Gerçekle hayal arasında sıkışıp kalmak
Zeynep sıcacık battaniyesine sarınmış, evinin sessizliğinde kaybolmuş vaziyetteydi. Pencerenin hemen dışında, kar taneleri ağır ağır dans ediyordu; adeta sessiz bir kış valsine dalmışlardı. Az önce uzun zamandır heyecanla beklediği gelinlik provasından dönmüştü. Elinde minik bir poşet, içinde zarif küpeler, incecik bir taç ve düğün kombinini tamamlayacak birkaç aksesuar daha vardı. Düşünceleri sürekli yaklaşan o özel güne kayıyordu; yeni gelinliğinin içinde nasıl görüneceğini, takılarının ışıkta nasıl parlayacağını, misafirlerin ona hayran gözlerle bakacağı anı hayal ediyordu.
Tüm bu sessizliğin arasında kapının zili birden çınladı. Zeynep ürperdi, battaniyenin kenarını daha sıkı tutup saate baktı. Akşam yediyi on geçiyordu. Bu saatte kim gelmiş olabilirdi ki? Aklından türlü düşünceler geçti: Belki de unutulan bir siparişi unutan kargo firması ya da komşu Hatice teyze bir ihtiyacı için uğramış
Usulca kapıya yaklaşıp önce göz deliğinden baktı. Kim olduğu belli olmayan, uzun boylu bir adam beliriyordu ama yüzü görünmüyordu. Aklından kırk türlü şey geçse de hemen açmadı kapıyı.
Kim o? dedi, mümkün olduğunca sakin bir tonda.
Benim, Barış Hemen konuşmamız gerek dedi kapının arka tarafından hafif kısık bir ses.
Zeynep tereddüt etti. Aslında Barışla konuşmaya çok da niyeti yoktu Ama ya Elifle ilgili bir şey olmuşsa diye içi cız etti. Üstelik gecenin bu saatinde, bu havada Mecburen kapıyı açtı. Kapının önünde Barış duruyordu. Üzerindeki paltoya yapışan kar taneleri yavaş yavaş eriyip koyu rengi ıslatmıştı. Yüzünde, gözlerinde tuhaf bir ateş vardı. Hiç böyle görmemişti ve açıkçası biraz tedirgin oldu; yanlış mı yaptı, keşke açmasaydı diye geçirdi içinden.
Gir içeri, donmuşsun dedi, endişesini gizlemeye çalışarak fazla uzatmadan. Kapıyı adamın yüzüne çarpmak olmazdı ya. Her yerin sırılsıklam olmuş.
Odasına geçti, ayakkabılarını çıkarmayı aklına bile getirmedi Barış; kar tabanından bozmaya başlayan parke pek de umrunda değildi anlaşılan. Gözü bir noktada kilitlenip kalmış gibiydi, Zeynep ona sessizce bakarken içinde büyüyen huzursuzluk arttı. Bu saatte, bu ruh hâliyle buraya gelen Barışın söyleyecekleri kolay kolay iç açıcı olamazdı.
Zeynep dönüp yüzüne baktı Barış, elinde eldivenleri sımsıkı tutuyordu. Dayanamıyorum artık. Ben sana âşığım!
Dondu kaldı, kulaklarına inanamıyordu.
Barış, sen diyecekti ki sesi titredi, cümlesini yarıda kesmek zorunda kaldı.
Barış cümlesini tamamlamasına bile izin vermedi. Bir adım attı ileriye, sanki durursa son şansını kaçıracak gibi kararlı.
Biliyorum, evleniyorsun Delilik gibi ama susamıyorum artık. Aylardır denedim seni unutmayı Olmadı! Sadece Elifle birlikte olmak istedim, aslında sana yakın olabilmekti derdim. Elife hiçbir zaman âşık olmadım haykırmadı ama sözleri kararlıydı, zor çıktığı belliydi Asla!
Zeynep’in içi buz kesti. Barış, en yakın arkadaşı ile, sırf ona ulaşmak için mi çıkmıştı yani? Ah Elif! Oysa nasıl masumca sevmişti onu
Battaniyeyi sandalyenin kenarına bıraktı. Kendini gerçek hayata daha fazla bağlamak ister gibi bir hareketti bu. Odanın havası bir anda ağırlaştı, nefes almak bile zorlaştı sanki.
Barış kelimeleri toplamak zor, Ne dediğini farkında mısın? Ben nişanlıyım, onu seviyorum! Çok yakında evleneceğiz, hayaller kuruyoruz, gelecek planlarımız var. Hem Elif de
Barış başını salladı, bakışlarında öfke ve teslimiyet birlikte vardı sanki. Nihayet bir yükten kurtulmuş gibiydi.
Biliyorum Ama susamam! Birkaç hafta sonra bana dokunamayacağın kadar uzak olacaksın. Şimdi söylemezsem ömür boyu pişman olurum. Elif bana hiçbir şey ifade etmiyor! Anlamıyor musun?
Zeynepin kalbini biri avucuna alıp sıkıyormuş gibi oldu. Sesi bile kendisininmiş gibi değildi, yankılı, uzaktan gelen bir ses gibi:
Ne dediğinin farkında mısın? Bunu nasıl söylersin!
Saf gerçek bu! Barış hiç geri adım atmadı. Elif sadece sana yakın olmanın bahanesiydi. Belki fark edersin, bana değer verirsin diye dualar ettim. Senin için, senin sevgine ulaşabilmekti tek hayalim. Şimdi biliyorum, sensiz hayat anlamsız.
Yavaşça yere çömeldi ve titreyen parmaklarıyla cebinden minik bir yüzük çıkarıp uzattı:
Bırak nişanlını! Benimle ol, sana söz veriyorum, hep mutlu edeceğim.
Zeynep ne diyeceğini bilemeden donup kaldı; kafasında Barışla Elifin birlikte bir partide gülüp eğlendikleri, Elifin elini tutarkenki o nazik halleri, yan yana iken ne kadar mutlular diye içten içe mutlu oldu anlar bir bir geçti. Hepsi yalan mıydı? Ne varsa tuzla buz olmuştu, şimdi içinden çıkılması imkânsız bir bulmacaya dönüşmüştü.
Kalk ayağa, dedi kısık sesle. Ne olur kalk.
Barış ağır ağır doğruldu, umudu gözlerinde gitgide sönüyordu.
İnanmıyor musun bana? sesi çatallandı, savunmasızlığı açık ediyordu.
Sana inanıyorum, Barış demek kolay değildi, ama sesini sabit tutmaya çalıştı Ama hiçbir şey değişmiyor.
Bir adım geriye gitti, mesafeyi açmaya ihtiyacı vardı. Düz konuşacaktı:
Sen benim arkadaşımsın. Ama ben başkasını seviyorum. Evleniyorum çünkü o adamım olduğundan eminim. Beni seven, güven veren kişi o. Kimseyle değiştirmem.
Barış başını öne eğdi, avucunda yüzük sıkılı
Ya daha önce söyleseydim? Sen onu hayatına almadan önce?
Zeynep kısa bir süre düşündü ve yumuşakça cevapladı:
Cevabım değişmeyecekti. Affet ama seni öyle hiç düşünmedim bile. İyi bir insansın, bunda şüphem yok omuzlarını çaresizce kaldırdı Ama aramızda asla bir şey olamazdı.
Barış bir adım daha yaklaşınca işler iyice tuhaflaşıyordu, bakışında tuhaf bir inat vardı ve Zeynep içten içe ürktü. Olur da kendini kaybederse, itip kaçsa hızla hole çıkabilir miydi diye aklından geçirdi
Aramızda hiçbir şey yok Barış. Senin hislerin aşk değil, takıntı. Bir senaryo yazmışsın, içindeki Zeyneple yaşıyorsun. Gerçek bana, gerçek hayata yer yok. Lütfen, bu sohbeti bitirelim.
Barış, parmaklarını yumruk yaptı, daha çok acizliğiyle. Son bir itiraz:
Yanılıyorsun. Hayatımda hissetmediğim şeyleri hissediyorum. Bu hayal değil, takıntı değil. Gerçekten seviyorum seni!
Zeynep, dişlerini sıkarak sinirine hâkim olmaya çalıştı. Ne olur tartışma büyümesin. Hele de Elifle ilgili bu kadar yalan dönmüşken
Elifin hiçbir günahı yok. Sevdiğine, güvendiğine neler yaşattığını biliyor musun? Onu araç olarak kullanıp dur şimdi buraya gelip, her şeyi bırakayım istiyorsun?
Farkındayım haksızım. Çok üzgünüm. Ama her şey başa dönse de yine aynısını yapardım
Başkalarının acısı üstüne mutluluk kurulmaz, dedi Zeynep, bir an telefonuna göz attı. Üstelik sen beni gerçek anlamda tanımıyorsun bile. Zannettiğin kadar yakın değildik! Bir hayalin peşine takıldın. Şimdi Elifle konuşman gerek. O, her şeyi bilmeli.
Barış sadece eliyle oynadı, parmakları titriyordu.
Neden konuşayım? Zaten sevmiyordum ki O bana hep yabancıydı. Ama sen
Tek bir anlığına, Zeynepin içindeki merhamet hisleri kıpırdandı. Fakat hemen kendini toparladı; acımaktan yanlış sinyal verecek diye ödü koptu.
Benimle de Elifle de hiçbir şansın yok, bunu bilmen gerek. Hem ben susacak, gizli tutacak biri değilim.
Barış birkaç saniye dik dik baktı, hafiften gerilime neden oldu. Sonunda pes edip “Gidiyorum. Ama pes etmiyorum! Bir gün mutlaka senin bana ait olduğunu anlayacaksın!” dedi.
Böyle bir şey olmayacak Barış, lütfen kendine yeni yollar çiz. Hayal ettiğin biriyle değil, gerçek seni sevecek biriyle mutlu ol. Şimdi çık lütfen.
Veda ederken bakışlarında kırgın bir minnet vardı: “Dürüst olduğun için teşekkürler. Ama bu bir veda değil,” deyip çıktı. Kapı kapanınca Zeynep bir nefes aldı, derin derin. Yavaşça pencereye yürüdü. Bembeyaz karlar arasında ilerleyen Barış’ı izledi ve bir an her şeyin ne kadar kırılgan olduğunu hissetti. Barışın ne yapacağı belli değil, Elife ne anlatırsa anlatsın, işlerin yoluna girmesi gerekirdi.
Telefonunu eline alıp Elifin numarasına bastı. Kalbi hızlı atıyordu ama sesi gayet sakindi:
Elif, selam. Konuşmamız lâzım, hem de acil.
Karşıdan fısıltı gibi bir cevap geldi, dosyaları karıştırıyormuş gibi bir sesle; sesi endişeli:
Hayırdır? İyi misin? Bir gariplik var sende.
Zeynep derin bir soluk aldı. Korkutmak istemez ama geciktirmek de olmazdı.
Barış şimdi buradaydı. Bana, seninle sırf bana yakın olayım diye çıktığını itiraf etti. Seni hiç sevmediğini; bana ulaşmak için yanında olduğunu söyledi
Upuzun sessizlik. Zeynep kafasında Elifin elleriyle bardak tutar hâlini düşündü. Sonunda Elif konuştu, sesi titrek:
Yani bu ne demek oluyor şimdi Nasıl ya
Bak seni üzmek istemiyorum ama doğruyu bilmeden de yaşamanı isteyemem. Sen benim en yakın arkadaşımsın içindeki tedirginliği belli etmeden hızlıca söyledi Sana aşık olduğunu söyledi, evlenmemi istemiyor. Hali dengesizdi, ben yanında olmaktan bile korktum.
Bir sessizlik daha. Sonra Elif sanki konuşurken yutkunmaya çalıştı:
Tamam, anladım Peki şimdi ne olacak?
Bilmiyorum. Belki yakında sana da gelir. Yanında biri var mı? Serinkanlı davranamıyor, ona güvenmiyorum.
Merak etme Zeynep, hallederim. Söylediğin için sağ ol.
Böyle öğrenmeni istemezdim. Özür dilerim.
Hiç sorun değil. Yalanla yaşamak daha kötü olurdu zaten, dedi Elif. Artık sesi biraz daha toparlanmıştı.
Telefon kapandı, Zeynep sakinleşmeye çalıştı. Pencerenin camına başını yasladı, beyaz karların dansını izledi. İçinde fırtına vardı; bilemezsin, fark etmezsin ama adım adım iyileşirsin ya, işte öylece, bekledi.
O sırada Elif
Elif halen mutfaktaydı; Zeynepin sesiyle çayına bile dokunmamıştı. Ne yapacağını bilmez bir halde, duyduğu kelimeler kafasında yankı yapıyordu. Barışla ilk çıktıkları günü düşündü. Eli kapı kolunda, Barış kapıyı açar, şakalar yapar, ona senin gülüşün diye övgüler dizerdi. Her ben seni seviyorum deyişinin sahte olduğunu bilmeden ne güzel de hayaller kurmuştu.
Bir anda, “beni asla sevmedi,” tekrarlayıp durdu içinden; kırılmamıştı, daha çok bir hayal kırıklığı vardı. Yavaşça fincanına uzanıp soğuyan çayını fark etti. Sadece duvarda asılı eski saat tıkırdıyordu.
Ne yapmalıydı? Hemen Barışı mı aramalı, beklemeli mi, yoksa Zeynepi davet edip dertleşmeli miydi? Her çözüm adeta kilitli. Sadece zaman geçsin, acı diner, diye düşündü.
Tam çayını tazelemişti ki, kapı yeniden çaldı. Elif ürperdi, göz deliğinden baktı: Barış. Nefesi kesik kesik, alnında hala kar taneleri, sanki hayatı durmuş gibi duruyordu.
Konuşmamız gerek, dedi Barış hiç lafı dolandırmadan.
Zeynep anlattı zaten, dedi Elif araya girip, sesini soğukkanlı tutmaya gayret ederek. Zaten acı üstüne konuşmaya hâli yoktu. Senin ekleyeceğin bir şey kalmadı.
Barış bir an durdu, elleri ile oynadı. Kızcağıza bakınca bir nebze pişmanlık hissetmedi mi, kim bilir
Demek haberin oldu Aslında kendim anlatmak istemiştim, sen başkasından duymadan. Ama olmadı.
Elifin siniri burnundaydı ama ağlamak istemiyordu, sesine hâkim oldu.
Neden geldin? Aynı cümleleri duymak için mi? Bir kez daha yüzüme araç olduğumu söyle diye mi?
Hayır, bir adım atarken, Elif anında geri çekildi. Barış durdu; Sadece özür dilemek istedim. Yalanlar için, sana bir hayat kurdurduğum için.
Küçücük bir ara Sözlerini özenle seçiyordu.
Senden hemen affetmeni beklemiyorum. Ama bunu yüzüne karşı söylemeliydim. Çok üzgünüm.
Elif baktı, hissettiği ne nefret ne de öfke Daha çok hayal kırıklığı, ama en çok da tiksinti vardı; böylesine oyuncu biriyle nasıl olmuştu da bir araya gelmişti?
Eskiden açıklasaydın, keşke. Bana gerçeği söyleseydin. Hemen Zeynepin yanına gidip yalvarmaya yüzün varsa, şimdi özrün neye yarar ki?
Barış ufak bir kutu çıkardı; Zeynepe teklif edecekti, şimdi Elifin önüne attı:
Bunu al. Özrüm olsun, dedi.
Elif yüzüğe bir an baktı; ince bir altın halkası ve minicik tek taşı vardı. Herkesin arkasından vurulmuş gibi hissetti. Soğukkanlılıkla cevapladı:
Kalsın Barış. Senden bir şey istemiyorum.
Elifin bakışlarındaki soğuk kararlılığı gören Barış iyice çöktü.
Lütfen Elif, yine diledi; Yaptıklarımın farkındayım. Her gün pişmanım. Yine de düzeltmek istiyorum.
Elif başını öne eğdi, bir yabancıya bakar gibi konuştu:
Düzeltmek mi? Ben affetsem ne olacak? Neyin üzerine kuracaksın bundan sonra? Bitti Hiçbir şey eskisi gibi olamaz.
İleri doğru bir adım daha atan, yeniden başlamaktan bahseden Barışa Elif, İkinci bir şans verilmez, güven gittikten sonra, dedi. Sana söyleyebileceğim bu; artık görmek istemiyorum.
Barış yüzüğü avucunda saklayıp başını öne eğdi:
Haklısın
Tam o anda kapı yeniden çaldı. Bu defa Zeynepin nişanlısı Yiğit karşıladı onları. Duruşu, kararlılığı ile bir derdi olduğu belliydi.
İçeri girebilir miyim? dedi Yiğit.
Elif sessizce kapıyı açtı, Barış köşede gerildi.
Olan her şeyi biliyorum, dedi Yiğit kısa ve net. Artık bitsin bu saçmalık.
Barış bir şey demeye yeltendiyse de Yiğit sözünü böldü:
Yeter! Zeynep bana her şeyi anlattı. Bunun lafla çözümü yok bazen. Bazen haddini bileceksin.
Elif bir yandan Yiğitin sinirinden çekindi, bir yandan Barışın hâli hala onu yumuşatıyordu. Ama Yiğit devam etti. Hızlı bir hareketle Barışa bir yumruk savurdu. Barış yere çökerken Yiğitin sesi buz gibi soğuktu:
Bu başlangıç! Bir daha bu ikisinden birinin çevresinde dolaşırsan, daha kötüsü olur. Anladın mı?
Barış sessizce toparlandı, kapıya yöneldi, çıkmadan bir bakış attı Elife. Ama Elif de buz kesilmişti.
Yiğit Elife döndü; Özür dilerim, dedi. Yöntemim hoşuna gitmedi biliyorum. Ama bazılarına kelime yetmez. Zeynep senin için çok üzülüyor, yalnız değilsin.
O benim en iyi dostum, dedi Elif, ilk defa içten bir tebessümle. Ona sahip olduğum için çok şanslıyım.
Karanlık akşamda kar yağmaya devam etti. Elif yavaşça pencereden dışarı baktı. Yiğit evden ayrıldıktan sonra, derin bir nefes çekti.
Her şey bitti, diye düşündü. Kızgınlığı, kırgınlığı, hayal kırıklığı Ama sırf yeni bir hayatın ilk adımı gibi, hafif bir huzur hissetti. Önünde hala uzun bir yol vardı; kendine, güvene yeniden başlamak gerekecekti. Ama güçlendiğini hissetti. Artık tek başına değildi, yanında ona her zaman destek olanlar vardı.
Barış ise dışarıda yürüdü, yüzü acıyla, pişmanlıkla doluydu. Bir daha aynı mahallenin, aynı manzaranın önünden geçmeyecekti. Bir hafta sonra iş yerinden transferini alıp başka bir şehre geçti. Yüzüğü de kuyumcuya bırakıp aldığı parayı Elifin hesabına gönderdi: Kısa bir mesaj, Affet. Bu senin hakkın Başka bir açıklama yok.
Günü gelip otobüse binerken, eski apartmana son kez baktı, Her şeyi berbat ettim, diye fısıldadı.
O sırada, Zeynep, Elif ve Yiğit bir kafede yan yana oturmuş, sıcak çikolatalarını yudumluyorlardı. Gelecek üzerine konuştular; Zeynepin düğün planları, Elifin yeni hayatı, Yiğitin aradaki fedakârlıkları Ve Elif bir an o bembeyaz karlara bakıp gülümsedi:
Artık kimseye kızgın değilim Sadece her şeyin böyle olmasına biraz üzülüyorum.
Zeynep elini Elifin omzuna koydu:
Sen hak ettiğinden fazlasını verdin. Asıl mutluluk, gerçek insanlar yanında olunca mümkün.
Elif başını salladı:
Bir gün kendi mutluluğumu da bulurum. Bunu biliyorum.
Dışarıda kar yağmaya devam ediyordu. Sanki her şeyi örtüp, yeni bir başlangıç için hazırlıyordu şehri. Sıcak kafede üç dost, tüm yaşananlara rağmen, geleceğin mutluluğuna inanıyor ve hayal kurmaya devam ediyordu. Ve biliyor musun, sevgili dostum, Türk insanının en güzel tarafı da bu; en kötü kışların arkasından, her zaman bahar gelirO sırada garson yanlarına gelip üçlüye taze kurabiyeler getirdi. O tatlı koku yayıldı aralarında, Zeynep gülümsedi; gözlerinde geçmişin yorgunluğu yoktu artık, sadece umut. Elif, kurabiyesinden bir ısırık aldı, gözlerini Yiğit ve Zeynepe çevirdi; hayatın insanı sınadığı anlarda, yanında doğru dostlar olduğunda her şeyin geçebildiğine bir kez daha inandı.
Kalabalık kafenin camlarında kar taneleri ağır ağır süzülürken, üç arkadaş geçmişin acılarını yeni hayallerle süsleyeceklerine dair sessiz bir söz verdi birbirine. Belki hâlâ zaman zaman kalpleri sızlayacaktı, belki incelikle yarılan o anıları geri istemezlerdi. Ama bilmediler ki, bazı kırıklıklar insana gerçek dostluğu, yaşamın kıymetini, küçük mutlulukların değerini daha iyi öğretiyordu.
Elif, bardağındaki buharı izlerken bir şey fark etti: Dışarıda kar değil, adeta umut yağıyor, her bir tanesi yeni başlangıçlara zemin hazırlıyordu. Barışın adı aralarında artık bir yas olmadı, geçmişin rüzgârında savrulup gitti ve yerini sessizce kapanan bir kapının ardında bıraktı. Onlar ise hayatın en zor zamanlarında bile ellerini bırakmayan dostluğun gücüyle, içlerinde yeni bir baharı beklemeye başladılar.
Ve o an, kafeden dışarı bakarken Elif usulca bir cümle fısıldadı:
İnsan en çok hayal kırıklığından değil, hayal kurmayı bırakmaktan yorulur. O yüzden Biz hiç vazgeçmeyelim, olur mu?
Birlikte hafifçe gülümsediler; ardından ellerini uzatıp üçlü sessizce kenetlendi. Dışarıda kar, içeride sıcaklık ve umut Ve ne yaşanırsa yaşansın, gerçek hayatta, gerçek dostluklarda asla tükenmeyen bir ışık vardı artık.




