Adım Adım Başarıya

Gün gün, adım adım

Bugün günlüğüme yeniden yazmak istiyorum. Bilmiyorum, bir umut, belki biraz yol aldığımı kayda geçirmek için. Her şey, sanki aylar önce başlamış gibi uzun geliyor, ama bir yanım hâlâ dünmüş gibi taze acıtıyor.

Öğle arasında arayan Kadirdi. Kısa konuştu, her zamanki gibi:

Evde misin?

Gözümü ekrana dikmiş halde, aynı kısalıkta cevap verdim:

Evdeyim.

Televizyonda bir kadının gözyaşları sel olmuş, titrek dudaklar, dramatik veda sahnesi Kaçıncı izleyişim bu filmi bilmiyorum, hatırlamıyorum da. Hayır, o kadının adını bile bilmiyorum, izlerken kendime ait bir hikâyenin acısıyla uğraşıyorum çünkü.

Son iki ay tekdüze bir griye dönüştü. Sabahla akşamın çizgisi seçilmez oldu; günler gecelere, geceler de uykusuzluklara aktı. Çok değil, kısa süre önce, ben mutluydum. Yani, öyle sanıyordum

Her şey Kadirle bebeğimiz olacağını öğrendiğimiz gün başladı. Bu, benim ilk gebeliğimdi. Ne heyecandı! Yıllarca, doktor mu doktor, tahlil üstüne tahlil Her randevu öncesi içimde büyüyen endişe, her olumsuz test sonrasında başımı yastığa gömüp sessizce ağlamam Ve bir gün, o beklenen çift çizgi! O anın her detayını hâlâ hatırlıyorum. Titrek parmaklarla testi aldım, gözlerime inanamadım, iki farklı test daha yaptım. Kadire koştum, heyecandan kelimeler boğazımdan çıkmadı; sadece testleri gösterdim. O an yüzünde beliren gülümseme Tanrım, sanki nefesim durmuştu.

Hayal kurmaya başladık. Anneliği, babalığı konuşurduk. Ne renk beşik alsak, hangi odada yatacak, Kadir pusetle parkta yürürken yanında yürüyorum Kıpır kıpır anıların içinde gezindik, ilk anne sesiyle gözlerimiz doluyordu, daha doğmamış çocuğumuza ad bile belirlemiştik.

Sonra o acılı gün geldi. Dokuzuncu hafta çöküşün başlangıcı oldu.

İlk önce sancı başladı; şiddetli, korkutucu, nefesimi kesen bir acı Önce geçer diye avuttum kendimi, Kasılmadır, dedim, ama gün geçtikçe katlandı. Kadir, bembeyaz yüzümü ve titreyen ellerimi görünce hemen 112yi aradı. Ambulans gelirken elini öyle sıktım ki, sonra avucunda tırnak izlerim kalmıştı.

Hastane Parlak beyaz ışık, hızlı adımlar, uzaktan gelen doktor konuşmaları. Risk şans üzgünüm cümleleri yankılandikça içimde bir şeyler çöktü. Son cümlenin ağırlığı: Kurtaramadık. O an dünya sessizliğe gömüldü. Oysa odayı, mobilyayı seçmiştik, isim bile düşünmüştük. Artık hiçbirinin anlamı kalmadı. Hayatım boyunca bir daha o kadar boş hissetmem herhalde

Doktorlar sabırla anlattı: Bazen olur, senin suçun değil, beden bazen açıklanamayan nedenlerle gebeliği bitirir Zaman ver, toparlanacaksın, tekrar çocuğun olur dediler. Ama, bir insana, içinden koparılan umut yerine ne koymalı? O ismi seçişim, kurduğum yüzlerce hayal Tüm o sıcak, samimi planların bir çırpıda kül oluşu

Eve kapandım. Başta isteksizlikti, sonra alışkanlık oldu. Yemek mi? Ne önemi var ki, tat almıyorum. Ev mi dağılmış, toz mu birikmiş Hiçbirinin anlamı yok. Gözümü tavana dikip battaniyemle sarılıp, ekran başında dizi, film, birbiri ardına dram Kendi acımı unutmak için başkalarının acısına sığınıyorum. Bazen sessizce ağlıyorum, bazen hıçkıra hıçkıra, içimdeki fırtınaya yetişemiyorum. Uyanınca tekrar kumandaya uzanıp yeni bir filme sığınıyorum. Ne uyuyabiliyorum, ne gerçekten uyanığım.

Evde işler dağ gibi birikti. Kirli çamaşır köşede yığın, faturalar ve mektuplar masada, çiçekler pencerede solmuş Farkındayım, ama bir şey yapacak gücüm kalmadı. Hayatım bomboş ve sebepsiz geldi.

Bugün telefonum çaldı.

Şimdi biri gelecek, kapıyı aç, içeri al, dedi Kadir. Kimsin diye sormama fırsat bırakmayan bir tonda.

Kim o kadın? dedim, anlamaya çalışarak. Kimseyle görüşmek istemiyorum! diye içimden geçiriyorum.

Önemli değil, aç kapıyı, dedi yine kısık sesle. Sonra da kapattı.

Telefon elimde, ekrana baktım bir süre. Sormak istedim: Kim, neden geliyor, neden açıklamadın Ama geçmişti artık, konuşma bitmişti.

Yavaşça telefonu divana bıraktım. İçimdekine kıyasla dışarıda olanlar çok önemsiz geldi. Sırtımı yaslayıp tavana bakarken dışarıdan hayatın akıp gittiğini fark ettim; bir yerde şarkı çalıyor, arabalar geçiyor. Herkesin hayatı kaldığı yerden sürüyor, ama benim zamanım durmuş gibi

Bir on dakika sonra kapı çaldı. Dürbüne bile bakmadan, sürüklercesine ayaklarımı, solgun sabahlığımın ucunu tutarak açtım. Kapıda ellili yaşlarında bir kadın; yüzünde yorgun fakat sıcak bir ifade, gülümsemesi insana güven veriyor. Elinde bolca metal eşya sesi gelen büyük bir bez çanta.

Merhaba! Ben temizlik şirketinden geldim. Eşiniz gönderdi, dedi canlı, ama abartısız bir şekilde; belli ki türlü tepkilere alışık.

Ses etmeyip, içeri buyur ettim. Ne sormaya, ne itiraz etmeye, ne de kibarlık göstermeye hâlim vardı. Sadece yol verdim, açık kapıdan içeri buyur ettim.

Kadın hemen profesyonel bakışlarla evi incelemeye başladı. Yargılamadan, küçümsemeden, sadece alışkanlıkla. Başını salladı, sanki kendi kendine konuştu.

Epey iş var ama hallederiz! dedi şevkle. Çantasından eldivenlerini çıkarırken hareketleri alışılmış ve hızlıydı. Siz rahat edin, ben başlıyorum. Birkaç saate burası mis gibi olacak, bakarsınız!

Cevap vermedim. Sadece kenara çekilip kadının lekeli masa ve solmuş çiçekler arasında dolanmasına baktım. Yabancı birinin kendi alanımda temizlik yapması bana tuhaf geliyordu. Ama bu bile içimde bir duygu uyandırmadı, sadece sonsuz bir boşluk

Divanda yerime döndüm, ekrandaki film çoktan anlamını yitirmişti. Mutfaktan bir çalkantı; bulaşık sesi, akan su, arada kadın kendi kendine neşeli bir şeyler mırıldanıyor. Başta sinirimi bozdu, sanki sessiz acıma biri müdahele ediyordu. Ama sesler giderek değişti. Rahatsız edici olmaktan çıkıp bir süre sonra huzur veren bir fona dönüştü, hatta biraz uyuklamışım, kötü rüyalarım olmadan uzun süredir ilk defa

Akşam olduğunda evin havası değişmişti. O kadın içeri bir canlılık, hafif bir lavanta kokusu, yeni ışık getirmişti. Camlar ilk defa parlak, örtüler mis gibi; güneş eve yeniden uğruyor sanki Sanki sadece mobilyanın değil, zihnimin de tozunu silmişti biri.

Kadın gittiğinde arkasında temizlik ve düzenin kokusunu bıraktı, haftaya tekrar geleceğini söyleyerek. Ben hâlâ temiz, toplu odada kalakaldım. Elimi yeni temizlenen masanın üstünde gezdirdim, vazodaki camı okşadım insan mutlu olabiliyormuş meğer, böyle küçük bir şeyle

Tekrar kapı çaldı. O sessizliğe öyle alışmışım ki, irkildim. Yavaşça kapıya ilerledim, açtığımda Kadiri gördüm. Elinde buharlı plastik bir saklama kabı vardı.

Senin en sevdiğin köfte çorbasını getirdim, dedi, hafifçe gülümseyerek, alışılmadık bir sevecenlikle. Bir de yengeç salatası yaptırdım, senin için.

Bir süre gözlerine bakabildim sadece. Gözümde yaşlar birikti yorgunluktan mı, yoksa o beklemediğim ilgi ve şefkatten mi, bilmiyorum. Belki de içimde yeni filizlenen o silik umut kırıntısından.

Teşekkür ederim, dedim kısık sesle, uzun zamandır ilk kez kelimeler boğazımdan çıkarken zorlanıyordu.

Sıcakken iç, dedi, yanımda oturup lafı dolandırmadan. Artık yemek, temizlik için üzülme. Her şeyi hallederim.

Onun kelimeleri odada yeni bir hava oluşturdu. Kaplara, temizliğe, eve ve en önemlisi kendi içime baktım. O uzun aylardan sonra, acımda yalnız olmadığımı ilk kez hissettim. Belki bu yükü birlikte taşır, belki yeniden ayağa kalkabilirim diye

Hayata dönüşüm işte böyle başladı aslında birden, hızlıca değil; yavaş yavaş, adım adım. Önce çorbanın sıcaklığı, sonra yeniden başlayan tat alma, sonra ertesi sabah pencereyi açma fikri

Her akşam eve yemek getirdi. Neler sevdiğimi unutmamış; bazen en sevdiğim hünkar beğendi, bazen fırında tavuk, hatta bir keresinde şehrin öbür ucundaki pastaneden sevdiğim frambuazlı pasta. Ben başta isteksiz yedim, ama zamanla yine tat almayı, arada tebessüm etmeyi hatırladım; çocukluğumdaki o bildik tadı aldığımda, gülümsedim.

Temizlik görevlisi kadın haftada bir geldi. Temizliğin yanında sohbetler etti. Torunundan, neşeli bir temizlik macerasından, hayatın sürprizlerinden bahsetti. Samimi, yargısız, güven veren bir dostlukla Bir defasında şöyle dedi, eşyaları silerken:

Hayat da temizlik gibi. Dağınıklık başa çıkılmaz gelir. Önce en yakındaki köşeden başlarsın, sonra göz göze geldikçe toplamak kolaylaşır.

Kafamı salladım, zamanla ona da cevaplar vermeye başladım. O günler küçük ritüllere dönüştü. Tanıdık, güvenilir, rahatlatıcı.

İki hafta sonra bir sabah Kadir yine yeni bir fikirle geldi:

Bugün manikürcü/pedikürcü evimize geliyor, dedi, koltuğun kenarına otururken.

Ne gerek var ki? dedim şaşkınca, elimde ilgisiz bir kitapla.

Çünkü sen de değersin, güzelliğe de, bakıma da, dedi. Gözlerinden sevgi taşıyordu, uzun zamandır sakladığını hissettiğim o sıcaklık.

Manikürcü genç, sessiz biriydi; işini itinayla, sohbeti dozunda, güvenli ellerle yaptı. Ilık el banyosu, krem kokusu, düzenli dokunuşlar Uzun zamandır ilk defa hiçbir şeyi düşünmeden sadece gevşedim.

Ertesi gün, bu kez kapıdan kuaför girdi. Kadir açıklama gereği duydu:

İstersen yeni bir değişiklik yaparsın diye düşündüm, istemezsen de gönderirim. Sadece seçme şansını vermek istedim.

Aynamdaki yansımama uzun uzun baktım. Saçlarım cansız, ucuza toplanmış, ne badem ne kestane, ne dalga; sadece bir yığın. Karşıma geçip kuaföre döndüm:

Kısa istiyorum, dedim. Sesi duyunca şaşırdım bile, içimde tuttuğum bir kararlılıkmış sanki.

Kuaför hiç yadırgamadan başladı. Makas tıkırtısı, yere düşen tellere bakarken odadaki ben yavaş yavaş gitmeye başladı. Sonunda yeni bir ben baktı aynadan: kısa, hafif, yüzümün hatlarını ortaya çıkaran bir model. Elimi saçlarıma sürdüm, yeni his ağırlık kalkınca, içim de hafiflemiş

Yakıştı mı? diye sordu.

Başımı salladım. Evet, teşekkür ederim.

Kuaför gidince Kadir girdi, bakışında sade bir övgü, sıcak bir destek:

Çok yakışmış, dedi.

Saçlarımı uzun ve yumuşak severdi, parmaklarının arasından geçirirdi eskiden Şimdi baktığında hiç pişman bakmadı; sadece sevinç ve destek.

Gerçekten mi? dedim usulca.

Gerçekten. Daha canlı görünüyorsun, dedi.

İçimi hafif bir umut kapladı.

Günler haftaya, haftalar tekrar kendime dönmeye başladı. Elbette hâlâ hüzün vardı kaybım gitmedi, acım tamamen bitmedi. Ama artık her şeyin üzerini örten bir kara bulut olmak yerine daha çok; tatlı, aydınlık bir hüzün. Unutturmasa da, beni tamamen yutmaz oldu.

Bazı sabahlar pencere önünde çocukları izliyorum, köpek gezdiren komşular, sapsarı yapraklara bürünen ağaçlar İçimde yeni bir şey filizleniyor kaybımın yerine koymasam da, farklı bir hayat, başka bir umudu kabul etmeye başladım.

Bir sabah alışkanlık, mecburiyet değil de sadece gerçekten istediğim için yerimden kalkmak istedim! Yavaş yavaş kalktım, geçen yıl annemin aldığı, üzeri küçük kar taneleri işli mavi boğazlı kazağımı giydim. Yumuşacık, sıcacık. Pencerede bir süre günün uyanışını izledim, sonra mutfağa geçtim.

Buzdolabına bakınca bir anda mantarları, dereotunu gördüm, Kadir mantar çorbasını çok sever, diye geçirdim içimden. Malzemeleri tezgâha dizdim, usulca doğradım mantarları, tencereye soğanla kavurdum. Uzun zamandır ilk kez yemek yapmak içimi acıtmadı; aksine, çok iyi geldi. Mutfağı çorba kokusu sardı.

Kadir işten gelince kapıda o kokuyu aldı. Şaşırmış gibi, mutfağa bakakaldı.

Bu nedir? diye sordu.

Senin en sevdiğin mantar çorbası, dedim, yüzümde istemsiz bir gülümsemeyle.

Geldi, sessizce arkamdan sarıldı, yüzünü omzuma koydu. Dakikalarca konuşmadı, sadece anı paylaştı.

Teşekkür ederim, dedi sonunda o kelimede bir akşam yemeğinden fazlası vardı.

O akşam, ilk defa kendi hazırladığım sofrada, birlikte oturup yemek yedik. Çorba aynen eski günlerdeki gibi olmuş. Yavaşça, tadına vararak yedik. Sonra çay içerken, ben birden döndüm ona.

Bir şey fark ettim, dedim.

O bekledi, sabırla, acele etmeden.

Sen üzülmeme izin verdin. Acele ettirmedin, toparlan demedin, oyalamadın. Sadece yanımda oldun, her şeyi kolaylaştırarak. Bana en çok bu iyi geldi.

Sesim sakin ama derin, uzun bir sessizliğin, acının ardında.

Kadir sessizce elimi tuttu. Parmakları hafif titriyordu.

Sadece yalnız olmadığını bil istedim, dedi. Ve seni olduğun gibi seviyorum; ister ağla, ister saçlarını kestir, nasıl istersen

Baktım gözlerine, yaşlar doldu yine ama bu kez acıdan değil; hafiften, sıcaktan, minnettarlıktan.

Bundan sonra adım adım, küçük küçük; kimi zaman yemek yaparak, kimi zaman bir çiçeği sulayarak, kimi zaman sabah pencereden uzun uzun dışarı bakarak başladım toparlanmaya. Her gün biraz daha kolaylaştı. Önce yemek pişirmek, sonra basit ev işleri, sonra ufak yürüyüşler. Kadir hâlâ yükümün çoğunu aldı; çamaşır, çöp, temizlik Ama artık ben de Bugün yerleri ben silerim diyebiliyordum ve bu bana çok iyi geliyordu.

Yavaş yavaş arkadaşlarımla görüşmeye, eski sohbetlere dönmeye başladım. Onlar da baskı yapmadılar, sadece yanımda oldular. Birlikte bir kahve, küçük bir rastlantı, hayat detayları Gülmeyi, yeniden ilgilenmeyi öğreniyorum.

Ve ben, artık Kadire de daha çok özen gösteriyorum. Sevdiği yemekleri yapıyorum; sadece görev gibi değil, gerçekten onu mutlu etmek istediğimden. Eve geldiğinde artık onu tebessümle karşılıyorum, zoraki değil, içten. Gününü sorup, gerçekten dinliyorum.

Bir akşam, koltukta sarılmış otururken, dışarıda yağmur çiseliyor, içeri meşe lambasının sıcak ışığı vuruyordu. Çayı yudumladım, dizimde çizim defterim, omzuma başını koymuştu Kadir. O anda fısıldadım:

Teşekkür ederim her şey için.

Bir an konuşmadı. Sonra alnıma küçük bir öpücük kondurdu.

Aslında ben sana minnettarım, dedi. Varlığın, geri dönüşün için.

Zamanı, yağmurun sesini, kalp atışlarımızı dinledik… Hayat devam ediyor. İçinde hem hüzün, hem umut, hem de birlikte göğüs gerilecek yeni bir sevgiyleBirlikte suskunluğun kıyısında biraz daha oturduk. O an, kaybın gölgesiyle ama iyileşmenin ışığıyla sarılmıştım. Yaşamın ağırlığı hâlâ omzumdaydı; ama paylaşınca hafiflediğini fark ettim. Yavaşça başımı Kadirin omzuna yasladım.

Dışarıda yağmur dinmiş, pencerede incecik bir gökkuşağı belirmişti; avludaki ıslak taşlarda, arada beliren güneş kırıntılarında hayat yeniden başlıyordu sanki. Sessizce ayağa kalkıp pencereye yaklaştım, Kadir de peşimden geldi. Birlikte baktık dışarıyayeniden başlayabilmenin, devam edebilmenin küçük bir işaretiydi belki de o gökkuşağı.

Gülümsedim, ona döndüm. İçimdeki kırık dökük tüm hikâyeye rağmen sevginin, umut etmenin hep bir yolu olduğunu hissettim. Her şey mükemmel olmayacaktı, kaybımızı asla unutmayacaktık. Ama yan yana, adım adım, kalan hayatımızı çevreleyen o soluk ışıkta, yine de yaşanacak yeni güzelliklerin olduğunu sezdim.

Birden pencereyi araladımbaharın taze kokusu doldu içeri, serin rüzgâr umut gibi, yeniden. Bir gün, dedim içimden, belki hayat tekrar eskisi kadar kolay olmaz. Ama birbirimize tutununca, belki bambaşka bir şekilde yine güzel olabilir.

Kadirin elini tuttum, avucundaki çizgilere dokundum. Yavaş, ama kararlı bir sesle söyledim:

Hadi Birlikte yürüyüşe çıkalım. Şimdi.

Yağmurun tazeliğinde, yeni kesilmiş saçlarımda hafif bir rüzgâr, ellerimiz birbirini bırakmadan kapıdan çıktık. Adımlarımız önümüzdeki ıslak kaldırımı yavaşça ıslattı; ama bu defa adımlarımızda hem geçmişin acısı, hem bugünün umudu, hem de yarının bilinmeyenleri vardı.

Ve hayat, o anda, yeniden başladıküçük, sıradan ama mucize gibi bir başlangıçla.

Rate article
Lifequest
Adım Adım Başarıya