şu an yanı başımda değil, içimde kocaman bir yalnızlık.
İlk kez annem bana bağırdığında dokuz yaşımdaydım. Türkçeden zayıf not aldığımda, bileğimden öyle güçlü çekmişti ki kırmızı izler kalmıştı:
İnsan içine çıkamayacağım sayende! Herkes bana bakıp kötü anne olduğumu söyleyecek! En basit şeyi bile öğrenememişsin!
Babam, Yasin, o zaman çok öfkelenmişti. Annemle uzun uzun konuşmuş, Kızımıza böyle davranamazsın, not her şey değil, demişti. Ama ertesi gün yine işe gitmek zorunda kalınca, annem beni odasına çağırdı.
Bir daha babana şikayet edersen, diye fısıldadı, omzumu öyle sıktı ki morluk kaldı, sana daha kötü şeyler yaparım. Yerini bileceksin. Babayı dertlerinle meşgul etmeyeceksin, anladın mı?
Bir daha susmak zorunda kaldım. Hep daha az gözükmeye, hata yapmamaya çalıştım. Ama annem yine küçük bir sebep bulup kızıyordu. Her sabah önce defterimi didik didik arıyor, her akşam Bugün hangi notları aldın? diye sorguya çekiyordu. Eve girmekten korkar olmuştum; adımlarım, kırılmak üzere olan ince bir buzun üstünde yürüyormuşum gibi ürkekti.
Bir gün odamı toplarken, istemeden annemin alt kattan komşumuz Nermin Ablayla telefonda sesli konuştuğunu duydum. Kapının aralığından nefes bile almadan dinlemeye başladım.
Aslında çocuk istememiştim ki, dedi annem. Sesi hiç alışık olmadığım kadar soğuktu. Yasin çok ısrar etti. Çocuksuz aile aile olmuyormuş Oğlan olur belki diyordum, bana yanaşmaz, Yasin illâ yanında olur dedim. Ama ezgi doğdu Yasin onun başından ayrılmıyor, beni unuttu!
Kızına mı kıskanıyorsun? dedi Nermin Abla, şaşkın.
Kıskandığım yok Her şeyi mahvetti! Hep onun yüzünden kavga ediyoruz! Keşke hiç doğmasaydı dedi annem ve sözleri kalbime saplandı.
Olduğum yerde kaldım, içim kıvrıldı. Yapmam gereken tek şey odaya kaçmak ve yastığıma kapanıp sessizce ağlamaktı. Sonrasında daha da sessiz oldum. Ama faydası olmadı; annem küçücük yanlışlarda bile hemen üstüme geldi, sanki kızmak için neden arıyordu…
~~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ezgi? Burada ne arıyorsun? omzumda hafif bir el hissettim, arkamdan sıcak bir ses duyuldu.
Dönüp baktım; karşımdaki kişi alt katta oturan Nermin Ablaydı. Yüzünde daima şefkatli bir ifade olan, kıvırcık kısa beyaz saçlı, mahallenin herkesin yardımsever ablasıydı. Üstünde çiçekli ev sabahlığı ve ponponlu hafif terlikler vardı, öyle sevimliydiler ki insanın içi ısınıyordu.
Annem dışarı attı burnumu çektim, konuşurken gözyaşlarımı tutamadım.
Yine not meselesi mi? dedi Nermin Abla üzgün bir ifadeyle, yüzümdeki gözyaşlarını inceleyerek. İçinde o kadar çok acıma, o kadar içten bir şefkat vardı ki yeniden ağlamamak için zor tuttum kendimi. Hadi, gel yukarı. Hava da serin, böyle ıslanırsın, hasta olacaksın sonra. Olmaz böyle.
Beni elinden tutup sıcak evine götürdü. İçerisi vanilya ve çiçek kokuyordu, pencere önünde açan sardunyalar da gri İstanbul gününe meydan okuyordu.
Şöyle otur bakalım, hemen sana bir çay koyayım, güzel de tost hazırlarım. Haydi anlat bakalım, ne oldu? Ben dinliyorum seni
Masaya oturdum, üzerindeki nakışlı masa örtüsüne uzun uzun baktım. Ellerim hâlâ titriyordu, göğsümde koca bir düğüm vardı.
Sadece dört aldım hıçkırarak söyledim, gözlerimden yeniden yaşlar aktı. O da beni utandırdığımı söylüyor. Tembel, beceriksiz olduğumu İnsanlar onun yüzünden kötü anneymiş sanacakmış
Saçma şey, dedi Nermin Abla kesin bir sesle, ekmekleri bıçakla muntazamca dilimlerken. Sen çok zeki, pırıl pırıl bir kızsın. Annenin galiba kendi korkuları var, sana yüklenip rahatlamak istiyor. İster misin ben gelip konuşayım? Böyle olmaz derim.
Gerek yok, daha beter olur Babam olsaydı ama o çok uzakta dedim, gözyaşlarımı silerken.
Nermin Abla bir süre ses etmeden başımı okşadı, bu basit hareket içimde öyle bir huzur yarattı ki sanki omuzlarıma kalın, görünmez yün bir battaniye atılmış gibi Yavaşça nefes aldım, biraz rahatladım.
Biliyor musun, kimi zaman büyükler de hatırlatılmaya ihtiyaç duyar, dedi bana tostları tabakta uzatırken. Belki baban gelip annenle konuşsa daha iyi olurdu, ya da annene bir desteğe ihtiyacı olduğu anlatılsa. Baban seni çok seviyor, gözlerinden belli. Ona başından geçenleri anlatmamı ister misin?
Başımı hafifçe salladım. Belki ilk kez biri beni gerçek anlamda anlamıştı. Teşekkür etmek istedim, kelimeler boğazımda düğümlendi. Nefes sıcaklığı çay bardağından parmaklarıma geçti, içim biraz ısındı.
Babam bayramda geleceğine söz verdi, dedim başımı öne eğerek. Ama çok uzak Anneme karışamıyor, o benim çocuğum, ben yetiştiririm diyor.
Nermin Abla karşıma oturdu, elini çenesine dayadı.
Çocuk yetiştirmek demek, bağırıp aşağılamak değildir. Destek olmak, güvenmek demektir. Tersini bilmiyor olabilir, ama bunun hep böyle devam etmesi gerekmiyor.
Biraz düşündükten sonra ekledi:
Ne dersin, babanı ben arayayım, olanı anlatayım? Sana ihtiyacı olduğunu söyleyeyim. Eminim seni yalnız bırakmaz.
Şaşırdım, ama aynı zamanda içimde bir umut filizlendi. Başımı salladım; doğru kelimeler ağzımdan çıkmadı, ama ellerim çay bardağına daha sıkı sarıldı, o sıcaklık bana güç verdi.
******************************
İki hafta sonra hiç beklenmedik bir şey oldu.
Okuldan eve gelmiştim, antrede babamın botlarını gördüm; çamurlu, eski, ama çok tanıdık Erken mi dönmüştü? Kalbim pır pır atmaya başladı, öyle özlemiştim ki sarılmak, kahkahalarını duymak istiyordum. Bir yandan da içimde ince bir kaygı vardı.
Salondan annemle babamın sesi geliyordu:
Böylece gidemezsin! Biz aileyiz! annemin sesi hem kırık, hem de öfkeliydi.
Aile mi? dedi babam Yasin, normalden daha sert bir tonla. Hangi aile, eğer sen kendi çocuğunu böyle korkutuyorsan? Öğretmenlerle konuştum, Nermin Abla ile de. Her şeyi biliyorum, Bahar. Kızımıza bağırmanı, aşağılamanı, kendini değersiz hissetmesini sağladığını
Sen ne biliyorsun ki? O küçük yalancı bana iftira atıyor! annem sesiyle öfke doluydu.
Nasıl davrandığını biliyorum. Onu küçük düşürdüğünü, korkuttuğunu, işe yaramaz hissettirdiğini Çocukluğunu elinden aldın, eve girmekten korkar olmuş! Bana şikayet bile edememiş, çünkü yasaklamışsın!
Sen onu çok şımartıyorsun! Gerekirse otorite olmalı, hayat kolay değil! Kimse öylesine aferin söylememeli!
Ama ruh sağlığı pahasına değil! babamın sesi sertti. Kendi hırsların için bir çocuğun kalbini kırmaya hakkın yok.
Eğer gidersen, bir daha kızımızı göstermem! diye çıkıştı annem.
Kim demiş Ezgi senin yanında kalacak diye? dedi babam, hiç taviz vermeden. Bundan sonra böyle devam etmeyeceğim. Ezgiyi sana bırakmam!
Birden odaya çıktı, beni gördü. Yüzü yumuşadı, kocaman bir şefkat akışıyla bana bakıyordu. Eğilip ellerimi tuttu, tanıdık ve güvenli ellerdi.
Kızım Seni asla bırakmam. Söz veriyorum. Her şeyi ayarladım.
Bana sıkı sıkı sarıldı. Uzun süredir ilk defa böylesine korunmuş hissettim; konuşacak o kadar çok şeyim vardı ki Her nasılsa o anda sadece omuzunda ağlamak, varlığının sıcaklığını hissetmek yeterliydi.
Baba dedim, başımı omzuna gömüp tanıdık montunun kokusunu içime çekerken. Beraber yaşayabilecek miyiz? Sadece sen ve ben?
Elbette! Babam çok güzel gülümsedi, bir ışık gibi içime doğdu. Yeni bir ev buldum. Yakında bir iş de buldum. Beraber bu mahallede yaşayacağız. Aynı okula gideceksin, akşamları birlikte yemek yapacağız, film izleyip sohbet edeceğiz. Olur mu?
Başımı salladım, gözyaşlarımla karışık ilk defa umut da hissettim. Sarıldım, aradan geçen yılların gerginliğinin içimden yavaş yavaş aktığını fark ettim.
Teşekkür ederim dedim sessizce. İyi ki varsın
Babam da saçımı okşadı:
Asıl ben teşekkür ederim. Ve seni mutlu etmek için elimden geleni yapacağım.
Dışarıda yağmur dinmişti, güneş ışığı sokağa vuruyordu. Camdan bakınca ilk defa içimi huzurla dolu buldum, sanki güzel bir şeyler beni bekliyordu.
O sırada annem Bahar salondan fırladı; gözleri kinle parlıyordu, dudakları acı bir ifadeye bürünmüştü. Koca bir hırsla yanıp tutuşuyordu.
Pişman olacaksınız! diye tısladı. Bunu bana yapamazsınız! Görürsünüz, ikiniz de diz çöküp af dileyeceksiniz!
Babam, önüme geçti; artık ne geriye adım atıyor ne de haksızlığa boyun eğiyordu, gözlerinde sarsılmaz bir kararlılık vardı.
Bahar, dedi çok sakin ama kesin bir sesle. Artık yeter. Bundan sonra Ezgi ile birlikte yaşayacağız, sen de engel olmayacaksın. Bu bir rica değil, gerçek.
Engel olmayacak mıyım? Annem acı bir şekilde güldü, sesi tuhaftı. Sizi mahvedeceğim! Yasin, seni rezil edeceğim, Ezgiye hayatı zindan edeceğim!
Koluma tutundum, eski korkum tekrar yükseldi; göğsümde buz gibi bir his… Ama babam omuzuma elini koydu, yavaşça sıktı; sadece o dokunuş bile içimdeki buzları az da olsa eritti.
Hadi Ezgi, dedi. Burada kalmak yok artık.
Elimi tutup çıkışa yöneldi. Annem peşimizden gelmek istedi ama kapıdan geçerken donakaldı; sanki görünmez bir duvar durdurdu onu. Arkadan hala bağırıyordu:
Beni unutmayın! İkinizi mahvedeceğim! Hayatınızı altüst edeceğim, unutmayın!
Kapı kapanınca eskiye dair son bağ da koptu. Derin bir nefes aldım, içim yavaşça rahatladı.
**********************
Sonraki günler bizim için adeta masal gibi geçti. Komşu mahallede küçük ama aydınlık bir eve taşındık; penceresinden süzülen ışıklarla, geniş avluya bakan bir yerdi.
Babam yerel bir inşaat firmasında çalışmaya başladı. Sabahları artık birlikte kalkıyor, kahvaltı hazırlıyor, ben meyve keserken babam omlet yapıyordu. Mutfağa yayılan taze kahve ve tarçın kokusu yeni bir evin huzurlu kokusuydu. Akşamları ise parka inip ördeklere ekmek atıyor, masa oyunları oynuyorduk. İlk defa gerçekten özgür ve mutlu hissettim.
Bir sabah, cesaretimi topladım, babama karnemi uzattım.
Bak baba, matematikten beş aldım! dedim, gurur dolu bir sesle.
Babam dikkatlice notuma baktı, gözlerini bana dikti ve sımsıcak gülümsedi:
Helal sana! Akıllı kızım benim! Bak, sıkıntı bittiğinde başarılar kendiliğinden geliyor. Çok gurur duyuyorum seninle. En değerli kızım sensin.
Sarılırken içim huzurla doldu. Artık korkmam, saklanmam gerekmiyordu. Yanında olduğum sürece güvendeydim.
Baba, acaba bu haftasonu hayvanat bahçesine gidebilir miyiz? Çok uzun zamandır görmedim, zürafaya ve maymunlara bayılıyorum…
Elbette gideceğiz! dedi, saçlarımı karıştırarak. Güzel sandviçler hazırlar, girişteki güvercinleri besleriz. Bütün hayvanları teker teker dolaşır, bol bol fotoğraf çekeriz. Ne dersin?
Harika! dedim sevinçle. Sonunda arkadaşlarımla da özgürce zaman geçirebilecektim; önceden annem kimseyi eve çağırmamı yasaklamıştı.
***************************
O sıralar annem Bahar evde tek başına kalmış, huzursuzca odalarda dolaşıyordu. Kocaman bir boşluğun içinde kaybolmuştu; öfke ve kırgınlık ona rahat vermiyordu. Nasıl olmuştu da kocası ve kızı onu bırakmıştı? Bu haksızlık olamazdı ona göre.
Mutfakta masa başına oturmuş, kafasında intikam planları kuruyordu:
Önce onun çalıştığı şirketle bağlantı kurup işini kaybettiririm. Sonra Ezgiyi korkuturum, okulda iftira atarım. Gizli mektuplar yazar, etrafa kötü gösteririm
Defterini eline aldı, planlarını çılgınca yazıyordu; her bir satırı öfkeyle karalanıyordu.
Evlerini sabote ederim, bir sorun çıkarırım. Birilerini tutar, korkutmak isterim. Sonra herkese Yasinin ne kadar kötü bir baba olduğunu anlatırım
Bunları yazarken annesi, yani anneannem çıkageldi; kısa boylu, saçları bembeyaz, gözleri ise yorgun ama sevgi dolu bir kadın.
Bahar, ne yapıyorsun kızım? diye yaklaştı.
Annem defterini hemen kapattı.
Bir şey yok anne, sadece haftalık işlerimi yazıyordum dedi, ama sesi titredi.
Haftalık işler mi? Anneannem deftere baktı, gözleri kocaman açıldı. Kızım, bunlar ne? Gerçekten ailene zarar vermeyi mi düşünüyorsun? Bu delilik!
Beni yalnız bıraktılar anne! Beni terk ettiler!
Seni asıl yalnız bırakan sensin, dedi anneannem kararlı bir sesle. Sadece intikam düşünüyorsun, ama kızını düşünmüyorsun. Bu psikolojik bir sorun, Bahar. Senin gerçekten bir uzmana gitmen lazım.
Psikolog mu? Delirdin mi anne? derken titredi.
Hayır, sen kendini tüketiyorsun, dedi anneannem keskin bir sesle. Ya kendin gidersin, ya da ben götürürüm. Böyle devam edemezsin.
Annem bir an susup sandalyesine çöktü, gözlerinden yaşlar süzüldü.
Anne ne oluyor bana? Bunca yıl niye bu kadar öfkeliydim, onları niye kıskandım Ezginin her şeyin suçlusu olduğunu düşündüm Ama bunu istemezdim
Anneannem sarıldı, başını okşadı:
Bak, fark ediyorsun. Yardıma ihtiyacın var. Bir uzmana görünüp yeni baştan başlayabilirsin. Hem kendin için, hem Ezgi için, hem hepimiz için.
Başını sallayıp, gözyaşlarıyla kabul etti annem. Belki, her şey henüz bitmemişti; hayatı ve Ezgiyi farklı bir gözle görmeye başlamak mümkündü.
**************************
Aynı akşam babamla birlikte kanepede çizgi film izliyorduk. Yanı başına sokuldum, kalp atışını dinledim; ev sıcacıktı, abajur yumuşak bir ışık veriyor, dışarıda yağmur camı usulca dövüyordu.
Baba, dedim usulca, sence annem bir daha değişir mi? Beni sevebilir mi?
Babam saçlarımı okşadı, yenik bir hüzün belirdi gözlerinde; içimdeki acının kaynağını bildiğini hissediyordum. Dikkatle ve incitmemek için kelimeleri seçiyordu.
Bak ezgim, insanlar değişmek isterse değişebilir. Ama önce hatalarını anlamalı, kendine dürüst olup yardım istemeli. Senin annen zor zamanılar geçiriyor, kafası çok karışık. Ama bu onu kötü yapmaz, sadece yardıma ihtiyacı olduğunu gösterir.
Başımı omzuna dayadım, içimden yine sorular fışkırıyordu.
Ya hiç değişmezse? Ya hep beni sevmezse?
Babam ellerimden tuttu, sıkıca:
Annenden alamadığın sevgi yüzünden kendini eksik hissetme. Sen çok değerli bir kızsın, her şeyden önce benim kızımsın. Ve ben seni her şartta seveceğim.
Gözlerim yaşardı, ama bu sefer duygularım sıcaktı ilk defa kendimi bu kadar huzurlu ve güçlü hissettim.
Teşekkür ederim, baba. Bazen kendimi dünyada yapayalnız sanıyorum. Ama sen olunca tüm kelimeler kolaylaşıyor.
Çünkü seni çok seviyorum, dedi babam, şefkatle. Unutma, artık yalnız değilsin. Biz bir ekibiz. Eğer bir gün annemiz barışmak isterse, dinlemeye hazırız. Ama önce seni ve duygularını anlamalı.
Başımı salladım, ekrana baktım, çizgi filmde karakterler şarkı söylüyordu. Sadece geleceğe bakmak, annemle bir gün güzel konuşabileceğime dair hayal kurmak istedim.
Baba, dedim birden, yarın Merveyi çağırabilir miyim? Beni defalarca arıyordu. Eskiden annem asla izin vermezdi
Elbette çağırabilirsin! dedi babam sevinçle. Küçük bir parti yaparız, kurabiye pişirir, film açar, masa oyunları oynarız. Ne dersin?
Süper olur! dedim kocaman gülümseyerek. Artık korkum yoktu, yeni dostluklara ve özgürlüğe yolum açıktı.
Artık evimizde ilkbahar filizleniyor, gri geçmişin yerini umut dolu yeni günler alıyordu. Her şey yeniden güzel olacaktıErtesi gün gerçekten de Merve ve birkaç arkadaşım evimize geldiler. O günün neşesini, birlikte kahkahalar atarken hissettiğim sıcaklığı hiç unutamayacağım. Babam hep yanımızda, bizimle şakalaşıyor, duvarlara rengârenk balonlar asıyordu. Mutfağı mis gibi kurabiye kokusu sardı; ilk defa kendi ellerimle bir parti masası hazırladım. O an fark ettim: Ben, yeni başlamış bir hayatın ortasındaydım artık.
Akşam herkes gittikten sonra, babamla birlikte mutfağı topladık. Pencerenin önündeki sardunyaların önünde bir süre sessizce durduk; o çiçekler bana bir zamanlar Nermin Abla’nın evinde ilk kez hissettiğim huzuru hatırlattı. Artık o huzur, kendi evime taşınmıştı.
Gece yatağıma uzandığımda, ay ışığı odama iniyordu. Her şey sessiz ve rahattı. Gözlerimi kaparken, içimde bir yerde annemin bana sarıldığı bir anı kurdum. Belki bir gün, gerçekten olurdu. Ama artık biliyordum: Sevgisizliğin yerine umut ekebilirdim. Kırılmış kalpler iyileşebilir, en karanlık gecenin ardından sabaha yer açabilirdi.
Bunu başarabilmiştim. Korkunun evimden çıkarılıp geride bırakıldığı bir geleceğe, yepyeni bir başlangıca adım atmıştım. Babamın sesi kulağımda fısıldadı: Unutma kızım, birlikte her şeyi aşarız. O anda, kendime ve dünyaya gülümsedim.
Artık biliyordum: Ne olursa olsun, içimdeki küçük kız da büyümeyi seçmişti; sevgiyi, umudu ve yepyeni hikâyeleri Ve her yeni güne cesaretle uyanmayı.




