Altı Saat Soğuk Zeminde: Yaşanmış Bir Hayat Hikayesi

Altı saat boyunca soğuk zeminde.
Ve bir hayat, kurtaran bir kedi.
Bu, Kurban Bayramından hemen önceki salı günü oldu. İstanbul gri ve yağmurluydu, ev ise sessiz ve bomboştu. Koltukta oturmuş aile grubumu izliyordum, sanki her an bir yerden umutla beklediğim bir mesaj düşecek: Yoldayım baba.
Ama öyle bir mesaj gelmedi.
Kusura bakma baba, diye yazdı oğlum Kerem. Bu bayramı Ecenin ailesinde geçireceğiz. 24ünde görüntülü konuşalım mı?
Biraz sonra kızım Eliften mesaj:
Babacım, kafam işten kaldıramıyorum. Bayramdan sonra gelirim belki, olur mu?
Telefonu kapatıp karşıdaki sandalyeye baktım.
Orası da tam anlamıyla boş değildi. Orada, kocaman sarmanım Pamuk oturuyordu. Bir Maine Coon, gözlerinde o kadar derin ve anlamlı bir bakış vardı ki her şeyi hayal kırıklığımı, sessizliği, o buruk yalnızlığı anlıyormuş gibiydi.
Demek ki bu bayram ikimiziz, diye fısıldadım.
Pamuk hafifçe mırıldandı. Buradayım, diyordu kendi dilince.
İki gün sonra, gecenin bir vakti su içmek için kalktım. Işık yakmadım, on beş yıldır bu evdeyim sonuçta. Fakat petek yanında birikmiş ince su birikintisini görmedim. Ayağım kaydı. Yere düşmenin sarsıcı sesi, ardından keskin bir acı.
Telefon yatak odasında. Arada sadece birkaç metre var. Ama hayatımda yürümek zorunda olduğum en uzun birkaç metre buydu.
Soğuk hemen kemiklerime işledi. Titriyordum, bilincim gidip geliyordu. Orada yatarken düşündüm ki çocuklar herhalde ancak Bayram sabahı aradıklarında açmazsam endişeleneceklerdi.
O sırada ansızın bir sıcaklık.
Pamuk.
Elinin tersiyle gelmez, sırnaşmaz, öyle bir kedi değil o. Ama o gece kocaman vücuduyla göğsüme uzandı. Kuyruğunu, sanki atkı gibi boynuma doladı. Derin derin mırıldanmaya başladı, minik bir motor gibi vücudumun donmuş kısmını ısıttı.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Gözlerimi tekrar açtığımda sabah ışığı perdelere vuruyordu. O anda Pamuk birden fırladı, kapıya koştu. Ve yüksek sesle miyavlamaya başladı.
Ama bu miyavlama değildi bağırıyordu sanki.
Tekrar, tekrar.
Kapıdan geçen komşum Ayla Hanım, sonradan anlattı:
Önce dikkate almayayım dedim. Sonuçta kedi işte. Ama bu başka bir sesti, yardım çağrısı gibiydi.
Kapıyı tıklattı. Hiç ses yok. Ambulansı aradı.
Kapı açıldığında Pamuk hiç kaçmadı. Hemen yanıma koşup başımın yanında oturdu. Burada! der gibi.
Hastanede, hemşire kime haber verebileceğini sordu. Kerem cevap vermedi. Elif de toplantıda olduğunu, müsait olunca arayacağını söyledi.
Kimsem yok, dedim sessizce.
Var, dedi kapıdan Ayla Hanım. Ben buradayım.
Ambulansa beraber bindik. Yanımda kaldı.
İki gün sonra eve döndüm. Pamuk peşimde, gayet temkinli yürüyerek geldi, patisiyle elime dokundu. Sesi hala kısıktı, yardım istemekten kısılmıştı belli ki.
Telefon tekrar titreşti.
Çiçek gönderdik. Gelemiyoruz, kusura bakma.
O hafta tanıştığım Ayla Hanımın gözlerine baktım. Sonra altı saat boyunca bedenini bana siper eden kediye.
Ve o anda çok basit bir şeyi anladım.
Aile, sadece birlikte taşınan soyadından veya bayram mesajlarından ibaret değilmiş.
Sevgi, geleceğim diyenlerden değilmiş.
Sevgi, soğuk zeminde yatarken yanında kalandanmış.
Bazen en vefalı kalp senin dilini konuşmaz.
Senin soyadını taşımaz.
Dört patisi üzerinde dolaşır.
Ve biri kapıyı açana kadar, var gücüyle bağırır. O günden sonra ev artık sessiz değildi. Her odada hafif bir pıtırtı, bazen de sıcak bir mırıldanma yankılandı. Kahvaltı masasının karşısında Ayla Hanım, elinde çay, Pamuk ise masanın ayaklarında kuyruğunu kıvırmış bekler oldular. Birlikte geçirdiğimiz her gün, kayıp sandığım şeylerin yerini yeni bir aitlik hissiyle doldurdu: Paylaşılan sessizliklerdeki huzur, gülüşlerdeki samimiyet, ve Pamukun kucağımda yavaşça uyuyuşunda hissettiğim tarifsiz güven.

Bazı sabahlar içim hâlâ burkulsa da, artık yalnızlığın dilini çözmüştüm; hiçbir insanın suskunluğu, bir kedinin sevgisiyle yarışamazdı. Dışarıda yağmur çiselerken içeride üç yürek, birbirine sığınıp sıcacık bir bayram yaşadı. Ve ben nihayet anladım; bazen küçük bir pati, sessiz bir dostluk, insana yeniden yaşamayı öğretir.

İşte o yıl, ilk kez hiçbir mesaj beklemeden, başımı Pamukun tüylerine yaslayıp içtenlikle mırıldandım: İyi ki varsınız.

Rate article
Lifequest
Altı Saat Soğuk Zeminde: Yaşanmış Bir Hayat Hikayesi