Bir yaşlı kadın bir gün kendisine gönül verdiği bir Kangal yavrusu aldı. Köpek her geçen gün büyüdü ve evi korumada üstüne yoktu. Bir çırpıda bir leğen dolusu mamayı mideye indirirdi, sırtını tahta bahçe çitine kaşıya kaşıya çiti yamulturdu, hatta öylesine kuvvetliydi ki, bazen kadıncağız yanından geçerken bir hamlede neredeyse üstüne atlayacaktı. Sonuçta bu dev yavruyla arada bir oynamak gerekirdi.
Günlerden bir gün, kadıncağızın ömrü yetmedi; Kangal yüzünden değil, tam doksanına erişemeden yatağında huzurla vefat etti. Ardından çocukları ve torunları, yaşlı kadının o eski evine geldiler. Bahçede zincire bağlı koskoca Kangalı görünce göz göze geldiler. O iri kahverengi gözlerinden meydandaki insanlara olan sıcak ilgisi anlaşılıyordu; herhalde böyle toplu ziyafet ve bol vitamini her gün görmüyordu!
Kangalın akıbetini düşünmeye başladılar. Uyutmaya gönülleri razı gelmedi. Yanında yaşamak ise cesaret isterdi. Sokağa salmak da, Allah hakkı, günah olurdu; dünya böylesine bir imtihanı hak etmiyordu. Huzurlu bir yuva bulmak niyetindeydiler, hatta gerekirse üzerine biraz da para eklemekten çekinmiyorlardı. Kim böylesine koca yürekli, dev dostu sahiplenirse, ne varsa helal hoş olsun dediler.
Sonunda, kendini bildi bileli leğenle köpek besleme hayali kurmuş bir adam buldular. İnsanların böyle sıradışı hayallerine ne demeli? Derhal bir veteriner çağırdılar.
Veterinere uygulayacakları planı anlattılar. Uyuşturucu iğneyle Kangalı sakinleştirip hızla yeni yuvasına taşımak gerekiyordu. Yeni sahibini de yolculamadan, ardından dua etmeden olmaz, diye espri yaptılar; her işin sonu hayrola.
Belirlenen gün veteriner, tüfekli çantasıyla geldi. Cesur olur hepsi, veteriner milleti! Şırıngalı tüfeğiyle Kangala bir doz ilaç verdi. Hemen uyudu Kangal. Zincirden çözüp, branda üzerine yatırdılar, ardından dikkatlice taşıdılar.
Köpeği bagajla birleşik arka koltuğa yerleştirdiler. Veteriner kendi konforu için öne oturdu, direksiyon başında ise yeni sahibi vardı. Arkada ise kadıncağızın tüm akrabaları. Sohbet, muhabbet, yol ilerlerken, Kangal kendine gelmeye başladı.
Başını kaldırıp etrafa merakla bakındı. Etrafta bir sürü insan oturuyor, ona bakıyordu. Veterinerin gözleri fal taşı gibi açıldı. Yeni sahibi de öyle. Direksiyon başında olmasına karşın kafasını bir kez bile yola çevirmedi; korkudan unutmuştu sanki.
Ne huylar var, diye düşündü Kangal.
Cennet denen şey var mı acaba? diye geçti insanların içinden.
Kangal, arka koltuklardan insanlara doğru tırmanmaya başladı. Ne bekleyecekti ki? Tam yeni sahibi kapı kolunu tutup kendini dışarı atmaya uğraşırken, Kangal bütün aileyi sırasıyla yalayarak sevdiklerini gösterdi. Kadının torunlarını, çocuklarını Hepsi de onun için yabancı değildi, sonuçta o da aileden sayılırdı. Yeni sahibi için de öyle. Veteriner dahil, ki ona iğne atan odur, o da mastih oldu. İnsan dediğin budur!
O anda herkes anladı ki, yamyam dedikleri bu dev köpek, aslında koskocaman bir yürekmiş. Yolculuğun geri kalanında, herkesin saçları tüyleri, yüzü başı Kangaldan akan salyadan sırılsıklamdı. İçleri ise, onun sevgisiyle sırılsıklam.
Hayatta bazen en çok korkulan şeyler, aslında kalbimizdeki en güzel duyguları açığa çıkarır. Önemli olan önyargılarımızı bir kenara bırakıp, sevgiye ve merhamete yelken açmaktır.
Benim o çok sevdiğim, hatıralarla dolu bahçeli eski evimO günden sonra Kangalın adı köyde Dedenin Yadigârı diye anılır oldu. Yeni yuvasında her sabah çocukların saçlarını yalar, akşam olunca ahşap kapının önünde tüm mahalleye bekçilik ederdi. Kimse ona eskisi gibi mesafeli davranmadı; çevresinde eksik olmayan sevgiyle her geçen gün daha da huzurlu, daha da heybetli oldu. Bahçede oynayan kedilere, koşturup gelen çocuklara bir gün olsun zarar vermedi.
Zaman geçtikçe insanlar, yaşlı kadını ve onun dev dostunu anlata anlata kendi kalplerinde de bir parça cesaret buldu. Belki de sevgiyle yaklaştıklarında, en ürktükleri yanlarının bile, şefkatle yumuşadığını gördüler.
Yıllar sonra, kışın ilk karı düştüğünde, Dedenin Yadigârı kapının önüne uzanmış uyurken, etrafını seven çocuklar sardı. Her biri ona başını yaslayıp bir dilek tuttu. O an herkes biliyordu ki o bahçede, eski bir evin önünde, yürekten gelen sadakat ve dostluk boylu boyunca gökyüzüne bakıyordu. Ve ne zaman birileri hayata dair korkularına yenilecek gibi olsa, o köyde şöyle derlerdi:
Haydi, Dedenin Yadigârı gibi yürekli ol!



