İkinci Şansın Bedeli

İkinci Şansın Bedeli

Ali, karşısında dimdik duran eşi Gülbahara yaklaşmış, onu incitmekten korkarcasına sesini yumuşatmaya çalışarak bir kez daha gerçeği anlatmasını istiyordu. Sözcükleri neredeyse bir fısıltıydı, sanki tek bir sert sözcük her şeyi silip süpürecekti.

Lütfen, bana sadece anlat. Yemin ederim, sinirlenmeyeceğim, dedi ama sesinin tonu gözlerindeki gölgeyle çelişiyordu. O bakışlarında Gülbaharın tüylerini ürperten tanıdık şüpheyi yeniden gördü. Üstelik, o dönemde biz zaten boşanmıştık, dedi biraz daha sessizce.

Gülbahar derin bir nefes alıp dudaklarını ısırdı. İçinde yükselen öfkeyi bastırmakta zorlanıyordu: Ne kadar da yorucu! Her gün, aynı soru, aynı şüpheler Kendini toparlamaya çalıştı ama duyguları taşmaya başladı:

Hiç-bir-şey! Hiçbir şey olmadı! Artık şu soruyu sormaktan vazgeç, sesi, kontrol etmek istediğinden bir adım yüksek çıkmıştı. İçinde acı bir düşünce geçti: Neden yeniden denemeye razı oldum ki? Herkes ona, Ali gibi adamların asla değişmeyeceğini söylemişti. Ama o zaman, aşklarının her şeyi düzeltebileceğine inanmak istemiş, tüm uyarıları kulak ardı etmişti.

Birden Alinin tonu değişti. O nazik, yumuşacık ses bir anda sertliğiyle boşluğu doldurdu; öfkesini hiçbir şekilde saklamıyordu.

Asuya sorarım ben, dedi kesin bir tavırla. Kızım bana asla yalan söylemez.

Bu sözler Gülbahara bir tokat gibi geldi. Yüzü kızardı, sesi öfkeden titredi:

Git sor! Yalnız unutma, o daha sadece beş yaşında ve geçen yıl sen yokken onunla kimler ilgilendi sayamıyorum, birden dikleşti, yumruklarını sıktı. Kocasının kavgalarına küçücük kızını alet etmek istemesi onu can evinden vurmuştu. Çalışmak zorundaydım, bilmem farkında mısın? Evimize para getirmek için! Kiminle görüştüm, kiminle tanıştım sana ne ki? Ali, gerçekten bıktım artık! Senden bir kez ayrıldım, sanıyorsan ki ikinciyi başaramam

Ali bir an afalladı, böyle sert bir tepki beklememişti. Yüzünde kısa bir kararsızlık belirdi, ardından alaycı bir ifadeyle sordu:

Bilet alacak paran var mı peki?

Gülbahar bir an bembeyaz kesildi. Ali hemen fark edip, sesiyle toparlamaya çalıştı:

Özür dilerim, öyle demek istemedim. Bu direncine şaşırıyorum sadece. Söz verdim sana, kıskanmayacaktım. Bir daha düşün, olur mu?

Hiç düşünmeden, Gülbahar eline ilk geçen yastığı fırlatıp, uzaklaşan eşini yakalamaya çalıştı. Yastık ona zarar vermedi, ama Alinin gururuna küçük bir dokunuştu yalnızca. O da tam cevap vermek üzereyken, kapının önünde Asu belirdi.

Küçük kız, fırfırlı pembe elbisesiyle babasına koştu. Gözleri sevinçle parladı, yüzündeki gülümsemesiyle Alinin ayağına sarıldı:

Baba, baba! Geri geldin! Seni çok özledim!

Ali, Gülbahara yüksekten bakan bir bakış attı adeta Görüyorsun, kızımız kimi daha çok seviyor der gibiydi. Sonra tekrar Asuya döndü, yüz hatları yumuşadı; sesi, az önceki tartışmadan eser bırakmayacak kadar şefkatliydi:

Gel bakalım, minik kuzum, biraz oynayalım seninle, dedi ve kızı neşeyle kucağına aldı, çocuğun gülüşü evi doldurdu. Annen de biraz dinlensin, çok yoruldu.

Gülbahar mutfak lavabosunun başında, havlunun ucunu öyle sıkmıştı ki parmak kemikleri bembeyaz kesilmişti. İçindeki acı, Harika! Şimdi de kızımı bana karşı dolduruyor! diye geçti aklından. Gözlerine hücum eden yaşları tutmaya çalışıyordu. Hayır, buraya kadar; daha fazla dayanamazdı. Gitme zamanı gelmişti.

Aklında her şey netti. Bir hafta sonra mesleki eğitim kursunun belgesini alacaktı; kurs nihayet bitmişti. Ardından hemen bilet alacaktı. Nereye olsa giderdi, yeter ki buradan uzak olsun. Ali sandığı gibi değildi; onun düşündüğü gibi parasız ve çaresiz değildi Gülbahar. XXI. yüzyıldaydılar uzaktan iş bulmak artık çocuk oyuncağıydı; birkaç siteye baksa, istediğinden fazla iş bulabilirdi.

Lavabodan ayrıldı, ağır adımlarla pencereye yaklaştı. Havluyu bıraktı. Camın arkasında, şehrin hareketli caddesi akıyordu: Herkes kendi telaşında, mağaza vitrinleri geceye hazırlanıyor, arabalar konvoy halinde akıyordu.

Bir artısı var, taşındığımız bu şehirde, diye mırıldandı Gülbahar. Buradaki diplomalar çok değerli, iyi bir iş bulmak hiç sorun olmaz. Hangi şehir olursa olsun.

Göğsüne bir rahatlama yayıldı uzun zamandır ilk kez kendini çaresiz değil, güçlü ve kararlı hissediyordu. Plan hazırdı, karar verilmişti. Sadece belgeyi almak, eşyaları toplamak ve yepyeni bir hayat başlatmak kalmıştı

***

Neden eski kocasına bir şans daha vermişti? Aslında Gülbahar bu soruya net bir cevap veremiyordu. Herhalde O çok ikna edici konuşmuştu. Bir daha asla aynı hataları yapmayacağına, en iyi koca ve baba olacağına yemin etmişti. O gözlerinde umut parlıyordu, sesi titriyordu; direnememişti. O anda her şeyin değişebileceğine inanmak istemişti. Hatta kafasında hayaller kurmuştu: Üçü birlikte parklarda dolaşmak, bayramları keyifle kutlamak, geleceğe umutla bakmak

Lakin sözler sözde kalmıştı. İlk ay iyiydi: Asuya yardım ediyor, akşam yemekleri hazırlıyor, kısa yürüyüşlerden gülümseyerek karşılıyordu Gülbaharı. Fakat ardından her şey eskiye döndü. Yine başladı o suçlamalar, şüpheler, bitip tükenmeyen sorgular: Neredeydin?, Neden geç kaldın?, Kimle konuştun telefonda?

İlk boşanmanın nedeni neydi? Aldatma mı? Hayır. Ne onun, ne de Gülbaharın bir başkası olmuştu. Ama kıskançlık Dört bir yanı sarmıştı ilişkilerini. Ali, Gülbaharı o kadar kıskanıyordu ki, adeta çevresindeki her nesneye Çalışmaya gitse, ofiste bir iki erkek olması bahaneydi; ailesine tek başına gitse, bekâr komşu hemen büyütülecek bir konu olurdu. İki defa kapıyı tuttu, aman ne büyük jest! diye kendi kendine söylenirdi Gülbahar, Alinin iddialarını hatırladıkça.

Arkadaşlarıyla buluşmalarının da sonu gelmişti. Başta Ali sadece surat asar, sonra da öfkelenirdi:

Şu kız arkadaşların da var ya, gözleri başka yerde! Hepsinin gözü erkeklerde

Onlar bekar, istediklerini yapar, Gülbahar savunurdu arkadaşlarını, onların sadece biraz sohbet, biraz eğlence istediğini bildiği için. Onlar da mutlu olmak istiyorlar!

Bunu kendi başlarına yapsınlar! Evli kadına kötü örnek olmasınlar! deyip kestirip atmıştı Ali.

Zamanla aramaları seyrekleşti, sonunda tamamen kesildi. Gülbahar açıklamaya çalışmış, ama kimse anlamamıştı: Nasıl olur da bizimle görüşemiyorsun? Kocan ne hakla engelliyor ki? Sonunda yalnız kalmış, annesinden başka konuşabileceği biri kalmamıştı hemen hemen; çocuğu ise başlı başına bir meşguliyetti: Yemesi, yatırması, oyun zamanı, her şey onun üzerindeydi.

Bir akşam, yemek sırasında Ali aniden:

Bence ikinciyi yapmanın zamanı geldi, dedi.

Gülbahar, kaşığını havada dondurdu. Az önce yarım saat uğraşmıştı Asuya birkaç kaşık yedirmek için kız mızırdanmış, surat asmış, sonra tabakla oynayıp, annesini sinirlendirmişti. O kadar yorgundu ki, daha yeni masayı silip doğrulmuştu. Ali ise, hiç istifini bozmadan bu cümleyi etmiş, sanki Çay bitti demiş gibi gayet olağan bir rahatlıkla. Gülbaharın içine bir yumruk gibi oturdu: Bu durumda, ikinci çocuk nasıl gündeme gelir ki, birini güçlükle idare ederken?

Öyle ya, senin bolca boş zamanın oldu, diyerek çatalı bıraktı. Sandalyeye yaslanıp kollarını kavuşturdu, uzun bir konuşmaya hazırlanırken. Ablanla mesajlaşmışsınız, kurs mu düşünüyorsun? Ne gerek var? Çalışacak halin yok nasıl olsa.

Gülbaharın boğazına bir yumru oturdu. Masanın ucunu öyle sıkıyordu ki tırnakları avuçlarına işlendi. Yeniden gelişmek, bir şeyler öğrenmek istiyordu ona geleceğe dair tek umut buydu.

Kendimi geliştirmek istiyorum, bunda ne kötülük var ki? dedi kısık bir sesle; gözleri hafifçe doluyordu ama eşinin gözlerinin içine bakmaktan vazgeçmedi.

Dediğim gibi, fazla boş vaktin var. Bir oğlumuz olursa, artık saçma şeyler düşünemezsin, kararlı bir şekilde, sanki çoktan nu kararı onun yerine almış gibi konuştu Ali.

Böyle bir yanıtı beklemiyordu. İkinci bir çocuk, böylesi bir yalnızlık ve yükün üstüne Her gün sanki bir maratondu: Asuyu doyur, yatır, oyun oynat, teselli et, derken yeniden doyur O yüzden o bakışta en ufak bir şaka görememişti Gülbahar.

İçindeki düğüm büyüdü. Demek ki bazı şeyleri ondan gizli yapmak zaman gelmişti; ne pahasına olursa olsun kendi ve Asu için bir yol bulmak zorundaydı. Netleşen tek şey, artık böyle yaşanamayacağıydı.

En son damlayı abisinin doğum günü getirdi. Ali kesin bir dille, orada yabancı erkekler olacağı bahanesiyle, partiye gitmesini yasakladı. Gülbahar açıklasa da, erkek kardeşinin ağırlıklı olarak aileyle kutlama yaptığına dair ne söylese kar etmedi.

Ve, daha fazlasına dayanamadı.

Ali işteyken, hesabını hemen topladı; hem kendi hem Asunun eşyalarını hazırladı, elleri biraz titriyor ama hızlıydı. Sonra abisini aradı onlar hemen anlamış, sorgusuz sualsiz ona yardım etmeye hazır olmuştu. Hatta küçük bir nakliye aracı kiraladı, taşınmaları kolaylaştırdı.

Sessizce, kimseye çaktırmadan çıktılar evden. Mutfak masasına bir not bıraktı: Affet, ama artık dayanamayacağım. Asunun huzur dolu bir evde büyümesini istiyorum.

O gün Gülbahar boşanma davası açtı.

Tabi ki dava mahkemede oldu. Ali barışmak için süre istedi, höykürdü, eşini türlü suçlarla itham etti: İyi anne değil, ilgimi takdir etmiyor, bencil diyor Sesi yüksek, öfkesi ortadaydı; Gülbahar laf almak istedikçe Ali sürekli sözünü kesti.

Yaşlı mahkeme hakimesi her iki tarafı da dikkatle dinledi. Aliyi defalarca uyardı, Gülbahara söz hakkı tanıdı. Onun tavırlarını görünce barışma süresini reddetti ve aynı gün boşadı.

Bu evliliğin kurtulabileceğine dair bir ümidim yok, dedi dürüstçe. Ve size tüm kalbimle geçmiş olsun Gülbahar. Böylesi gerginlikle geçen beş yıl hiç kolay değil.

Gülbahar ise sadece başını salladı, yüreğindeki yük hafiflemeye başladı. Uzun süredir ilk kez doğru bir karar verdiğini hissetti.

Boşanmanın ardından anne-babasının yanına taşınıp iş buldu, yavaş yavaş eski huzuruna kavuştu. Taşınma zordu: toplanmak, küçük Asuyla birlikte yolculuk, ailesine açıklama yapmak Ama anne evinin kapısından içeri girdiği anda, yılların yükü omzundan kalktı.

Uzun zamandır hayalini kurduğu grafik tasarım kurslarına kaydoldu Ali buna eskiden boşuna masraf deyip burun kıvırırdı. Şimdi ise tutkuyla grafik programları öğreniyor, ilk eskizlerini çiziyor, renklerle ve yazı tipleriyle oynuyordu. Dersler ona güç veriyor, yeni bir başlangıç hissi yaşatıyordu.

Zamanla yeni insanlar hayatına girdi: kurslardan iki kadın, iş arkadaşları, Asunun parkta oynarken tanıştığı arkadaşının annesi Hatta Gülbahar ilk kez küçük kahve buluşmalarına, küçük bir tebessüme cesaret etti yıllar sonra özgürlüğü gerçekten hissetti. Ne bir yasak, ne bir suçlama, ne de bir endişe

Akşamları, anne evinin bahçesindeki verandada, çiçekli kupasında naneli çayını yudumlamayı çok seviyordu. Asu avluda, kuzenleriyle koşturuyor, kartondan kulübeler yapıyor, serçeleri besliyordu. Küçük kızın gülücükleri bahçeyi dolduruyordu; Gülbaharın içi huzurla ısınırdı onları izlerken.

İşte gerçek hayat böyle olmalı, diye geçirirdi içinden çayını yudumlarken. Bağırış, şüphe, yanlış bir şey söylemekten korkmak olmadan. Günün güzelliklerinin tadına varmak, çocuğunun mutluluğunu görmek

Yavaş yavaş her şey düzene giriyordu. Gülbahar plan kurmaya başlamıştı: Kursu bitir, ufak tefek tasarım işleri yap, belki anne-babasının yakınında küçük bir ev tut Fakat bir yıl sonra, Ali yeniden hayatına girdi.

Pazarda yürüyordu, elmalı turta için en taze elmaların peşindeydi. Elmaların kabuğuna parmağıyla dokunuyor, ezik olup olmadıklarına bakıyor, sepete en güzel, alacalı olanlardan koyuyordu. Etraf cıvıl cıvıldı; insanlar pazarlık ediyor, tezgahtarlar çocuklara şakalaşıyordu. Bu sahne Gülbaharın içini ısıtıyordu.

Bir an, sırtında bir çift göz hissetti. Adeta birisi ona bakıyordu öyle kuvvetli bir histi ki, tüylerini diken diken etti. Arkasını döndü, kalbi küt diye durdu. Az ilerde, sebze tezgahlarının birkaç adım ötesinde Aliyi gördü.

Ali, Gülbaharın hatırladığı gibi değildi. Zayıflamıştı, yüz hatları daha belirgindi; göz altı morlukları vardı, sanki gece uykusuz kalmış gibi. Giysileri eskisi gibi durmuyordu. Ama o bakış hâlâ aynıydı, araştırıcı ve gözeten.

Gülbahar dedi Ali, ürkek bir yumuşaklıkla. Seni arıyordum.

Otomatik bir refleksle geriye çekildi, alışveriş sepetini kendine siper yaptı. Elinin sapında sıkıca tutulmuştu, tırnakları avuçlarına batıyordu.

Neden? dedi, sesi titredi, kendini sakin göstermek için çabalasa da. Gülbahar içine kapanıyordu, kaygı ve şaşkınlıkla.

Değiştim, Ali birkaç adım yaklaştı, ama fazla değil, korkutmaktan çekiniyormuş gibi. Gerçekten. En değerli şeyimi kaybettiğimi anladım. Onsuz yapamıyorum

Gülbahar yutkundu, anıları gözlerinde canlandı: Yağmurda ilk dansları, Asunun bebek arabasında gökkuşağını ilk gördüğü an, soba başında geçirilen sıcacık akşamlar. O güzel anlar şimdi çok uzak görünüyordu.

Bir şans ver, dedi Ali. Gözlerinde gerçek bir umut, sesi tarihin derinlerinden gelen bir titrekliğe sahipti. Tek bir şans Sana değiştiğimi göstereceğim. Eskisi gibi olmayacak. Söz

Bilinmeyen bir şekilde, Ali onu yeniden kandırmayı başardı. Asunun babasına ne kadar hasret kaldığı ise inkâr edilemezdi. Küçük kız günlerce: Babam ne zaman gelecek?, Bizi unuttu mu?, Kendi arasak? sorularıyla başını ağrıtıyor, hafta sonları pencerede babasını bekliyordu. Hatta Gülbahar bir gün Asunun resim defterinde, üç kişilik bir aile resmi bulmuştu, el ele tutuşuyorlardı. Her gördüğünde yüreği burkuluyordu.

En sonunda, Gülbahar şans vermeyi kabul etti. Ama tek şartla: En az birkaç yıl yeniden evlenmek yok! Bunu Alinin gözlerinin içine bakarak söyledi:

Pasaportta damga yok. Ben her şeyin değiştiğine emin olmadıkça yeniden evlenmeyeceğim. Ve hiçbir kural istemiyorum; ailemle dostlarımla özgürce görüşeceğim, çalışacağım. Anladın mı?

Elbette, tabii ki, Ali öyle hızlı başını salladı ki, bu Gülbaharı biraz huzursuz etti. Her şey senin istediğin gibi olacak. Anladım.

Ve Ali, onları ülkenin başka bir ucuna götürdü. Gülbahar başta sevindi: Yepyeni şehir, yeni bir sayfa Ama zamanla anladı ki, Alinin asıl derdi onu tamamen yalnız bırakmakmış. Ne arkadaş, ne akraba Her şey eski şehirde kalmıştı. Saat farkından dolayı ailesiyle konuşmak zaten zordu, Ali de iletişimi kontrol altında tutuyordu.

İstersen akşam arayalım anneni, onlarda sabah olur. Ya da hafta sonu bekleyelim? diyordu sürekli.

Gülbahar ne zaman telefona sarılsa, Ali bir şekilde yanında beliriyor, sohbeti dinleyip sorular soruyordu: Annen ne dedi, baban nasıl?

Ama Alinin esas saplantısı bambaşkaydı: Boşandıkları o yıl boyunca Gülbaharın başka biriyle görüşmüş olduğuna inanıyordu ve asla kafasından atamıyordu bu düşünceyi. Sürekli, adeta takıntı halinde, her detayı öğrenmek istiyor, tekrar tekrar soruyordu:

Söyle, oldu mu biri? Kızmam, yemin ederim. Yalnızca dürüst ol.

Gülbahar kaç defa açıklasa da, iş ve çocuk haricinde hayatında kimse olmadığını söylese de, Ali kafasını sallıyordu:

Bana bakarsan, değişmişsin. O zaman kesin birisi vardı.

Telefonunu kurcalıyordu, mesajlarına bakıyor, kuryeyle veya komşuyla yaptığı her sohbet için onu hesaba çekiyordu:

Ne konuştunuz? Neden bu kadar uzun sürdü? Ne dedi sana?

Gülbahar defalarca, kurye yalnızca adresi doğruladı, komşu tatildeyken posta kutusunu emanet etti dedi ama Ali her seferinde burun kıvırıyordu:

Fazla üst üste geldi

Bir akşam, Asu uyuduktan sonra, her şey doruk noktasına ulaştı.

Yine birisiyle konuşuyorsun! Ali, Gülbaharın elindeki telefonu kapıp mesajları karıştırıyordu. Kim bu? Sevgilin mi?

Hemen bırak onu! Gülbahar ayağa fırladı, sıcaklık yanaklarına yürümüştü, elleri titriyordu. Bu Katya, arkadaşım! Yarın parka götürecektik çocukları. Sana defalarca anlattım!

Tabi tabii, arkadaş, Ali gözlerini kısıp, ekrana bakıp iğneleyici konuşuyordu. Peki neden smiley gönderdin? Flaş çekişmesi mi?

Seninle ne derdin var?! bağıracak oldu, sonra korkuyla ağzını kapattı; Asuyu uyandırmaktan çekiniyordu. Sesini alçaltıp devam etti: Bana neden hiç güvenemiyorsun? Sana şans verdim, değişebileceğine inandım! Sen aynen kaldığın gibi! Yine aynı kıskançlık, aynı baskı Hiçbir şey değişmemiş!

Bir an Ali elinde telefonla durakladı. Gözlerinde kısa bir pişmanlık parladı, sonra tekrar suratını sertleştirip, soğuklaştı.

Madem saklayacak bir şey yok, göster mesajlarını, dedi kararlı bir şekilde. Ne korkuyorsun? Aç bakalım, göster bana.

Hayır, dedi Gülbahar kesin bir dille. Telefonunu göğsüne bastırıp bir adım geri çekildi. Yeter, bu kadar! Sana baştan söyledim, asla izin vermem. Sorgulama, denetleme, karıştırma yok. Değişeceğine söz vermiştin, ama yine aynı hikâye!

Nerede yaşarsın ki Alinin sesi tehditkâr olmuştu, bir adım yaklaşıp üstüne geliyordu. Paran yok, işin yok Ev tutacak hâlin mi var?

Yanılıyorsun, Gülbahar omuzlarını dikleştirip ona dimdik baktı. Kalbinde yıllardır unuttuğu bir güç, özgüven yeniden yeşeriyordu. Grafik tasarım kursuna gittim, portföyüm var. Katya bana ilk işleri buldu bile küçük olsa da başlangıç. Ve biliyor musun? Artık korkmuyorum. Yalnız kalmaktan korkmuyorum, baştan başlamaktan korkmuyorum. Çünkü artık biliyorum, başaracağım.

O anda, Asunun uykulu sesi yatak odasından geldi:

Anne? Neden bağırdın?

Gülbahar hemen kızının yanına koştu, kapıyı açıp yatağın kenarına oturdu. Küçük kızını kucakladı, yumuşacık saçlarını okşadı.

Her şey güzel, canım, dedi, sesi yatıştırıcı ve sevecendi. Annemiz yeni bir maceraya atılmaya karar verdi. Çok güneşli bir yere gideceğiz, dilediğin gibi çimenlerde koşup, parklarda oynayacaksın. İster misin?

Asu gözleri kapalı halde başını salladı, annesinin kucağına sokuldu.

Ali kapının eşiğinde öylece bakıyordu. İlk kez uzun zamandır neye uğradığını şaşırmış, hatta hafifçe kaybolmuş görünüyordu; Gülbaharın bu defa gerçekten gideceğini yeni yeni idrak ediyordu.

Gerçekten gidecek misin? diye sordu sessizce; sesinde tehdit ya da kızgınlık yoktu, sadece şaşkınlık.

Evet, dedi Gülbahar kesin bir ifadeyle; kızının sırtını okşarken gözlerini Aliden ayırmadan. Ve bu kez sonsuza dek. Asuyla huzurlu, güvende olmak istiyoruz. Senin yanında bunu hiç başaramadık. Affet.

***

Ali çırpındı, yalvardı, bazen tehdit etti, bazen duygusallık yaptı; Gülbahar tek bir milim bile geri adım atmadı. Onun konuşma, ikna etme girişimlerine karşı her defasında tek bir cevap verdi: Biz bitti. Kararım kesin.

Asu ilk günler çok üzgündü; devamlı: Babam gelecek mi?, Onu görecek miyiz? diye soruyor, bazen sessiz sessiz ağlıyordu. Gülbahar ise çocuğunu şefkatle sarıp üzüntüsünü hafifletmeye çalıştı. Geniş, aydınlık pencereleri olan, büyük park manzaralı, renkli yastıklarla döşeli güzel bir daire buldu. Taşınma morallerini biraz olsun yükseltti.

Çok geçmeden Asuyu yakınlardaki bir resim atölyesine yazdırdı. Kız çocuğu severek gitti, üçüncü derste iki arkadaş edindi, birlikte çizim yaptı, oyuncaklarını ve hayallerini paylaşmaya başladılar. Zaman içinde anne-babasının kavgalarını unuttu, yeni hayatın tadına daha fazla varmaya başladı.

İlk başta Ali her gün kızını arayıp gününü soruyor, ne çizdiğini, neler yaptıklarını anlatmasını istiyordu. Asu coşu içinde cevap veriyordu ama görüşmeler yavaş yavaş azaldı: önce iki günde bir, ardından haftada birkaç kez Sonunda sadece sıradan birkaç mesaj ve cüzi nafaka ile yetindi; o da ancak atölyedeki boyaların ücretine yetiyordu. Ali, Gülbahara tekrar baş kaldırıcı eş kisvesiyle ulaşamayacağını anlamıştı. Ne acındırmak, ne kızını bahane etmek etkili oluyordu artık.

Gülbahar ise sonunda özgürce nefes almayı, gerçek anlamda yaşadığını hissetti. Akşamları kızıyla parkta ördekleri besliyor, rengarenk yapraklar topluyor, Asunun seçtiği uçurtmayı gökyüzüne bırakıyordu. Kızı patiklerde keyif içinde koşturuyor, her gördüğü güzellikte annesine sarılıyordu.

Her defasında Asunun o korkusuz, aydınlık gülüşünü gördükçe, Gülbahar doğruyu yaptığından emin oluyordu. Evet, yeni şehirde iş bulmak, evi döşemek kolay değil. Ama huzur ve özgürlük bunların çok daha ötesindeydi. Artık Gülbahar ve Asunun küçük, güvenli, neşeyle dolu bir dünyası vardı. Ve orada artık ne korkuya, ne şüpheye, ne de suçlamalara yer yoktu.

Rate article
Lifequest
İkinci Şansın Bedeli