Gerçek ile Hayalin Arasında
Elif sıcak bir battaniyeye sarınmış, evinin huzurunda oluşan sessizliğin ve dinginliğin tadını çıkarıyordu. Pencerenin ardında, bembeyaz kar taneleri yavaşça süzülüp, cam kenarına konuyor, sanki sessiz bir kış valsiyle dans ediyorlardı. Biraz önce gelinlik provasından dönmüştü uzun zamandır heyecanla, kalbi çarpa çarpa beklediği o an. Elinde hâlâ aksesuarların olduğu torba vardı: zarif küpeler, incecik gelin tacı ve tüm görünümünü tamamlayacak ufak tefek şeyler Zihninde sürekli düğün telaşı dönüyordu; yeni gelinliğinin içinde nasıl görüneceğini, takılarının ışıltısına herkesin nasıl hayran kalacağını düşünüyordu.
Evdeki huzuru aniden kapı zilinin sert sesi bozdu. Elif irkildi, battaniyeyi daha da sıkı sardı kendine. Saate baktı yediye on vardı. Bu saatte kim gelebilirdi? Kafasından binbir düşünce geçti; belki kuryedir, unuttuğu bir siparişi getirmiştir ya da komşusu bir şey istemiştir
Dikkatlice kapı gözetleme deliğinden baktı. Dışarıda uzun boylu bir adam duruyordu, yüzü tam seçilmiyordu. Açmaya yeltenmedi.
Kim o? dedi, sesini mümkün olduğunca rahat göstermeye çalışarak.
Benim Elif, Burak. Konuşmamız lazım, hemen. dedi tanıdık bir ses, kapının ardından boğukça.
Elif tereddüt etti. Aslında Burakla uzun zaman konuşmak istememişti; ama ya Zeynep, yakın arkadaşı, bir şey olduysa? Kapının kilidini araladı, kapıyı hafifçe açtı. Burak karlar içinde kapının önünde duruyordu. Omuzlarındaki karlar eriyip koyu kabanına ıslak lekeler bırakmıştı. Yüzü solgundu ve gözlerinde tuhaf, ateşli bir ışıltı vardı böyle bir bakışı daha önce hiç görmemişti ve bu, onu rahatsız etti. Keşke kapıyı açmasaydım, diye düşündü bir an için.
Geç içeri, dedi, kenara çekilerek, endişesini belli etmeme gayretiyle. Başka seçeneği yoktu. Yüzüne kapıyı çarpmak, Türk misafirperverliğine aykırıydı. Büsbütün ıslanmışsın.
Burak salona geçti, ayakkabılarını çıkarmadan parke zemine karla karışık çamur izleri bıraktı. Elif bunu fark etti ama o kadar dalgındı ki hiç umurunda değildi. Adamın bakışları, adeta başka bir dünyaya saplanmıştı.
Elif ona bakarak göğsündeki gerginliği, huzurunun yavaş yavaş bozulduğunu hissetti.
Elif, dedi Burak, ellerindeki eldivenleri buruştururken Artık dayanamıyorum! Sana âşığım!
Elifin kulağına inanamadan bakakaldı.
Burak, sen demek istedi ama sesi titredi, cümlesi havada asılı kaldı.
Burak ona konuşma fırsatı vermedi. Bir adım daha yaklaştı; sanki durursa, bu son fırsatı da sonsuza kadar kaçıracakmış gibi.
Biliyorum, evleniyorsun. Delilik bu! Ama içimdeki sesleri susturamıyorum! Aylardır seni unutmaya çalıştım, önümdeki hayata devam etmek istedim, başaramadım, sesi kısık ama kararlıydı, sanki her harfi içini yakan bir çabadan doğuyordu. Sana daha önce söylemeliydim. Zeyneple birlikte olmaya başladığımda bile Senden dolayıydı! Sık sık göreyim, yakınında olayım diye. Ama hiç sevmedim onu, vallahi hiç!
Elifin içi buz kesti. Bir insan, sırf yanında olmak için en yakın arkadaşını kullanabilir miydi? Zavallı Zeynep! O, içtenlikle Buraka gönlünü vermişti
Battaniyeyi koltuğun arkasına bıraktı, adeta gerçek dünyaya dönüş için son bir hamle yapıyordu. Havadaki gerginlik yoğunlaştı, boğazına düğümlenmişti adeta.
Burak, dedi yeniden konuşmaya çabalayarak. Farkında mısın, ne dediğini? Benim nişanlım var, onu seviyorum! Evleneceğiz, sözümüz var birbirimize ve Zeynep de O senin hayatının bir parçası.
Burak gözlerini kaçırmadı; bakışlarında artık biraz rahatlama ve müthiş bir kararlılık vardı, sanki yükünü bırakmış gibiydi.
Biliyorum, ama dayanamayacağım artık! Birkaç hafta sonra, artık sonsuza dek imkânsız olsam ne fark eder? Eğer şimdi konuşmazsam, ömür boyu pişman olurum. Zeynepin benim için bir anlamı yok, Elif. Senin yanında olmak istedim, sadece sensiz yapamam!
İçindeki korku katlanarak büyüdü. Kendi sesinin bile sahibi değildir artık; kelimeler çok uzaklardan geliyordu sanki.
Nasıl böyle Nasıl söyleyebiliyorsun bunları?
Çünkü gerçek bu! Burak, kararlılığı elini kolunu bağlarcasına ortadaydı. Zeynepe yaklaşmam sadece seni kazanmak içindi. Bir gün beni fark edersin, dedim. İyi, cömert, doğru adam olduğumu anlarsın. Bir gün birlikte olacağımızı umut ettim. Ve şimdi anladım ki sensiz hayatımın anlamı yok.
Dizinin üstüne çöktü; elleri titreyerek cebinden küçük bir yüzük kutusu çıkardı. Yüzük az ışıkta parlayarak ince bir işlemeyle inşa edilmiş gibi zarifti.
Bırak onu! Benimle ol. Sana mutluluğu getireceğim, buna yemin ediyorum.
Elif, karşısındakine bakakaldı. Aklından birçok anı geçti; Burakın Zeyneple gülüşleri, ellerini tutuşları, ona sevgisini gösterdiği o özel anlar Hepsi koca bir yalandı demek! Geçmişin tablosu paramparça olmuştu.
Lütfen ayağa kalk, dedi Elif usulca. Sesi, titrek bir fısıltıdan ibaretti.
Burak kalktı, gözlerinde azalan umut, her an biraz daha eriyor gibiydi.
Bana inanmıyor musun? dedi, sesi kırılarak.
İnanıyorum, dedi Elif, hem kararlı hem de sakin. Ama hiçbir şey değişmez öyle olsa bile.
Yavaşça bir adım geri çekildi sanki ikisi arasında bir mesafe bırakmaya, biraz nefes almaya ihtiyacı vardı. Kararlı konuşmaya karar verdi, lafı uzatarak kaçmayı aklından geçirmedi.
Sen benim arkadaşım oldun hep, Burak. Ama ben başka birini seviyorum, onunla evleneceğim. Ona bağlıyım, onu hayatımın anlamı olarak görüyorum.
Burak, avcunda sıktığı yüzüğe bakarak:
Peki, daha önce söyleseydim, her şey farklı olur muydu?
Elif biraz düşündü, sonra yumuşak bir sesle yanıtladı:
Aynı cevabı verirdim. Özür dilerim ama seni asla koca olarak hayal etmedim. Kötü biri değilsin, ama benim adamım da değilsin
Burak tekrar yaklaşınca Elif biraz irkildi, çıkış kapısına doğru adım attı. Gözlerindeki yabancı, vurguncu bakış onu korkuttu. Kendi kendine, ‘Bir terslik olursa kapıdan fırlayıp çıkacağım,’ diye plan yaptı.
Aramızda bir şey yok, Burak, dedi ve sesi mümkün olduğunca soğukkanlıydı. Senin hissettiklerin aşk değil, saplantı. Kendi kafanda bir hikâye kurmuşsun, içinde ben ulaşılmaz bir idealim ve herkes sadece bir araç. Artık lütfen bitirelim bu konuşmayı.
Burak yumruklarını sıktı, ama öfkesinden değil; çaresizliğinin dışa vurumuydu bu.
Yanılıyorsun, dedi doğrudan gözlerinin içine bakarak. Kimseyi senin kadar sevmedim, bu gerçek!
Elif dudaklarını ısırdı; tartışmayı uzatmak istemiyordu, fakat susmak da gururuna dokunuyordu. Hele ki söz konusu Zeynepse…
Peki ya Zeynep? Göz göre göre onun duygularıyla oynadın, şimdi de benden hayatımı çöpe atmamı bekliyorsun!
Evet, hata yaptım, dedi Burak, gözlerini yere dikerek. Çok kötü davrandım. Ama yine olsa yine aynısını yapardım, değiştirmezdim!
Başkalarının hayatına basarak kendi mutluluğunu kuramazsın, dedi Elif, bir an telefona bakıp uzansa mı diye düşündü. Ve sen hayal ettiğin birini seviyorsun, beni tanımıyorsun ki! Biz seninle doğru düzgün sohbet bile etmedik! Aşık olduğun benim gerçekliğim değil, kendi kurgun.
Kısa bir sessizlik oldu, Elif devam etti:
Zeyneple yüzleşmelisin. Ona gerçeği anlatıp özür dilemelisin.
Burak dondu kaldı, parmakları hafif titredi.
Neden? Onu sevmiyorum ki Beni sadece rahatsız ediyor. Ama sen Sen başkasın.
Gözlerindeki hüzün bir an Elifin içini burktuysa da, acımak istemedi. Yanlış anlar, umudu büyütür diye korktu.
Benden de ondan da sana hayır yok. Ayrıca sen sanma ki susarım!
Burak dişlerini sıktı, gözlerini Elife dikerek birkaç saniye baktı. Sonunda konuştu:
Gidiyorum. Ama vazgeçmiyorum! Gün gelecek, sen de ikimizin birlikte olması gerektiğini anlayacaksın.
Umut etme, dedi Elif, başıyla hafif sarsarak. Son cümlede tehdit mi etti, diye düşündü. Hayatına bak. Gerçekten seveceğin, hayal etmediğin birini bul. Şimdi lütfen, git.
Burak ağır adımlarla kapıya yöneldi, arkasında büyük bir yük varmış gibi zorlanarak. Eşiği geçerken dönüp baktı.
Dürüstlüğün için sağ ol, dedi sade, gösterişsiz bir şekilde. Yine de veda etmiyorum.
Kapıyı sessizce çekip gitti. Elif, kapıya bakarak bir süre taş kesildi. Sonunda eve yeniden bir sessizlik çöktü. Yavaşça pencereye ilerledi, karın narin dansını izledi. Burak eğilmiş, elleri cebinde uzaklaşıyordu. Her adımı zor gibi, omuzları düşmüştü.
Elif, onun giderek kayboluşunu seyrederken içeride bir titreşim hissetti. Onu bu kadar şaşırtan Burakın Zeynepe ne anlatacağı meçhuldu. Ya yalan söylerse? Gerçekten peşini bırakmazsa?
Telefonunu eline aldı, Zeynepi aradı. Kalbi hızlı çarpıyordu ama sesi sakin ve alışıldık çıkıyordu:
Zeynep, merhaba Konuşmamız lazım. Hem de çok acil.
Karşıdan bir süre kağıt hışırtısı geldi. Ardından ciddiyetli bir telaş:
Ne oldu, Elif? Bir garipsin sen. Her şey yolunda mı?
Elif nefes alıp güç topladı. Korkutmak istemiyordu ama saklayamazdı da.
Burak az önce buradaydı, sözcükleri özenle seçerek konuştu. Sırf bana yakın olmak için seninle birlikte olduğunu, seni hiç sevmediğini söyledi Sadece bana yaklaşabilmek istemiş.
Uzun, boğucu bir sessizlik oldu. Elif, Zeynepin şu an oturup telefonu sıkıca tuttuğunu düşünüyordu. En sonunda, Zeynepin titrek sesi duyuldu:
Demek öyle Gerçekten mi Nasıl böyle bir şey olabilir
Seni üzmek istemem ama yalanla yaşamana da izin veremem! En iyi dostumsun. Sadece beni sevdiğini, nişanlımı bırakmamı istediğini söyledi. Hiç iyi değildi, Zeynep, ürktüm bir ara!
Bir nefes, ardından Zeynepin sesi:
Anladım, dedi. Sesi sönük, acı doluydu. Peki şimdi ne yapayım?
Ben de bilmiyorum, dedi Elif içtenlikle. Sana gelir mi bilemiyorum. Yalnız mısın evde? Gerçekten endişeliyim!
Kısa bir ara. Sonra yumuşakça:
Merak etme, hallederim. Söylediğin için sağ ol.
Böyle öğrenmeni istemezdim Çok üzgünüm.
Sorun değil. Gerçeği bilmek yalandan daha iyidir, sesi zayıftı ama kararlıydı.
Telefonu kapattıklarında Elif pencereye yaslandı. Dışarıda kar taneleri sokak lambalarının altında parıldıyordu. Belki bir yerlerde, bu karlı şehirde, iki kişi hayalleriyle, acılarıyla baş başa kalıyordu. Geriye umut etmek, kalbiyle doğru ve zor olanı yapmış olmanın güvenini duymak kalıyordu.
Kafası karmakarıktı, düşünceleri uzun sürmüyordu. Zeynepin neler hissettiğini hayal etmeye çalıştı acı, kabullenmek, yeni hayatı kurmak Ama Elif biliyordu ki: acı bir gerçek, tatlı bir yalandan bin kat iyidir.
***************************
Aynı dakikalarda Zeynep mutfağında kupasını elinde tutmuş, Elifin sözleriyle aklına üşüşen anıları sindirmeye çabalıyordu. Burakla ilk buluşmalarında ne kadar kibar, ilgili, koruyucu olduğunu; kapı açışını, gülüşünü, utangaç ama içten bakışlarını Onları düşündükçe içi eziliyordu. Şimdi ise tek bir düşünce kafasına saplanıyordu: O beni hiç sevmemiş.
Bardağın kenarına dokundu, çayı soğumuştu. Saatin tik takları gecenin sessizliğinde yankılanıyor, hayat devam ediyor, zaman durmuyor diye hatırlatıyordu ona.
Derin bir soluk aldı; şimdi karar verme zamanıydı. Burakı arayıp aramamak arasında kaldı. Ne yapacağına dair bir düşünce oluşmuyordu aklında. Zaman gerek ona sindirmek, kabullenmek, yeni gerçekliğini dönüştürmek için.
Kapı zili birden çaldı. Elinde ikinci çayla, Burakın gelmesini beklemiyordu. Kapı deliğinden bakınca gördü, karlar içinde, üzerinde yorgunluk olan bakışlar. İçeri davet etmeden önce bir an durdu, tereddüt etti. Hangi yüzle gelmişti? Yalan mı söyleyecek, yoksa pişman mı olacak?
Kapıyı açınca Burak karşısında karlarla, yaşadığı fırtınayı yüze yansımış bir şekilde beliriverdi.
Zeynep, dedi, sözünü uzatmadı. Sana her şeyi anlatmam gerek. Ben Aslında seni hiç
Her şeyi Eliften duydum, dedi Zeynep, sesinin mümkün olduğunca soğukkanlı çıkmasını istedi. Bu sözleri ondan duymak, her halde en ağır yarasıydı.
Burak dumura uğradı, omuzları düştü. Eli yerini unuturcasına cebine gitti.
Yani söylemiş dedi. Keşke yetişebilseydim. Kendim anlatabilseydim, başkasından öğrenmemen için uğraşmıştım.
Zeynep kollarını göğsünde birleştirdi, burnunun direği sızlıyordu ama göstermek istemedi.
Ne için geldin Burak? Yalanını tekrarlamaya, bana bir daha ne kadar değersiz olduğumu hatırlatmaya mı geldin?
Hayır, dedi, bir adım attı ama Zeynep istemsiz yere arka attı. Orada durdu. Sadece özür dilemeye. Sana yalan söyledim, seni kullandım affet.
Bir süre sessiz kaldı. O, öfke yerine artık sadece soğuk bir tiksinti duyuyordu. Gerçekten en acısı, kendini tanımadığı bir adamı sevmiş olmasıydı.
Daha önce dürüst olmalıydın, dedi kısık sesle. Sevmediğini en başta söylemeliydin. Sonra da Elife koşup, onu nişanlısından ayırmaya çalıştın, bana mı acıyorsun şimdi?
Ne desem bilemiyorum, dedi Burak dalgınca, ceketinin cebinden küçük kutuyu çıkardı. Titreyen parmaklarıyla açıp Zeynepe uzattı.
Al. Özrüm olarak düşün, dedi kaybolan bir sesle.
Zeynep kutunun içindeki yüzüğe baktı. Bu, Elif için alınmıştı. Şimdi ona verilmesi bir tür hakaretmiş gibi geldi.
Kalsın, dedi buz gibi bir ifadeyle. Hiçbir şey istemiyorum senden.
Burak kutuyu avucunda sıktı, ağzı kuruyarak tekrar konuştu:
Zeynep, lütfen hata yaptım. Ama bir kez olsun düzeltmek istiyorum!
Zeynep başını eğdi, baktı, o aşık olduğu adamdan geriye hiçbir şey kalmadığını gördü.
Ne bekliyorsun? Yeniden başlamamı mı? Bunun yolu samimiyet, güven Ben artık sana inanmıyorum. Ne bizim, ne aşkın, ne sözlerin Hiçbir şeyin anlamı yok.
Bir durakladı, sonra devam etti:
Zamana, mesafeye ihtiyacım var. Görmek bile istemiyorum seni, adını anmak istemiyorum. Çünkü düzeltebileceğin bir şey kalmadı.
Burak, yüzüğü cebiyle birlikte avuçlayıp başını salladı.
Tamam Özür dilerim, seni incittim.
Kapıya yönelirken son bir defa, belki de açıklama yapmak ister gibi döndü.
Eğer bir gün konuşmak istersen
İstemem, dedi Zeynep, net, sakin bir kararlılıkla.
Tam o sırada kapı tekrar çaldı. Şimdi kimdi?
Kapı deliğinden bakınca, Elifin nişanlısı Keremi gördü düzgün tıraşı, giyimiyle kararlı, yüzünde soğuk ve çözülmeye hazır bir bakış vardı. Yavaşça kapıyı açtı, Kerem içeri girdi, doğrudan Buraka döndü.
Her şeyi biliyorum, dedi Kerem, dizginlenmiş bir öfkeyle. Ne yaptığını da… İki kadını da oyunlarına alet ettin.
Burak bir şey söylemek ister gibi oldu fakat Kerem keskin bir tavırla:
Hiç konuşma! Elif bana her şeyi anlattı. Senin gibi adamlara kelam yetmez, onlara hayat dersini başka türlü vermek gerek
Birdenbire, hızlı ve kesin bir hareketle, Buraka odanın köşesine kadar yürüdü. Zeynep de şaşkınlık ve kaygı arasında sıkışmıştı; bir yanıyla Burakın haksız yere canını yakacaklarını düşünüyordu, ama öte yandan bundan başka yol yoktu belki de.
Burak duvara dayandı, Keremin gözlerinde titrek bir korkuyla ve pişmanlıkla karşı karşıyaydı.
Dinle, dedi Burak, sesi titreyerek, hatalıyım, Eliften, Zeynepten özür diledim
Kerem dudaklarını büzdü.
Özürle geçiştirecek misin yani? İki genç kadının kalbini kırdıktan sonra pardon deyip işin içinden çıkamazsın.
Yaklaştı, Burak refleksle ellerini kaldırmak isterken hızlıca bir tokat attı. Sonra soğukkanlı bir sesle:
Bu sadece bir başlangıç. Bir daha Elifin ya da Zeynepin etrafında görürsem, daha kötüsü olur. Anladın mı?
Burak ses çıkarmadı, avucuyla dudaklarındaki kanı silip, utanç içinde yere baktı. Yavaşça çıkışa yönelirken bir kez daha Zeynepin gözlerinde bir parça şefkat aradı. Ama genç kadın başını kaldırıp ona bakmadı bile.
Kapıya yaklaştı, tam çıkacakken Kerem tekrar dönüp bakınca, Burak sessizce çekip gitti.
Kerem Zeynepe döndü, bu sefer yüzü yumuşamıştı.
Bunun için özür dilerim, dedi. Şiddet çözüm değil ama bazen başka çare bırakmazlar.
Zeynep ona baktı, ne hissetmesi gerektiğini tam çözemediyse de, kendini yalnız hissetmedi. Kerem sözlerinin devamında:
Elif çok üzüldü, senin için endişelendi. Yardım etmek, yanında olmak istedi ama ben, en doğrusu burada olmamdı.
O benim en iyi dostum, dedi Zeynep, sesi titreyen bir sıcaklıkla. Onun da hayatında iyi biri var, senin gibi.
Çevreyi sessizlik sardı. Pencereden kar taneleri ağır ağır süzülürken, Zeynep içinde dayanma gücünü yeniden hissetti. Dağılmak yoktu artık. Bundan sonra başını dik tutmalı, geçmişten dersle geleceği inşa etmeliydi. Ve yalnız olmadığını bilmek, ona sonsuz huzur verdi.
Kerem çıkınca, Zeynep sessizce kanepeye oturup kendini, “Her şey bitti,” diye düşündü. Acı vardı hâlâ; ama artık bir kapanış, bir dönüm noktasıydı bu. Yeni bir hayata, yeni umutlara açılan bir yol.
***************************
O sırada Burak karlı sokaklarda yürüyordu. Soğuk umursamazdı şimdi, içindeki boşluk, kanayan dudaktan daha çok acıtıyordu. Zeynepi sonsuza dek kaybetmişti; Elif ise ona zaten hiç ait olmamıştı.
Ertesi gün Burak morarmış gözü, patlamış dudağıyla işe gitti. Kimse bir şey sormadı; kimin umurunda! O da hiçbir açıklama yapmadı. Küçük, yalnız bir adam haline gelmişti artık.
Bir hafta sonra başka bir şehre tayin istedi. Müdürü şaşırdı ama sessiz bakışından anladı, sormadı. Bu şehir artık ona ait değildi. Her köşe her sokak acı ve hata anılarıyla doluydu.
Gitmeden önce yüzüğü aldığı kuyumcuya gitti, sattı. Aldığı parayı, kısa bir notla Zeynepin hesabına gönderdi: Affet. Hakkındı. Ne açıklama, ne rica sade, içten bir satır.
Gün gelip de valizini kapının önüne koyduğunda taksiyi beklerken kar hâlâ yağıyordu. Başını göğe kaldırıp derin bir nefes aldı. “Her şeyi berbat ettim,” diye fısıldadı; bir şikayet değil, kabul sanki. Hataların bedeli ağırdı, geriye telafi etmek, yeniden başlamak kaldı.
Taksi geldi. Son kez baktı eski evine; bir zamanlar hayallere, sevgiye, gülüşlere ev sahipliği yapan bu apartman artık sıradan bir bina olmuştu. Arabaya binip, “Gara lütfen,” dedi kısık bir sesle.
Kar taneleri şehri örtüyordu, tanıdık köşelerden yol yabancılığa akıyordu. Burak gözünü ufka dikti, bilinmeyene giderken içten içe, yeni bir başlangıç yapma umuduyla.
O sırada Elif, Zeynep ve Kerem küçük bir kafede bir araya gelmişti. Önlerinde üç sıcak çikolata, eski hikâyelerin, gelecek planlarının, yeni hayatın konuşulduğu huzurlu bir masa.
Mevzu açıldıkça Elif yakında olacak olan düğününden, telaşından, heyecanından bahsetti. Zeynep ise usulca şunu fısıldadı:
Ona artık öfkelenmiyorum. Sadece üzülüyorum, böyle bittiğine.
Sesi duru, acısızdı; olduğu gibi kabullendi.
Elif, Zeynepin omzuna elini koydu:
Hiç üzülme, dedi yumuşak ve kararlı bir ifadeyle. Sen gerçek mutluluğu hak ediyorsun. Yalandan asla.
Zeynep başını salladı, Elifin gözlerindeki inancı hissetti.
Evet, dedi gözleri parlayarak. Ve birlikte bulacağım.
Dışarıda kar hâlâ yağıyordu, şehir beyaza bürünüyordu. Geçmişin izleri örtülüyor, yeni hikâyelere yer açılıyordu. Kafede çikolata soğurken, üç insan içlerinde acıdan geçmiş; ama umuda inanan geleceğe, yeni bir sayfaya hazırdı. Hayat işte, kaldığı yerden, hiç durmadan devam ediyordu.




