Altı Saat Soğuk Bir Zeminde: Türk Misafirperverliğinin ve Dayanışmasının Sınandığı Anlar

Altı saat boyunca soğuk yerde
Ve hayatımı kurtaran bir kedi.

Olay, Kurban Bayramından iki gün önce, salı günü olmuştu. İstanbulun üzeri gri bulutlarla kaplı, hava nemliydi, ev ise sessiz ve ıssız. Koltukta oturmuş, elimde telefon aile grubunu izliyordum; sanki az sonra aralarından biri Çıkıyorum, geliyorum baba diye yazacak gibi bekledim.

Yazmadılar.

Olamayacağım baba, kusura bakma, diye yazdı oğlum Emre. Aylinin ailesindeyiz bu bayram. 23ünde görüntülü konuşalım mı?

Biraz sonra kızım Zehradan mesaj geldi:
Baba, çok yoğunum, işler birikmiş. Bayramdan sonra uğrarım belki?

Telefonu kapattım, karşımdaki sandalyeye baktım.
Sandalyenin üstü aslında tam boş değildi. Orada, nar çiçeği renginde dev kedim, Pamuk oturuyordu. Safkan Ankara kedisi; iri yapısı, kehribar rengi gözleriyle sessiz bir bilgelik içinde beni izliyordu. Sanki her şeyi anlıyormuş gibihayal kırıklığımı, içimdeki sessizliği ve o yakıcı yalnızlık tadını.

Galiba seninle baş başayız bu bayram, dedim ona sessizce.

Pamuk hafifçe mırladı. Yanımda olduğunu belli etti.
Bu onun Ben buradayım deme şekliydi.

İki gece sonra, susadığım için uyanıp mutfağa yürüdüm. Işık açmadım, on beş yıldır bu evde yaşıyorum, yolları ezbere bilirim sandım. Fakat peteğin yanında birikmiş incecik suyu fark edemedim. Ayağım kaydı, yere düştüm. Sarsıcı bir acı ciğerlerimi delen o anlık sessizlik.

Telefonum yatak odasında, benden sadece üç metre uzakta. Hayatımın en uzun üç metresi oldu.

Soğuk hızla iliklerime geçti. Vücudum titriyordu. Bilincim gelip gidiyordu. Orada, yerde yattım; aklımdan, çocuklarımın ancak bayram mesajıma yanıt alamayınca durumu fark edecekleri geçti.

Ve o anda bir sıcaklık hissettim.
Pamuk.

Kucağıma değil, göğsüme yattı, tüm ağırlığıyla. Kuyruğunu boynuma sardı, sanki atkıymış gibi. Güçlü ve derin bir mırıltı başlattıküçücük bir motor gibi içimi ısıttı.
O yanımdaydı.

Zaman nasıl aktı, kim bilir.
Gözlerimi tekrar açtığımda, gün ağarıyordu. Pamuk aniden fırladı, kapıya koştu ve bağırmaya başladı.

Bu, bildiğimiz miyavlama değildi. Sanki yardım istiyordu.
Tekrar tekrar.

O sırada, üst kat komşum Hatice Hanım işten dönüyordu. Sonradan şöyle dedi:
Aslında önce kulak asmadım, kedi işte dedim. Ama sesi tuhaftı. Sanki birini çağırıyordu, başka türlü

Kapıya vurdu. Ses gelmeyince hemen ambulansı aradı.

Kapı açıldığında, Pamuk kaçmadı. Hemen yanıma gelip, baş ucumda dikildi. Sanki İşte burada! diyordu.

Hastanede hemşire arayacak birini sorunca Emre cevap vermemiş; Zehra toplantıdayım, sonra arayacağım, demiş.

Kimsem yok, dedim kısık sesle.

Ama ben varım, dedi birden, kapıdan içeri süzülen Hatice Hanım.
Ambulansa beraber bindik. Yanımda kaldı, bırakmadı beni.

İki gün sonra eve döndüm. Pamuk hep yanımda dolaşıyordu, patisiyle elime usulca dokundu. Sesi kısılmıştıyardım diye bağırırken meğer kısılmış.

Birden telefon tekrar titredi.
Çiçek gönderdik. Özür dileriz, bu sefer de gelemeyeceğiz.

Yeni bir hafta önce tamamen yabancı olan Hatice Hanıma baktım, sonra altı saat boyunca beni ısıtan Pamuka

Ve bir şeyi anladım:
Aile sadece aynı soyadı paylaşmak, bayram mesajları göndermek demek değilmiş.
Sevgi, Geleceğim deyip gelmeyenlerde değilmiş.
Sevgi, o soğuk zemindeyken kaçmayan, yanında kalanlarda varmış.
Bazen en sadık kalp, senin dilini bile bilmez.
Senin soyadını taşımaz.
O dört ayak üstünde gezinir;
Senin için, biri duyana kadar, var gücüyle bağırır. Pamuk usulca kucağıma kıvrıldı, Hatice Hanım mutfaktan iki fincan çay getirdi. Bir fincanı bana, bir tabağa da Pamukun en sevdiği mamayı koydu. Birlikte sessizce oturduk; aramızda kelimelerden çok, anlaşılmayan ama hissedilen bir şefkat dolaşıyordu. O an anladımeksik sandığım şey aile değil, sevgiydi. Bayram her nasılsa yine gelmişti: birinin dost eliyle, bir başkasının sıcacık tüyleriyle, küçük bir mutfaktan yayılan kekikli çay kokusuyla.

Gözlerim Hatice Hanıma takıldı, sonra Pamukla buluştu. İkisinin arasında bana ait bir yuva vardı artık; sığındığım, ait olduğum, ve belki de asıl ihtiyaç duyduğum bir yer. Sessizce masanın üzerinde birleşen ellerimize, Pamukun mutlu mırıldanmasına ve evin köşelerinden yükselen hayata kulak verdim.

Dışarıda yeniden gri bulutlar birikiyordu, ama içeride bir şey sıcacık kalmaya devam ediyordu. O gün öğrendiğim tek gerçek şuydu:

Bazen en büyük bayram, beklediğin kapıdan değil, hiç ummadığın bir pençe izinden geçer.

Rate article
Lifequest
Altı Saat Soğuk Bir Zeminde: Türk Misafirperverliğinin ve Dayanışmasının Sınandığı Anlar