Hayatı Ertelemek
Anne, şu kutudan bir tane şeker alabilir miyim? Bir tane sadece, ne olur! Elif, tilki gibi dolanıyordu mutfak dolabının etrafında, annesi Zeynepin zor bulup sakladığı o şekerleri bulmaya çalışırken.
Hayır kızım! O şekerler bayramda sofraya koymak için. Şimdi yersen, bayramda elimizde hiçbir şey kalmaz.
Elif dudak büktü. Şekeri şimdi yemekle bayramda yemek arasında ne fark var ki? Hem hepsini istemiyor ki, sadece bir tane Zeynep niye hep böyle? Güzel bir şey varsa, sonra için saklanır; yeni alınan bir kıyafet, en güzel ayakkabılar, illa düğün bayramlarda giyilir. Halbuki Elifin gönlü ister yeni elbisesini giyip, komşuları Gülşaha gitmek. Gülşaha annesi hiç kısıtlama yapmıyor yeni kıyafetler konusunda. Gerçi Elif duymuştu bir ara, Gülşahın annesi kıyafeti hazır almıyor da, kendisi dikiyormuş. Ne olmuş? Gülşah hep en şık o oluyor anaokulunda. Ama Elifin üstünde günlerdir eski puantiyeli elbise, artık sıkılmış ondan.
Elif o zamanlar bilmiyordu tabii, o kadar kıyafeti, şekeri bulmanın ailesi için ne kadar zor olduğunu. Annesi kütüphanede çalışıyor, babası mühendis. Küçüklüğünden beri evde bulmak kelimesi dönüp dolaşıyor: markette satılmayan, zor bulunan şeyler demek bu. Böyle böyle annesine yeni çizmeler, Elife güzel rugan ayakkabılar alındı. Ama aldıktan sonra neredeyse bir ay makarna ve patates yediler. Olsun, annesi yeni çizmelerine bakarken o kadar mutluydu ki, ilk başlarda hiç giymedi, sadece seyretti. O çizmeler Elifin aklında öyle bir yer etti ki, büyüyüp koca kız olduğunda da her çiziği, yamayı hatırlıyordu.
Zaman geçti, ortalık değişti. Marketlerde ne ararsan bulur oldun, yeni kıyafet almak, çocuğa bir çikolata almak mesele değil artık. Ama bu kez sıkıntı para oldu. Elif ortaokulda, babası işe eve gelince mutlulukla haber verdi bir gün:
Elif, yeni işim başladı! Müjde!
Elif tam anlamadı, ama anne-babasının gözlerindeki sevinçten iyi bir şey olduğunu anladı. Öyle de oldu. Babanın girdiği o yabancı şirket elektronik üstüne ve babasının kafası resmen burada açıldı. Hep biraz dalgın, biraz surat asık adam gitmiş; üretken, neşeli biri gelmiş. Çok iyi bir düzenleyici çıktı. Kariyer hızla yükseldi.
Hayat kolaylaştı. Annesi akşamları defterle kalemle oturup, Elife ne alınacak diye kara kara hesaplar yapmıyordu. İlk gerçek kot pantolonlar, spor ayakkabılar, rengarenk bluzlar Elif, mezun olup çalışmaya başlama hayalini rafa kaldırdı ve üniversiteye hazırlanma kararı aldı. Annesiyle babası sonuna kadar destekledi. İki yıla yakın kitaplardan çıkmadı, ne arkadaş kaldı ne gece gezmesi, sonunda sınavları harika bir notla geçti, öğrenci oldu. Rahatlarım sandı, ama Elifin içi rahat etmedi. Önce okul, iyi bir iş; sonra her şey
Her işinde olduğu gibi bunda da başarılı oldu. Kırmızı diploma, babasının referansları sayesinde iyi bir iş Artık “her şey tamam” gibi. Hayalindeki hayat sanki başlamıştı: Kendi kazandığı parası var, ev aldı, araba aldı, yurtdışına tatile gitti. Ama hala yalnızdı
Elifin umurunda değildi. Zaten öyle hanım kız değildi, talip de çoktu. Ama ciddi ilişki de istemiyordu. Ne gerek var? Gençliğin keyfini sürecekti. Çocuk yaparsa gezmesi tozması kalmazdı.
Sonunda 35 yaşında ciddi bir ilişki başladı. Cem ile aynı şirkette, yıllardır yan masalarda oturuyorlardı ama sohbetleri pek yüzeyseldi. Elif, Cemin ona ilgisi olabileceğini de düşünmezdi. Halbuki tatlı dilli bir adam, akıllı, yakışıklı. Zeki insanlara hayran biriydi Elif. Ve işten güçten dem vurmadan, bir ofis partisinde, Elif’in dönen kafasıyla dans ederken başını Cemin omzuna koymasıyla Cem dayanamayıp dedi ki:
Benimle evlen, Elif. İkimiz de başarılıyız, yaş geçiyor, aile zamanı geldi bence. Uzun süredir sana karşı duygularım var. Ve sadece hoşlanmak değil, seni seviyorum!
Elif güldü başta.
Cem, bırak şunu ya! Daha önümüzde yıllar var, acele etmeyiz, dedim.
Ama sabah uyanınca Elifin ağzından hiç beklemediği bir şekilde Tamam çıktı.
Görkemli bir düğün, gözyaşları içerisinde torun hayali kuran Zeynep… Ve üstüne üç yıl geçti; Elif, elde ettiği her şeyin bir anda anlamsızlaştığını gördü, eline geçen rapora bakarken…
Kalmadı Benim hiç bir umudum kalmadı artık anne Elif gözünden yaş bile akmadı.
Canım kızım, dur daha. Sadece bir hastane, tıp ilerliyor, daha neler neler çıkar.
Ne zaman? Elif kucağından yere fırlattı kağıtları.
Ev her zamanki gibi değişmemişti. Ailesi, yeni eşya almak ya da eve el atmak isterdi Elif yapmasına rağmen kabul etmezdi. Zeynep, yalnız, hasta eşinden dolayı evden ayrılamıyordu. Elif ne kadar karşı gelseler de her alışverişte aynı ürünleri onların buzdolabına bırakıyor, eski koltuklara cila atıyordu: Vintage diye dalga geçerdi. On yıl önce yaptığı boya badana da çoktan gitmiş, gözünü sabitlemiş duvara bakarken Elif, yenilesem mi bunları diye iç geçiriyordu. Ne garip, insanın yıkılan hayatında aklı neye kayıyor
Anneciğim, gerçekten anlamıyor musun? Asıl zamanım yok benim
Sessiz sessiz oturdular havanın karardığını, telefonun sürekli çaldığını bile duymadan Elif ağladı, sakinleşti, ama susmayı tercih etti. Sonunda zifiri karanlıkta annenin yüzünü zar zor seçip mırıldandı:
Teşekkür ederim anne
Neden, Elif’im?
Dinlediğin için Konuşacak kimse kalmadı. Kime lazımım artık?
Saçmalama kızım! Zeynep uzanıp Elifin ağzına sus der gibi elini koydu. Bana lazımsın! Baban için lazımsın! Cem için lazımsın!
Ceme değil.
Neden, Elif?
Bu benim meselem, onun değil. Onun da zamanı yok artık. Hem belki bir gün çocuğu da olur.
Kalktı, annesini kısaca sardı, cevapları dinlemeden kapıdan çıktı.
Merak etme, anneciğim, kaybolmam ben. Elif üfler gibi bir öpücük yolladı, Zeynep koridordaki sandalyeye boynu bükük yığılıp kaldı. Allahım neden benim kızıma bu sınav? diye düşündü.
Eve gitmek istemedi, Elif sahile saptı. Bu mevsimde buralar serin, tenha olurdu. Birkaç köpek gezdiren, yaşlı bir çift yakalarına kadar montların içine gömülüp kısa kısa laflarla hızla yürüyorlardı.
Birden gözleri yaşlarla doldu, Ne çok isterdim böyle yaşlanmayı, tek kelimeyle anlaşmayı, biz olmayı dedi içinden. Olmayacak artık Yıllarca Ceme aslında aşık olduğunu, hep ertelediğini, şimdi ise bunun hiçbir anlamı kalmadığını fark etti. Çünkü insan biri için sevgi duyunca, mesele kendisi değil karşındakidir.
Karşı kıyıda soğuk, kara gözüken denize bakarken çocukluğunda pazarları annesiyle babasıyla geçtiğini hatırladı. Haftada bir, harçlıkla ancak bir dondurma alınabilir, hava soğuk demeden yenirdi. Hiç de hasta olmazdı. Kendi çocuğuyla o yürüyüşleri yapamayacaktı işte
Başını salladı, Yeter dedi kendine. Kendine acırsan hiçbir şey değişmez! Devam etmeli İçini dolduracak bir şey bulmalı Kariyerin, paranın hiçbir kıymeti yoktu şimdi, bu da apaçık ortadaydı. Bir amaç bulmalı Ama ne? Cevabını bilmiyordu, ama acil çözmesi gereken bir mesele vardı. Ceminki gibi zamanı ona ait değildi belki artık
Park etmiş arabasına yöneldi, birden durdu kaldı. Ortada beş on genç arabasının etrafında dikiliyordu. Etrafına bakındı, kimse yok. Kendi kendine düşündü; Bana ne olabilir ki artık, ne fark eder?
Ellerini ceplerine soktu, arabasına gitti.
Hayırdır, çocuklar?
16 civarı gençler kaldı ona doğru döndüler.
Siz mi kullanıyorsunuz bu arabayı?
Benim.
Kaputun altında Açmamız lazım, çıkarmak lazım, dediklerini anlamadı önce. Meğer saldıracak halleri yokmuş, başka bir mesele varmış.
Biriniz söylesin, ne oluyor?
Birbirlerine bakıp kısa boylu olan öne çıktı. Lider diye içinden geçirdi Elif.
Kaputun altında kedi yavrusu var. Arabanın altına girdi, oradan yukarı çıktı galiba. Yara alacak, çıkarmamız lazım.
Kaşlarını kaldırdı Elif.
Emin misin?
Tabii abla! Soğukta arabaya giriyorlar ısınmak için.
Anahtarla kaputun kilidini açtı.
Aman Allahım! çocuklar simsiyah, huysuz bir yavru kedi çıkardı, avuçların arasından kaçar gibi çırpınıyor.
Hırçın bu! güldü çocuk, kediyi ona uzattı Hadi abla, bakıyorsun artık.
Ben mi? Hayatımda hiç kedi bakmadım ki!
Halleder abla, yeter ki iyi bak.
Çocuklar gülerek yollarına devam etti. O an Elif, cebinden bir ellilik çıkartıp onlara verdi.
Bizde gelenekten, bir yavruya sahip çıkana para vermeden gönderilmez Anneannem öyle derdi.
Eyvallah abla! dediler, parayı alıp gittiler.
Arabada, kediyi usulca kucakladı.
Senin bana ne işin düştü ki şimdi?
Kedi, hemen dizine yerleşip, ön patileriyle mantosunun eteğini yoğurmaya başladı, üstelik sesiyle motor gibi mırıldanıyor.
Tamam, yaşlandım, kız kedimle baş başa kaldım dedikleri kadar var, deyip aracı çalıştırdı Hadi gidelim evimize!
Cemle konuşma işini sabaha bırakmaya karar verdi. Akşamı kedinin bakımıyla geçti.
Nereden buldun bu kadar çok biti, pireyi, sen deli misin! Neyse, bu da bana ders Koca kadın başıma Elif banyoda kediyi yıkarken Cem havlu bekliyordu.
Acayip
Ne acayip?
Kediler normalde sudan nefret eder, bu keyifle geziyor. Hem mır mır da bayıldı.
Küçücük ıslak kediyi sarıp çıkardı, Hadi bakalım, sıra yemekte! dedi.
Kedi karını doyurup koltuğun yanında kıvrıldı, Cem usulca sordu:
Nasıl geçti hastane? Elif, neler oluyor?
Elif gözlerini yumup, düşünerek konuştu:
Cem, biz ayrılıyoruz.
Ne?
Çünkü benim çocuğum olamayacak. Bu tamamen benim suçum. Senin vaktin var, yeni bir hayat kurarsın, çocuk da sahip olursun.
Cem uzun uzun Elife baktı.
Ben senin hayatını paylaşıyorum, siparişle çocuk yapılmaz. Senin yanında olmak önemli benim için. Ama sen çoktan kafanda bitirmişsin, değil mi?
Kediyi alıp, çalışma odasına gitti Cem.
İyi geceler o zaman.
Elif başını salladı. Uyku gelmedi, bütün gece düşündü. Vicdanı rahat etmese de, en doğrusu buydu belki. Cemin içindeki iyiliğe güvenip, yıllar sonra içinde pişmanlığın büyümesine izin vermek istemiyordu.
Sabah sızıp kalmış, gözünü açınca yanındaki notu gördü:
Akşam döneceğim, konuşacağız. Kaçmak yok, seni bırakmam, seni seviyorum.
Kedi ayaklarının dibinde, gözleri pırıl pırıl.
Ne var? Hadi, ben kahveye!
İlk defa günlerdir tebessümü dudaklarında buldu, kedinin mutfağa seğirtmesine bakınca.
Kahveyi ocağa koyduktan sonra, bugün biraz daha iyiyim diye düşündü. Belki Cemin notudur, belki de zaman kendi kendini onarma yolunda Ama her şey, ilerlemek gerektiğini söylüyordu.
İşe hasta gibi bildirdi, kendine bir gün izin verdi. Saç kestirme ve manikür randevusu aldı.
İstanbul yağmur altında, yollar göle dönmüş, arabalar yolunu zar zor buluyor. Şemsiyeyi unuttuğu için tepeden tırnağa ıslandı. Salonda sıra uzadı, Elif beklerken bir kadın dergisini karıştırdı. Gebelik, annelik Herhalde dedi içinden acı acı. Onca dergi arasından hep bu eline geçer zaten Dalıp gitti, sayfalara bakarken bir çocuk fotoğrafında takılıp kaldı. Masmavi gözleriyle bir oğlan ona bakıyordu. Sanki tanıdık Bir his uyandı, yazıyı ve fotoğrafı tekrar tekrar inceledi.
Kuafördekiler şaşkın Elifi salonda ararken o çoktan dergiyi de alıp çıkmıştı.
Cem, Elifin soluk soluğa ofisine dalmasına şaşırdı. Elif, açtığı dergiyi önüne bıraktı.
Şuna bak Cem!
Kim bu?
Bilmiyorum! Sadece adı, yaş yazıyor. Ama bak!
Elif, Cemi cam bölmeye çekip, derginin fotoğrafını gözüne dayadı.
Kimseye benziyor mu?
Cem çocuğun yüzüne, sonra camdan yansımasına bakınca ürperdi. 30 yaş büyümüş haliyle tıpatıp aynı…
Acayip, değil mi? Elif nefesini tutmuştu, bundan sonra hayatının değişeceğini bildiği bir soru sormuştu sanki.
Kelimeler yetmez Cem dergiye, sonra Elife baktı. Emin misin?
Değilim. Dergi eski, belki sahiplenildi bile. Hiçbir şey bilmiyorum, sadece bir daha ertelemek istemiyorum Cem! Nokta.
Altı ay sonra Ereni evden aldılar. Aradan iki yıl geçti; Elif bir dergide bir kız çocuğu fotoğrafı buldu, bu sefer duyguları farklıydı. Selin, henüz bir buçuk yaşındaydı ve anneliği başka hiç kimse tadamamıştı. Elif onun her şeyi oldu. Beş yıl sonrası, Elif, vücudundaki değişimi menopoza yordu ama şaşkınlıkla: Doktor Bey, siz delirdiniz mi? dedi. Yağmur gibi bir haberle, Elif ve Cemin öz kızları dünyaya geldi; Derya.
Zeynep, torununu görebilecek kadar yaşadı. Derya doğduktan bir yıl sonra hastalığına yenik düştü. Hayatını, vaktinin nerdeyse hepsini torunlarıyla geçirdi.
Siz benim umudumsunuz Hayatım sizde devam ediyor
Elif annesinin eşyalarını toparlarken bir kutu buldu, kapağını kaldırdığında, yıllarca saklanan eski çizmelerle karşılaştı, tutup sıkı sıkı sarıldı. Gözyaşları içinde, acısı biraz biraz hafifledi. Cenazede bile tutmuştu kendini, ama orada çözüldü.
Ne oldu anne, niye ağlıyorsun? Eren koşup sarıldı kavrayamadı olanı.
Elif kutudan eski çizmeleri çıkarıp, koklayıp ağladı. Yanına oturan Selin, annesinin gözlerinden yaşları görüp boynuna sarıldı, birlikte ağladılar. En küçük kızları Derya da ağlamaya başladı. Mutfaktan gelen Cem, Erenle göz göze gelip ortamı yatıştırdı.
Tamam kızlar, yeter. Elif, ne oldu?
Cem Annem Bunu yıllarca saklamış. Hiç atmamış.
Eski çizmeleri bir kenara koyarken, dolabın raflarında annenin Elif için biriktirdiği çeyizini buldu. Evlenirken Modern eşyama uymuyor anne deyip almamıştı. Şimdi açarken, annesinin özenle dizdiği beyazları, lavanta keselerinin kokusunu duydu. Dantel sararmış, nakışlar silinmiş ama hepsi buradaydı
Cem, nasıl oluyor? İnsan ölüyor, eşyası kalıyor. Niye bu kadar çok erteliyoruz, niye hayatı sonra yaşarız sanıyoruz? Yanlış işte Cem, yanlış
Cem sessizce sarıldı Elife. Ne diyebilirdi ki
Derya, annesinin bacağına dolandı, babası ve abi Selin gibi yemyeşil gözlerle baktı:
Anne!
Elif inanamadı, ama Cem gülümsedi, diz çöktü.
Bir daha de!
Anne! Derya kucağa atladı.
Eren ve Selin alkışladı:
Bak, anne diyebildi! Eren babasına göz kırptı.
Demek ki, hayvanat bahçesine gideceğiz, babacığım!
Ne zaman? Selin heyecandan havada uçtu.
Niye haftaya? Elif Selinin burnuna dokundu Yarına bırakmayın, şimdi yaşayın. Hadi çıkalım.
Yerdeki dağılmış eşyaları süzdü. Onlar nasılsa beklerdi. Artık bunu biliyordu.
Arabasını sürerken, arka koltukta gülen çocukları dinledi. Onları nasıl tam mutlu edeceğini bilemezdi, kimse bilmiyordu belki de. Ama onlara bir şeyi öğretmek için çabalayacaktı: Hayatı ertelememek. Çünkü o sonra öyle bir şey ki, beklediğin an gelirken bir bakmışsın, her şey değişmiş, o şansı kaçırmışsın.
Dondurma yok mu?
Şimdi mi? Eren şaşkın Anne, daha yemek yemedik ki!
O da olur, acelemiz yok. Ne dersiniz?
Evet! çocuklar alkışladı, Cem güldü.
Anne şımartıyor yine!
Başka türlü olur mu hiç babası, şimdi, tam sırası!




