“Alo… Eşiniz ikiz doğurdu!”
“Yahu… Ben 52 yaşındayım… Hem benim eşim yok ki!”
“Valla, bilmiyorum… Gidip bakın, sizin olduklarını söylüyor…”
Bu sözleri duyduğumda, kesin yanlış numara dedim. Ne çocuğu, 52 yaşındayım, hayatımda da eş falan yok! Ama meraktan çatlamak üzereydim. Arabaya atlayıp doğru hastaneye gittim.
Odaya girince, az daha bayılacaktım. Karşımda eski eşim Melahat yatıyor! Yanında da yatakta iki minik, pamuk gibi şey mışıl mışıl uyuyor.
“Melahat, bu çocuklar da kim? Kimin evlatları bunlar?”
“Senin,” deyiverdi gayet rahat bir şekilde.
Öylece kalakaldım, dediklerinin anlamını çözmeye çalışıyorum.
“Sen daha 49 yaşındasın. Hem biz yıllar önce ayrıldık”
“Yedi ay oldu işte. O zaman hamile olduğumu bilmiyordum zaten.”
“Nasıl yani, nasıl oldu bu işler böyle?”
“Ben de menopoz sandım. Kim bilebilirdi ki, o tutkulu veda öyle sonuçlanacak diye… Ama senden bir beklentim yok. Sadece haber vermem gerekiyordu.”
“İkiz birden Onca sene kaç kere denedik, olmadı!”
“Bak, ben bile hala şoktayım. 5. aya kadar hamile olduğumu anlamadım, içimde neler oluyor diye aklımı oynatacağım sandım.”
Aslında şaşırmadım desem yalan olur. Melahat hep balık etliydi, aramızda kimse karın marın anlamadı zaten.
Tanıştığımızda da biraz toplucaydı tam benlikti yani, inceciklerden hoşlanmam hiç. Güzel bir hayatımız oldu, çocuk sahibi olmayı çok istedik. Melahat doktor doktor gezdi, türlü ilaçlar denedi; stres, gözyaşı, ama nafile.
Bir yerde havlu atıp dedik ki, “hadi kendimiz için yaşayalım”. Çok çalıştık ama keyfimize de baktık: Bodrum sahilleri, Karadeniz yaylaları, Avrupa’nın neredeyse tüm başkentleri… Ama son beş yılda bir soğukluk girdi aramıza. Belki de çocuk olmayacağını iyice kabullendik. Yaş ilerleyince yalnızlık da koyuyor insana; insan düşünüyor: “Kimse gelmez ki mezarıma”
Kavga etmeye başladık. Melahat bir 15 kilo daha aldı. Bir gün “Kendimize eziyet ediyoruz! Ayrılsak bence daha iyi olacak. Belki baba olursun,” dedi.
Benim hiç öyle bir niyetim yoktu. Ama Melahat işi kesin bağladı. Çok üzüldüm, ne yapayım, terk ettim.
Sonradan, hamileliğini uzun süre söylemeye korktuğunu anlattı. Hem taşıyabilecek mi, hem çocuklar sağlıklı mı olur, endişe ettim diyor. Eeee sonunda süpriz yaptı bana!
O gün hemen kuyumcuya daldım, bir yüzük, kocaman bir çiçek aldım. Odaya gidip Melahata yeniden evlenme teklif ettim. Aradan iki yıl geçti. Hâlâ birlikteyiz. Çocuklar haşarı ve sağlıklı büyüyor; genç anne-baba olamasak da gönlümüz genç, mutluyuz.
Peki siz bu yaşlarda çocuk yapmaya cesaret ederdiniz mi? Yoksa mutluluğun da mı son kullanma tarihi var sizce?



