Hey gidi, ne ağır adamsın, Veli Duman! Boşuna mı Yalnız Kurt diyorlar sana köyde! Valla, şöyle ağzını bir kez gülsün diye bekleyeyim desek, ne mümkün! Suratın buz gibi, insanın içi ürperir bakınca! Hayatın neyine küstün bu kadar, ha?
Pelinsu söylenmeye devam etti ama Veli artık onu duymuyordu. Sessizce, köyün tek bakkalının tezgâhından aldığı poşetlerle çıkışa yöneldi.
Bir de Zeynep geldi geçen gün annesine! Oğlanı da getirmiş yanında! Duyuyor musun Veli Duman? Ya o çocuk seninse Babanın kim olduğunu bilmeden mi büyüyecek? Hem yüz olarak da sana benziyor vallahi!
Duyduğu sözler kapının eşiğinde Velinin ayaklarını duraksattı, az kalsın basamağa takılacaktı. Arkasına dönmedi. Ne anlamı vardı ki? Zaten anlatamazsın. Başkasının terazisine hayatını koymak da istemezdi. Herkes bildiğini okur, bilmediklerini de uydurur. Kimseye bir şey ispatlanmaz Kaldı ki, bu mesele Zeyneple kendi arasındaydı, başkasına laf düşmezdi.
Havada, bahara yakışmayacak kadar sıcak bir güneş, Velinin yüzünü okşadı, gözlerini kısmak zorunda kaldı. Göz kapakları ağırlaştı, yüzü bir maskeye dönüştü adeta. Açmadan yürümeye devam etti iki adım derken bir çocuk sesiyle irkildi:
Dikkat et!
Kapının önünde oynamakta olan iki yavru köpeği kucaklamak için koşan çocuk, Veliyi uyardı.
Onlara basmayın, ne olur!
Burnunda hafif bir yara izi, kara gözleri yere belirgin, biraz kalkık kulaklarıyla; Veliye fena halde benziyordu çocuk. O komşu kadınları boşa konuşmuyordu demek! Yine de Veli biliyordu; çocuk kan bağı olsa da, onun kendi oğlu değildi.
İster misin bir yavruyu? Şunun patilere bak! Kurt gibi olacak, çok güçlü!
Veli başını güçlükle sallayıp kendini sokağın köşesine zar zor attı. Aslında dar bir ara sokaktan evine gitmek gerekirdi ama ayakları bir başka sokaktan götürdü. Orada dizlerinin bağı çözüldü. Uzun boylu Karaca ailesinin bahçe parmaklığına yaslandı, derin derin nefes aldı. Kalbi yedi yıl öncesine döndü, o eski sancıyla sızladı yine. İçindeki duygular çağladı; neden Zeynep yeniden döndü, niye getirdi bu çocuğu yanına diye sormaktan kendini alamadı. O zaman başka biriyle mi olmuştu, yoksa Oğuz onu bırakmış mıydı?
Aklı bir çırpıda milyon düşünceyle doldu, kalbi şaşkın atarken Tam o sırada bahçeden Karacadan Lubna sarkıp Veliyi gördü, telaşla koştu:
Velicim! Ne oldu sana? İyi misin? Gel yardım edeyim, yoksa İsmaili mi çağırayım?
Lubnanın sıcak elleri omuzlarında dolaştı, Veli gözlerini araladı güçlükle.
Gerek yok, Lubna Sağ olasın, hemen açılırım.
Nereye açılıyorsun! Yaslan ama bana, hadi güzel güzel yürü. İyi böyle! Neyse ki ağır adamsın. Kalbine dikkat et biraz! Sonra bana derler ki bakamadın hastana! Unutma ki benim hastamsın hâlâ. Şimdi ölçelim tansiyonunu, bir iğne yapıvereyim; cin gibi olacaksın, serin salatalık gibi!
Ayakları kendini dinlemezdi ama Lubna kuvvetli kadındı. Koltukta sürüklercesine götürdü, bahçe kapısını ayağıyla itip örtüp seslendi:
İsmail! Yardım et bana!
Sonrası ise bulanıktı Veli için. Gözünü açtığında Lubnanın evinde kanepede yatıyordu. Göğsünde bir ağırlık vardı, nefes almak zordu, kalp krizi mi geçiriyorum diye korktu. Ama gözleri açınca, hafifçe gülümsedi; Lubnanın pofuduk gri kedisi yanına kıvrılmış, yavrularını yalıyordu. Diğer yavrular göğsünde geziniyordu.
Mırmır bizim Mırmır, insan dostunu anlar. Yavrularını sana getirdiyse, iyi insansındır Veli, başka türlü güvenmezdi.
Lubna kızlarının defterini kenara koyup Velinin yanına geçti.
Tamam, şimdi iyisin. Nabzın düzgün. Daha korkutma beni böyle! Yolun hali fena, ambulans bulamayız. Nereye göçüyordun? Erken sana! İşin çok senin daha bu dünyada.
Aynı işim gücüm mü kaldı, Lubna? Bir Zeynom var, bir de Kartal… O kadar.
İyi bakıyorsun hayvanlarına, Allah razı olsun! Böyle insan bulmak zor. Ya hastalansan kim bakacak? Bırakma sakın kendini!
Veli o an fark etti ki odada perdeler sımsıkı kapalı, ışık yanıyor.
Saat kaç oldu, Lubna?
Yat! Gece oldu. Eve göndermem seni çok hafifsin. Burada kal. Zeynoyu gördüm, iyi.
Lubna hızla mutfağa gitti, İsmail Velinin yanına oturdu.
Fena mısın?
Değilim pek Bilmiyorum aslında neyim var.
Biliyorum; Zeynep
İçimi kurcalama İsmail Veli yüzünü çevirdi, kedinin yeşil gözleriyle karşılaştı.
Bak, Mırmır bile seni anlıyor. Tüm yavrularını getirdi, seni rahatlatmak için. Önce bir tanesini bıraktı, yanına oturdu, Lubna seni ayıltmaya çalışırken o burada bekledi. Sonra, senin uyuduğunu anlayınca yavrularını tek tek getirdi. Canlılar bazen insanlardan akıllı. Kalplerini dinlerler. Sen ise içine her şeyi gömüyorsun, ne kadar taşıyacaksın? Biliyorum, adamsın, tek başına her şeye göğüs gerersin, danışmazsın Ama gördüğüm bu; iyi değilsin.
Sana ne, İsmail, bana mı kaldı herkesin derdi?
Bana da yeter! Ama sen bana derman olduğunda izin mi istedin? Söz konusu dostluksa, borcun ödemesi olur. Biraz içini dök, belki faydam dokunur. Benim için de önemli.
Burada ne anlatabilirim ki, İsmail?
Rahmetli nenem derdi ki; Kederini döksene birilerine; yoksa kazıp toprağa bağır! Tutma içinde, için yanar kül olur. Sen yıllardır her şeyi sakladın, taşıdın, insaf! Yıllarca seni hiç sormadım, bana laf düşmez dedim. Ama Lubna seni ayıltırken anladım, yeter! Kurt gibi yaşanmaz, Veli! Biz insanız, paylaşmalıyız derdimizi. Seninle ortaokuldan beri tanışıyoruz! Kaçıncı sınıfta gelmiştin köyümüze?
Yedinci
Off Neredeyse ömür bitti Veli, hâlâ saklıyoruz içimizi Birlikteyiz ama dert olunca köşe bucak kaçışıyoruz. Affet dostum! Bir an önce konuşmalıydık seninle Artık susamam. Kovsan da gelmemem. Dinlerim, gerekirse yardım ederim. Bilirsin beni, laf düşkünü değilim.
Bilirim Veli elini uzatıp göğsündeki yavrulara nazikçe dokundu; anlatmaya başladı. Bilmem, nereden başlasam, İsmail? Erkek adam için utanç, böyle şey anlatmak! Sınıftan dışarı çıkarılmaz bizde aile meselesi… Nasıl sevdiğimi bilirsin Zeynepi. Senin önünde yaşandı her şey. Lise yıllarımı hatırla, askerden ona koştum. O bekledi beni. Nikâhta yanında durdun. Her anına şahitsin.
Bilirim. Bir kedilik mesele kırdı aranızda, Mırmır kusura bakmasın, ama o aranızdan geçti, sanki. Bir gün her şey iyi, bir bakmışsın Zeynep şehre gitmiş, sen yaylaya çekilmişsin. Senin annen inekleri satarken ağladı, biliyorum.
Anlamadı annem Ben dedim ki Zeynepi istemiyorum artık. Ondan sonra ailem arkasına döndü, akrabalar sırt çevirdi. Bizim sülalede güç önemlidir, biliyorsun. Adam dediğin eşine sahip çıkar. Olmadı, bitti o zaman her şey…
Ama bu kadar büyütülür mü! Neydi ki aranızda işin aslı? Ben inanmazdım Zeynepin senden başkasına gideceğine!
Veli derin nefesler aldı, gözlerinde kara bir bulut dolandı.
Gözlerimle gördüm! Kim anlatsa inanmazdım
İsmail o kadar şaşırdı ki sessizce başını salladı.
Anlat, ne oldu detayını!
Her şey karmaşık. Yalandı, söylüyordu ki sadece beni seviyor. İşte, bu yüzden yalnız kaldım, ailem dağıldı. Bizde güç dediğin, namus ile ölçülür. Yaşatmadı ki hayat…
Anlat hadi.
Hatırlıyor musun, aylarca şehirdeydim işler için Çiftlik açacaktık, kımız üretimi planladık. Hatta kaplıca ile anlaşmıştık. Zeynep en çok destekledi. Babasını bilirsin, hayvan işinden iyi anlar. O ikna etti beni şehre gitmem için Ben orada, Zeynep köyde kaldı Sıkıntı başına gelmiş.
Burada hiçbir söylenti çıkmamıştı. Çünkü sen bilirsin, en ufak şeyi köyde herkes konuşur.
Çünkü olanlar bizim eve hapsoldu. Kimse konuşmadı, açığa çıkmadı. Ben döndüm, gördüm ki Zeyneple Oğuz… Kendi gözümle gördüm, sarmaş dolaş! Oğuz, annemin kız kardeşinin oğlu, bizim akraba. Geldi, birlikte yaşıyorlardı o dönem Evi tamamlayıp yeni hayatımızı kuracaktık. Çocuk düşünüyorduk ama olmuyordu, hayra yor diyorduk. Sonra bir baktık Allahtan başka yokmuş nasip.
Çocuğu gördüm Güzel çocuk…
Neye inanayım başka; gözümle gördüm! Derken Veli doğrulmaya çalıştı ama kedinin birden bağırması onu yerine sabitledi. Canım kedicik, kızmak istemezdim sana
Veli, yavruları topladı, elleriyle üzerini örttü.
Bak doğa nelere kadir, İsmail. Ana yavrusunu korur Zeynep isterdi çocuk, ben gitmeye, muayene olmaya gönüllü değildim. Demek ki, başkasına gitti çözümü. Onun olacaktı evlat, benim değil.
Kuruntu yapma! Her şeyi sanki çözmüşsün!
Çok zamanım vardı düşünmeye
Peki, sen ormanda ne arıyordun yıllardır? Hangi dertten kaçtın?
Yeter! Bağırma! Veli, sesi yükseldiğinde Lubna panikle kapıdan göründü, Veli sesini kıstı. Hesabımı ben de yapabiliyorum. Olmaz! Zamanı tutmaz. Oğuzun annesi, Lubna doğum yaptığında gelmişti bana Her şeyi anlattı.
Gözüne inandın da asıl hikâyeyi biliyor musun? Nasıl olmuş sence?
Döndüğümde onları öyle gördüm! Oğuz Zeynepi öpüyordu! Zeynep ise tepki vermedi. Daha ne olsun!
Sakin ol, sana bir iğne daha yapayım, sonra konuşuruz. dedi Lubna. Ardından Veli dalgın bir uykuya daldı.
İsmail, karısına başıyla işaret etti, odadan çıkardılar.
Duydun mu hepsini?
Duydum.
Ne dersin?
Hemen gitmem lazım İsmail Bu hikâyenin gizliyle olması yazık. Gördüm ki Zeynepin hali perişan. Oğlan için yaşar hale gelmiş. Zaman kaybetmeyelim. Velinin kalbi iyi değil.
Lubna üstünü giydi, evden çıktı. İsmail ise kapı önünde uzun uzun düşündü. Hayatın zulmüne, kayıp giden mutluluğa içlendi. Karısıyla yaşadıkları, evlat acıları, yıllar sonra gelen ikiz kızları geçti gözünün önünden. Lubnanın hastanede yaşadıklarını düşündü, iki kızına hamileliğini; korkudan uykusuz geceleri Şimdi Zeynepin oğluna annelik eden birine acımamak mümkün müydü? Gözü düştü, soğukta bekledi.
Sabahın çeperinde Lubna geldi, yorgun, ağlamıştı.
Zor muydu?
Of, İsmail! İnsan dediğin bazen beter oluyor. Hayvan bile böyle yapmaz!
Lubna anlatmaya başladı; Zeynepin oğlunun aslında Velinin oğlu olduğunu, Oğuzun annesi tüm olanı itiraf etmişti.
Nasıl başardın bunu?
Belki hâlâ vicdanı var, belki benden korktu. Önce Zeynepi dinledim, aslında Zeynep hamileymiş zaten, Veli şehirdeyken, sadece oğlan olacağını bildiği için isim arıyormuş o gün. Oğuz ise aniden sarılmış öpmüş. Olan olmuş, Veli sadece gördüğünü sanmış…
Ardından Lubna, Oğuzun annesi Tamaranın aslında ablasına hasetle, sırf içindeki kıskançlıkla yıllarca biriktirdiği kini Zeynepin ve Velinin hayatına taşımış olduğunu anlattı. Yıllar sonra gelip aileyi yıkacak fitneyi o çıkarmıştı.
Gidip itirafta bulundu. Zeynepin oğluna dedesinin adı Serkanı vermesi de tesadüf değil, Veliye duyulan sevgiden.
İsmail, karısını uzun uzun sevgiyle dinledi, sonra öptü.
Zor ama başardın! Keşke önce olsaydı her şey
İnsanlar neden bu kadar zorlaştırır her şeyi! Diyeyim mi, demeyeyim mi? diye diye yıllar heba oldu. O kadar kızgınım ki, kızartma yapacak olsa üstümde pişirirsin! Hadi ocağa, çocuklar uyanacak, Veliyi de doyurursun. Yarın büyük gün, Veli için.
Güneş köyün çatılarında parladı.
Veli, güçsüz adımlarla kapının önünde dura dura ilerledi, gözlerini yeni güne kıstı; bir ses onu irkiltti:
Sen misin babam?
Küçük oğlan basamakta oturmuş, yine o yavru köpeği kucaklamış…
Bak, güçlü olacak bu köpek, neredeyse kurt gibi! Ne dersin?
Veli, derin bir nefes aldı, oğlanın yanına çöktü, köpeğin başını okşadı.
Aslan gibi olacak, çok iyi seçmişsin.
Zeynepin o kara gözleriyle, kendi gözlerine benzer gözlerle, çocuğun bakışını üzerinden alamadı Veli. Utangaçça, elini oğlunun omzuna koydu, sıkıca sıktı:
Benim. Ben senin babanım Serkan
Güzel! Hadi gidelim, annem kahvaltı yaptı, babaannem geldi. Bugün beni atlara götürecek. Olur mu?
Veli kendisini sımsıkı saran acının bir anda çözüldüğünü hissetti, içinden bir zincir koptu. Şimdi hayatı yeniden başlatacak, oğlunun elini tutup ayağa kalkarken dedi:
Olur, hadi gidelim. Daha yapacak çok işimiz var oğlum Çok işimiz varBeraberce yürüdüler köy yolunda. Serkan bir anda durup geriye baktı, sanki köyün sessizliğine bir selam verir gibi. Veli de başını eğip doğduğu toprakları, çocukken koşup oynadığı patikaları düşündü. Şimdi, yıllar sonra yanında kendi kanından, kendi canından bir oğul vardı. Hayatın bütün kısa devreleri, yanlış anlamalar, acılar, anılar hamur gibi birbirine karışıp, önlerindeki yolu uzatırken, sabahın serinliğinde derin bir nefes çekti.
Zeynep avludan onları izliyordu, yüzünde o eski ince gülümsemesiyle. Veli ona baktı, gözlerinde bir damla sevinç gözü yaş gibi parladı. Zeynep de anladı, yılların öfkesinin, pişmanlığının çözüldüğünü; ellerini şalının ucunda kenetledi. Serkan küçük bir neşe çığlığıyla fırladı, kapıdan çıkıp annesinin elini tuttu; üçü bir arada gölgeleri yere düştü.
Lubna kapıdan seslendi:
Unutmayın, salatalık turşusunu birlikte kurmak gerek! Kurt olmakla olmuyor, insan insanın yanında iyi!
Bütün köy uyanırken, pencere camlarında yaşlı kadınlar perdeyi aralayıp bakıyor, çocuklar peşlerine takılıyor, küçücük yavru köpek yerden bir çam parçası yakalayıp Serkanın peşinden koşturuyordu. Veli, Zeynep’e döndü, usulca mırıldandı:
Her şeye rağmen hâlâ buradayız, Zeynep. Yan yana…
Zeynep başını eğdi, gülümsedi.
Burası evimiz, Veli. Zaten ev olmak; affetmek, sarılmak, yeniden başlamak demek.
Güneş, en parlak ışığıyla onların üzerine vurdu. O an Veli, belki de ilk kez içindeki koca yalnızlığın, köyü gibi serin bir sabah rüzgârında eriyip gittiğini hissetti. Kırık dökük ne varsa, artık geçmişte kalacaktı. Ve bilirdi ki, bazen en büyük barış, insanın kendi yüreğinde başlar.
Serkan, gülerek Veliye döndü, Yarış yapalım mı? diye bağırdı.
Veli, gülümsemesini saklayamadı, belki de hayatında ilk kez köyün içinde hafifçe başını yukarı kaldırıp içten bir kahkaha attı. Sonunda köyde Kurtun da gülebileceğini herkes gördü.
Ve o gün, hayat yeniden başlamış gibi oldu; taze, umut dolu ve serin Bir baba, bir anne ve bir oğulun sessizliğe karşı kurduğu küçük, ama sağlam bir dünya gibi.




