Petek, kalabalık bir ailede büyüdü. Babası, içkiyi seven ve sürekli iş değiştiren biriydi; annesi ise postanede ve evde didinip, üç çocuğunu doyurmak için var gücüyle çalışıyordu.

Petek, yedi çocuklu bir ailenin en büyüğü olarak büyüdü. Babası, rakının dibini gören, bir işten diğerine savrulan bir adamdı; annesi ise hem postanede hem evde didinip durur, evin geçimini sağlamak için canını dişine takardı. Üç kardeşi vardı ve Petek, abla olmanın getirdiği sorumlulukları erkenden sırtlamıştı: annesine yardım eder, kardeşlerini oyalar, su ve odun taşırdı. Zamanla kız kardeşler de ablayı örnek alıp işlerin ucundan tutmaya başladılar. Fakat tam o sıralarda babaları ansızın vefat etti; meğer, bir akşam eski dostlarla içip içip bilinmeyen bir şeyden zehirlenmiş.

Evin yükü azalmadı, bilakis daha da arttı. Anneleri başını iki elinin arasına alır, talihsiz kocasına ağıt yakardı:
Eeeh, delikanlı gibi içkici olsan da efendiydin be Hüseyin, bir gün kavga çıkardığını görmedik. Az da olsa para bırakırdın, kıyıda köşede ekmek oluyordu… Şimdi kime kaldık biz, yazıklar olsun bu kafaya…

Petek, annesinin dertli sözlerinden kaçma bahanesiyle, işleri bitirir bitirmez evden sıvışır; köyün ucundaki eski, terk edilmiş evin önüne, akşamları toplanan çocukların yanına giderdi. O ev yıllardır kullanılmazdı ama geniş ve sağlam merdivenleri miniklere adeta tribün olmuştu.

Çocuklar orada kuş gibi dizilir, ay çekirdeği çıtlatırken birbirlerine türlü hikayeler anlatırlardı; kimisi uydurma, kimisi gerçek. Petekin cebine çekirdeğe para girecek hali yoktu. Anneleri kuruşuna dikkat eder, evde zaten çekirdek alınmazdı. Ama hemen bitişik evde oturan yakın arkadaşı, sevimli komşu Zümrüt, Peteki hiç çekirdeksiz bırakmazdı. Hem de öyle öne çıkarak değil, sanki gizlice, arada bir Petekin avucuna, cebine mis kokulu, yağlı çekirdekleri sessizce aktarıverirdi.

Petek, hafifçe “teşekkür ederim” diye fısıldar, keyifle çıtlatmaya koyulurdu. Başlarda mahcup olurdu ama sonra alıştı. Zümrüt de zaten hep yanında oturuyor, onu çekirdekten mahrum bırakmıyordu.

Ama Petek, bedavadan bir şey almaya gönlü razı olmazdı. Bu yüzden de öğleden sonraları Zümrütün yanına, kızcağız bahçede çalışırken giderdi. Selam verip hep aynı soruyu sorardı:
Seninkiler tarlada mı?
Nerede olacaklar abla, her zaman işler başlarından aşkın…

Ve Petek, fide sıralarının yanına oturup ustaca, hızla otları yolmaya başlardı. Küçük sohbetlerle işleri şenlendirirdi. Zümrüt de Petekin yardımıyla eğlenir, muhabbet faslını kaçırmazdı. İş bitince bahçede çaydanlık fokurdar, taze kurabiyeler ve şekerlemeler ortaya çıkar, Petek başlangıçta çekingence kibarca reddetmesine rağmen, Zümrütün ısrarına daha fazla dayanamaz, ikram edilen tatlıları bir güzel yer, sıcak çayını içerdi.

Petekin evinde şekerleme, tatlı; bırakın, bayramdan bayrama bile zor bulunurdu. İçten içe, Zümrütün bu cömertliğine hep minnettar kalırdı.

Okulda da geri kalmamaya çalışırdı Petek, ama derslerle arası bir türlü barışmazdı. Spor işini ise başka bir yapardı; okulun spor şampiyonu oldu da diyebiliriz. Lise biter bitmez Beden Eğitimi bölümüne, spor öğretmenliği için başvurdu. Zümrüt ise hemşirelik yolunu seçti.

Zaman geçti, gençler büyüdü; ancak yalnızca bayramlarda, memlekete geldiklerinde görüşebiliyorlardı artık. Zayıf, minik Petek artık kaslı, sportif bir bayana dönüşmüş; Zümrüt ise hâlâ mavi gözlü, güleç yüzlü, narin ve güzel bir kızdı.

Zümrüt, anne-babasını bir trafik kazasında kaybettiğinde daha hayatının başındaydı. Sevgiyi ve huzuru ararken köyden laubali, konuşkan Mustafaya sıkışık bir şekilde evlendi. Evlilikleri Petek için mantıksız gelse de çocukları dünyaya geldi; Zümrüt kısa sürede anne oldu.

Petek ise özel hayatı konusunda hiç acele etmedi. Annesinin şaşkın bakışları arasında, çalıştığı spor okulunda yeteneğiyle kendini gösterdi ve sonunda şehirdeki büyük bir spor kompleksinin başına müdür olarak atandı.

Küçük kardeşler evlenip şehre göçtü, Petek kendi yolunda ilerledi. Fakat Zümrütün hayatı, kocasıyla iyi gitmedi.
Ah yavrum, dedi Petekin annesi, Zümrütün kocası tam bizim merhum Hüseyinin gençliği. İçki, kahve, sabaha kadar gezmek Ne çocuk umurunda, ne ev. Üzülüyorum vallahi.
Petek yumruğunu masaya vurdu:
Pes doğrusu, niye evlendi onunla? Eskiden huzuru vardı. Şimdi çekmediği dert kalmadı. Babam gibi…
Aynısı, aynısı, diye onayladı annesi, Evden her şeyi satıp parasını içkiye yatırıyor. Kasetçalar, takım elbise, Zümrütün annesinden kalma kristaller… Kim varsa alıyor, bilmiyorlar mı bunlarla rakı alınıyor?
Yardım mı istiyor, annem? Petek de hayretle sordu.
İstemez mi? Hem de çok ihtiyacı var. Maaşı az. Kocasından para yok. Dert…
Petek odayı birkaç kere turladı, düşünceye daldı. Annesi ise biraz fazla anlattığını fark etmişti:
Aman yavrum, karışma onların işine. Başkasının evine el karışmaz. Yaşıyorlarsa vardır bildikleri
Bunun üstüne Petek, annesine çocukken aldığı çekirdekleri, kurabiyeleri, çayı anlatmaya başladı. O cömert kız çocukluk arkadaşıydı. Şimdi böyle perişan olması, bir çocukla ortada kalması, içini burkuyordu.
Peki ne yapacaksın yavrum? diyerek korktu annesi. Sakın ha, kocasına bir şey yapma, yoksa seni polis içeri atar. En iyisi başka şekilde yardım edelim.

Petek başını sallayıp şehre döndü. Birkaç gün sonra arabasına binip köye geri geldi; annesinin evinin önüne iri torbalar, iki kasa, kutular dolusu yiyecek ve bir sürü eşya taşıdı.
Ooo, yoksa bana mı taşınıyorsun Petek kızım? Harika, hiçbiri yanımda kalmamıştı…
Ee yok anneciğim; şehre dönmem lazım. Orada kalacak yerim var. Sana hem yiyecek getirdim, hem de şu torbalardaki çekirdeklere şaşma; Zümrüte de verirsen, o anlar nedenimi. Ben veremem; laf olur. Komşular arkamdan konuşur. Sen idare et hadi, ihtiyacı olanla paylaş.
Ya kızların, onlara da lazım değil mi?
Onlara her bayram gönderiyorum para zaten. İki iyi kocaları varlar, merak etme.
Evet, çok şükür, dedi annesi.

Petek tekrar arabaya atlayıp gitti. Anne ise erzakları inceledi. İki koca torba ay çekirdeği…
Oo, ne çıtlatacağım şimdi! Lezzete bak! diye çocuk gibi sevindi Hatice Hanım.

Kutularda süt reçeli, konserve, pirinç, makarna, un… Ayrı bir poşette ise çeşit çeşit şekerlemeler vardı. Onları salona, vitrinin baş köşesine koydu; oğlunun cömertliği bir kez daha içini ısıttı.
Eskiden de Petek şehirden sık sık getirmişti güzel şeyler. Ama bugün getirdikleri epey bereketliydi.

Anneleri, Petekin talimatına harfiyen uydu. Artık her hafta akşamdan akşama Zümrüte uğrayıp, kabanının altına gizlediği küçük bir hediye bırakıyordu.
İlk zamanlar Zümrüt almak istemedi; ama koca bir kova ay çekirdeğiyle gelince, kimden geldiğini hemen anladı. Çekirdeklere ellerini daldırıp ağlarken, Hatice Hanıma dedi ki:
Peteke selam söyleyin… Kaç yıl geçti, ama hâlâ unutmadı demek. Ne kadar teşekkür etsem azdır. Ama artık merak etmesin. İki hafta önce boşanma davası açtım. Az kaldı bu dert bitsin, inşallah.

Hatice Hanım eve dönerken kendi kendine mırıldanıyordu. Zümrüt artık özgür bir hanım olacak. Oğlu daha evlenmedi…
Hay Allah, şimdi ne olacak? Petek belki de ondan sonra evlenmek ister…

Zaman geçti. Hatice Hanım, küçük armağanları götürmeye ve Zümrütle çay içip sohbet etmeye devam etti. Zümrüt minnetle ama mahcup şekilde ürünleri almaya başladı ve utangaçça bir gün borcunu ödeyeceğine söz verdi.
Hatice Hanım ise ciddi bir sesle karşılık verirdi:
Kızım, bunlar sana değil, küçük oğluna. Kabul etmeyeceksen, yavrucuğu mahrum etme bu iyilikten. Allah, insan elinde yardım eder, bilirsin…

Zümrüt kocasından resmi olarak da boşandı; bir yıldır tek başına, huzurla yaşıyor, perdeleri değişiyor, evi şenleniyordu. Oğlu anaokuluna başladı; annesinin kopyası gibiydi.
Hatice Hanım bazen torun bakıcılığı yapar, küçük Kemal ona babaannem diyerek sarılırdı. Petek her gelişinde Kemale yeni oyuncaklar getirir, annesinde buluşunca Zümrütle birlikte eskileri hatırlarlardı. Kimse, o talihsiz dört yıla dair tek kelime etmezdi; sanki hiç yaşanmamış gibi.

Artık Petekin annesine ilk sorduğu şey şuydu:
Zümrüt dün geldi mi? Kemal bugün sende mi?
Kızım, biraz da annene naber diye sorsan olmaz mı, diye gülerdi annesi.
Haklısın, anneciğim, nasılsın? der, ama gözü hep camda olurdu.
Hadi hadi, bırak bu uyduruk soruları. Hava güneşli, mis gibi gün… Yürü git, bekletme kızı. Herkes sizin arkanızdan fısıldaşıyor. Oyun gibi oldu bu iş…
Hep böyledir bizde, diye gülerdi Petek, daha ben anlamamışken, millet kız istemeye başlamış bile.

Sonra Petek annesine sarılır, beklenmedik bir duygusallıkla yanağından öperdi.
Neyin var kızım? diye şaşırır Hatice Hanım.
Canım annem, sen her şeyi öyle güzel kabul ediyorsun, öyle iyi kalplisin ki… Sağ ol.
Hatice Hanım dua eder, sonra köşedeki seccadeye giderdi.

O sırada Petek kapıdan çıkar, sonra tekrar geri döner; torbadan çıkardığı beyaz krizantem demetini saklamadan eline alır ve kim bakar, kim ne der demeden Zümrütün evine yürürdü. “Dillerdeyiz, daha neler görecekler… Az sonra herkes bizimkini konuşacak!” diye düşünür, ufak bir keyifle çocukluk evinin önündeki merdivenlerden çıkardı.

O bilmezdi; içeride Zümrüt camdan bakıp, soluğunu tutmuş bekliyordu; Petekin elinde çiçeklerle yaklaştığını görünce kalbi pır pır ediyordu…

Rate article
Lifequest
Petek, kalabalık bir ailede büyüdü. Babası, içkiyi seven ve sürekli iş değiştiren biriydi; annesi ise postanede ve evde didinip, üç çocuğunu doyurmak için var gücüyle çalışıyordu.