Sınıf arkadaşlarım, okulun hademesinin kızı olduğum için benimle alay etti – ama mezuniyet balosunda söylediğim altı kelime hepsini ağlattı

Sınıf arkadaşlarım benimle dalga geçti, çünkü babam okulun hademesi – ama mezuniyet balosunda, söylediğim altı kelime onları gözyaşlarına boğdu

Sınıf arkadaşlarım bana “Paspas Prenses” diyorlardı, çünkü babam okulumuzun hademesiydi. O mezuniyet balosundan önce, aynı çocuklar sıraya girip benden özür dilemek için yarıştılar.

Sınıf arkadaşlarım benimle dalga geçiyordu, çünkü ben hademenin kızıyım.

On sekiz yaşındayım. Bana Esila deyin.

Bunu öğrendikten sonra, alay konusu oldum.

Babam, yani Hüseyin, okuduğum lisede hademe olarak çalışıyor. Koridorları siler, çöp kutularını boşaltır, maçlardan sonra geç saatlere kadar kalır, milletin bozduğu ne varsa tamir eder ve yine de hiç kimseden teşekkür duymadan işini yapar.

Ve evet, o benim babam.

Bu yüzden hep alayın tam ortasındaydım.

Hazırlık yılının ikinci haftasıydı, dolabımın başında ödevime bakıyordum, birden Mustafa koridordan bağırdı:

Hey Esila! Yere bir şey atınca baban seni ödüllendiriyor mu?

Herkes kahkahalara boğuldu.

Paspas Prenses!

Ben de güldüm… Çünkü gülersem canım yanmazdı değil mi?

Sonra, artık Esila değildim.

Sadece hademenin kızıydım.

Paspas Prenses.

Süpürge Kız.

Çöp Bebek.

Bir daha babamın formasını giydiği bir fotoğrafı sosyal medyada paylaşmayacaktım.

Bir gün kantinde bir çocuk seslendi: Baban tuvalete tıkanmasın diye mezuniyet balosuna motor mu getirecek?

Ortalık kahkahadan yıkıldı.

Tabağıma bakıp, kulaklarım yanacak gibi sustum.

O gece, Instagramımı açıp babamla olan bütün fotoğrafları teker teker sildim.

Artık, onun iş kıyafetliğiyle selfie yok. Babamla gurur duyuyorum başlığı yok.

Okulda, onu temizlik arabasıyla görünce yürümü yavaşlatıp aramızda mesafe bırakırdım.

Bir sorun mu var kızım? derdi bazen.

Kendimden nefret ederdim.

Daha on dört yaşındaydım; ama dalga geçilmeye o kadar çok korkuyordum ki

Babam hiçbir zaman bir şey söylemezdi.

Çocuklar yanından hırpalayarak geçer, sarı Dikkat! Islak Zemin tabelalarını devirirlerdi. Hey Hüseyin amca, orayı unutmuşsun! diye dalga geçerlerdi.

O ise sadece tebessüm edip, tabelayı tekrar diker, işini yapardı.

Eve geldiğinde Bir sorun mu var kızım? diye sorardı.

Maaşına ayak uydurmak için üzerindeki bütün ek mesaileri alıyordu artık.

Her şey yolunda. Okul iyi. diye cevap verirdim.

Bakışlarından daha fazlasını sormak istediğini anlardım, ama üstüne gitmezdi.

Annem ben dokuz yaşındayken trafik kazasında ölmüştü.

O günden sonra babam, bulduğu bütün mesaileri alırdı; geceleri, hafta sonları, ne bulursa.

Geceleri uyanıp mutfağa geçtiğimde, hep onu bir defter, eski bir hesap makinesi, bir de yığılı faturalarla görürdüm.

Mezuniyet balosu zamanı geldi, okulda herkes çılgına döndü.

Git yat, derdi. Sadece sayıların peşindeyim.

Son yıla gelince, şakalar daha sessizdi ama hâlâ devam ediyordu.

Dikkat et de, Esila seni çöpe atmasın.

Esilaya bulaşma, yoksa babası sana suyunu kestirir.

Gülüşmeler, ya sadece şaka yapıyoruz denilen bir hoyratlık.

Balo vakti geldiğinde herkes iyice abarttı.

Bir öğleden sonra, rehber öğretmenim Nursen Hanım beni odasına çağırdı.

Herkes WhatsApp grubunda gece elbiseleri, limuzinler, göl evlerinde planlanan partilerden konuşuyordu.

Arkadaşlarım sormuştu: Sen gelmiyor musun?

Yok, balo saçma iş, demiştim.

Omuz silkip geçmişlerdi.

Canım yanmadı desem yalan olurdu.

Bir gün Nursen Hanım beni çağırdı.

Baban bu hafta her akşam burada geç saate kadar kalıyor.

Otururken, Haydi geleceğinle ilgili konuşalım diyeceğini sandım.

Ellerini birbirine kenetledi.

Baban her gece burada dedi.

Kaşlarımı çattım. Niye?

Balo hazırlıkları için. Işıkları astı, süsler, hazırlıklar

Bu onun görevi değil mi?

Başını salladı.

O kısmı gönüllü yaptı. Mesaisi sadece şuna buna yeter. Diğer her şeyi çocuklar için yaptı, öyle dedi.

Göğsüme bir ağırlık oturdu.

O gece eve döndüğümde, o hâlâ mutfak masasında eski hesap makinesiyle boğuşuyordu.

Beni fark etmedi önce.

Mmm, biletler… Smokin kiralama… Belki elbiseyi de ayarlayabilirsem diye homurdandı.

Yanına yaklaşıp defteri çektim kendime.

Ne yaptığını sordum.

Kafasını kaldırıp defteri sakladı: Sinsisin! Yani bir şey yok da… Eğer istersen baloya git diye bir elbise bakayım diye düşündüm. Zorunluluk değil.

Defteri önüme aldım.

Ev kirası Market Doğal gaz… Balo bileti? Esilanın Elbisesi?

Gözlerim doldu.

Hemen suçlu gibi davrandı.

Şey… Zorlamak istemem. Ama paranı kafana takma, bir ek mesai daha alırım, hallederiz. dedi.

Gidelim dedim.

Şaşkınlıkla durdu.

Baloya gitmek ister misin?

Evet, dedim. Geliyorum.

Bana baktı, sonra yavaşça güldü.

O hâlde bunu başaracağız.

İki ilerisindeki ikinci el mağazasına gittik.

Gece mavisi, sade bir elbise buldum, tam üzerime oturdu.

Büyük ışıltılar, kabarık etek yok. Sadece duru bir şıklık.

Kabin dışına çıktım, önümle döndüm.

Nasıl olmuşum? dedim.

Yutkundu.

Annen gibi görünüyorsun, dedi kısık sesle.

Boğazım düğümlendi.

Daha ben bir şey demeden kasiyere Alıyoruz dedi.

Baloya birkaç gün kalmıştı.

Babama hazırlanıp kapıyı çalınca:

Hazır mısın? diye seslendi.

Kendi eski siyah takım elbisesi üstünce bolca durmuştu.

Hazırdım.

Kapıyı açıp bana bakınca, bir an durdu.

Vay be, bak sana, dedi.

Kahkaha attım. Bunu demek zorundasın zaten.

Sen poşetle gelsen yine derdim ben. Ama elbise de fena olmamış hani, dedi.

Onun arabasıyla, eski bir Tofaşla yola çıktık.

Sen de çalışacak mısın? diye sordum.

Evet. Ekstra eleman lazım. Ben kimseyi rahatsız etmem, fark etmezsin bile.

Bu lafım yüreğime işledi.

Hiç limuzin yok, özel şarkı listemiz yok.

Direksiyona parmaklarıyla vuruyordu.

Balo salonu önünde, daracık kaldırımda çocuklar ışıl ışıl elbise ve takım elbiselerle ciplerden döküldü.

Arabadan inince hemen başlamışlardı.

Hey, o hademenin kızı değil mi?

Cidden geldi mi buraya?

Başı dik yürüdüm.

O sırada babamı fark ettim.

Kapıda, elinde büyük bir siyah çöp poşeti, bir elinde süpürgeyle.

Aynı takım, ama şimdi ellerinde plastik eldivenler.

Bir anda içimden bir şey koptu.

Çocuklar yanından geçerken bir kız burnunu kıvırdı:

Neden burada, çok saçma değil mi? dedi.

Göz göze geldik, bana, Merak etme, buradayım ama görünmem, der gibi gülümsedi.

Ama ben artık onun saklanmasını istemiyordum.

Salonun ortasından DJin yanına gittim.

Işıklar, balonlar, süsler… Hepsinin ardının kim olduğunu biliyordum.

Direkt masama gitmedim.

DJin önünde durdum.

Bir şey söyleyebilir miyim? dedim.

Birkaç kelime…

DJ, bana Bu ne şimdi? gibi baktı.

Elimde mikrofonla, müziği durdurur musun? dedim.

O da okul müdürüne bakıp, süzüle süzüle verdi.

Ellerim titriyordu.

Durdurdu.

Tüm salon bana dönüp baktı.

Tam o an…

Beni genellikle hademenin kızı olarak tanıyorsunuz, dedim.

Salonda uğultu…

Biraz konuşup bırakacağım, dedim. Kapıya döndüm, parmağımla gösterdim.

Şu kapıdaki hademe benim babam. Lütfen bir bakın. Sadece altı kelime…

O, bütün hafta her akşam burada bu geceyi hazırladı. Gönüllü.

Babam kapıda, elinde çöp poşetiyle donup kaldı.

Her maçtan sonra yerleri siler, dağılmış tuvaletleri tamir eder, kimsenin uğraşmadığı işleri halleder. Annem öldüğünde, geçinebilmemiz için iki işte birden çalıştı. Sırf ben okuyayım diye bu kadar çabaladı.

Kimse kıpırdamadı.

Beni küçümsediniz, lakap taktınız; sanki onun işi utanılacak bir şeymiş gibi davrandınız.

Şu salona iyi bakın. Üzerinde fotoğraflar çekindiğiniz ışıklar, önünde dans ettiğiniz yerler… Bunlar burada kendi kendine olmuyor.

Bir yandan gözlerim yaşlandı.

Ben bile bir ara utandım, fotoğraf paylaşmayı bıraktım, okulda görmezden geldim, sanki o yokmuş gibi davrandım. Artık bitti. O benim babam ve onunla gurur duyuyorum.

Salon bir anda sustu.

Sonra bir erkek sesi:

Pardon Hocam?

Şaka kralı Oğuz. Kapıdan babama bakıp yaklaştı. Kravatını gevşetti.

Ben tam bir aptaldım, dedi, yüksek sesle. Söylediklerim için özür dilerim. Sen bana hep iyi davrandın, üstelik… Evet, özürlerimle.

Babam göz yaşlarını saklamaya çalıştı.

Bir kız sesi: Ben de. Ben de güldüm, yapmamalıydım.

Başka sesler katıldı.

Ben de!

Şaka yaptım, kusura bakmayın amca.

Ortam tuhaf, ama tümüyle gerçekti.

Müdürümüz yanına geldi.

Hüseyin Bey, biraz oturun; bugün bırakın işleri.

Babam elindeki çöpü havaya kaldırdı.

Hâlâ çöp var ama!

Müdiremiz aldı çöpü.

Bugün değil!

Babam öylece kala kaldı.

Rehberim Nursen Hanım miğfer ve süpürgeyi eline aldı.

Onu bırak da, bu gece eğlen, dedi.

Herkes alkışlamaya başladı.

Ama sahte değil, yürekten, salonu inleten alkışlar…

Babama doğru yürüdüm.

Merhaba, dedim.

Merhaba, dedi kısık sesle.

Babam olduğun için gurur duyuyorum.

Başını salladı:

Bunu yapmak zorunda değildin… Onlara anlatmak zorunda değildin.

Biliyorum, dedim fısıltı gibi, Ama istedim.

Dans etmedik; ama salonun kenarında, birlikte durduk.

Çocuklar sırayla gelip:

Her şey için sağ ol Hüseyin Amca.

Salon harika olmuş.

Şu ana kadar söylediğimiz her şey için gerçekten özür dileriz.

Babam tekrar tekrar: Benim görevim, önemli bir şey değil. Boş verin, diye cevapladı.

Arada bana bakıp, Bunu gerçekten sen misin yaptın? bakışı atıyordu.

Evet, şimdi her şey gerçek.

Gece, sahte pop şarkıları, ter, ucuz parfümle dağıldığında salondan çıktık.

Hava gece serin ve sessizdi.

Arabaya yürürken, bir anda durdu.

Annen burada olsaydı, bayılırdı, dedi.

Gözyaşlarım hızla aktı.

Baba, özür dilerim, dedim kısık sesle.

O derin bir nefes aldı, arabaya yaslandı.

Niçin?

Senin işinin utanılacak bir şey olduğunu düşündüğüm, imalı davrandığım, senden uzak yürüdüğüm o eski hallerim için.

Ben asla işimle gururlanmanı istemedim, dedi. Sadece senin kendinle gurur duymanı isterim.

Ertesi sabah telefonum çılgına dönmüştü.

Üzerinde çalışıyorum, baba, dedim.

Gülümsedi.

Fark ediliyor.

Mesajlar, kaçırılan aramalar, DMler:

Hey, şakalarım için çok üzgünüm

Dün gece yaptığın konuşma harikaydı.

Baban efsane olmuş.

Birisi onun, hala elinde çöp poşetiyle spor salonunda fotoğrafını koymuş.

Altına; Gerçek kahraman! MVP! yazılmış.

Tezgâhta, eski kırık kupasıyla çay yapan babama baktım.

Yanına gidip sıkı sıkı sarıldım.

Beni yakaladı, Noldu yine?

Hiç, dedim. Sadece… Babamın artık ünlü olduğunu düşünüyorum.

Güldü.

Hala, koridorda birisi kusunca aranacak adamım ben; ne efsanesi, dedi.

Ben de güldüm.

Zor iş; ama birisinin yapması gerekiyor, dedim.

Omzumu hafifçe okşadı.

İyi ki inatçıyım, dedi.

Yıllarca gülüp geçtiler.

Ama mezuniyet gecesinde, mikrofon elimde titrerken ve babam kapıda dururken şunu fark ettim:

Bu kez son sözü ben söyledim.

Bunu asla unutmayacağım.

Rate article
Lifequest
Sınıf arkadaşlarım, okulun hademesinin kızı olduğum için benimle alay etti – ama mezuniyet balosunda söylediğim altı kelime hepsini ağlattı